Gölge Operasyonu kitap kapağı

3. bölüm / 5

Gölge Operasyonu

3. Bölüm - Gerçeklerin Üzerindeki Perde

Vaveyla Yazarı: Miray G.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 3. Bölüm - Gerçeklerin Üzerindeki Perde

Elim titremeye başlamıştı ve telefon elimden kayıp sert bir şekilde yere düştü.
Çıkan sesle birlikte balkondaki it kafasını kaldırıp bana baktı.
Sol gözünde kirli bir bant vardı. Kirli, siyah sakalları uzamış, neredeyse Selen’in yanağına değiyordu.
Beni görür görmez yüzünde iğrenç bir gülümseme oluştu.
Gözlerini benden ayırmadan yavaşça Selen’in telefonuna eğildi.
Bu sefer bakmak için değil… yazmak için.
Telefonum titredi.
Eğilip telefonu aldım.
Selen.
Ama yazan o değildi.
Aşağılık herifin tekiydi.
Mesajı yavaşça okudum.
“Silah alma.”
Dişlerimi kırılacak kadar sıktım.
Bir mesaj daha geldi.
“Balkona gel. Geç kalırsan kardeşinin güzel kafasıyla vücudu birbirinden ayrılır.”
Parmaklarım ekranın üzerinde dondu.
Gözlerimi kapattım.
Bir saniye… sadece bir saniye.
Her şeyin bir kâbus olmasını istedim.
Gözlerimi açtım.
Değildi.
Telefonu sıkıca kavradım.
Aklımda tek bir şey vardı:
Selen’i kurtarmak için zaman kazan.
Yavaş adımlarla balkona doğru ilerledim.
Kalbim hızlanıyordu ama adımlarım sabitti.
Kapının önünde durdum.
Başka bir seçenek düşündüm.
Yoktu.
Elim kapı koluna gitti.
Derin bir nefes alıp kapıyı açtım.
Adam beni görür görmez Selen’i biraz daha kendine çekti.
Bıçağın ucu boğazına daha çok bastırıldı.
“Silahım yok. Gördün zaten.” dedim.
Sesim sandığımdan daha sakindi.
“Bırak onu gitsin. Onun bir şey bildiği yok.”
Bir adım daha attım.
“Senin işin benimle.”
Adam bir an durdu.
Sonra…
gülmeye başladı.
Ama bu bir kahkaha değildi.
Kısa, boğuk ve rahatsız edici bir sesti.
“Benim işim ne seninle ne de bu küçük kızla, asker.” dedi rahatsız edici, ürkütücü sesiyle.
Bir adım daha attım. Aramızda sadece beş adım kalmıştı.
“Abla, sakın yapma!” diyen Selen’e bakmadım bile.
Konuştuğu için adam bıçağı biraz daha bastırdı. Selen acıyla inlerken içimde bir şeyler kopmuştu.
“Ne istiyorsun? Söyle ve bırak kardeşimi.”
“Sizin timde biri var…” dedi.
“Azrail. Onu istiyorum.”
Şaşırmamıştım.
Azrail olduğumu Selen ve tim dışında kimse bilmiyordu. Hatta çoğu kişi beni erkek sanıyordu.
“Neden?” dedim.
Ses tonum sakindi. Fazla sakin.
“Onunla bitmeyen bir hesabım var.” dedi.
İçimden geçen tek şey şuydu:
Kimin yoktu ki benimle hesabı…
Gözlerimi onunkilerden ayırmadan bir adım daha attım. Artık aramızdaki mesafe yok denecek kadar azdı.
“Demek Azrail…” dedim alaycı bir şekilde.
“Gerçekten sizin için bu kadar korkutucu mu?”
Adam sırıttı. Selen’in boğazındaki bıçağı hafifçe oynattı. Ne onu öldürecek kadar bastırıyordu ne de yaşatacak kadar hafif…
“Onu gören geri dönemiyormuş…” dedi.
“Ben döneceğim.”
İnanarak söylüyordu.
İçimden geçenlere engel olamadım.
Karşındayım… ve sen de onlar gibi geri dönemeyeceksin.
“Yerini biliyorum.” dedim, söyleyeceğim yalanı düşünmeye bile gerek duymadan.
“Ama önce kardeşimi bırak.”
Selen başını hafifçe iki yana salladı.
Gözleriyle resmen bağırıyordu: Yapma.
Adam kahkaha attı.
“Sen beni aptal mı sandın, asker?” dedi.
“Önce Azrail… sonra kız.”
Dişlerimi sıktım. Nabzım hızlanıyordu ama yüzümde tek bir mimik yoktu.
“Yanlış yapıyorsun.” dedim soğuk bir sesle.
“Onu öldürürsen Azrail’e asla ulaşamazsın.”
Adamın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
İşte bu…
Tam beklediğim andı.
Gözlerimi kısmadan devam ettim:
“Çünkü onu bulabilecek tek kişi…”
Bir adım daha attım.
“…benim.”
Dudaklarımda korkutucu bir gülümseme belirdi.
Adam boş gözlerle bana bakmaya devam etti.
Yüzündeki ifade değişmişti. Artık o alaycı halinden eser yoktu.
“Demek öyle…” dedi yavaşça.
Selen’in boğazındaki bıçağı biraz gevşetti ama tamamen çekmedi.
“Peki…” diye devam etti.
“Neden sana inanayım? Neden bana yardım edesin ki?”
Gözlerimi onunkilerden ayırmadan hızlıca bir bahane düşündüm.
“Çünkü onu bulmak için bana ihtiyacın var.” dedim.
Kısa bir an duraksadım.
“Ve çünkü…”
nefesimi kontrol ettim
“ben onun sevgilisiyim.”
Selen’in gözleri fal taşı gibi açıldı.
Adam ise hafifçe güldü.
“Yalan söylüyorsun.” dedi.
Bir adım daha attım. Artık neredeyse yüz yüzeydik.
“Söylemesi benden…” dedim sakin bir sesle,
“inanması senden.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Adam başını hafifçe yana eğdi, beni süzdü.
“Silahın yok…” dedi.
“Kaçamazsın…”
gözleriyle beni tekrar tarttı
“Ve kardeşin elimde.”
Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi ama yüzüm hâlâ ifadesizdi.
“Gerçek bu.” dedim.
“İnanıp inanmamak sana kalmış.”
Adamın bakışları sertleşti.
“Sana inanmıyorum.” dedi.
“Telefonundan onu arayacaksın… ve yanımda konuşacaksın.”
İşte…
şimdi yolun sonundaydım.
Aras hastanedeydi.
Eren olmazdı.
Alptekin zaten imkânsızdı.
Baran fazla göz önündeydi.
Doğan… olmazdı.
Can rol yapamazdı.
Geriye sadece Alper kalıyordu.
Gözüm istemsizce odaya kaydı.
İçeride iki kişi daha vardı.
Zaten tek gelmiş olması daha büyük bir anormallik olurdu.
“Hadisene…” dedi sabırsızca.
“Ne bekliyorsun?”
“Adamlarının özelimden çıkmasını ve telefonumu geri almayı.”
Geriye doğru yavaşça yürümeye başladım.
Adamın gözleri üzerimdeydi. Bir an tereddüt etti, sonra elini kaldırıp işaret verdi.
Diğerleri istemeyerek de olsa odadan çıktı.
Kapı kapanırken içerideki sessizlik daha da ağırlaştı.
Adam bakışlarını benden ayırmadan konuştu:
“Silahını eline aldığını gördüğüm an… kafasını keserim.”
Selen’in boğazındaki bıçak hafifçe oynadı.
“Bunu denemeyi aklından bile geçirme.”
Gözlerimi kısmadan ona baktım.
Bir adım daha attım.
“Azrail değilim diye…” dedim düşük ama keskin bir sesle,
“beni beceriksiz sanma.”
Adam gülerek, “Hadi, oyalanma asker.” dedi.
Gözlerini oymamak, ağzını burnunu kırmamak için kendimi zor tutuyordum.
Yavaş adımlarla içeri girdim.
Etrafı darmadağın etmişlerdi. Çekmeceler açık, eşyalar yerlere saçılmıştı. Her yer altüst edilmişti.
Gözüm direkt telefonuma gitti.
Hızla eğilip aldım.
Kafamı kaldırdığım anda silahıma uzanacak vaktim olmadığını anladım.
Çünkü bana bakıyordu.
O iğrenç, acımasız gülümsemesiyle…
Telefonun kilidini açtım. Parmaklarım hızlı ama kontrollüydü.
Alper’in isminin yerine küçük bir kalp koydum.
Ardından mesaj kısmını açtım.
Ben: Alper, bu mesaja acil bakman lazım.
Ben: Birazdan seni arayacağım.
Ben: Sevgilim ve Azrail gibi davran. Mesajı görsen bile cevap verme. Seni arayınca anlarsın.
Gönder tuşuna bastım.
Mesajın iletildiğini gördüğüm an hiç vakit kaybetmeden ekrana tekrar dokundum.
“Benden sil” seçeneğine bastım.
Ekran temizlenirken içimden kısa bir nefes verdim.
Telefonu kilitledim.
Derin bir nefes alıp arkamı döndüm.
Balkona doğru yürümeye başladım.
Her adımda kalbim biraz daha sıkışıyordu.
Ama yüzüm… hâlâ ifadesizdi.
Balkona çıktığım an yüzüme kasım ayının soğuk rüzgârı çarptı.
Bu, zihnimi toparlamak için fazlasıyla yeterliydi.
Adam bana şüpheyle bakarken telefonu havaya kaldırdım.
Yüzünde, sanki zafer kazanmış gibi iğrenç bir gülümseme vardı.
“Çabuk ara.” dedi emir verir gibi.
Telefonun ekranına yansıyan kendime baktım.
Boynumdaki damarlar sinirden kabarmıştı. Saçlarım, hava soğuk olmasına rağmen terden alnıma yapışmıştı.
Ekranı açtım. Mesajlardan çıkıp rehbere girdim.
Adam rehberdeki isimleri süzerken parmağımı hiç tereddüt etmeden kalp emojisine götürdüm.
Onun için sadece bir kalpti.
Benim için… Alper.
Aradım.
Çalıyor…
İçimden saymaya başladım.
Bir…
İki…
Üç…
Arama yanıtlanmayınca adamın yüzündeki gülümseme silindi.
Bir anda bana döndü.
“Ne demek oluyor bu?” diye hırladı.
Gözümü bile kırpmadan karşılık verdim:
“Azrail’den bahsediyoruz.” dedim soğukça.
“Sence her aramayı açması normal mi?”
Adam dişlerini sıktı.
“Tekrar ara—”
Sözünü bitiremeden ekran aydınlandı.
Kalp emojisi.
Arıyordu.
Kalbim bir anlığına durdu.
Yanıtlamadan önce Selen’e baktım. Gözlerinde korku ve şaşkınlık vardı.
Ona belli belirsiz bir tebessüm gönderdim.
Aramayı açtım.
Adam hemen uzanıp hoparlörü açtı.
“Efendim.” diyen Alper’in soğuk sesi kulaklarımda yankılandı.
Tüylerim diken diken oldu.
Ne diyeceğimi bilmiyormuş gibi görünsem de…
Aklım saniyeler içinde plan kuruyordu.
Gözlerimi adamdan ayırmadım.
Adam eliyle işaret yaptı.
Normal konuş.
Bir saniye durdum.
Ses tonumu olabildiğince yumuşattım.
“Rahatsız mı ettim?” dedim.
Adam kaşlarını çatmıştı. Selen ise şaşkın gözlerle bir bana, bir telefona bakıyordu.
Aramızda kısa bir sessizlik oluştu.
“Sen mi?” dedi Alper, sesindeki disiplini bozmadan.
Gözlerimi adamdan ayırmadan devam ettim.
“Seni özledim.” dedim.
Her kelimeden sonra Selen’in gözleri biraz daha büyüyor, adamın yüzündeki şüphe ise yavaş yavaş yerini inanca bırakıyordu.
“Şu an müsait misin?” diye ekledim.
Alper bir an durdu.
Sonra sesi değişti.
Mesajları yeni görmüş gibiydi.
Daha sert… daha karanlık:
“Değilim.” dedi.
“Ne oldu?”
Anlamıştı.
“Konuşmamız lazım.” dedim.
Kısa bir duraksamadan sonra ekledim:
“Yalnız değilim.”
Son cümlenin üzerine özellikle bastım.
Adam bir anda taş kesildi.
Bunu bu kadar açık duymayı beklemiyordu.
“Geliyorum.” dedi Alper.
Adamın gözleri zaferle parladı.
Hemen araya girdim.
“Hayır.”
Gelirse her şey açığa çıkardı.
Beni erkek bilmeye devam etmeliydiler. Bu bilgi Eser’e ulaşmalıydı.
Adam cevabımla bana döndü.
Selen’in boğazındaki bıçağı hatırlatmak ister gibi biraz daha bastırdı.
Bu sefer sivri uç deriye gerçekten değmişti.
İnce bir kan çizgisi oluştu.
Selen acıyla inledi.
İçimde bir şey koptu.
“Sakin ol.” dedim dişlerimin arasından.
Bir adım daha attım.
“O bıçağı gevşet.”
Sesim alçaktı ama içindeki öfke gizlenemeyecek kadar keskindi.
Beynime kan sıçramıştı.
Alper, durumu sezmiş gibi konuştu:
“Bir şey mi var? Tehdit mi ediliyorsun?”
Adam hemen bana baktı ve başını iki yana salladı.
Sakın.
Mesajı almıştım.
Yüzümde en ufak bir değişiklik olmadan konuşmaya devam ettim.
“Sonra konuşuruz… görüşürüz hayatım.” dedim.
Sesim yumuşaktı ama içimde fırtına kopuyordu.
Bir saniye bekledim.
“Görüşürüz birtanem.” dedi Alper.
Hat kapandı.
Telefonu yavaşça indirdim.
Gözlerimi adamın gözlerine kilitledim.
Adam hâlâ çözmeye çalışıyordu.
Bir şeyler oturmamıştı ama elinde net bir şey yoktu.
“Sesini duydun.” dedim soğukça.
Bir adım daha attım.
“Şimdi kardeşimi bırak.”
Adam bana boş boş bakarken Selen’in boğazındaki bıçağı biraz daha bastırdı.
Keskin bir bıçak değildi…
ama kesince öldürürdü.
“Ne istiyorsun? Duydun işte sesini.” dedim dişlerimin arasından.
“Yer söylemeden bırakmam.” dedi.
Sabrımın sonundaydım.
“Yer mi istiyorsun?” dedim.
Bir adım attım.
Sonra bir adım daha.
“Yer ha…”
Gözlerimi onunkilere sabitledim.
Üzerine yürüdüm.
Korkuluğun kenarında dengesini kaybetti. Bir an geriye düşecek gibi oldu.
Refleksle bıçağı Selen’in boğazından çekip korkuluğa tutundu.
İşte o an.
Hiç düşünmeden Selen’i kendime çektim.
“Koş!” diye bağırdım.
“İçeri gir! Odana git, kapıyı kilitle! Ben seslenene kadar çıkma!”
Bir an duraksadım.
“Telefonumu da al!”
Selen başını hızlıca salladı ve koşarak içeri girdi.
Onu izlemeye bile fırsat bulamadan adam toparlandı.
Dengesini yeniden kurar kurmaz üzerime bir yumruk savurdu.
Son anda eğildim.
Yumruk saçlarımı sıyırıp geçti.
Hiç vakit kaybetmeden karşılık verdim.
Karnına sert bir yumruk indirdim.
Nefesi kesildi.
Ama geri çekilmedi.
Aksine daha da hırslanmıştı.
Üzerime atıldı.
Bir yumruk daha savurdu.
Bu sefer kaçamadım.
Yediğim darbe ile sendeledim. Ağzımın içinde metalimsi bir tat yayıldı.
Elimi dudağıma götürdüm.
Kanıyordu.
Bunu fırsat bildi.
Üzerime yürümeye başladı.
Gözlerimi kısmadan bekledim.
Tam yaklaşacağı anda kasıklarına sert bir tekme attım.
İki büklüm oldu.
Elindeki bıçak yere düştü.
Eğilmesini fırsat bilip dizimi çenesine geçirdim.
Başı geriye savruldu.
Dengesini kaybedip korkuluğa yaslandı.
Bir adım daha attım.
Yakasından kavrayıp kendime çektim ve bacaklarına sertçe vurdum.
Yere çöktü.
Elini beline attığını gördüm.
Silah.
Hiç düşünmeden eline tekme attım.
Silah yere düştü.
Anında eğilip aldım.
Soğuk namluyu alnına dayadım.
Nefes nefeseydim.
Parmağım tetikteydi.
Sadece küçük bir baskı…
Her şey bitebilirdi.
Tam o anda
Kapı açıldı.
Diğerleri.
Hiç tereddüt etmeden silahı doğrultup ateş ettim.
Biri yere yığıldı.
Diğeri geri çekilmeye çalıştı ama ikinci kurşun onu da buldu.
Geriye sadece o kalmıştı.
Tam tetiği çekecekken
Arkamdan bir hareket.
Anlayamadan…
Kafama sert bir darbe indi.
Gözlerim karardı.
Dünya dönmeye başladı.
Dizlerim çözüldü.
Ve sonra…
Her şey karanlığa gömüldü...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18