2. bölüm · Gölgede Kalan İsimler

1. Bölüm

Ece 📓

Rüya dosyayı eline aldığında parmaklarının titrediğini fark etti. Kapağında tarih yoktu, imza yoktu; sadece siyah kalemle atılmış tek bir isim vardı. O da kendi soyadı. Kalbi hızlandı. Bu dosya resmî arşivde olmamalıydı, hatta hiç var olmaması gerekiyordu. Tam o anda telefonuna tekrar bildirim düştü. Bu kez arayan yoktu. Sadece tek bir mesaj:
“Geç kaldın.”
Rüya, bir telefona birde dosyaya baktı, ne yapacağını düşündü ve telefonunu eline aldı. Rehbere girdi, aradığı kişi abisiydi…
Rüya arama tuşuna bastı ama çağrı düşmeden kapattı. Abisi bu saatte ulaşılabilir değildi… Ya da asıl mesele, onun da bu dosyadan haberdar olup olmadığıydı. Dosyanın içini açtı. İlk sayfada çocukluğuna ait bir fotoğraf vardı. Tarih kısmı silinmişti. Altına tek bir not düşülmüştü:
“Korunması gereken tanık.”

Rüya’nın boğazı düğümlendi. Tanık mı? Neyin tanığı? Tam o sırada odanın ışıkları kısa bir anlığına gidip geldi. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Telefonu tekrar titredi. Bu kez mesaj yoktu. Sadece bilinmeyen bir numaradan atılmış tek bir konum.
Ve konum, abisinin çalıştığı şubeyi gösteriyordu. Rüya hemen Duru’yu aradı, aralarında şöyle bir diyalog geçti:
- Alo Duru, acil yanıma gelmen gerekiyor!
- Ne oldu Rüya iyi misin?
- Değilim değilim değilim
- Konum at geliyorum
Rüya telefonu kapatır kapatmaz , üstten bir mesaj düştü :
“Kimseye söyleme . Bu olay senin ve benim aramda savcı” bu sefer Rüya daha çok korkmuştu , bu kimdi , nerden tanıyordu ve numarayı nerden almıştı …
Rüya telefonu elinde öylece kalakaldı. Ekran hâlâ açıktı, mesaj oradaydı. Silinmemişti. Sanki özellikle silinmemesi istenmişti. Nefesini tutarak konuma tekrar baktı. Bu kez nokta sabit değildi. Hareket ediyordu.
Kalbi göğsüne sığmadı.

“Hayır…” diye fısıldadı. “Bu mümkün değil.”

Konum, abisinin çalıştığı şubeden uzaklaşıyor; şehrin eski, kullanılmayan sanayi bölgesine doğru ilerliyordu. Rüya’nın aklına tek bir ihtimal geldi ve bu ihtimal, diğerlerinden daha korkutucuydu: Emir orada değildi. Ya da biri onun telefonunu taşıyordu.

Tam o anda telefon titredi. Bu kez arayan Duru’ydu.

— Rüya, neredesin? Sesin iyi gelmiyor.
— Duru… Emir kayıp olabilir.
— Ne diyorsun sen? Nasıl n-neden
— Konumu vardı. Ama artık… artık başka bir yere gidiyor.

Telefondaki sessizlik birkaç saniye sürdü. O birkaç saniye Rüya’ya saatler gibi geldi.

— Konumu bana at, dedi Duru net bir sesle. Polis merkezine yakınım.
— Hayır, dedi Rüya aniden.
— Rüya, bu bir oyun değil.

Rüya tam cevap verecekken ekran bir kez daha karardı. Aynı numara. Aynı soğuk titreşim.

“Yanlış kişiye güveniyorsun.”

Rüya’nın eli titredi. Bu kez korkudan değil… öfkesinden.
Artık kaçmak istemiyordu. Bu oyunun kurallarını bilmeden oynayamazdı ama şunu biliyordu:
Gölgedeki biri, adını çok iyi biliyordu.
Ve bu hikâyede saklanan tek şey isimler değildi…

Rüya dosyayı kapattı. Bu sefer korkan o değildi … Savcı Rüya, adliye koridorunda yürürken topuk sesleri yankılanıyordu. Her adım, kafasının içindeki soruları biraz daha netleştiriyordu. Az önce kapattığı dosya masasında duruyordu ama aslında hiç kapanmamıştı.

Abisinin adı dosyada yoktu.
Ama olmaması, orada olmadığı anlamına gelmiyordu.

Odadan çıkmadan önce çekmecesini açtı. Kilitli klasör hâlâ yerindeydi. Kimsenin bilmediği, resmî kaydı olmayan klasör. Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:

“Gölgede Kalanlar.”

Rüya klasörü çantasına yerleştirdi. Bu dosya açılırsa, geri dönüşü yoktu. Ama artık geri dönmek istemiyordu.

Tam kapıyı kapatacakken telefonu titreşti.
Bu kez gizli numara değildi.
Abisiydi
Rüya’nın nefesi kesildi.
— Abi? Nerdesin?
Karşıdan gelen ses boğuktu, aceleciydi.
— Rüya… beni dinle. Telefonda fazla kalamam.
— Neredesin dedim!
— Beni arama. Kimseye de söyleme. Özellikle…

Ses kesildi.
Rüya ekrana baktı. Arama sona ermişti. Ama bir şey daha vardı. Mesaj gelmişti. Tek cümlelik.

“Dosyayı açarsan, beni kurtaramazsın.”

Rüya’nın yüzü sertleşti.
Yanlış biliyordu.

Çünkü Rüya dosyaları açtığında, birileri kaybolmazdı.

ORTAYA ÇIKARDI…
Telefonunu cebine koydu, arkasını döndü ve asansöre doğru yürüdü.
Bu kez kuralları başkası koymuyordu.

Bu kez oyunu Savcı Rüya oynayacaktı…
Asansör kapıları kapanırken Rüya derin bir nefes aldı. Telefonu hâlâ elindeydi. Ekranda tek bir isim yoktu. Sadece az önce kesilen arama.

Abi.

O kelime, boğazına düğümlendi. Rüya onun adını söyleyemiyordu. Söylerse, olanların gerçek olacağını biliyordu.

Otoparka indiğinde hava çoktan kararmıştı. Adliye binasının ışıkları arkasında kalırken Rüya arabaya bindi. Düğmeye ve frene bastı fakat araba çalışmadı . Direksiyonun başına eğildi.

“Beni arama,” demişti.
Ama bu bir rica değildi. Bir uyarıydı.

Rüya torpidoyu açtı. Kilitli klasör hâlâ oradaydı. Parmakları bir an duraksadı. Sonra klasörü çıkardı. İçinden tek bir fotoğraf düştü.

Eski bir kamera görüntüsü.
Bir adam. Sırtı dönük.
Ama Rüya onu tanıyordu.

Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı:

“Emir, sandığından daha yakında.”

Rüya başını kaldırdı. Otopark boş değildi ve ilk kez şunu hissetti:
Bu dosya onu abisine götürmeyecekti.
Abisi, bu dosyanın içindeydi. Rüya’nın bakışları otoparkta gezindi. Beton kolonların arasındaki gölgeler olduğundan uzun görünüyordu. Bir araba kapısı kapandı. Ses yankılandı, sonra kesildi.

Yalnız değildi.

Fotoğrafı tekrar eline aldı. Zaman damgasına baktı. Bir saat. Sadece bir saat. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok şey değişebilirdi. Abisi bunu biliyordu. O yüzden susmuştu.

Rüya fotoğrafı klasörün içine geri koydu. Klasörü kapattı ama kilitlemedi. Artık saklamanın anlamı yoktu.

Arabadan indi. Ayakkabılarının sesi beton zeminde netti. Saklanmıyordu. Kim izliyorsa, görsün istiyordu.

— Buradayım, dedi alçak bir sesle. Kime söylediğini bilmiyordu ama doğru adrese gittiğinden emindi.

Telefonu cebinde titredi. Bu kez ekran kararmadı. Mesaj açıktı.

“Yalnız gelmeni söylemiştim.”

Rüya gülümsedi. Kısa, sert bir gülümseme.

— Zaten hep yalnızdım, diye fısıldadı.

Adımlarını hızlandırdı.
Çünkü artık emindi:
Bu bir kaçırılma değildi.
Bu, hesaplaşmaydı.

Ve Rüya, hesapların yarım kalmasına izin vermezdi…