13. bölüm · Gizemli Bir Ev
13. Bölüm
“Bu evin kuralları var. Ama kimse bilmiyor.”
Evin içinde İrem'in içinde bulunan ruhla baş başa kalmıştım. Onun yanında kara düşüncelere dalmıştım. Dışarıdakiler ise benim dönmediğimi anladıklarında ise ceseti dışarıda bırakıp yanıma gelmişlerdi. Benim bir yerlere dalıp gittiğimi gördüklerinde ise ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
“Aysu, neler oluyor? Neden hemen kuyudan çıkar çıkmaz buraya, bunun yanına geldin?”
“Evet, cesedi bulduk. Şimdi onu gömmemiz lazım. Hem cesedi gömücez hem arkadaşımızın içinde yatan o ruhu serbest bırakıcaz.”
“Cesedi gömersek asla rahat olamıcaz.”
“Ne? Ne demek istiyorsun? Nasıl rahat olamıcaz?”
“Defne, size yardımcı olucak. Bana anlattımlarını onlara da anlatır mısın lütfen.”
Ben herkesin yanından geçip mutfaktaki masanın yanına oturmuştum. Derin düşüncelere dalarken Defne'nin, bizimkilere Pelin Bulut'u onlara anlatmaya başladığını duydum. Sil baştan tekrar o hikayeyi dinlediğimde ne yapabiliriz diye düşünüp duruyordum. Bir çıkış yolu bulamıyordum. Kafamın içi iyice karman çorman olmuştu.
Bizimkiler bu hikayeyi duyunca onun yanından ayrılıp benim bulunduğum yere gelmişlerdi. Herkesin yüzüne dikkatlice baktığımda aynı şeyi gördüm. Tek bir şey. Ne yapıcaz? Ben de bilmiyordum ne yapıcağımızı.
Biz burada kara kara düşünürken Defne denilen şahız yanımıza gelmişti. Bize söylemek istediği bir şey vardı ama o şey her neyse, söyleyip söylememek arasında gidip geliyordu. Hatta söyliyeceği şeyi iyice ölüp tartmıştı. En nihâyetinde ise artık söyleme kararı almıştı.
“Sizlere söylemek istediğim bir şey var. Pelin Bulut ile alâkalı.”
“Söyliyeceğini söylemedin mi zaten?”
“Evet ama bu başka.”
“Nedir peki?”
“Pelin Bulut denilen kişi bu sefer başka ilerlemeyi düşünüyor. Başka planı var.”
“Neymiş o?”
“Pelin Bulut, bu sefer başka bir yol deniyecek. Bu eve gelen beş kişiden birisini hayatta tutacak, diğer dört kişiyi öldürecek. Yaşatacağı bir kişi ile buradan gidecek ve bu evde yaşanan tüm her şeyi yerle bir edip yıkacak. Başka bir yerde, başka bir ülkede yeni bir hayat yaşayacak, o yaşatacağı kişi ile. Yani bu demek oluyor ki, burada siz tam beş kişisiniz ve dördünüz ölücek ve bir kişi yaşayacak. Bu kim olucak bilmiyorum. O kişiyi kendisi seçecek. Ama yaşama şansımız vardır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.”
Yani hiç birimizin kurtuluşu olmayacaktı ama sadece birimizi hayatta kalacaktı. Biz nereden, nasıl bu evi bulmuştuk? Neden biz bu evi seçmiştik? Bunu sorgular olmuştum. Bu saatten sonra artık hiç birimizin can güvenliği kalmamıştı.
Defne denilen kişi artık İrem'in içinden çıkmıştı ve İrem artık rahat bir nefes almıştı. Defne'nin ruhunun süzüldüğünü gördüğümde ise nereye doğru gittiğini bakmıştım. Daha sonra ise dışarıda öylece başı boş bıraktığımız ceset aklıma gelmişti. Defne'nin arkasından koşturup baktığımda o cesetin içine, kendi bedenin içine girdiğini görmüştüm. Dikkatlice baktığımda beden taze bir bedene dönüştüğünü, nefes aldığını ve artık canlı bir şekilde karşımızda belirdiğini görmüştüm.
Artık Defne yaşıyordu. Onu bu şekilde görmek beni bir şekilde mutlu etmişti. Ama hâlâ bu ev, bir ev olmayacaktı. Bu evde yaşayan herkes ölümü tadacaktı. Ben bunun farkındaydım. İçten içe korkuyordum.
“Az önce sen beş kişiden, dört kişinin ölüceği mi ve bir kişinin yaşayacağını söyledin. Şimdi altı kişi olduk. Bu nasıl mümkün olucak?”
“Pelin denilen ruh, beni dışarda tutuyor. Bu yüzden sizlerle hesaplanacak.”
Anlaşılan o ki Defne konudan ve olaydan tamamen uzakta kalıyordu. Galiba aklıma bir şey gelmişti. Eğer Pelin Bulut denilen şahız Defne denilen bu kişiyi uzakta tutuyorsa bu konuda bir bit yeniği vardı. Pelin denilen kişi dört kişiyi öldürdükten sonra bir kişiyi hayatta bırakacaktı. Bıraktığı bu bir kişinin içine girdiğinde ise Defne denilen bu kişi ile başka bir yere, başka bir ülkeye gidecek orada yaşayacak ve ordaki kişilerin hayatını mahvedecekti.
Pelin kimi seçecekti? Kimi hayatta tutacaktı? O kadar çok kafam karışmıştı ki artık hiç bir şey düşünemiyordum. İrem ise ne olduğunu anlamamıştı. İrem'e en başından en sonuna kadar Deniz anlatmaya başlamıştı. Deniz her şeyi, İrem'e anlattığında ise neye uğradığına şaşırmıştı.
Artık hepimiz bekliyorduk. Beklemede kalmıştık. Madem bu evden beş kişi çıkamıyorduk kaderimize rağzı olup beklemede kalıcaktık. Yapacağımız hiçbir şey yoktu. Bizler ise en güzel anılarımızı hatırlamaya başlamıştık. Beşimizin nasıl tanıştığını, nasıl arkadaş olduğumuzu, nasıl eğlendiğimizi… Hepsini bir bir düşündüğümüzde beşimizin de yüzü gülmüştü istemsizce. Hayatımız film şeridi gibi gözümüzün önünden geçip gitmişti.
Biz anılarımızı hatırlamaya devam ederken yukarıdan bir patırtı daha kopmuştu. Artık umursamıyorduk. Ama nedense içimden gidip bakmak gelmişti ve öylede yapmıştım. Yerimden kalkıp üst kata doğru gittiğimi gören arkadaşlarım peşimden gelmişlerdi. En üst kata geldiğimizde ise odalardan birinin kendi kendine yıkıldığını fark etmiştik. Sıra bu üst kattın yıkılma şansı vardı. Aramızdan bir kişi istemsizce bir odaya girdi. Daha sonra odanın kapısı kapandı ve bir daha açılmamak üzere birisi içerde kaldı. Kim içerde kaldı diye baktığımda Deniz'in olmadığını fark ettim. Deniz odanın içerisinde kapalı kalmıştı ve artık kurtuluşu yoktu. Bu katın sallanıp yıkılıcağını anladığımızda mecburen Deniz'i burada bırakıp gitmek zorunda kaldık.
Hepimiz en üst kattan bir alt kata indiğimizde Deniz'in feryat figan bağırdığını duymuştuk. Onun arkasından ağlamaya başlamıştık hepimiz. En son Deniz'in bir sözünü duymuştuk.
“Arkadaşlar her ne olursa olsun hepinizi çok seviyorum. Biliyorum benim yanıma üç kişi daha gelecek ve bir kişi hayatta kalacak. Her kim hayatta kalacaksa şunu bilmesini isterim. Biz her daim onun yanında olucaz ve onu çok sevicez. Kendine iyi bak, her kim hayatta kacaksa.”
Daha sonra ses kesildi ve artık Deniz'in sesi duyulmadı. Onun sesi duyulmayınca ağlamaya devam etmiştik. Şuan dört kişi kalmıştık ve kimin gideceği belli değildi. Deniz'i kaybetmenin acısı çok kötüydü. Ama artık elimiz kolumuz hepten bağlanmıştı.
Hepimiz en alta inerken ağlayarak inmiştik. Bir arkadaşımızı kaybetme duygusu hepimizi en içten sarsmıştı. Şimdi ise kimi kaybedeceğimizi düşünür olmuştuk. Bu gece çok berbat bir geceydi. Bu gece zalim ve gattar bir geceydi. O kadar çok kötü bir gündü ki bu geceyi saymak bile istemiyordum. Deniz yoktu şimdi kim olmayacaktı? Kimin olmıyacağını düşünür olmuştum. Sıradaki kişi kimdi? Sırada kim vefat edicekti? Hayatta kalan kim olucaktı? Hepsini bir bir düşünmeye başlamıştım.
Hepimiz salon katında oturmaya devam ederken Can ayağa kalkmıştı. Nereye gideceğini sorduğumuzda lavobaya gideceğini ve elini yüzünü yıkayacağını söylemişti. Bizde onu yalnız bırakmak istemeyip yanında gitmiştik. Orta katta bulunan lavobaya Can girmişti ve diğer odaya ise İrem girip bir şeyler bakınmak istediğini söylemişti. Ama yine aynısı olmuştu. Can'ın bulunduğu lavobonun kapısı ile İrem'in bulunduğu odanın kapısı kapanmıştı. Pelin denilen şahız her şeyi, her kesi bir bir alıyordu bizden. Burası, bu katta yıkılmıştı artık ve Batuhan ile ben kalmıştık geriye. Can ile İrem'de vefat etmişlerdi. Onların sözleri ise Deniz'in ki gibi olmuştu. O kadar çok canım yanıyordu ki arkadaşlarımızın hiç birini hayatta tutamamıştık.
Geriye ben ve Batuhan kalmıştık. Şimdi ise ya Batuhan hayatta kalıcaktı, ya ben hayatta kalıcaktım. Pelin Bulut denilen kişi kimi seçecekti?
