4. bölüm / 5
Gölge Operasyonu4. Bölüm - Sessizlikten önceki son ses
Bölümler 5Şu an: 4. Bölüm - Sessizlikten önceki son ses
[Alper’in Anlatımıyla]
“Görüşürüz birtanem.” dedim ve telefonu kapattım.
Hâlâ hastanedeydik. Aras’ın yarası temizlenmiş, müdahalesi yapılmıştı. Bir süre daha burada kalacaktı.
Ama benim aklım…
Hiç burada değildi.
Sanem’in sesinde bir gariplik vardı.
Biri onun yanındaydı.
Başımı kaldırdım.
Herkes bana bakıyordu.
Ortamda gergin bir sessizlik vardı.
“Komutanım?” dedi Alptekin çekinerek.
Gözlerimi ona çevirdim.
“Ne var?” dedim kısaca.
Bir an duraksadı.
Sonra omuz silkti.
“Eren, artık top sende.” diyerek soruyu ona pasladı.
Eren yutkundu.
“Komutanım… yanlış mı duyduk yoksa…”
Kaşımı kaldırdım.
“Yoksa?”
Derin bir nefes aldı.
“Az önce…” dedi.
Sonra hızlıca ekledi:
“Bir kadınla mı konuştunuz komutanım?”
Odadaki gözler Eren’le benim aramda gidip geliyordu.
Alptekin dudağını ısırıyordu.
Can’ın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Doğan resmen şoka girmişti.
Aras’ın yüzünde ise muzip bir gülümseme vardı.
Yüzümde hafif bir tebessüm oluştu.
Ayağa kalktım.
Bir adım attım.
“Evet, bir kadınla konuşuyordum.” dedim uzatmadan.
“Şimdi de onun yanına gidiyorum.”
Cümlem biter bitmez kapıya yöneldim.
“Ben çıkıyorum. Bir şey olursa haber verin.”
Kapıya tam varmıştım ki—
“O kadına ‘birtanem’, bize kuru ‘görüşürüz’ ha komutanım?” diyen Alptekin’in sesi duyuldu.
Durdum.
Sadece başımı hafifçe yana çevirip baktım.
Alptekin hatasını anlamış olacak ki hızla toparladı:
“Görüşürüz komutanım!” dedi.
Tebessüm ettim.
Ve adımlarımı hızlandırdım.
Kapı eşiğinden adım attığım anda artık ünlü silah üreticisi Mahir Öztürk’ün umursamaz, çapkın, baba parası yiyen işsiz oğlu Alper Öztürk’tüm.
Kimse asker olduğumu bilmezdi.
Askerî hastanedekiler ve güvendiklerim dışında.
Temkinli ama hızlı adımlarla arabaya ilerledim.
Kontağı çevirip motoru çalıştırdım.
Sanem’in sesinde belirgin bir gariplik vardı.
Bunu anlamak zor değildi çünkü Sanem bana “hayatım” demişti.
Bana!
Yıllardır birbirimizi tanırdık.
Anne ve babasını kaybettiği zamanlarda ailem ona destek olmuş, okumasına ve bugünlere gelmesine yardım etmişti.
Ama ne kadar eskiye dayanırsak dayanalım…
Birbirimize hiçbir zaman düzgün davranmamıştık.
Tim ve görevler dışında.
Onunla her karşı karşıya geldiğimde içimde garip bir gerginlik oluşuyordu.
Özellikle o toprak rengi gözleri gözlerime değdiğinde.
Sanki insanın içini okuyordu.
Bu yüzden çoğu zaman onunla tartışmayı tercih ediyordum.
Mesafe koymak daha kolaydı.
Gözlerimi yola kilitledim.
Düşünceler zihnimde birbirine girerken hız kesmeden sürmeye devam ettim.
Lojmanın önüne geldiğimde havanın ağırlaştığını hissettim.
Boğucuydu.
Askerî kartımı gösterip hızla içeri girdim.
Bulduğum ilk yere arabayı park edip bina girişine yöneldim.
Sanem’le aramız hiçbir zaman iyi olmamıştı.
Ama tim arkadaşımdı.
Ve şu an yardıma ihtiyacı vardı.
Oturduğu binanın önüne geldiğimde kısa süreli bir tereddüt yaşadım.
Girmeli miydim?
Düşünceyi kafamdan atıp hızla içeri girdim.
Merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya başladım.
Binanın en üst katında oturuyordu.
Kapıya ulaştığım an sertçe kapıyı çaldım.
Bir.
İki.
Üç.
Ses yoktu.
Kaşlarımı çattım.
Kapıyı bu sefer daha sert yumrukladım.
Hâlâ açan yoktu.
İçimdeki huzursuzluk büyümeye başladı.
En sonunda sinirime yenilip kapıyı kırmak için geri çekildim.
Tam o sırada—
Kapı aralandı.
Selen.
Yüzü bembeyazdı.
Gözleri korkuyla dolmuştu.
“Alper abi…”
Sesi titriyordu.
“Çok şükür seni Allah gönderdi…”
Diyerek bir anda bana sarıldı.
Hazırlıksız yakalandığım için ellerim havada kaldı.
Birkaç saniye sonra yavaşça ona karşılık verdim.
Selen başını kaldırdı.
“Odadan çıkmaya cesaret edemedim.” dedi korkuyla.
“Ablamdan hiç ses gelmedi…”
“Ne demek ses gelmedi?” dedim sertçe.
Selen irkildi.
“Ben odadaydım.” dedi kısık bir sesle. “Ablam bana çıkmamamı, kapıyı kilitlememi söyledi.”
Sesi gittikçe titriyordu.
“Sonra silah sesleri geldi…”
Kaşlarım çatıldı.
“Kaç el ateş edildi? Kaç kişi vardı?” dedim sertçe.
Selen başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum… hiçbir şey hatırlamıyorum.” dedi gözleri dolarak. “Alper abi nolur ablama bak. Ona bir şey olmasın…”
Son cümlesiyle birlikte ağlamaya başladı.
Sanem’in yakın arkadaşlarından biri olan Şebnem lojmanın hemen karşı binasında oturuyordu.
“Selen.” dedim sakin ama net bir sesle. “Askerlere olanları anlat. Sonra bir askerle birlikte Şebnem ablanın yanına git.”
Cevap vermesini beklemeden içeri girdim.
Ev savaş alanına dönmüştü.
Sehpalar kırılmış, sandalyeler devrilmişti.
Aile fotoğrafları yerlere saçılmıştı.
Kırılmış cam parçaları her yerdeydi.
Bazı noktalarda küçük kan lekeleri vardı.
Ama yeterinceydi.
Adımlarımı hızlandırıp odaları kontrol etmeye başladım.
Her yer salon gibiydi.
Dağılmış.
Parçalanmış.
“Sanem?” diye seslendim.
Cevap gelmedi.
Koridorun sonunda yan yana iki oda vardı.
Boks odası.
Ve Sanem’in yatak odası.
Önce boks odasına girdim.
İçerisi boştu.
Yerde yumruk bandajları vardı.
Bir tanesi kopmuştu.
Çenemi sıktım.
Mantıklı düşünmeliydim.
Panik hata yaptırırdı.
Hızla yatak odasına yöneldim.
Kapıyı açtığım anda kaşlarım çatıldı.
Balkonda iki beden yatıyordu.
Eser’in adamları.
Ölülerdi.
Gözlerim yerdeki sürüklenme izlerine kaydı.
İzler odanın dışına doğru devam ediyordu.
Balkona çıktım.
Soğuk rüzgâr yüzüme çarparken korkuluğun yanındaki şeyi fark ettim.
Bir kovan.
Eğilip elime aldım.
Mermiyi gördüğüm anda bunun sıradan bir saldırı olmadığını anladım.
Çünkü bu mermileri sadece Eser’in en profesyonel adamları kullanırdı.
Tam ayağa kalkarken telefonum titredi.
Biri Aras’tandı.
Diğeri…
Sanem’den.
Mesajlarını daha önce görmemiştim.
Muhtemelen bildirimleri susturduğum sırada atmıştı.
Mesajı kapatacaktım ki yanlışlıkla üzerine tıkladım.
Ekrandaki cümleyi okuduğum anda gözlerim kısıldı.
“Sevgilim ve Azrail gibi davran.”
Bir saniye.
Sadece bir saniye içinde bütün parçalar yerine oturdu.
Sanem kaçırılmıştı.
Ve bunun sebebi…
Azrail’in sevgilisi olduğunu söylemesiydi.
Bölüm etkileşimi
