4. bölüm / 5
Gençliğimin Yazı3. Bölüm - Yeni Bir Başlangıç
Bölümler 5Şu an: 3. Bölüm - Yeni Bir Başlangıç
- 1 Karakter Tanıtımı, Playlist ve Yazardan Not407 kelime
- 2 1. Bölüm - Çikolata Parçacıklı Kurabiye1.322 kelime
- 3 2. Bölüm - Bir Kamp Meselesi2.334 kelime
- 4 3. Bölüm - Yeni Bir Başlangıç1.434 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. Bölüm - Buz Mavisi Gözler ve Kaybolan Kolyeler2.393 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
State of Grace - Taylor Swift
DOSTLARR! Yeni bölümümüz geldiii, artık geliyoruz bizim kampaa. Kirazlıkıyı Kampı'na çok yakında giriş yapıyoruzz 🫶🏻💖 İYİ OKUMALARR, OYLAMAYI VE BOL BOL YORUM BIRAKMAYI UNUTMAYINN! SEVEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ TANIDIKLARINIZ VARSA ÖNEREBİLİRSENİZ ÇOKKK MUTLU OLURUMM 🩷
Sabah alarmın gıcık sesiyle uyandım.
Açıkçası pek çok kitapta kullanılmış o klasikleşmiş ve göz kanatan cümleyi bile bu sabah için kurmak isterdim. Ama kuramıyordum çünkü canım ablam, emin olun ki o alarmın gıcık sesinden bile beterdi. Ben uyumayı seven bir insandım. Uyumak bir hobi olsaydı, benim için kitap okumakla bile kapışabilirdi. Yani sırf "5 dakika daha" dedi diye bir insanın ayaklarından sürüklenmek suretiyle yere atılması mantıklı bir şey mi? Eh, en azından ablama göre mantıklı bir şey olmalıydı. Çünkü biraz önceki kabustan beter uyanışımın başka bir açıklaması olamazdı.
Ben popomun üstüne düşmüş bir şekilde yerde oturup düşüncelerimin içindeyken ablamın sesiyle dikkatimi yeniden ona verdim.
"Akşama doğru yola çıkacak olmamız, senin tembel hayvan gibi yumulmuş bir biçimde uyuklamanı gerektirmiyor, Güneş. Bana Küçük Emrah gibi bakmayı bırak ve şu valizin kapağını kapat artık lütfen. Senin narin kolların yorulmasın diye kıyafetleri bile ben koydum, en azından kapat artık şunun kapağını," dedi son kez dolaba göz atıp eksik bir şey var mı diye bakarken sitem dolu bir sesle.
Onun bu dediklerine kaşlarımı çatarken bir yandan da oturduğum yerden kalktım ve valizin yanına doğru ilerledim. Tam fermuarının ucunu tutup ittirecekken şaşkın gözlerle ablama baktım.
"Abla, kapanmıyor bu," dedim yeniden bir kapatma denemesi yaparken.
Bir elimi tüm ağırlığımı vererek kapağın üzerine koyup fermuarı çektirmeye çalışsam da valiz bana mısın demiyordu.
Ablam çabucak dolabımın başından bana doğru geldi ve o da benim gibi bir deneme yapsa da fermuar ilerlemedi. Ablam kaşlarını çatmış valize bakarken konuştu.
"Güneş, otur şunun üzerine," dediğinde gözlerimi kısarak ona baktım.
Bu tabii ki benim de aklıma gelmişti ama her ne kadar çok tatlı gözükse de o kadar da kaliteli değildi malı açısından. Çok da güvenemiyordum valize.
Ablama şüpheli bakışlarla bakmaya devam etsem de ablam çabucak konuştu.
"Off, Güneş, hadi, bir şey olmaz. Kırılırsa benimkini alırsın," dediğinde "benden günah gitti" bakışımı - böyle bir bakış olduğundan hâlâ emin değilim - atarak ağırlığımın hepsini vermeden valizin üstüne çıktım.
Birkaç saniye içinde ablamın rahatlıkla iç çektiğini duyduğumda çabucak indim ve ona baktım.
"Gidiyor muyuz o zaman?"
⋆౨ৎ˚⟡˖ ࣪
Babam ve ablam kapıyı çekmemi söyleyip aşağı indiklerinde ben de odamın kapısını kapatmak üzereydim. Sırt çantamı güzelce hazırlamıştım. Tüm ihtiyaçlarım içindeydi. Ben de hazırdım. Ablam ilk defa bir kıyafetini giymeme yalvarmadan izin vermişti ki bu şok edici bir gelişmeydi. Dolayısıyla üzerimde ondan aldığım pastel sarı bir bluz, altımda ise açık mavi bir kot şort vardı. Saçımı da bir süre düşündükten sonra toplamamaya karar vermiştim.
Son kez odamın kapısından içeri bakarken derin bir iç çektim. Kendimi gerçekten yorganımı üzerime atıp uyumamak için zor tutuyordum. Her şey çok çabuk gelişmişti ve ben hâlâ bugün sıcacık, olağanüstü mağaramdan ayrılıp yaban ellere atıldığım gerçeğini kavrayamamıştım. Dün akşam yemekte her ne kadar babam ile ablamın dediği şeylere hak vermiş olsam da şu an kim haklı, kim haksız pek de umurumda değildi. Tek isteğim odamda oturmaktı.
Son kez babama ve ablama yalvarma düşüncesi zihnimi kurcalasa da başımı iki yana salladım. Kapıyı kapatmadan önce kendi kendime mırıldandım:
"Alt tarafı birkaç hafta, Güneş. Ne olacak sanki?"
Sonunda merdivenleri geçip aşağı indiğimde çabucak spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim ve dışarı çıktım. Serin bir rüzgâr yüzümü sıyırıp geçerken etrafıma bakındım. Babam valizimi bagaja yerleştiriyordu ve ablam da yere çömelmiş, ayakkabılarının bağcıklarını bağlıyordu. Gözlerim kısılmış bir şekilde ona bakarken konuştum.
"Arabayı sen sürmeyi planlamıyorsun, değil mi?"
Yanlış anlaşılmasın. Açıkçası ablama güvenmediğimden değil. Ona canım pahasına güveniyordum. Ben yalnızca onun araba kullanma becerilerine güvenmiyordum. Kendisi ehliyetini bundan birkaç ay önce almıştı ve teorikte her şeyi biliyordu. Ama pratikte o kadar da iyi olduğu söylenemezdi. Ne zaman bizim arabayı o kullansa araba, mübarek, horon tepiniyormuş gibi zıplıyordu. Sağ olsun, ablam ne zaman pratik yapmak istese beni de ensemden sürüklediği gibi arabaya bindiriyordu. Ben de bir anda Karaca Ailesi Horon Şenliği'nin bir parçası oluveriyordum. Ne mutlu ki bugüne kadar herhangi bir kaza yapmamıştı. Ama yanınızda sayın Gönül Karaca varsa dua etmek dışında pek bir tercihiniz kalmıyordu.
"Sen benim gibi olağanüstü bir insanı sorgulamamalısın. Ve evet, ben kullanıyorum."
"Nasıl ya? Öf!" dedim, kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken.
"Ablaya öf denmez! Ayrıca şaka yapıyorum, ben kullanmıyorum arabayı. Henüz o kadar uzun yolu gitmeye hazır değilim."
Ablamın bunu demesiyle birlikte üzerime bir rahatlık çöktü. Tam bu sırada babamın konuşmasıyla bakışlarımı ona çevirdim.
"Hadi, kızlar. Arabaya yerleşin, yolculuk başlıyor," dedi yüzünde tatlı bir gülümsemeyle.
Kendimi onun havasına sokmak için zorladım. Belki de gerçekten tatlı birkaç hafta geçirebilirdim. Tam yavaş yavaş yüzüme bir gülümseme yayılmışken bir anda bütün gülümsememin yok olmasını sağlayan bir şey oldu. Dünya tatlısı martı dostlarımızdan biri, tuvalet ihtiyacını benim üzerimde karşılamayı tercih etmişti.
Sinirle dişlerimi sıkarken konuştum.
"Tam olarak neremde?"
Ablam yüzünde bana acıyan bir gülümsemeyle konuştu.
"Tamam, sağ omzunun tamamında. Ama iyi tarafından bakalım, saçında hiç yok."
Evet, bu birkaç hafta berbat geçecekti.
⋆౨ৎ˚⟡˖ ࣪
Taylor Swift ile karışık arabada çalan türküyle birlikte yolculuğu romantize etmeye çalışırken çok da başarılı olduğum söylenemezdi.
Camın kenarından içeri sızan serin hava yüzüme vururken saçlarım yanağıma yapışıyordu. Dışarıdaki binalar yavaş yavaş geride kalıyor, yerlerini ağaçlara ve uzun yol boyunca uzanan yeşilliklere bırakıyordu. Arada bir yol kenarındaki tabelalara göz atıyor, sonra yeniden başımı cama yaslıyordum.
Yolculuğumuz devam ederken midemde rahatsız edici bir bulantı hissettim. Koltuğumda biraz doğrulup camdan dışarı baktım. Belki de uzun süredir aynı pozisyonda oturmaktan kaynaklanıyordu. Ya da az önceki martı saldırısının psikolojik etkilerini hâlâ atlatamamıştım. İkisi de gayet makul ihtimallerdi.
Ama içimdeki huzursuzluğun yalnızca bundan ibaret olmadığını biliyordum.
Her şey çok çabuk gelişmişti. Dün akşam evde otururken birkaç hafta boyunca burada olmayacağımı düşünmek bile tuhaf geliyordu. Şimdiyse evimden uzaklaşıyor, tanımadığım insanlarla aynı yerde kalacağım bir kampa doğru gidiyordum. Ya kimseyle anlaşamazsam? Ya düşündüğüm kadar eğlenceli olmazsa? Ya günler geçmek bilmezse?
Kaşlarımı hafifçe çattım. Daha kampa varmadan kendime bir sürü sorun çıkarmayı başarmıştım. Tebrikler, Güneş. Gerçekten olağanüstü bir başarı.
Başımı yeniden cama yasladım ve derin bir nefes aldım. Belki de biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı. Sonuçta alt tarafı birkaç haftaydı. Birkaç hafta boyunca evimden uzakta olacaktım, hepsi buydu.
Peki, o zaman neden içimde sanki hayatımın geri kalanını etkileyecek bir karar vermişim gibi garip bir his vardı?
"Güneş, heyecanlı mısın bakalım?"
Babamın hevesli sesini duymamla düşüncelerimden sıyrıldım. Elimi çenemden çekip bakışımı ön koltuğa, yani onun olduğu tarafa çevirdim ve konuşmak için ağzımı araladım.
"Tahmin bile edemezsin," dedim bıkkın bir suratla.
Babam dikiz aynasından beni görebiliyordu ve bu hâlime gülümsedi.
"Durun, durun. Kamp benim olduğum zamana kıyasla çok değişmiş. Şu internet sayfasına dün babamla bakmıştık ama hazır vaktimiz de var. Daha ayrıntılı gözden geçirelim," dedi ablam bir yandan çantadan tableti çıkarırken.
Çabucak arama çubuğuna kampın ismini yazıp internet sayfasına girdikten sonra yüzü beğeni dolu bir gülümsemeyle aydınlandı ve yeniden konuşmaya başladı.
"Şimdi, kamp zaten Kirazlıkıyı'da. Ama sizin kamp tam denizin orada. Anladığım kadarıyla denize yürüme mesafesi 5-10 dakika. Yine yaşadın, Güneş. Yüzmede iyisin, orada da balık gibi yüzersin işte."
"İltifat mıydı bu şimdi?" dedim gözlerimi kısıp boynumu hafif yana doğru eğerken.
"Pardon da denizi en iyi bilenler balıklar. Bundan iyi iltifat mı olur? Neyse, onun dışında şehir merkezine çok yakın değil. Ama inanılmaz bir uzaklık da yok. Yemek falan sipariş ederseniz sorun olmaz. Ayrıca asıl önemli kısım şurası," dedi ablam, kalınacak yeri gösterirken.
"Şimdi kampa her yaz 112 kişi alınıyor. Sen şimdi kesin diyeceksin, neden böyle abuk sabuk bir sayı? Haklı bir soru. Bizim zamanımıza kıyasla epey değişmiş. Ve bunun cevabını ben de bilmiyorum, orada öğrenirsin."
"Çok yardımcı oldun," diye homurdandım istemsizce.
"Ayrıca siz kampçılar dört kişilik kulübelerde kalıyorsunuz. Sizin dışınızda size yol gösterecek çalışanlar, yönetim, he, bir de bekçi falan var. Neredeyse her gün farklı farklı yarışma ve etkinlikler var. Ayrıca kulübeleriniz dışında yemekhane gibi ayrı bir bölüm ve yönetim binası var. Benim olduğum zamana kıyasla çok gelişmiş. Ay, çok hoş gözüküyor her yer. Harika olacak inşallah her şey. Bayılacaksın!"
Ablamın benden daha hevesli gözükmesine istemsizce gülümsedim.
Tam bu sırada bir benzinciye geldiğimizi fark etmiştim. Babam arabaya benzin koymak için arabayı yerleştirirken konuşmaya başladı.
"Evet, kızlar. Neredeyse yarım saatimiz kaldı. Arabaya benzin koymamız lazım. Tuvalet ihtiyacınız varsa ya da bir şeyler alacaksanız acele edin."
Ablam bir yere gitmeyeceğini belirtircesine kafasını iki yana salladı. Fakat benim daha fazla arabada durmak gibi bir isteğim yoktu çünkü yolculuğun başından beri başka bir yerde durmamıştık ve biraz daha oturursam muhtemelen heykele dönüşecektim. Ayrıca ağrıyan sırtım ve popomla bu kampa gitmek gibi bir niyetim de yoktu zaten.
Babama markete gideceğimi söyleyip oturduğum yerden kalktım ve çabucak arabanın kapısını açtım. Dışarı adım atmamla içimi açan serin bir rüzgârın saçlarımı uçurması bir oldu. Derin bir nefes aldım, ardından kaskatı kesilmiş kolumu ve bacağımı esnetmeye çalışırken benzincinin marketine doğru yürümeye başladım.
BİR BÖLÜMÜN DAHA SONUNA GELDİKK! ÇOKK HEYECANLIYIMM 💖🫶🏻 KENDİNİZE ÇOOOKK İYİ BAKINN
Bölüm etkileşimi
