7. bölüm · GEÇMİŞİN LEKESİ

7'BELKİ ÖLÜCEKTİK AMA DÖNÜŞ YOLU YOKTU

Eylül🫀

Yağız, "Yolun sonuna geldik" dedi. Ne demeye bile fırsat bulmadan aşağıya indik. Keşke inmeseydik. "Siz kimsiniz?" diyemeden ağzımızı ve gözlerimizi bağlamışlardı. Uzunca yürüdükten sonra gelmiştik. Birden diz çöktü. Kimse bir şey diyordu. "Ne oluyor be, burda? Salın bizi!" dedim. "Merak etmeyin, kardeşlerime zarar vermem" diye bir ses geldi. Efenin sesiydi, çok belliydi. "Yağız Efe, niye buraya getirdin bizi?" dedi. "Ben getirmedim, siz geldiniz" dedi. "Ne kardeşi, ne saçmalıyorsun?" dedim. "Açın gözlerini" diye emretti. "Yavaş lan öküz" dedim. Yağız anlam veremeden baktı. "Hop kardeşim, ayıp oluyor" dedi. "Ya, ne kardeşi?"

Kurak bir alana getirmişti, o kesindi, kimseler yoktu. "Aaaa, doğru, o odaya sizden önce girdim ve her şeyi gördüm, ama siz hiç bir şey görmediniz, değil mi?" dedi. "Nasıl görmemizi bekliyordun, orda ne vardı?" "Ahh be Nalan, hiç değişmemişsin" dedi. "Allah Allah" dedim. "Niye konuyu değiştiriyorsun, anlatsana" dedi Yağız. "Tamam, tamam, sakin, anlatıyorum" dedi, "evvel zaman içinde" demeye başladı. "Lan A***** K****, ne masal anlatıyorsun, gerizekalı?" dedim. "Şitt, böyle olmaz, sakin ol" "Senin ağzının çok bozulmuş" dedi. "Sanane?" dedim. "Anlat çabuk" dedim. "Tamam" dedi, geveleme. "Ağzında" dedim. "Tamam, hazırsanız başlıyorum" dedi, boğazını temizledi.

"Evet, o odaya sizden önce gittim, doğrudur, ve babamın katilini öğrendim. Biliyor musun, kız kardeşim... Babamızın katilini öğrendim" dedi. Salağa anlatır gibi tekrar ediyordu, gözlerim kocaman olmuştu. "Ne kız kardeşi?" dedim, kulaklarıma inanmıyordum. "Annen ve baban öldü, değil mi?" dedi. "Evet" dedim. "Biliyor musun, mal" dedim. "Bilmiyorum, işte benim babam da öldü, ve ikimizin babası aynı... Senin annen, ben daha 5 günlükken annenle yatmış" dedi. "Ne?" dedim, kulaklarıma inanmıyordum. "Evet" ve "annen babamı öldürmüş, o zamandan beri yetim ve dul kaldık" dedi. "Neee, peki annem neden öldü?" dedim. "Anneni kim öldürdü, biliyor musun? Annem" dedi. Gözlerimden yaşlar akıyordu, tutamıyordum. "Bunu öğrendi, annenin katil olduğunu ve yatığını" "Ya, ne katili, ne bahsediyorsun? Ha, orayı" anlatmadım, tabi. Senin payın olduğu kadar Yağız'ın annesinin de bir o kadar kabahati var" dedi Yağız. "Ne bahsediyorsun, kafayı mı yedin?" dedi. "Hayır, babamın katili Nalan'ın annesi... Katil olmasının sebebi de senin annen, sok bunu kafana" Oğlum, seni öldürürüm, lan, ne diyorsun sen? S*** git, delirtme beni" dedi. "Hayır, Nalan'ın annesine senin annen akıl vermiş, onu öldürsek, eğer olay biter demiş... Anneleriniz gizli bir oda yaptılar, her şeyi bunun içine koydular... İşte bunu öğrenen annem de anneni öldürdü" dedi. "Şimdi babamı öldürdüğünüz için sizden birisini öldüreceğim, çünkü benim babam benim her şeyimdi... Ve buna Yağız'ın annesi yaptı... Sen benim kız kardeşimsin, sana zarar vermem" dedi. Doğru söylüyordu, vermezdi.

"Ne?" dedi Yağız. "Şimdi beni mi öldüreceksin?" dedi. "Evet, Yağız, ürktün mü?" "Tamam, Nalan'a bir şey yapma, sakın" dedi. "Yapmam, merak etme" dedi. "Evet, alın bunları odaya" dedi. "Burak, bizi ne yapıyorsun?" dedim. "Evet, sen bu odayı aklımıza koydun, şimdide çek cezasını" dedi. "Odayı kafana koyan, aklımı S***" dedim. "Şiit, küfür yok" dedi. "Yağız, Yağız" diye bağırdım. "Bıraksana onu, it" dedim. "Tamam, sizi aynı odaya koyalım, orda birbirinize bakarak ceza çekersiniz" dedi. "Ne cezası?" dedim.

İki tane büyük adam geldi, çok korkutucu gözüküyordu. Benim gibi kızı bile korkmuştu. Bunlar kim be, ne oluyor? dedim. Odanın kapısı kapandı, gittikçe daha çok geriliyordum. "Ne yapıyorsun, sakin, dokunmayın o kıza" dedi Yağız. Adamlar arkasından sopa çıkardılar ve başladılar bize vurmaya. Karnımıza tekmeler atıyorlardı. En az 10 dakika dayak yedikten sonra şaka gibi geliyordu. Dostumuz, kardeşimiz dediklerimiz kişiden meydan dayağı yedik. Koruma tipleri diz çöktürdü. "Ne yapıyorsun, ya?" dedim. "Bu gün birinize veda edeceğiz" dedi. "Ne?" dedim, "ne diyorsun, kafan mı güzel?" dedim. "Hayır, sevgilini bu kadar mı seviyorsun?" dedi. "Evet, o da seviyor" dedi, bekleyerek. "Biliyorum" dedim. Yüksek bir sesle "evet, evet, o ölümü göze aldı, sevdiği kadın için ölmeyi" Efe kaldırdı silahı, Nalan'ın sesi kısılmıştı bağırmaktan, ama Efe durmuyordu. Dinlemiyordu, Nalan yalvarıyordu, durması için, sevdiği, sevdalandığı, adamı öldürmemesi için. Ne çare Efe baya kinlenmişti. İşte son kez baktı, gözlerinin içine son kez baktı, sevdiğine son kez... Koca bir boşluk kalbini kapladı, Efe silahı doğrulttu, Nalan son kez sevdiği adam için silahın önüne atladı. Ama Efe Yağız'a isabet etmeyi becermişti. Nalan kapandı Efe'nin ayaklarına, yalvardı ona, ama ne çare çoktan can vermişti Yağız. Nalan biliyordu ki kalbindeki bu koca boşlukla, sevdiği adamın kanıyla yaşayacağını. Kardeş mi? Kardeş, böyle mi oluyordu? Ölümle mi? Ne yapmalıydı? O da silahı doğrultup vurmalı mıydı? Efe'ye yada kendine. Kesmişti ümidi kendinden, ama intikam alması lazımdı. Nasıl söyleyecekti, bunu nasıl yapacaktı? Onu nasıl bırakacaktı?...

Nalan, Efe'nin ayaklarına kapanmış, ağlıyordu. "Neden?" diye soruyordu, "Neden öldürdün onu? O senin kardeşindi!" Efe, Nalan'ın yüzüne baktı, gözlerinde bir anlık bir şaşkınlık vardı. "Ben... ben bilmiyordum" dedi, "Bilmiyordum ki o benim kardeşim..." Nalan, Efe'nin yüzüne baktı, gözlerinde öfke ve acı vardı. "Şimdi ne olacak?" diye sordu, "Şimdi ne yapacaksın?" Efe, Nalan'ın elini tuttu, "Seni koruyacağım" dedi, "Seni asla bırakmayacağım." Nalan, Efe'nin yüzüne baktı, bir an için gözlerinde bir umut ışığı gördü. Belki de her şey düzelebilirdi. Ama sonra Efe'nin gözlerindeki öfkeyi gördü. "Önce intikam alacağız" dedi Efe, "Sonra... sonra seni koruyacağım." Nalan, Efe'nin yüzüne baktı, kalbinde bir korku hissetti. Ne olacaktı şimdi?
Sana asla güvenmem dedim ve arkama bakmadan çıktım