19. bölüm · Gökyüzünün külleri
CEHENNEMİN DÜĞÜMÜ
Zırhlı araç, alevlerin ve yoğun dumanın kapladığı Sahra Hastanesi’nin bahçesine girdiğinde ortam tam bir mahşer yerini andırıyordu. Çatışma sesleri arka planda uğultu gibi yankılanıyor, devrilen iletişim kulesinden sıçrayan kıvılcımlar ana binayı sarıyordu. Yangın, acil servis ile pediatri koğuşunun olduğu bloğu tamamen kuşatmıştı.
Umut, araçtan indiği an yüzüne çarpan sıcaklıkla geriledi ama hemen kendini toparladı. "Barış! Jeneratör dairesinin arkasındaki havalandırma tünellerini devreye sokmamız lazım!" diye bağırdı, dumanın içinde gürültüyle öksürerek. "İçerideki oksijen tüpleri patlarsa bina tamamen çöker!"
Barış, çantasındaki termal kamerayı açıp binaya doğrulttu. "Alt katta, jeneratör kapısının hemen arkasında üç sağlık görevlisi ve iki çocuk sıkışmış durumda! Umut, yangın beton duvarları inceltmiş, her an çökme olabilir!"
Umut, acil durum baltasını kapıp alevlerin arasına atıldı. Barış da bir an bile tereddüt etmeden onun arkasından koştu. İkisi, alev alan tahta blokları ve devrilen demir traversleri kenara çekerek alt kata inen merdiven boşluğuna ulaştı. İçerisi kapkara bir dumanla kaplıydı.
Umut, kırılan beton blokların arasından cılız bir çocuk sesi duydu. Bu ses, zihninde anında Eren’in, Rüzgar’ın ve Ayla’nın karnındaki henüz doğmamış evladının sesiyle birleşti. Omuzlarındaki vicdan yükü, yerini katıksız bir koruma refleksine bıraktı.
"Buradayız!" diye bağırdı Umut, elleriyle sıcak beton parçalarını kazıyarak. "Sesimi duyan var mı?"
"Aşağıdayız! Kapı sıkıştı, nefes alamıyoruz!" diye bağırdı içerideki hemşire.
Umut ve Barış, omuz omuza vererek sıkışan çelik kapıya yüklendi. Kasları kenetlendi, parmakları kanda kaldı ama kapının kilidini kırmayı başardılar. İçerideki iki çocuk ve üç görevli, açılan delikten dışarı sürüklendi. Umut, 5 yaşındaki küçük bir kız çocuğunu kucağına alarak dışarıdaki kurtarma ekibine teslim etti.
Ancak tam o sırada yukarıdaki ana taşıyıcı kolon büyük bir gürültüyle çatladı.
"Umut! Çıkın oradan! Çatı çöküyor!" diye bağırdı dışarıdaki askerler.
Barış, son hemşireyi dışarı iterken tavan betonundan kopan devasa bir parça tam merdiven çıkışına doğru düşmeye başladı. Umut, geride kalan Barış’ı fark edip geri dönmek istedi ama Barış, Umut’u var gücüyle dışarıya, güvenli alana doğru itti.
"Umut, git!" diye bağırdı Barış.
Büyük bir gürültüyle çöken tavan, iki dostun arasına kapkara bir beton ve demir yığını ördü. Dumanların arasında Barış’ın çığlığı kesildi; geriye sadece yangının uğultusu kaldı.
Ankara’da, tam o saniyelerde Karaca evinde büyük bir gürültüyle bir cam bardak yere düşüp tuzla buz oldu.
Ayla, elindeki bardağı düşürdüğü yere çökerek elini aniden karnına bastırdı. Göğsüne saplanan şiddetli bir sancıyla nefesi kesildi. Yüzü bembeyaz olmuştu.
"Ayla!" diye bağırdı Aylin, salondan koşarak gelerek. "Ne oldu, neyin var?"
Ayla, kan çanağına dönmüş gözleriyle Aylin’e baktı. Sesi titriyordu: "Bir şey oldu Aylin Abla... Umut... Barış... Orada bir şey koptu."
Deniz Karaca masadaki telefonuna gelen acil mesajla donakaldı. Telefonu tutan eli titriyordu. Ekrandaki askeri kodlu mesajda şu yazıyordu:
Bölge 4 Sahra Hastanesi çökmesi. Umut Karadağ yaralı kurtarıldı. Barış Yılmaz enkaz altında.
Ankara’daki evde çığlıklar yükselirken, sınır hattındaki yangının ortasında Umut Karadağ tırnaklarıyla betonu kazımaya başlamıştı. Kanayan ellerini, yüzünü kaplayan isi unutmuştu. Hayatının en büyük kabusu, 20. Bölümün kapısındaki o acı vedanın eşiği tam karşısındaydı.
