8. bölüm · Gizemli Bir Ev

8. Bölüm

Cemre Kızılateş

“İçeri girmek kolay… çıkmak imkânsız.”

Londra'da ikinci günümde tekrar dışarıya çıkmak ve biraz alışveriş yapmak istemiştim. Üzerimdeki pijamaları değiştirdim ve daha rahat kıyafetler giyinmiştim. Otel odamdan çıkıp asansöre doğru yürümüştüm. Dün ki yaşadığım olaydan sonra kafamı biraz dağıtmaya ihtiyacım vardı. Asansörün olduğu yere gelip, asansörün içerisine girmiştim. Zemin katın düğmesine basarak asansörün inmesini bekledim. Arkamdaki aynanın karşısına döndüğüm esnada yine onunla karşılaşmıştım. Bu sefer ise aynadan kolunu uzatıp boğazımı sıkıca tutmuştu ve sıkmaya başlamıştı.
Güç bela onunla konuşmaya çalışıyordum.
“Benden ne istiyorsun? Ben sana ne yaptım?”
Tabii yanıt gelmemişti. Bir müddet daha boğazımı sıktığında bırakmıştı. Sıkmayı bıraktığı an asansör zemin kata gelmişti bile. Bu böyle olmayacaktı. Bu iş giderek daha da kötü bir hâl almaya başlamıştı. Ne olucağını artık kestiremez olmuştum.
Otelden dışarıya çıktığımda biraz temiz hava almak iyi gelmişti. Az önce yaşadığım olay beni biraz derinden sarsmıştı. Bu olayı daha fazla düşünmek istemeyip Londra sokaklarında tekrar gezinmeye başlamıştım. İlk gördüğüm mağazaya girmiştim. Mağazanın içerisi tam benlikti. En güzel elbiseler buradaydı. İlk gördüğüm elbise ise turkuaz renginde bir el bişeydi. Uzun, dekolteli, tülleri olan bir elbiseydi. Baya hoşuma gitmişti ve almak için kasaya gitmiştim. Elbisemi kasiyer kadına uzatmıştım. Ben de o esnada cüzdanımdan kartımı çıkarmıştım ve kasiyer kadına döndüğümde ise yine o şeyi görmüştüm. O bana bakıyordu, ben de ona bakıyordum. O kadar çok korkmuştum ki geri geri giderken arkaya doğru düşmüştüm. Etraftaki birkaç kişi yanıma gelmişti ve sorular soruyorlardı.
“Madam, are you alright?” (Hanfendi iyi misiniz?)
“Madam, did you hurt yourself anywhere?” (Hanfendi, bir yerinizi vurdunuz mu?)
“Madem, would you like me to take you to the hospital?” (Hanfendi, sizi hastaneye götürmemi ister misiniz?)
Herkes başımda pervane olunca, herkesin ağzından bir şeyler çıkıyordu. Ama benim gördüğüm o şeyi onlara anlatsam ya gülerlerdi, ya yanımdan geçerken deli bu derlerdi. O yüzden pek bir şey demeden normalmiş gibi davranmaya çalışmalıydım. Bu şeyden sonra nasıl olucaksa artık?
“I'm fine. I thought I saw something. Thank you all for your concern.” (Ben iyiyim. Bir şey gördüğümü sandım. Her biriniz ilgilendiğiniz için teşekkür ederim.)
Daha fazla dikkat çekmeden bu mağazadan ayrılmıştım. Mağazadan ayrılmamla beraber telefonum çalmıştı. Çantamdan telefonu çıkardım ve arayanın kim olduğuna bakmıştım. Beni arayan kişi Batuhan'dı. Telefonu hemen açıp konuşmaya başlamıştık. En sonunda ise Batuhan'ın, benim biran önce o eve dönmemi istiyordu. Söylenene göre ise evden bir ceset çıktığını ve polislerinde benim ifademi almak istediklerini söylemişlerdi. Ben de ilk uçakla geleceğimi söyleyerek telefonu kapatmıştım.
Hemen geri otele dönmüştüm. Otele geri dönüş yolunda da telefondan ilk uçağa bilet almıştım. Saat 14.30 kalkıcaktı. Otele varır varmaz hemen odama çıktım ve hiç vakit kaybetmeden valizimi toparlamıştım. Otel odasından çıkacağım esnada duvardaki aynadan yine onu görmüştüm. Bilerek görmezden geldim ve odanın kapısına doğru yürüdüğünde ayna kırılmıştı. Ama umursamayarak odadan çıktım ve resepsiyona gidip otelden çıkışımı yaptırdım. Otelden en nihayetinde çıktığımda bir taksi çevirip beni havaalanına bırakmasını söylemiştim. Yol boyunca aklımı kurcalayan soru, o ceset nereden çıkmıştı? Bizimkiler nerede bulmuştu o ceseti? Ben buradayken onlar evde neler yaşamışlardı?
Biran bunları düşünürken aklıma o boş sayfaları dolmamış olan kitap benzeri şey gelmişti. Hemen onu çantamdan çıkarıp sayfaları bakınmaya başlamıştım. Ta ki olanları burada gördüğüm andan itibaren. İrem'in karşı çaprazındaki oda da bulunan tablonun altında bulunan o boşlukta ki ceset. Kim onu oraya koyardı ki?
Ben yine aklımda ki sorularla cebelleşirken Yeni bir şey daha eklendiğini görmüştüm. Yeni bir olay daha. Kafamı o boş sayfanın doluşuna bakarken gördüğüm manzarayla kalakalmıştım. Çatı katında ondan fazla ceset daha çıktığını gördüm. Ondan fazla cesetin çatı katında ne işi vardı? Kim koymuştu onları oraya? Artık o eve gitmeli ve nelerin döndüğünü öğrenme zamanım gelmişti.
Taksiyle havaalanına geldiğimde, valizimi de alarak taksiciye ücretini ödeyerek inmiştim. Hemen bütün kontrollerden geçerek bütün işlemleri yaptırmıştım. En nihayetinde ise anonsu duyar duymaz uçağın içerisine girmiştim ve koltuk numaramı bulunca da yerime geçerek oturmuştum. O kadar çok stresliydim ki o evde neler döndüğünü gerçekten çok ama çok merak ediyordum.
~🌑~🌑~🌑~🌑~
En nihayetinde uçaktan inmiştim ve valizimi de alarak bir taksi çevirip verdiğim adrese doğru yol almıştım. Taksiyle o eve doğru giderken yeni bir olay var mı diye kontrol ettiğimde henüz bir olay olmadığını görmüştüm. Buraya gelene kadar binbir türlü sorular geçmişti aklımdan.
Dört saat sonra artık eve varmıştım ve taksiden ineceğim esnada taksici abinin bana dönerek bir şey söylemişti.
“Kızım bu evden olduğunca uzak dur. Hiçbir şeye dokunma, hiçbir şey duyma, hiçbir şey hissetme. Yoksa bu evdeki varlıklar seni yalnız bırakmaz.”
Taksici abinin söylediği bu söz nedense içimin ürpermesine neden olmuştu. Taksici abi, bu evdeki olayı nereden biliyordu?
“Siz nereden biliyorsunuz bu evi?”
“Çok fazla söylentiler dolaştı bu evle alâkalı. Hâlâ da aynı. O yüzden dikkat et kızım, eğer bu evde yaşıyorsan.”
Taksici abinin bu söylenmesinin ardından artık taksiden inmiştim ve eve doğru yürümeye başlamıştım. Zile basar basmaz içeriden bir koşuşturma sesi duydum ve kapı anında açıldı. Beni ilk gören kişi İrem olmuştu. İrem, beni karşısında görür görmez hemen boynuma atıldı ve kocaman sarılmaya, ağlamaya başlamıştı. Anlaşılan o ki bu ev bir gizemli bir evdi. Ne olduğu bilinmeyen bir ev.
Artık içeriye girdiğimde herkes bana olan biteni anlatmaya başlamıştı. Başlarından neler geçtiğini bir bir anlatmışlardı. Benim doğruyu söylediğimi anladıklarında iş işten çabuk geçmişti. Daha sonra bana hâk verdiklerini söyleyerek benden özür dilemeye başlamışlardı. Bende buna gerek olmadığını ve herkesin başına gelmese bile, böyle bir durum olabileceğini söylemiştim. Ben de onlara İngiltere, Londra'da yaşadığım olayları onlara anlatmıştım. Daha sonra ise buraya geldiğim taksiyle ve taksici abinin bana anlattıklarını onlarada söylemiştim. Ama en önemli detayı atlamayıda unutmamıştım. Yanıma aldığım kitap benzeri şeyi çantamdan çıkarıp onlara göstermiştim. Onlarda içini açarak baktıklarında ise başımızdan geçen bütün olayların burada çizili olduklarını görmüşlerdi. Bunu nerede bulduğumu sorduklarında ise odamdaki kitaplıkta bulduğumu ve herşey bu kitapta olan herşeyin kendiliğinden çizildiğini söylemeden edememiştim.
Ben, Londra'da iken olan bitenleri az çok buradan öğrendiğimi söylemiştim. Onlar içten içe biraz kızsalarda birşey diyememişlerdi. Çünkü az çok neler yaşandığını ben buradan gitmeden önce biliyorduk. Ama asıl soru şuydu hepimiz için. Bundan sonra ne olucağıydı.
Artık hepimiz yukarıya çıkmıştık ve çatıdaki cesetleri ben de görmüştüm. Polisi arayıp aramadıklarını sorduğumda ise bir ya da iki dakika içerisinde burada olucaklarını söylemişlerdi. Bir değil, iki değildi. Tam tamına ondan fazla ceset vardı burada ve bu cesetlerle neler yapıcağımızı bilmiyorduk. Polisler gelse de onlar ne yapıcaklarını az çok biliyorduk. Ama şöyle ki bunlar bu evden çıktıktan sonra bizi ne beklediğiydi?