Gölge Hattı kitap kapağı

2. bölüm / 2

Bölüm 2

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Bölüm 2

İstanbul – 06.12

Telefonumun alarmı çalmadan uyandım.

Aslında uyumamıştım.

Gece boyunca aklımda dönüp duran tek bir şey vardı.

Alara Sancaktar.

Dün gece gelen mesajı defalarca okumuştum. Gönderen numarayı araştırmış, ancak herhangi bir sonuca ulaşamamıştım. Hat, mesaj gönderildikten kısa süre sonra kapatılmıştı.

Bu, rastgele gönderilmiş bir mesaj değildi.

Birisi benim Alara'dan şüphe etmemi istiyordu.

Peki neden?

Yataktan kalkıp pencereye yürüdüm. İstanbul sabahın ilk ışıklarıyla yavaş yavaş aydınlanıyordu. Yağmur gece boyunca devam etmiş, sokakları ıslatmıştı.

Telefonumu elime aldım.

Murat'ı aradım.

İlk çalışta açtı.

"Uyandın mı?"

"Uyumadım."

"Mesajı gönderdin mi?"

"Gönderdim."

"Tamam. Bir saat sonra karargahta ol."

"Alara hakkında ne biliyorsun?"

Murat birkaç saniye sustu.

"Kuzey, bazı dosyalar vardır. İçindeki bilgilerden çok, neden gizli tutuldukları önemlidir."

"Ben bilmece çözmüyorum Murat. Bana açık konuş."

"Alara'nın dosyası yıllar önce özel güvenlik kapsamına alınmış."

"Neden?"

"Geçmişinde bir olay var."

"Nasıl bir olay?"

"Şimdilik söyleyebileceğim bu kadar."

Çenemi sıktım.

"Benimle dalga mı geçiyorsun?"

"Hayır. Sana güvenmediğim için değil, bilmen gereken her şeyi henüz doğrulayamadığımız için anlatmıyorum."

"Benim ekibimde görev yapacak."

"Biliyorum."

"Öyleyse bilmem gerekiyor."

"Biraz sabret."

Telefonu kapattım.

Harika.

Daha güne başlamadan sinirlerim bozulmuştu.

Duşa girdim. Hazırlandıktan sonra siyah gömleğimi giydim, saatimi taktım ve silahımı kontrol ettim.

Kapıdan çıkarken telefonuma bir mesaj geldi.

Bu kez Ece'dendi.

ECE:

Günaydın Kuzey Bey. Kahvaltı yapmadan gelmeyin. Açken daha da çekilmez oluyorsunuz.

Ardından bir mesaj daha gönderdi.

ECE:

Bu arada Alara Hanım çoktan karargahta. Sizden önce geldi.

Telefonu cebime koydum.

Kendi kendime söylendim.

"Bu kadın hiç uyumuyor mu?"

07.03 – Operasyon Merkezi

Karargâha girdiğimde ilk olarak Ece'yi gördüm.

Masasında oturmuş, önündeki iki monitöre birden bakıyordu. Saçlarını gelişigüzel toplamış, kahvesini de klavyenin hemen yanına bırakmıştı.

"Sabahın hayrı olsun komutanım!"

"Senin de."

"Biliyor musunuz, bugün çok güzel bir gün olacak."

"Sen bunu söylediğinde genelde bir şeyler ters gidiyor."

"Önyargılısınız."

"Tecrübeli."

Güldü.

"Alara Hanım içeride."

"Fark ettim."

"Bir de..."

Durdu.

Ona döndüm.

"Bir de ne?"

"Sabah kahvesini hazırlamış."

"Ne olmuş?"

"Size de hazırlamış."

Bir an sustum.

"Ben kahve istemedim."

Ece dudaklarını büzdü.

"Belki nezaketen hazırlamıştır."

"İçeride çalışacağına burada benimle uğraşıyorsun."

"Tamam, tamam. Gidiyorum."

Toplantı odasının kapısını açtım.

Alara masanın başında oturuyordu. Önünde açık bir bilgisayar, birkaç dosya ve iki fincan kahve vardı.

Üzerinde siyah bir pantolon, açık renk bir gömlek vardı. Saçlarını toplamıştı.

Başını kaldırıp bana baktı.

"Günaydın."

"Günaydın."

Gözleri elimdeki dosyaya kaydı.

"Biraz erken geldin."

"Sen de."

"Benim işim var."

"Benim de."

Bir fincanı işaret etti.

"Kahve?"

Masaya yaklaştım.

"Teşekkürler."

Kahveden bir yudum aldım.

Şekersizdi.

Tam sevdiğim gibi.

Bunu nereden bildiğini bilmiyordum.

"Şeker kullanmıyorsun, değil mi?" diye sordu.

Ona baktım.

"Hayır."

"İyi. Çünkü şeker koymadım."

Fincanı masaya bıraktım.

"Benim kahve alışkanlıklarımı ne zamandır araştırıyorsun?"

Alara güldü.

"Senin kahveni araştırmam gerekmiyor. Dün mutfakta da şekersiz içtin."

Cevap vermedim.

Kadın ayrıntılara dikkat ediyordu.

Hem de fazlasıyla.

Sandalyeyi çekip oturdum.

"Bugün sahaya çıkıyoruz."

"Dosyayı inceledim."

"Ne buldun?"

Alara önündeki bilgisayarı bana çevirdi.

"Viktor Arsen'in dün gece İstanbul'da bulunduğuna ilişkin yeni bir bilgi var."

"Kaynak?"

"Henüz doğrulanmadı."

"Doğrulanmamış bilgiyle hareket etmeyiz."

"Ben de doğrulamaya çalışıyorum."

Ekrana baktım.

Bir araç plakası, otel kaydı ve birkaç fotoğraf vardı.

"Bu görüntüler nereden?"

"Özel bir kaynaktan."

"Nasıl bir kaynak?"

"Şimdilik söyleyemem."

Başımı kaldırdım.

"Ne demek söyleyemem?"

"Kaynağın güvenliğini korumam gerekiyor."

"Alara, burada kendi başına hareket etmiyorsun."

"Farkındayım."

"Öyleyse benimle paylaşacaksın."

Bir süre yüzüme baktı.

Sonra bilgisayarını kapattı.

"Kaynağımın kimliğini açıklamak için önce güvenli olduğundan emin olmam gerekiyor."

"Benim bunu bilmem gerekiyor."

"Benim de onu korumam gerekiyor."

İçimden derin bir nefes aldım.

Daha sabahın ilk saatleriydi.

Bu kadınla anlaşmak gerçekten kolay olmayacaktı.

Tam konuşacakken kapı açıldı.

Baran içeri girdi.

"Komutanım, araç hazır."

Alara ayağa kalktı.

"Ben hazırım."

Baran ikimize baktı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Ben bir şey kaçırdım galiba."

"Hayır," dedim.

Alara çantasını aldı.

"Henüz."

Baran kahkaha attı.

Ben gözlerimi devirdim.

08.26 – İstanbul, Operasyon Aracı

Aracın direksiyonunda ben vardım.

Baran ön koltukta oturuyordu. Alara arka koltukta bilgisayarını açmış, Ece'yle bağlantı kurmaya çalışıyordu.

"Sesim geliyor mu?" dedi Ece.

"Geliyor," diye cevap verdi Alara.

"Harika. Şimdi beni iyi dinle. Verdiğim konumda eski bir depo var. Viktor'un bağlantılı olduğu araçlardan biri dün gece oraya giriş yapmış."

Baran araya girdi.

"İçeride kaç kişi var?"

"Henüz bilinmiyor."

"Çevre güvenliği?"

"İki ayrı giriş tespit ettim. Ancak kameraların bazıları devre dışı."

"Bu hiç hoşuma gitmedi," dedim.

Ece'nin sesi hoparlörden geldi.

"Benim de gitmedi komutanım."

Alara ekrana yaklaştı.

"Depoda ne olduğunu biliyor muyuz?"

"Hayır."

"İçerideki araç?"

"Plakası Viktor'un adamlarından birine ait."

Bir süre düşündüm.

"Önce çevreyi kontrol edeceğiz. Kimse izinsiz hareket etmeyecek."

Alara başını kaldırdı.

"İçeride birileri varsa?"

"Önce kim olduklarını öğreneceğiz."

"Ya kaçarlarsa?"

"Kaçmalarına izin vermeyeceğiz."

Alara hafifçe başını salladı.

"Anlaşıldı."

09.14 – Eski Depo, İstanbul

Depo, şehrin kalabalığından uzak, eski sanayi bölgesinin içinde bulunuyordu.

Etrafında terk edilmiş binalar, paslanmış demir kapılar ve yıllardır kullanılmadığı belli olan boş arsalar vardı.

Aracı birkaç sokak geride durdurdum.

Baran telsizini kontrol etti.

"Çevre sakin."

Alara camdan dışarı bakıyordu.

"Fazla sakin."

Ona döndüm.

"Ne demek istiyorsun?"

"Bu kadar büyük bir deponun çevresinde hiç hareket olmaması tuhaf."

Baran başını salladı.

"Ben de aynı şeyi düşündüm."

Telsizden Ece'nin sesi geldi.

"Arkadaşlar, küçük bir sorun var."

Gözlerimi kapattım.

"Ne oldu?"

"Depodaki kameraların görüntülerine erişemiyorum."

"Az önce erişebildiğini söylemiştin."

"Erişebiliyordum. Şimdi bağlantı kesildi."

"Birisi mi müdahale ediyor?"

"Olabilir."

Alara öne doğru eğildi.

"Belki de bizi fark ettiler."

Ona baktım.

"Henüz emin değiliz."

"Yine de dikkatli olmalıyız."

Başımı salladım.

"Baran, çevreyi kontrol et. Alara, benimle geliyorsun."

Baran bana döndü.

"Komutanım, ben de gelebilirim."

"Sen burada kalıp bağlantıyı sağlayacaksın. Bir şey olursa haber ver."

Baran başını salladı.

"Anlaşıldı."

Araçtan indik.

Hava soğuktu. Hafif rüzgâr yüzüme çarpıyordu.

Alara yanıma geldi.

"Önce ben konuşayım mı?"

"Hayır."

"Neden?"

"Çünkü ben liderim."

Alara gözlerini devirdi.

"Bu cevabı bekliyordum."

Yürümeye başladım.

Arkamdan geldi.

Depoya yaklaştığımızda kapının önünde duran iki kişiyi gördük.

Birbirlerine bir şey anlatıyorlardı.

Durup çevreyi inceledim.

Sonra telsize uzandım.

"Baran, iki kişi görüyorum."

"Anlaşıldı."

Alara hafifçe yanıma yaklaştı.

"Kuzey."

"Ne?"

"Şu pencereyi görüyor musun?"

Başımı çevirdim.

Deponun yan tarafındaki küçük pencerede perde hafifçe hareket etmişti.

"Birisi içeride."

"Ben de öyle düşünüyorum."

"Baran'a bildir."

Telsizden Baran'ın sesi geldi.

"Komutanım, arka tarafta hareketlilik var."

Tam cevap verecektim ki...

Bir ses duyuldu.

Ardından arkamızdaki camlardan biri büyük bir gürültüyle kırıldı.

Alara refleksle yere eğildi.

Ben de kolundan tutup onu duvarın arkasına çektim.

"İyi misin?"

"İyiyim!"

"Başını kaldırma."

Telsizden Baran bağırıyordu.

"Kuzey! Arka taraftan iki kişi çıkıyor!"

Alara bana baktı.

"Bu bir tuzak."

Dişlerimi sıktım.

"Evet. Fark ettim."

Bir anda telsizden Ece'nin sesi geldi.

"Komutanım, acil! Depodaki görüntülerde sizin bulunduğunuz konumun birkaç dakika önce kaydedildiğini gördüm."

"Ne?"

"Birisi sizin orada olacağınızı biliyormuş!"

Alara'yla göz göze geldik.

İlk kez ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Biri bizi bekliyordu.

Ve bu, sıradan bir karşılaşma değildi.

09.31 – Operasyon Bölgesi

Olaylar birkaç dakika içinde kontrolden çıktı.

Baran arka taraftaki hareketliliği kontrol ederken biz de bulunduğumuz noktadan ayrılmaya çalışıyorduk.

Telsiz bağlantısı kesilip yeniden geliyordu.

"Ece, bizi duyuyor musun?"

"Geliyor... sesiniz... zayıf..."

"Konumumuzu takip et."

Alara yanımdaydı.

Yüzündeki ifade değişmişti. Az önceki sakin kadından eser yoktu.

Artık tamamen görevine odaklanmıştı.

"Kuzey, şuradan geçebiliriz."

İşaret ettiği dar geçide baktım.

"Orası açıkta."

"Diğer yol daha uzun."

"Oradan gitmeyeceğiz."

Alara bana döndü.

"Zamanımız yok."

"Kararları ben veririm."

"İyi de şu anda yanlış karar veriyorsun."

Çenemi sıktım.

"Alara!"

"Beni dinle!"

Birkaç saniye birbirimize baktık.

Sonunda gösterdiği geçide yöneldik.

Birlikte ilerledik.

Geçidin sonunda eski bir binanın arka kapısına ulaştık. İçerisi boş görünüyordu.

Alara kapının yanındaki işarete baktı.

"Bu ne?"

Yaklaştım.

Duvara siyah bir kalemle çizilmiş küçük bir işaret vardı.

Üç çizgi ve ortasında bir daire.

Bir an durdum.

Bu işareti tanıyordum.

Yıllar önce gördüğüm bir dosyada da aynı işaret vardı.

Geçmişimden gelen bir şeydi.

"Ne oldu?" diye sordu Alara.

"Bir şey yok."

Ama sesim istediğim kadar sakin çıkmamıştı.

Alara işarete tekrar baktı.

"Sen bunu tanıyorsun."

Ona döndüm.

"Hayır."

"Yalan söylüyorsun."

Gözlerimi kıstım.

"Alara, her gördüğün şeyi sorgulamak zorunda değilsin."

"Benim işim bu."

Tam cevap verecektim ki telsizden Baran'ın sesi duyuldu.

"Kuzey! Neredesiniz?"

"Buradayız. Durum?"

"İki kişi yakalandı. Ancak üçüncü kişi kaçtı."

"Kimlikleri?"

"Henüz belli değil."

Alara bana baktı.

"Kaçan kişi kim olabilir?"

"Öğreneceğiz."

10.07 – Operasyon Sonrası

Depoda aradığımız dosyayı bulamamıştık.

Ancak ele geçirilen kişilerden birinin üzerinde küçük bir hafıza kartı çıkmıştı.

Şimdi hepimiz operasyon merkezindeydik.

Baran koltuğa oturmuş, omuzlarını geriye doğru esnetiyordu.

"Sabah sabah iyi ter attık."

Ece ekrandan bağlandı.

"Ben de burada oturduğum yerde heyecanlandım."

"Senin işin kolay," dedi Baran.

"Gel, bilgisayar başına otur. İki saat sonra saçların beyazlar."

Alara sessizce hafıza kartını masaya bıraktı.

"Bu kartın içeriğine bakabilir miyiz?"

Ece'nin gözleri parladı.

"İşte şimdi konuşuyoruz."

Kartı bilgisayara bağladı.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra kaşları çatıldı.

"Bu garip."

"Ne var?" diye sordum.

"İçerisinde tek bir dosya var."

Ekranda bir belge açıldı.

Belgenin başlığı şuydu:

SANCAKTAR – ÖZEL DOSYA

O an odadaki bütün sesler kesildi.

Alara'nın yüzüne baktım.

Bana bakıyordu.

Ben de ekrana döndüm.

Murat'ın neden bu kadar temkinli davrandığını artık daha iyi anlıyordum.

Ama hâlâ anlamadığım bir şey vardı.

Neden bu dosyada ikimizin de soyadı yazıyordu?

Alara yavaşça konuştu.

"Bu da ne?"

Cevap vermedim.

Ece dosyayı açmaya çalıştı.

"Erişim engeli var."

"Nasıl yani?"

"Şifrelenmiş. Üstelik sıradan bir şifreleme değil."

Alara masaya yaklaştı.

"Ne kadar sürede açabilirsin?"

"Biraz zaman lazım."

"Ne kadar?"

Ece omuz silkti.

"Bir saat de olabilir, bir gün de."

Tam o sırada telefonum çaldı.

Murat.

Açtım.

"Efendim?"

"Kuzey, haberleri aldım. İyi misiniz?"

"İyiyiz."

"Alara yanında mı?"

"Yanımda."

Murat'ın sesi değişti.

"Dosyayı buldunuz mu?"

Ekrandaki belgeye baktım.

"Evet."

"Ne yazıyor?"

"Sen söyle."

Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.

Sonra Murat derin bir nefes aldı.

"Hiçbir şey yapmadan bekleyin. Ben geliyorum."

Telefonu kapattım.

Alara kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bir şey biliyorsun."

"Şu an bilmiyorum."

"İkimiz de biliyoruz ki bu doğru değil."

Ona baktım.

"Alara, ben de senin kadar merak ediyorum."

"Öyleyse neden bana bakarken sanki benden bir şey saklıyormuşsun gibi davranıyorsun?"

Cevap vermedim.

Çünkü haklıydı.

Ama henüz ona ne söylemem gerektiğini ben de bilmiyordum.

12.43 – Operasyon Merkezi

Murat geldiğinde doğrudan toplantı odasına geçti.

Dosyanın açıldığı bilgisayarın başına oturdu.

Ece'ye baktı.

"Dosyanın içeriğine erişebildin mi?"

"Henüz tamamını değil. Ama başlığını gördük."

Murat gözlerini kapattı.

"Ne başlığı?"

Ben cevap verdim.

"Sancaktar – Özel Dosya."

Murat yavaşça başını kaldırdı.

Bakışları önce bana, sonra Alara'ya kaydı.

Alara ayağa kalktı.

"Benim soyadımla ilgili bir şey mi var?"

Murat bir süre sustu.

Sonra sandalyesini çekti.

"İkinizin de bilmesi gereken bazı gerçekler var."

Kollarımı göğsümde birleştirdim.

"Dinliyoruz."

Murat dosyayı önüne çekti.

"Bu dosya, yıllar önce yürütülen gizli bir soruşturmanın parçası."

"Ne soruşturması?"

"Devletin kritik noktalarına sızmaya çalışan bir yapılanmayla ilgili."

Alara'nın yüzü ciddileşti.

"Benim ailemle ne ilgisi var?"

Murat doğrudan cevap vermedi.

"Alara, babanın adını biliyor musun?"

Alara kaşlarını çattı.

"Elbette biliyorum. Neden sordunuz?"

Murat gözlerini kaçırdı.

"Çünkü baban, yıllar önce bu soruşturmanın merkezindeydi."

Alara'nın yüzündeki ifade değişti.

"Ne demek bu?"

"Bir süre devlet için çalıştı."

"Babamın bir mühendis olduğunu biliyorum. Başka bir şey bilmiyorum."

Murat başını salladı.

"Resmî kayıtlarda öyle görünüyor."

Alara bir adım geri çekildi.

"Babamın istihbaratla ne ilgisi var?"

Murat cevap vermeden önce bana baktı.

Sonra konuştu.

"Çünkü baban, yıllar önce ortadan kaybolduğunda bu dosya kapatıldı."

Alara'nın sesi titredi.

"Kaybolmadı. Öldü."

Odadaki herkes sustu.

Murat yavaşça başını kaldırdı.

"Alara..."

"Babam yıllar önce bir trafik kazasında öldü."

"Resmî kayıtlarda böyle yazıyor."

Alara'nın gözleri dolmuştu ama ağlamadı.

"Yani?"

Murat derin bir nefes aldı.

"Bu kazanın gerçek olup olmadığını bilmiyoruz."

Alara'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.

Öfke.

Şaşkınlık.

İnançsızlık.

Hepsi aynı anda.

"Yıllardır bunu benden sakladınız mı?"

Murat cevap vermedi.

Alara çantasını aldı.

"Kusura bakmayın. Biraz hava almam gerekiyor."

Kapıya yöneldi.

Ben de ayağa kalktım.

"Alara."

Durmadı.

Arkasından çıktım.

13.02 – Karargâhın Bahçesi

Alara binanın arka tarafındaki bankta oturuyordu.

Yanına yaklaşırken birkaç saniye durdum.

Başını ellerinin arasına almıştı.

Onu ilk defa bu kadar sessiz görüyordum.

Yanına oturdum.

Bir süre hiçbir şey söylemedim.

Bazen konuşmamak, söylenebilecek en doğru şeydi.

Alara derin bir nefes aldı.

"Sen biliyor muydun?"

"Hayır."

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Bana döndü.

"Gözlerimin içine bakarak söyle."

Başımı ona çevirdim.

"Benim bundan haberim yoktu."

Uzun süre yüzüme baktı.

Sonra gözlerini yere indirdi.

"Babamın öldüğünü biliyordum. En azından bana anlatılan buydu."

"Anlıyorum."

"Hayır, anlamıyorsun."

Sesini yükseltmemişti.

Ama kelimeleri oldukça ağırdı.

"Bir insanın bütün hayatı boyunca inandığı şeylerin yalan olabileceğini düşünmek... Bunun ne demek olduğunu biliyor musun?"

Cevap vermedim.

Çünkü biliyordum.

Hem de fazlasıyla.

"Ben de bazı şeyleri kaybettim," dedim.

Alara bana baktı.

"Ne gibi?"

Gözlerimi karşıdaki ağaçlara çevirdim.

"Geçmişimi."

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Alara yavaşça konuştu.

"Sen de mi birini kaybettin?"

Çenemi sıktım.

"Bu konuya girmek istemiyorum."

"Tamam."

İtiraz etmedi.

Soru sormadı.

Sadece sustu.

Nedense bu, hoşuma gitmişti.

Bir süre sonra ayağa kalktım.

"İçeri geçelim."

Alara başını salladı.

Tam yürümeye başlayacaktık ki durdu.

"Kuzey?"

Döndüm.

"Efendim?"

"Az önce yanımda oturduğun için teşekkür ederim."

Ona baktım.

"Bir şey yapmadım."

"Bazen bir şey yapmamak da yeterlidir."

Cevap veremedim.

İçeri birlikte döndük.

20.18 – Kuzey'in Odası

Gün boyunca dosyayla uğraştık.

Ece şifreyi çözmek için çalışırken Murat, Ankara'daki yetkililerle bağlantı kurmuştu.

Alara ise bir süre sonra odasına geçmişti.

Akşam saatlerinde kapım çalındı.

"Gel."

Kapı açıldı.

Alara içeri girdi.

Elinde iki kahve vardı.

"Rahatsız etmiyorum, değil mi?"

"Hayır."

Bir fincanı masama bıraktı.

"Şekersiz."

Kahveye baktım.

Sonra ona.

"Yine mi?"

"Ne?"

"Kahve."

"Sevmiyorsan içme."

Fincanı elime aldım.

"Teşekkürler."

Karşımdaki sandalyeye oturdu.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra konuştu.

"Bugün söylediklerini düşündüm."

"Hangilerini?"

"Geçmişini kaybettiğini söyledin."

Fincanımı masaya bıraktım.

"Alara..."

"Merak ettiğim için soruyorum. Cevap vermek zorunda değilsin."

Bir süre ona baktım.

Sonra gözlerimi pencereye çevirdim.

"Benim bir kardeşim vardı."

Alara sessizce dinledi.

"Yıllar önce bir görevde onu kaybettim."

"Başın sağ olsun."

"Sağ ol."

Bir süre sustum.

"Onu koruyamadım."

Alara'nın yüzündeki ifade yumuşadı.

"Bu senin suçun olmak zorunda değil."

İstemeden güldüm.

Acı bir gülüştü.

"İnsan kendine bunu söyleyebiliyor. Ama inandıramıyor."

Alara başını hafifçe eğdi.

"Belki de kendine biraz daha anlayışlı davranmalısın."

Ona baktım.

"Sen herkese böyle tavsiyeler verir misin?"

"Hayır."

"Neden bana?"

Omuz silkti.

"Çünkü bazen ihtiyacın varmış gibi görünüyor."

Bir süre gözlerimi ondan ayırmadım.

Sonra kahvemden bir yudum aldım.

"Sen de kendine dikkat et Alara."

"Neden?"

"Çünkü bu işin içinde düşündüğünden daha büyük bir tehlike var."

Alara hafifçe gülümsedi.

"Ben tehlikeden korkmam Kuzey."

"Biliyorum."

"Öyleyse sorun ne?"

Gözlerinin içine baktım.

"Tehlikeyi küçümsemenden korkuyorum."

İlk defa cevap vermekte zorlandı.

Sonra ayağa kalktı.

"İyi geceler."

"İyi geceler."

Kapıya yöneldi.

Tam çıkarken durdu.

"Bu arada..."

Başımı kaldırdım.

"Kahve için teşekkür ederim."

Bu kez gülümsemesi biraz daha belirgindi.

"Rica ederim."

Kapı kapandı.

Kahvemi elime aldım.

Soğumaya başlamıştı.

Ama yine de içtim.

23.47 – Bilinmeyen Numara

Telefonum çaldığında bilgisayarın başında oturuyordum.

Ekranda yine bilinmeyen numara vardı.

Açtım.

"Dinliyorum."

Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra boğuk bir erkek sesi duyuldu.

"Demek Alara'yla çalışmaya başladın."

Kim olduğunu anlamaya çalıştım.

"Kimsin?"

"Yanlış kadına güveniyorsun Kuzey Sancaktar."

"Adını söyle."

Adam hafifçe güldü.

"Alara'nın babasının gerçekte kim olduğunu öğrenmek istemez misin?"

Ayağa kalktım.

"Sen kimsin?"

"Çok yakında öğreneceksin."

"Bir daha ara."

"Arayacağım."

Telefon kapandı.

Birkaç saniye ekrana baktım.

Sonra hemen Ece'yi aradım.

"Telefonun son sinyalini bul."

"Şimdi mi?"

"Evet. Acil."

"Tamam, bakıyorum."

Masadaki dosyayı açtım.

Sancaktar – Özel Dosya.

İçinde yalnızca birkaç sayfa vardı.

İlk sayfada Alara'nın babasının fotoğrafı bulunuyordu.

Fotoğrafı elime aldım.

Adamın yüzüne dikkatlice baktım.

Sonra fotoğrafın arkasındaki tarihe gözüm takıldı.

17 Ekim 2018.

Fotoğrafın altında tek bir not vardı.

Görev kodu: GÖLGE.

Kalbim bir anlığına hızlandı.

Bu kodu daha önce görmüştüm.

Yıllar önce kardeşimin kaybolduğu operasyonun dosyasında.

Aynı kod.

Aynı işaret.

Aynı yapılanma.

Ve şimdi Alara.

Telefonumu alıp Murat'ı aradım.

Açtığında doğrudan konuştum.

"Murat, benimle hemen görüşmen gerekiyor."

"Ne oldu?"

"Alara'nın babası..."

Sustum.

Çünkü söyleyeceğim şeyin ne anlama geldiğini biliyordum.

"Ne olmuş babasına?"

"Onun adı, kardeşimin kaybolduğu operasyonun dosyasında da geçiyor."

Murat'ın nefesi kesildi.

Bir süre konuşmadı.

Sonra tek bir cümle söyledi.

"Kuzey... Bu dosyanın açılmaması gerekiyordu."

Telefonu elimde sıktım.

"Artık çok geç."

00.16 – Alara'nın Odası

Koridor sessizdi.

Alara'nın kapısının önünde durdum.

Bir süre elim kapının üzerinde bekledi.

Sonra iki kez tıklattım.

İçeriden uykulu bir ses geldi.

"Kim?"

"Benim. Kuzey."

Kapı açıldı.

Alara üzerinde koyu renk bir eşofman ve beyaz bir tişörtle karşımda duruyordu. Saçları dağılmıştı.

Şaşkınlıkla yüzüme baktı.

"Bir şey mi oldu?"

"Konuşmamız gerekiyor."

Saatine baktı.

"Şu an mı?"

"Evet."

Bir an yüzümü inceledi.

Sonra kapıyı biraz daha açtı.

"İçeri gel."

Odaya girdim.

Masanın üzerinde açık bir kitap, birkaç dosya ve yarım kalmış bir kahve vardı.

Alara yatağın kenarına oturdu.

"Ne oldu Kuzey?"

Elimdeki fotoğrafı ona uzattım.

"Bu adamı tanıyor musun?"

Fotoğrafı aldı.

Yüzüne baktığı anda gözleri büyüdü.

"Babam..."

"Bu fotoğraf yıllar önce çekilmiş."

Alara'nın parmakları fotoğrafın kenarlarını sıkıca kavradı.

"Bu nereden çıktı?"

"Özel dosyadan."

"Ne dosyası?"

"Babana ait bir soruşturma dosyası."

Bana baktı.

"Başka ne biliyorsun?"

Bir süre sustum.

Sonra konuşmaya karar verdim.

"Bu dosyada geçen kod, benim kardeşimin kaybolduğu operasyonun koduyla aynı."

Alara'nın yüzündeki ifade değişti.

"Kardeşin mi?"

Başımı salladım.

"Yıllar önce kaybettim."

"Yani..."

"Evet. Babana ait dosyayla benim geçmişim birbirine bağlanıyor olabilir."

Alara yavaşça ayağa kalktı.

"Babamın kaybolduğu gün..."

Sesi titredi.

"Ne oldu?"

"Bilmiyorum."

"Bana anlat."

"Henüz hiçbir şey bilmiyoruz."

Alara gözlerini kapattı.

Sonra bana döndü.

"Kuzey, bana bir söz ver."

"Nedir?"

"Babam hakkında ne öğrenirsen öğren, benden saklama."

Yüzüne baktım.

"Sen de benden hiçbir şey saklama."

Bir süre sessizce birbirimize baktık.

Sonra elini uzattı.

"Anlaştık mı?"

Elini tuttum.

"Anlaştık."

Ama o an ikimiz de bilmiyorduk...

Bu anlaşmanın bizi ne kadar büyük bir tehlikenin içine sürükleyeceğini.

Ve artık yalnızca iki meslektaş değildik.

Geçmişimizin aynı karanlık noktada birleştiğini öğrenmiştik.

Sancaktar dosyası açılmıştı.

Ve birileri, bu dosyanın yeniden kapanması için her şeyi yapmaya hazırdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…