Gölge Hattı kitap kapağı

1. bölüm / 2

Bölüm 1

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Bölüm 1

Ankara – 04.38

Bazı sabahlar insan uyanmak istemez.

Benim içinse uykunun ne zaman başladığı, ne zaman bittiği pek önemli değildi. Yıllardır doğru düzgün uyuduğumu hatırlamıyordum zaten.

Gözlerimi açtığımda odanın içi hâlâ karanlıktı. Komodinin üzerindeki saate baktım.

04.38.

Alarmımın çalmasına daha yirmi iki dakika vardı.

Yatağın içinde birkaç saniye hareketsiz kaldım. Tavana bakarken zihnim yine istemediğim bir yere gitti.

Geçmiş.

İnsanın peşini bırakmayan tek düşman bazen budur.

Gözlerimi kapattım. Birkaç saniyeliğine o günü yeniden yaşamamak için kendimi zorladım.

Ama olmadı.

Her zamanki gibi olmadı.

Derin bir nefes alıp yataktan kalktım. Ayaklarım soğuk zemine değdiğinde hafifçe irkildim. Banyoya geçip yüzüme soğuk su çarptım. Aynadaki adama baktım.

Otuz üç yaşındaydım.

Yüzümde birkaç günlük sakal, gözlerimin altında uykusuzluktan kalan hafif morluklar vardı. Saçlarımı geriye doğru düzelttim.

Dışarıdan bakıldığında kendinden emin, ne istediğini bilen, kolay kolay sarsılmayan bir adam görüyordunuz.

İçeride ne olduğunu ise kimse bilmiyordu.

Bilmesini de istemiyordum.

İnsanlara güvenmeyi çok önceden bırakmıştım. Çünkü birine güvendiğinizde, ona yalnızca sırlarınızı değil, zayıf noktalarınızı da teslim ederdiniz.

Benim zayıf noktalarım olamazdı.

En azından olmamalıydı.

Duştan çıktıktan sonra siyah pantolonumu ve koyu renk gömleğimi giydim. Saatimi bileğime taktım. Silahımı kontrol ettim ve kemerime yerleştirdim.

Mutfağa geçip kahvemi hazırladım.

Tam ilk yudumumu almıştım ki telefonum çaldı.

Ekranda tek bir isim vardı.

MURAT KARACA.

Kaşlarımı çattım.

Bu saatte arıyorsa önemli bir şey vardı.

Telefonu açtım.

"Dinliyorum."

"Uyandırdım mı?"

"Kötü bir alışkanlığın yoksa hayır."

Karşı taraftan hafif bir gülüş geldi.

"Her zamanki gibi neşelisin."

"Konuya gel Murat."

Sesi bir anda ciddileşti.

"Bir saat içinde karargahta olmanı istiyorum."

Saatime baktım.

"Bir saat mi?"

"Evet."

"Ne oldu?"

"Burada konuşacağız."

Kahvemi tezgâha bıraktım.

"Murat."

"Efendim?"

"Bu ses tonunu tanıyorum. Yine başımıza bir iş açılmış."

"Bu kez biraz daha büyük."

Telefonu kapattı.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra kahvemi tek seferde bitirip evden çıktım.

Ankara – 05.42

Şehir yavaş yavaş uyanıyordu.

Caddelerde birkaç araç, kaldırımlarda işe yetişmeye çalışan insanlar vardı. Ankara'nın sabahını severdim. İstanbul gibi gürültülü değildi. Daha sakin, daha mesafeliydi.

Tıpkı benim gibi.

Aracımın camından dışarıyı izlerken telefonuma bir bildirim geldi.

Ekibimizin özel iletişim kanalından gönderilmişti.

ECE YILMAZ:

Günaydın ekip! Bugün de huzurlu bir gün geçirmeyeceğimiz hissine kapıldım.

Ardından ikinci mesaj geldi.

ECE YILMAZ:

Kuzey Bey, toplantıya geç kalmayın. Murat Bey sabah sabah hepimizin canına okuyor.

İstemeden gülümsedim.

ECE, ekibimizin siber istihbarat uzmanıydı. Yirmi dört saat konuşabilen, en gergin anlarda bile şaka yapmayı başarabilen bir kadındı.

Bazen onu susturmak için özel bir operasyon düzenlemeyi düşündüğüm oluyordu.

Mesaj yazdım.

KUZEY:

İşinin başında ol Ece.

Cevap anında geldi.

ECE:

Emredersiniz komutanım. Kahvemi de sizin için içeceğim.

Telefonu koltuğa bıraktım.

Karargâha vardığımda saat 05.56'ydı.

Aracımı kapalı otoparka bıraktım. Güvenlik kontrolünden geçerek asansöre yöneldim.

Toplantı odasının bulunduğu kata çıktığımda koridorda Murat'ı gördüm.

Elinde kahve bardağı vardı. Her zamanki lacivert takım elbisesini giymişti. Saçlarının arasındaki beyazlar son birkaç yılda biraz daha artmıştı.

Beni görünce başını kaldırdı.

"Sonunda."

Saatime baktım.

"Toplantıya dört dakika var."

"İnsan bazen dakik olmak yerine biraz erken gelmeyi de deneyebilir."

"İnsan bazen sabahın beşinde insanları aramamayı da deneyebilir."

Murat güldü.

"Gel, seni bekleyen biri var."

Kaşlarımı çattım.

"Kim?"

"Toplantıda göreceksin."

"Yeni bir personel mi?"

"Bir bakıma."

Murat'ın yüzüne baktım.

Bir şey saklıyordu.

Onu yıllardır tanıyordum. Bir şeyi söylemek istemediğinde gözlerini hafifçe kısardı.

Şu anda da öyle yapıyordu.

"Murat, ne çevirdiğini söyle."

"Hiçbir şey çevirmiyorum Kuzey."

"Bu cümleyi kurduğunda genelde bir şey çevirmiş oluyorsun."

Kolunu omzuma attı.

"Gel de tanış yeni ekip arkadaşınla."

06.00 – Toplantı Odası

Kapıyı açtığımda içeride dört kişi vardı.

Ece, her zamanki gibi bilgisayarının başındaydı. Yanında saha operasyonlarında görev alan Baran oturuyordu. Baran'la uzun zamandır birlikte çalışıyorduk. Az konuşur, çok iş yapardı.

Masasının kenarına yaslanmış olan Selim ise operasyon planlamasından sorumluydu.

Hepsi başlarını kaldırıp bana baktı.

"Komutanım!" dedi Ece.

"Başlama."

"Ben daha bir şey demedim."

"Demene gerek yok."

Baran güldü.

"Sabah sabah adamın keyfini yerine getirmeyin."

"Benim keyfim gayet yerinde," dedim.

Selim kahvesinden bir yudum aldı.

"Tabii. Suratından belli oluyor."

Ona kısa bir bakış attım.

"Sen de mi başladın?"

"Estağfurullah."

Murat masanın başına geçti.

"Tamam, herkes yerine geçsin. Toplantıya başlıyoruz."

Ceketimi çıkarıp sandalyeye bıraktım. Masanın etrafına göz gezdirdim.

Beş kişiydik.

Ama Murat'ın söylediğine göre bir kişi daha vardı.

Tam bunu soracaktım ki kapı açıldı.

İçeriye bir kadın girdi.

İlk dikkatimi çeken şey yürüyüşü oldu.

Kendinden emin adımlarla ilerliyordu. Ne acele ediyordu ne de etrafına bakınıyordu. Sanki bulunduğu ortamı önceden biliyor, oraya ait olduğundan hiç şüphe duymuyordu.

Üzerinde siyah kumaş pantolon, beyaz gömlek ve koyu renk bir ceket vardı. Uzun koyu saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu.

Elinde ince bir dosya taşıyordu.

Kapının yanında kısa bir an durdu.

"İyi sabahlar."

Sesi sakindi.

Murat ona döndü.

"Tam zamanında geldin Alara."

Alara.

Demek yeni ekip arkadaşımızın adı buydu.

Kadın masaya yaklaştı.

Murat eliyle beni işaret etti.

"Kuzey Sancaktar. Operasyon ekibinin lideri."

Sonra kadına döndü.

"Alara Sancaktar. İstihbarat ve saha operasyonlarında uzman. Bundan sonra sizinle çalışacak."

Kadına baktım.

O da bana bakıyordu.

Elimi uzattım.

"Kuzey."

Elimi tuttu.

"Alara."

Tokalaşmamız birkaç saniye sürdü.

Elini çektiğinde gözlerini kaçırmadı.

İlginç.

Çoğu insan benimle ilk karşılaştığında ya gereğinden fazla resmî davranır ya da mesafesini korumaya çalışırdı.

Bu kadınsa sanki karşısında herhangi bir adam varmış gibi davranıyordu.

Sandalyemi çekip oturdum.

Murat konuşmaya başladı.

"Alara, bugünden itibaren bizim ekibimizde görev alacak. Saha tecrübesi oldukça iyi. Daha önce farklı operasyonlarda görev yaptı."

Dosyaya göz attım.

"Rütbesi?"

Alara başını bana çevirdi.

"Dosyada yazıyor."

Kaşlarım hafifçe kalktı.

"Ben sana sordum."

"Ben de dosyada yazdığını söyledim."

Ece başını önüne eğdi.

Gülmemek için kendini zorladığını fark ettim.

Baran ise kahvesini içmeye devam ediyordu. Belli ki bu konuşmayı izlemek hoşuna gitmişti.

Murat boğazını temizledi.

"Alara, Kuzey senin saha liderin olacak."

Alara gözlerini dosyadan kaldırdı.

"Anladım."

Ben de konuşmaya katıldım.

"Burada bir düzen var. Herkesin bir görevi, herkesin sorumluluğu var. Operasyon sırasında kişisel kararlarla hareket edilmez."

"Ben de tam olarak bunu düşünüyordum."

"Öyle mi?"

"Evet. Özellikle saha liderinin ekip arkadaşlarının fikirlerini dinlemesi gerektiğini düşünüyorum."

Gözlerimi ona çevirdim.

"Ben ekip arkadaşlarımı dinlerim."

"Umarım."

Bir süre birbirimize baktık.

Sonra Murat araya girdi.

"Sanırım tanışma faslı yeterli."

Ece hafifçe öksürdü.

"Ben ikisinin iyi anlaşacağını düşünüyorum."

Ona döndüm.

"Ece."

"Efendim?"

"Bilgisayarına bak."

"Zaten bakıyorum."

"Biraz daha dikkatli bak."

Alara'nın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme gördüm.

İlk defa.

Ve nedense bu gülümseme sinirimi bozmuştu.

06.24 – Operasyon Brifingi

Murat ışıkları kapattı.

Büyük ekranda İstanbul'un gece çekilmiş bir görüntüsü belirdi.

"Üç gün önce İstanbul'da gerçekleşen bir toplantıya ilişkin bilgi aldık."

Ekranda bir adamın fotoğrafı belirdi.

"Bu kişi, uluslararası bağlantıları bulunan ve uzun süredir takip ettiğimiz bir yapılanmanın önemli isimlerinden biri. Adı Viktor Arsen."

Baran öne eğildi.

"Yabancı istihbarat bağlantısı mı?"

"Şimdilik kesin değil. Ancak ülkemizdeki bazı kritik isimlerle temas kurduğu biliniyor."

Selim ekrana baktı.

"Elimizde ne var?"

Murat ikinci görüntüyü açtı.

Bu kez bir otel lobisi görünüyordu.

"İki gece önce İstanbul'da yapılan kapalı bir toplantının görüntüsü. Viktor Arsen'in burada olduğu değerlendiriliyor."

Ece bilgisayarında bir şeyler yazdı.

"Toplantıya katılan diğer kişileri belirleyebildiniz mi?"

"Üç kişi tespit edildi. Dördüncü kişinin kimliği henüz bilinmiyor."

Ekrana başka bir görüntü geldi.

Bir adam, kameraya sırtı dönük şekilde yürüyordu.

Yüzü görünmüyordu.

"Bu kişi toplantıdan sonra otelden ayrılmış. Ancak otelin güvenlik sistemindeki kayıtların bir kısmı silinmiş."

Ece başını kaldırdı.

"Silinmiş mi, yoksa özellikle mi silinmiş?"

Murat ona baktı.

"İkinci ihtimal üzerinde duruyoruz."

Ece sandalyesinde doğruldu.

"İlginç."

Murat devam etti.

"Bizim için önemli olan bir başka konu daha var. Toplantıda bulunan kişilerden birinin elinde devlet güvenliğini ilgilendiren gizli bir dosya bulunduğuna dair bilgi aldık."

Odaya sessizlik çöktü.

"Bu dosyanın içeriğini bilmiyoruz. Ancak yanlış kişilerin eline geçmesi ciddi sonuçlar doğurabilir."

Ben ekrana bakıyordum.

"İlk görevimiz?"

Murat bana döndü.

"İstanbul'a gidiyorsunuz. Önceliğiniz dosyanın nerede olduğunu ve kimlerin peşinde olduğunu belirlemek."

"Ne kadar zamanımız var?"

"Yetmiş iki saat."

Baran hafifçe ıslık çaldı.

"Yine rahat bir tatil bizi bekliyor."

Ece ona döndü.

"Senin tatilden anladığın şey farklı galiba."

Murat masaya bir dosya bıraktı.

"Operasyonun saha koordinasyonunu Kuzey yönetecek. Alara ise bilgi toplama ve saha bağlantılarından sorumlu olacak."

Dosyayı açtım.

İçerisinde birkaç fotoğraf, telefon kayıtları ve toplantıya ilişkin notlar vardı.

Alara da önündeki dosyayı açtı.

Bir süre sessizce inceledi.

Sonra konuştu.

"Bu görüntüde bir sorun var."

Herkes ona döndü.

Murat ekrana baktı.

"Nedir?"

Alara ayağa kalktı ve görüntüye yaklaştı.

"Toplantı saatinden on iki dakika önce bu adamın otele girdiği görülüyor. Ancak çıkış kaydı yok."

Ece bilgisayarına döndü.

"Doğru."

Alara devam etti.

"Fakat toplantıdan sonra başka bir kişinin aynı araçla otelden ayrıldığı tespit edilmiş."

Murat kaşlarını çattı.

"Yani?"

Alara görüntüyü işaret etti.

"Ya içerideki kişi hâlâ otelde ya da çıkışını başka bir şekilde gerçekleştirdi."

Ona baktım.

İlk kez söylediklerini gerçekten dikkatle dinliyordum.

Çünkü haklı olabilirdi.

"Bu bilgiyi nereden aldın?" diye sordum.

Alara bana döndü.

"Dosyada."

"Ben o kısmı gördüm."

"O zaman neden soruyorsun?"

Ece bu kez kahvesini masaya bırakıp arkasına yaslandı.

Baran başını hafifçe eğdi.

Murat gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.

İçimden üçe kadar saydım.

"Alara."

"Buyurun?"

"Bu ekipte herkes konuşabilir. Ama önce birbirimizi dinlemeyi öğrenmemiz gerekiyor."

Alara'nın yüzündeki ifade değişmedi.

"Ben de aynı fikirdeyim."

"Öyleyse güzel."

"Öyle."

Murat ellerini birbirine vurdu.

"Tamam. Tartışmayı İstanbul'da sürdürürsünüz. Şimdi herkes hazırlığını yapsın. İki saat içinde hareket ediyoruz."

Dosyaları topladım.

Ayağa kalkarken Alara'nın hâlâ ekrana baktığını gördüm.

Bir süre onu izledim.

Sonra kapıya yöneldim.

Bu kadının ekibe nasıl uyum sağlayacağını bilmiyordum.

Ama bir şeyden emindim.

İstanbul yolculuğu düşündüğümden daha uzun geçecekti.

08.15 – Karargâh Otoparkı

Aracımın yanında Baran'ı buldum.

Bagajı açmış, ekipmanları yerleştiriyordu.

"Bitti mi?" diye sordum.

"Bitmek üzere komutanım."

"Komutanım deme."

"Tamam Kuzey Bey."

"Baran."

Güldü.

"Ne yapayım? Sabah sabah eğleniyorum."

Bagajın kapağını kapattı.

"Yeni arkadaşımız nasıl?"

"Kim?"

"Alara."

"İşini yaparsa sorun yok."

Baran kaşlarını kaldırdı.

"Yani?"

"Yani ne?"

"Hiç."

"Baran, söyleyeceğini söyle."

Omuz silkti.

"Biraz sert gibi."

"Benim için fark etmez."

"Sen de pek yumuşak sayılmazsın."

Ona baktım.

"Bugün herkesin benimle bir derdi var galiba."

Baran güldü.

Tam o sırada otoparkın diğer ucundan bir ses geldi.

"Affedersiniz!"

Başımızı çevirdik.

Alara, elinde çantasıyla bize doğru geliyordu.

Yanımıza ulaştığında Baran'a döndü.

"Bagajda benim için de yer var mı?"

Baran hemen cevap verdi.

"Tabii ki. Kuzey'in huysuzluğunu da yanımıza alıyoruz zaten."

Alara hafifçe güldü.

"Onu fark ettim."

İkisine birden baktım.

"Çok güzel. Daha ilk günden aranızda bir ekip ruhu oluşmuş."

Baran omuz silkti.

"Biz kolay anlaşırız."

Alara çantasını bagaja bıraktı.

"Ben de öyle düşünüyorum."

Kapıyı açıp sürücü koltuğuna oturdum.

Baran ön koltuğa geçti.

Alara arka koltuğa yerleşti.

Aynadan göz göze geldik.

"Emniyet kemerini tak."

"Takıyorum."

"İyi."

Aracı çalıştırdım.

Baran radyoyu açtı.

Alara camdan dışarı bakıyordu.

Bir süre sessizce ilerledik.

Sonra Baran konuştu.

"İstanbul'a en son ne zaman gittin Alara?"

"Yaklaşık altı ay önce."

"Sever misin İstanbul'u?"

"Duruma göre."

"Nasıl yani?"

"İnsan bazen bir şehri sever ama orada yaşadıklarını sevmez."

Bu cevabı beklemiyordum.

Aynadan ona baktım.

Yüzünde hafif bir düşüncelilik vardı.

"Sen?" diye sordu bu kez.

"Ben ne?"

"İstanbul'u sever misin?"

Gözlerimi yola çevirdim.

"Ben görev yaptığım şehirleri sevmem."

"Hiç mi?"

"İşimi yaparım, çıkarım."

Alara başını hafifçe yana eğdi.

"Üzücü."

"Niye?"

"Bir şehirde yaşayıp hiçbir şeyi sevmemek."

"Benim işim şehirleri sevmek değil."

"Fark ettim."

Baran gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Ben de radyonun sesini biraz yükselttim.

Konuşmanın bitmesini tercih ediyordum.

Ama Alara'nın son cümlesi aklımın bir köşesine takılmıştı.

Bir şehirde yaşayıp hiçbir şeyi sevmemek.

Beni tanımıyordu.

Hakkımda hiçbir şey bilmiyordu.

Yine de sanki bir şeyleri anlamış gibi konuşuyordu.

Bundan hoşlanmadım.

11.36 – İstanbul Yolu

Yol boyunca birkaç kez telefon görüşmesi yaptım.

Ece'den gelen verileri inceledim. Murat'la bağlantı kurdum. İstanbul'daki ekip arkadaşlarımızın hazırlıklarını kontrol ettim.

Baran bir süre sonra uyuyakaldı.

Alara ise arka koltukta dosyayı inceliyordu.

Sessizdi.

Bu kez konuşmamasından memnundum.

Telefonum titredi.

Murat'tan mesaj gelmişti.

MURAT KARACA:

Alara'yı dikkatli takip et. Dosyadaki geçmiş bilgileri eksik. Henüz bütün detayları paylaşılmadı.

Kaşlarımı çattım.

Mesajı yeniden okudum.

Ardından Murat'ı aradım.

Telefonu açtı.

"Buyur."

"Ne demek geçmiş bilgileri eksik?"

"Şu an araçta mısın?"

"Evet."

"Alara yanında mı?"

"Arka koltukta."

"Sonra konuşalım."

"Murat."

"Ne var?"

"Benim ekibime birini dahil ediyorsun ve bana eksik bilgi veriyorsun."

"Her şeyin bir zamanı var Kuzey."

"Ben sürpriz sevmem."

"Bu sürpriz değil. Güvenlik meselesi."

Telefonu kapatmadım.

Bir süre sustum.

Sonra sordum.

"Onunla ilgili bilmem gereken bir şey mi var?"

Murat'ın sesi biraz alçaldı.

"Şimdilik görevini yapmasını sağla. Gerisiyle ben ilgileneceğim."

Telefon kapandı.

Direksiyondaki ellerimi biraz daha sıktım.

Aynadan Alara'ya baktım.

Dosyayı kapatmış, dışarıyı izliyordu.

Bana bakmadı.

Ama nedense telefon görüşmemizi duyduğunu düşündüm.

14.08 – İstanbul

İstanbul'a girdiğimizde hava kapalıydı.

Boğaz'ın üzerinde gri bulutlar birikmişti. Trafik her zamanki gibi yoğundu.

Baran sonunda uyandı.

"Vardık mı?"

"Hayır Baran, hâlâ Ankara'dayız."

Gözlerini ovuşturdu.

"Biraz uyuyayım dedim."

Alara gülümsedi.

"Biraz mı?"

Baran arkasına döndü.

"Sen de mi?"

"Ben uyumadım."

"Demek ki benim yerime de sen çalıştın."

"Biraz."

İkisini dinlerken başımı hafifçe salladım.

"İkiniz de hazır olun. Otele gidiyoruz. Bir saat sonra toplantı."

Baran ciddileşti.

"Anlaşıldı."

Alara dosyayı çantasına koydu.

"Toplantıya kadar görüntüleri incelemek istiyorum."

"Odanda incelersin."

"Benim ayrı bir odam mı var?"

"Karargâhta herkesin kendi odası var."

Alara başını salladı.

"Teşekkürler."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra sordu:

"Senin odan nerede?"

"Yan tarafta."

"Anladım."

"Bir sorun mu var?"

"Hayır. Sadece merak ettim."

"Merakını görev için kullan."

Bu kez doğrudan yüzüme baktı.

"Sen de biraz gülümsemeyi dene."

Baran öksürerek gülmesini bastırdı.

Ben cevap vermedim.

Çünkü vereceğim cevap muhtemelen hoş olmayacaktı.

16.20 – İstanbul, Operasyon Merkezi

Toplantı odasında büyük bir ekran, birkaç bilgisayar ve uzun bir masa vardı.

Ece görüntülü bağlantıyla bize katılmıştı.

"Sonunda geldiniz!" dedi.

Baran sandalyeye oturdu.

"Özledin mi bizi?"

"Tabii. Özellikle seni."

"Ben de seni."

"Yalnızca bilgisayarına dokunmadığın zamanlarda."

Güldüm.

"İkiniz de işinize bakın."

Alara bilgisayarının başına geçti.

Önündeki dosyaları açtı.

Ben de masanın başına geçtim.

"İlk olarak oteldeki görüntüleri inceleyeceğiz. Baran, güvenlik ekibiyle bağlantı kur. Ece, silinen kayıtların orijinal kopyasını bulmaya çalış."

"Anlaşıldı," dedi Baran.

Alara elini kaldırdı.

Ona baktım.

"Buyur."

"Ben de görüntüleri inceleyebilir miyim?"

"Zaten görev tanımın bu."

"Öyleyse güzel."

Bir süre hepimiz çalıştık.

Ekranda otelin görüntüleri açıldı. Saatler ilerledi. İnsanlar girip çıktı. Araçlar geldi, araçlar gitti.

Alara bir noktada durdu.

"Bir dakika."

Herkes ona döndü.

"Şu görüntüyü geri alabilir misin Ece?"

Ece görüntüyü geri sardı.

Alara ekrana yaklaştı.

"Şu kadın."

Ekranda siyah şapkalı bir kadın görünüyordu.

"Ne olmuş?" diye sordum.

"Toplantıdan önce otelin önünden geçiyor. Ancak giriş yapmıyor."

Baran görüntüye baktı.

"Bu normal."

"Belki. Ama aynı kadın üç saat sonra tekrar görünüyor."

Ece görüntüleri yan yana açtı.

"Gerçekten aynı kişi."

Alara konuşmaya devam etti.

"İlk görüntüde sağ elinde çanta var. İkinci görüntüde yok."

Kaşlarımı çattım.

"Ne düşünüyorsun?"

"Bir şey bırakmış olabilir."

"Ne bırakmış?"

"Henüz bilmiyorum."

Ekrana yaklaştım.

Kadının yüzü net görünmüyordu.

"Bu görüntüyü büyüt."

Ece birkaç işlem yaptı.

Kadının yüzü biraz daha belirginleşti.

Alara ekrana baktı.

"Bu kadın toplantıya katılanlardan biri olabilir."

Baran başını salladı.

"Ya da sadece otelin müşterisi."

Alara ona döndü.

"Olabilir. Ama bu ihtimali göz ardı edemeyiz."

Bu kez itiraz etmedim.

Çünkü doğru söylüyordu.

"Ece, kadının kimliğini araştır. Baran, otelin çevresindeki kameraları kontrol ettir. Alara, bu kişinin toplantıyla bağlantısını belirlemeye çalış."

Alara başını salladı.

"Tamam."

Bir süre sonra ayağa kalktım.

"Ben Murat'la görüşeceğim."

Tam kapıya yönelmiştim ki Alara seslendi.

"Kuzey."

İlk kez adımı bu kadar doğal söylemişti.

Döndüm.

"Evet?"

"Bir şey daha var."

"Dinliyorum."

Alara ekrandaki görüntüyü değiştirdi.

Bu kez toplantı salonunun koridoru görünüyordu.

"Bu kişi o gece otelin üçüncü katına çıkıyor. Ancak toplantının yapıldığı salon ikinci katta."

"Ne demek istiyorsun?"

"Belki de toplantıya katılan kişi sandığımız kadar önemli biri değil. Asıl görüşme başka bir yerde yapılmış olabilir."

Bir süre ekrana baktım.

Sonra ona döndüm.

"İyi yakalamışsın."

Alara hafifçe başını salladı.

"Teşekkür ederim."

Bu kez gülümsedi.

Ben de istemsizce dudaklarımı kıpırdattım.

Çok kısa bir andı.

Ama fark etmişti.

19.47 – İstanbul, Operasyon Merkezi

Gün boyu çalışmıştık.

Ece, otel görüntülerinden bazı kayıtları kurtarmayı başarmıştı. Baran da çevredeki güvenlik kameralarını incelemişti.

Henüz kesin bir sonuca ulaşamamıştık.

Ama bir şeyler ortaya çıkmaya başlamıştı.

Murat'ı görüntülü aradım.

Ekranda belirdiğinde yüzü yorgun görünüyordu.

"Ne durumdasınız?"

"İlk izleri bulduk. Toplantıya katılanlardan biri otelin üçüncü katına çıkmış. Ayrıca şüpheli bir kadın tespit ettik."

Murat dikkat kesildi.

"Kimlik?"

"Henüz yok."

"Alara ne diyor?"

İstemeden ona baktım.

Masasının başında notlarını düzenliyordu.

"İyi çalışıyor."

Murat hafifçe gülümsedi.

"Beklediğimden daha mı iyi?"

"İşini yapıyor."

"Anladım."

"Bir de onun dosyasındaki eksik bilgiler meselesini konuşacağız."

Murat'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Kuzey, şimdi sırası değil."

"Benim ekibimle ilgili ne olduğunu bilmem gerekiyor."

"Zamanı geldiğinde öğreneceksin."

"Ben zaman beklemeyi sevmem."

"Bu kez bekleyeceksin."

Bir süre birbirimize baktık.

Sonra bağlantıyı kestim.

Telefonu masaya bıraktığım sırada arkamdan bir ses duydum.

"Bir sorun mu var?"

Alara'ydı.

"Yok."

"Öyle görünmüyor."

"Her şeyi merak etmek zorunda mısın?"

"Hayır. Ama birlikte çalışacağımız insanların iyi olup olmadığını bilmek isterim."

Bu kez ona döndüm.

"Ben iyiyim."

"Tamam."

Gitmek üzere arkasını döndü.

Sonra durdu.

"Kahve ister misin?"

Beklemediğim bir soruydu.

"Ne?"

"Kahve. İster misin?"

"Hayır, teşekkürler."

"Sen bilirsin."

Mutfağa doğru yürüdü.

Arkasından baktığımı fark edince gözlerimi dosyaya çevirdim.

Saçma.

Bu kadınla ilgili düşünmem gereken hiçbir şey yoktu.

O yalnızca yeni ekip arkadaşımızdı.

Başka bir şey değil.

22.16 – Operasyon Merkezi

Ekip yavaş yavaş dağılmıştı.

Baran odasına geçmişti. Ece uzaktan bağlantıyı kapatmıştı. Selim de ertesi günkü planlama için notlarını bırakmıştı.

Ben hâlâ masanın başındaydım.

Önümdeki dosyaya bakıyor ama satırları doğru düzgün okuyamıyordum.

Gözlerimi ovuşturdum.

Tam o sırada mutfaktan bir ses geldi.

Bir şey yere düşmüştü.

Ayağa kalktım.

Koridordan ilerleyip mutfağa girdiğimde Alara'yı yerdeki kırık fincan parçalarını toplarken gördüm.

"Ne oldu?"

Başını kaldırdı.

"Bir şey yok. Fincan elimden kaydı."

"Elini kesme."

"Merak etme, dikkat ediyorum."

Yanına yaklaştım.

Yerdeki büyük parçaları almaya çalışırken elinin kenarında küçük bir çizik gördüm.

"Elin."

Alara eline baktı.

"Önemli değil."

"Kanıyor."

"Gerçekten önemli değil."

Dolaptan ilk yardım kutusunu aldım.

"Ver."

Bana baktı.

"Ne?"

"Elini."

Bir an tereddüt etti.

Sonra elini uzattı.

Parmağının kenarında ince bir kesik vardı.

Pamuğu alıp temizledim.

Alara sessizce beni izliyordu.

"Her şeye itiraz etmek zorunda mısın?" diye sordum.

"Her şeye değil."

"İyi."

"Yalnızca gereksiz şeylere."

Başımı kaldırıp ona baktım.

"Bu da mı gereksiz?"

"Bir fincan kırıldı diye ilk yardım yapmak?"

"Enfeksiyon kapmasını mı bekleyeyim?"

Alara güldü.

Bu kez gerçekten güldü.

Gülüşü yüzünü tamamen değiştirmişti.

Toplantı odasındaki sert kadın gitmiş, yerine daha genç, daha sıcak biri gelmişti.

Bir an ne söyleyeceğimi unuttum.

Sonra pamuğu bıraktım.

"Tamamdır."

"Teşekkür ederim."

"Bir şey değil."

Elini geri çekti.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra bana baktı.

"Sen hep böyle misin?"

"Nasıl?"

"Mesafeli."

Soruyu beklemiyordum.

"İş yerindeyiz."

"Ben işinden bahsetmiyorum."

"Ben de işimden bahsediyorum."

Alara başını hafifçe salladı.

"Anladım."

Arkasını döndü.

Kapıya doğru yürürken bir kez daha konuştu.

"İyi geceler Kuzey."

"İyi geceler."

Kapı kapandı.

Mutfakta tek başıma kaldım.

Elimdeki ilk yardım kutusuna baktım.

Sonra istemeden gülümsedim.

Bir fincan kırılmıştı.

Hepsi buydu.

Ama nedense o birkaç dakikalık konuşma, bütün gün yaptığım toplantılardan daha fazla aklımda kalmıştı.

23.58 – Kuzey'in Odası

Odamın ışığını kapatmadan önce telefonumu kontrol ettim.

Murat'tan yeni bir mesaj vardı.

MURAT KARACA:

Kuzey, yarın sabah erkenden görüşmemiz gerekiyor. Alara hakkında bilmen gereken önemli bir şey var.

Mesajı okudum.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım.

Alara hakkında bilmem gereken ne olabilirdi?

Neden dosyası eksikti?

Neden Murat bu kadar temkinli davranıyordu?

Yatağa uzandım.

Gözlerimi kapattım.

Tam uykuya dalmak üzereydim ki telefonum yeniden titredi.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

Ekranı açtım.

Mesajda yalnızca tek bir cümle yazıyordu:

"Alara Sancaktar'a güvenme. Onun hakkında bilmediğin şeyler var."

Bir süre ekrana baktım.

Sonra doğrulup oturdum.

Mesajı yeniden okudum.

Alara.

Telefon numarasını kim vermişti?

Bu kişi kimdi?

Ve en önemlisi...

Alara'nın gerçekten bilmediğim neyi vardı?

Hemen Murat'ı aradım.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.

"Ne oldu Kuzey?"

"Alara hakkında konuşmamız gerekiyor."

Murat sustu.

"Bir şey mi öğrendin?"

"Birisi bana mesaj attı."

"Ne mesajı?"

Ekrandaki yazıyı tekrar okudum.

"Alara'ya güvenmemem gerektiğini söylüyor."

Telefonun diğer ucunda derin bir sessizlik oluştu.

"Murat?"

"Mesajı silme. Bana gönder."

"Kim olduğunu biliyor musun?"

"Hayır."

"Alara'nın bundan haberi var mı?"

"Sanmıyorum."

Murat derin bir nefes aldı.

"Kuzey, beni iyi dinle. Alara'yı şimdilik dikkatle izle. Ama sakın ona bu mesajdan bahsetme."

"Bir şey mi saklıyorsun?"

"Yarın konuşacağız."

"Murat!"

"İyi geceler Kuzey."

Telefon kapandı.

Başımı geriye yasladım.

O gece uyumadım.

Çünkü artık ortada yalnızca kayıp bir dosya ve şüpheli bir operasyon yoktu.

Ortada Alara Sancaktar vardı.

Ve ben daha ilk günden, onun hakkında bilmediğim şeylerin peşine düşmek zorunda kalmıştım.

Henüz bilmiyordum...

Bir gün o kadının hayatını kurtarmak için kendi hayatımı tehlikeye atacağımı.

Henüz bilmiyordum...

Bir gün onun gözlerinde kendimi kaybedeceğimi.

Ve en kötüsü...

Bir gün ona güvenmekle, ondan şüphe etmek arasında kalacağımı.

Çünkü bazı insanlar hayatınıza tesadüfen girmez.

Bazıları, bütün hayatınızı değiştirmek için gelir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…