1. bölüm · GÖLGE

Bölüm 1

Ateş Böceği

YANLIŞ ZAMANDA UYANMAK

Yorgunluğa yenik düşüp akşam dokuz gibi uyumuştum. Gözlerimi açtığımda saat gece üçü gösteriyordu. Uyanır uyanmaz elim sigaraya gitti. Refleks gibiydi. Ama sigaram yoktu. Uyuduğum için almaya da gidememiştim.

Üzerime bir şey geçirip motorumun anahtarını aldım. Sadece sigara almaya çıkıyordum. Basit, sıradan bir ihtiyaç… Ben nereden bilebilirdim ki o gecenin hayatımda silinmeyecek bir iz bırakacağını?
Önce yukarıdaki markete gittim. Kapalıydı. Biraz ileridekine baktım, o da karanlıktı. Eve geri dönüp kapının önüne kadar gelmişken, hiç sevmediğim o bakkala uğradım. Ama kader sanki özellikle benimle oynuyordu; orası da kapalıydı.

Son çare benzinliğe gitmeye karar verdim.
Motorla yokuş aşağıya gittiğim için ve gecenin o saatlerinde sokakların tehlikeli olduğunu bilmenin verdiği huzursuzlukla yavaş yavaş hiç gaz vermeden frenleri sıka sıka gidiyordum. Hava soğuktu, sokak bomboştu. Şehrin sesi bile uyumuş gibiydi.

Sonra…

Bağrışma sesleri duydum. Nutkum tutuldu. Olduğum yerde kaldım. Saat gece üçtü ve etrafta tek bir insan bile yoktu. İçimde deli gibi eve dönme isteği kabardı. Ama ya yanlış duyduysam? Ya uykunun sersemliğiyle hayal gördüysem? Gecenin saat 3’üydü ve etrafta kimsecikler yoktu. Eve geri dönmeyi deli gibi istiyordum.

Motoru sağa çekip büyük bir kamyonetin arkasına saklandım. Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Kulak kesildim. Sesler hala gelmeye devam ediyor mu yoksa uyanır uyanmaz daha afyonum patlamadan sigara sevdasına yollara düştüğüm için benim uydurmam mıydı diye iyice kontrol ediyordum.

Sonra bir adam sesi yankılandı. “Lan sen kimsin de benim kız kardeşime! Lan sen…” Eli ayağı titriyordu. Delirmiş durumdaydı.

O an içime buz gibi bir korku yayıldı. Nasıl oldu bilmiyorum… Neden yaptım onu da bilmiyorum… Ama hayatımı değiştirecek olan belki de en iyi şeyi yaptım ve telefonumu çıkarıp kayıt almaya başladım. Belki de o anda hayatta kalamazsam geride bir sebep, bir kanıt kalsın istedim. Kayıt elimde açıktı. Her şeyi saniye saniye çekiyordum.

Ellerim titriyordu. Nefesim hızlanmıştı. Sonradan kaydı izlediğimde kameranın deli gibi sallandığını görecektim ve tabi nefesimin hızlanması da sesli nefes almam da kayda geçmiş olduğunu görecektim.

“Sakin ol,” dedi başka bir adam. Gür, otoriter bir sesti. Sakin konuşuyordu ama içindeki öfke hissediliyordu.
Yerde çökmüş bir adam vardı.

“Abi! Kardeşime lan! Benim kardeşime! Senin kuzenine! Lan! Elimde kalacak.” Dedi ilk başta konuşan adam. Elleri titriyor sinirden öfkeye dönmüştü.

Gür sesli adam ağır adımlarla yaklaştı. Kundurasının sert sesi gecenin sessizliğini parçaladı. Dizlerini kırıp adamın yanına çömeldi.

“Söylemek istediğin bir şey var mı?” dedi, gür sesli adam.

“Affedin abi! Yalvarırım affedin! Yemin ederim bir daha yolunuza çıkmayacağım! Çıkarsam cümle alem beni siksin. Çok pişmanım. Yalvarırım!” Dedi yerdeki adam.

Gür sesli adam ayağa kalktı. Adama arkasını döndü. “Bırakın şu iti.”

“Abi! Nasıl böyle bir şey dersin?” Dedi ilk konuşan.

“Ne zamandan beri benim sözümün üstüne söz söyler oldun?” Dedi gür sesli. Yanındaki adamlara döndü. “Çözün!” Diye tekrarladı.

“Çok sağol abi. Büyüksün. Teşekkür ederim.” Dedi yerdeki adam.

Tam o anda yerdeki adam serbest bırakıldı ve bir anda koşmaya başladı. Doğruca benim bulunduğum yere doğru geliyordu.

Her şey saniyeler içinde oldu.

Gür sesli adam belindeki silahı çekti.

Bir patlama…

Kulaklarım uğuldadı.

Adam, bana birkaç adım kala yere yığıldı.

Çığlık attığımı hatırlıyorum. Telefon elimden düşmüştü. Kanım donmuştu. Gözümün önünde bir insan vurulmuştu. Nefes alamıyordum. Yerde can çekişen adamı gördükçe iliklerime kadar korkuyla ne yapacağımı şaşırmış ve başıma çok büyük bir bela aldığımı bir saniye sonra ne olacağını bilmeden kalakaldım. Gür sesli adam ofladı ve o anda bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyordum. Ama sadece düşünüyordum.

“Gidin, getirin şunu!” Dediğinde bana doğru gelen adamları gördüm.

Bana geliyorlardı.

Koşmaya başladım.

Yokuş yukarı, tüm gücümle… Ama ciğerlerim yanıyordu. Sigaranın bedelini o an ödüyordum. Bacaklarım pes ettiğinde iki adam beni yakaladı.

“Bırakın beni! Bırak! Ben bir şey yapmadım. Bırak!” Diye laflar saysamda nafile. Küçük beni iki dalyan gibi adam tutmuş zorla sahiplerine götürüyordu ve ben hiç bir şey yapamıyordum.

Sesim ağlamaktan parçalanıyordu.

Beni sürükleyerek geri götürdüler. Yerdeki adam artık hareket etmiyordu.

İşte o an gerçekten öleceğime inandım.

Burası tam ormanın yani, yanında dükkanlar olan ama geceleri kimsenin geçmediği yerdi. Ama bu kadar kötü olamazdı. Gür sesli adamın yanına geldiğimizde sanki bir çöp yığınıymışım gibi yere attılar. Beni bıraktılar kaçabilirdim aslında düşününce. Ama bu benim felaketim olurdu. Bir risk almam gerekiyordu ve ben kaçmayıp yerde kalmayı, ayağa bile kalkmadan olduğum yere kazıklanmayı tercih etmiştim.

“Yuh!” Dedi ilk konuşan.

“Bir genç hanımefendi böyle mi getirilir.” Dedi gür sesli, sağımdaki adamın yanağına yavaşça vururken. “Böyle mi bırakılır karşıma.” Dedi solumdaki adamın yanına yavaşça vururken. Dişlerinin arasından konuşuyordu.

Gür sesli adam karşıma geçip durdu. Herkes bana bakıyor bense yerdeki asfaltı izlerken hemde gözümdeki yaşlarla asfaltı ıslatıyordum. Nefes alışverişlerim buradaki sessizliği bozuyordu. Gür sesli adam yanıma çömeldi.

“Senin gibi genç bir kızın bu saatte böyle tenha yerde ne işi var?” Dedi gür sesli, yüzümün önüne düşen saçlarımı kulağımın arkasına aldı. Yüzümü geri çektim.

“B-b-b… Ben…” dedim. Arkadaşlar tabiri caizse sesim götüme kaçmış, korkudan küçük dilimi yutmuştum.

“S-s-Sen ne?” Dedi gür sesli, benle dalga geçerek. “Rahatça konuşabilirsin. Sana bir şey yapacağımı düşünme. Biz kadınları koruruz. O yüzden az önce böyle bir şeye şahit oldun.” Deli olabilir mi? Kafadan kırık? Kafayı yemiş?

“Şey…S-sigara almaya çıkmıştım…” diyebildim. Gür sesli gülümsedi. “Şaka yapmıyorum sigaram yoktu motorumla geldim sigara alıp gidecektim. Gördüklerimi kimseye demem. Bırakın beni gideyim. Söz veriyorum. Kimseye söylemem. Ağzımı açmam.” Dedim. Hızlıca.
Neler dediğimi bilmiyorum öyle ağzımdan çıkmıştı işte. Ben burda şuan onlar yüzünden ölmezsem eğer kalbimin deli gibi atmasıyla bir şeyler olacaktı zaten. Böyle kalp atar mı? Kalp dediğin vücudun kanını pompalar. Bu hız benim üzerimi hareket ettiriyordu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki tişörtüm titriyordu.

“Bir motorun soğusun be kızım.” Dedi gür sesli. Ayağa kalktı. “Gidebilirsin,” dedi sonunda. “Ama gördüklerini anlatırsan…”

“Hayır!” Diyerek hemen kestim sözünü. “Kimseye söylemem.”

“Git, ne duruyorsun?” Dedi ilk konuşan adam.

“Oldu!” Dedim pat diye. İkisi de kaşlarını çatarak yüzüme bakıyordu. “Sonra beni de o adam gibi… O adam gibi öldürün.” İkisininde kahkaları yankılandı.

“E napalım şimdi seni alımı koyalım bu durumda?” Dedi ilk konuşan.

“Olmaz. Güvenmiyorum size. Size arkamı dönmek istemiyorum.” Dedim. Sus be Gülce. Sus be! Ben konuştukça ilk konuşan kahkaha atıyor gür sesli adamsa sadece tek taraflı gülümsüyordu.

“Önerin nedir? Sana dedim kadınlara dokunmayız.” Dedi gür sesli adam.

“O zaman benim içimi soğutun.” Dedim heryerim tirtirtitrerken.

“Nasıl yani?” Dedi ilk konuşan adam.

“Öyle bir şey deyin ki benim içim soğusun. Oh olmuş o adama diyeyim. Madem kadınları koruduğunuz için böyle bir şeye şahit oldum. O zaman içimi soğutun. Benim polise gitmeyeceğimden de emin olmuş olursunuz.” Mal mıyım? Belki ama..

“Ne zannediyorsun sen? Polise gitme cesaretinin olabileceğini mi? Yada gitsen bile önce haberinin bize gelmeyeceğini mi?” Dedi gür sesli. Çok zekice. O yüzden beni serbest bırakıyorlardı.

“Tamam ben söyleyeyim o zaman. Sen karar ver.” Dedi ilk konuşan. “Şöyle ki bu adam benim kız kardeşime… Hemde daha 16 yaşında olan kız kardeşime… tecavüz etmeye kalktı.”

Gözlerim açıldı. Adamın gözlerine baktım. Doğruyu mu söylüyordu emin olmak istedim. Kendinden emin konuşuyordu ve beni görmeden önce de aynı şeyleri diyordu. ‘Lan kardeşim lan o benim.’ En başından beri bunu diyordu.

“İşte şimdi… Şimdi içim soğudu. Az bile ona. Kaç yaşında kız çocuğu… az bile… Daha çok…” derken sözüm kesildi.

“Hop!” Dedi gür sesli. “Senle dedikodu yapacağımızı mı zannediyorsun?” Kafamı hayır anlamında salladım.

“B-ben sadece.”

“Başladın yine kekelemeye. Hemen git.” Dedi gür sesli.

Öyle der demez komut bekleyen askerler gibi yerimden fırladım. Arkama bile bakmadım. Motoruma doğru yürürken dizlerimin titrediğini hissediyordum. Hayattaydım. Ama içimde bir şey orada kalmıştı. Ellerim titrerken motor sürmek çok ama çok zordu.
Benzinliğe vardığımda tuvalete koşup yüzüme soğuk su çarptım. Aynadaki kişi bendim ama gözlerimde tanımadığım bir korku vardı.
Sonra fark ettim.
Telefonum yoktu.
Kayıt…
Her şey o telefonun içindeydi.
Biraz ağlayıp tipimi düzelttikten sonra çıkıp kasaya geçtim ve bir sigara aldım. Motorumun yanına giderken bir şey fark ettim. Siyah takım elbiseli adam gördüm. Epeyce uzaktaydı hatta bir kere gördüm bir kez daha bakınca yoktu. Saniyelik bir farkla ortadan kaybolmuştu. Belki de ben artık halüsinasyon görmüyorum yada beni takip ediyorlardı. Tamam halüsinasyon da kulağa çok mantıklı geliyor ama riske atmamak lazımdı. Telefonumu yarın alacaktım.

Eve döndüğümde uyuyamadım. Gözlerimi kapattığım anda silah sesi tekrar yankılanıyordu. Adamın düşüşü, çığlığım, o gür ses…

Hak etmiş miydi?
Belki.
Ama yine de bir insan ölmüştü.
Ve ben buna şahit olmuştum.
Asıl korku şimdi başlıyordu.
Polise de gidemezdim. Asıl korku şimdi başlıyordu.

Tamam çok kötü bir şey yapmış. Çok kötü şeyler yaşatmış. Oh oldu diyorum içimden. Hatta bana kalsa daha kötüsünü yapardım da diyorum ama… Ama içimde bir yerde de bunun cezasını mahkeme vermesi gerekiyordu diyorum. Sonra düşündükçe iyi olmuş daha beter olmalıydı onun en son ölmesi lazımdı önce güzel bir iskence çekmeliydi diyorum.

Böyle kafamın içindeki düşüncelerle boğulup duruyordum. Hepsini geçtim keşke benim karşımda olmasaydı diyorum.

Hak etmiş aslında bir hayli ama benim karşımda olmamalıydı. Bir o yana bir bu yana döne döne uyuyamıyor, gözümden yaşlar eksik olmuyordu. Kafamı duvarlara vurasım geliyordu. Ben nasıl bir ortama düştüm? O adamlar kimdi? Ne arıyorlar burda? Daha önce hiç görmemiştim sanırım ama bir o kadar da tanıdık yüzleri vardı. Sanki daha önce ya gördüm yada birine benzetiyorum. Bilmiyorum ama bu durumdan bir an önce kurtulmam gerekiyordu. Şehir dışına mı çıksam? Yurt dışı? Ne yapsam bilemiyordum. Tek bildiğim başıma bir bela aldığımdı.

Böyle insanların (bir başkasının hayatını karartanların, masumiyet çalanların, suç işleyenlerin) cezalarını çekmesine zerre üzülmüyorum. İçimde en küçük bir merhamet kıpırtısı bile uyanmıyor. Bana kalırsa o gece yere yığılan adam, yaptığı her şeyin bedelini son nefesine kadar hak etmişti.

Ama insanın zihni tek bir düşüncede kalamıyor.
Bir yanım “oh olmuş” derken, diğer yanım susmuyor. Çünkü o adam sadece yaptığı kötülükten ibaret değildi belki de. Onu bekleyen bir ev vardı… Kapının açılmasını umut eden bir anne, geç kaldı diye söylenen bir baba, belki yolunu gözleyen bir çocuk…

Belki o gece biri sofrayı toplamadan önce, “Gelince yer” diye tabağını kaldırmadı bile. Belki son konuşmalarında kırıcı sözler söylediler ve bunun son konuşmaları olduğunu bilmiyorlardı.

İnsan bazen kendi suçunun cezasını çekmez; acısını geride kalanlar taşır.
Asıl ağır olan da buydu.
Belki ailesi onun ne yaptığını hiç bilmeyecekti. Ya da öğrendikleri an dünyaları başlarına yıkılacaktı. Bir insanın günahı, masum insanların omuzlarına yük olacaktı.
Düşündükçe içim daralıyordu.

Evet, aile terbiyesi önemliydi. Ama hayat bana şunu da öğretmişti: En düzgün ailelerden çıkan en karanlık insanlar da vardı. Bazen ne anlatırsan anlat, bazı ruhlar duymayı seçmiyordu. Bazı insanlar yanlışta ısrar etmeyi kader sanıyordu.
Uyumak istiyordum.
Sadece gözlerimi kapatıp hiçbir şey düşünmemek… Derin, karanlık bir suyun içine bırakır gibi kendimi unutmak istiyordum.

Ama olmuyordu.

O adamın yüzü gözlerimin önünden gitmiyordu. Özellikle de gür sesli olan… Sakinliğiyle etrafındaki herkesi yöneten hali… Sanki kaosun ortasında bile dünyanın kontrolü onun avuçlarının içindeydi.
Ben ise korkudan susmayı bile becerememiştim. Saçmalamış, gereksiz konuşmuş, ölümle burun buruna gelmiş bir insanın panikle tutunduğu her ihtimali ağzımdan dökmüştüm.

Sonradan anladım…
İnsan ölme ihtimalini gerçekten hissettiğinde mantık susuyor. Yerine sadece hayatta kalma içgüdüsü konuşuyor. İnsan o anda normalde asla yapmayacağı şeyleri yapabilecek birine dönüşüyor.
Gözlerim ağlamaktan şişmişti. Başım zonkluyordu. İçimde tarif edemediğim sıcak bir ağırlık vardı; korku mu, şok mu, suçluluk mu bilmiyordum.
Göz kapaklarım kapanmak istiyordu ama uyku bana küsmüştü sanki.
Yorgundum.
Ama zihnim hâlâ o gecede kalmıştı.