1. bölüm · GEÇMİŞİN LEKESİ
1'GEÇMİŞ: HERŞEYİN BAŞLANGICI
Küçükken arkadaşlarımla oynardım. Ne olacağını bilmeden çok mutluyduk. Günlerimiz uzun, dertlerimiz kısaydı. Sokaklar bizimdi, akşam olana kadar koşar, güler, bazen kavga eder sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar oyuna dönerdik. O zamanlar hayatın bu kadar değişebileceğini bilmiyorduk.
Her şey o gün değişti.
O gün yağmurdan sonra sokak biraz sessizdi. Topumuz komşunun bahçesine kaçmıştı. Normalde gidip alırdık ama o gün kapı yarı açıktı. İçeri girmek garip gelmişti ama merakımız korkumuzdan büyüktü. Sessizce içeri girdik.
Evin içi tuhaf derecede sessizdi.
Duvarlar eski fotoğraflarla doluydu. Fotoğraflardaki insanlar gülümsüyordu ama evin içindeki hava hiç de öyle değildi. Sanki ev uzun zamandır nefes almıyormuş gibiydi. Koridor uzundu ve loştu. Pencereden gelen solgun ışık yerde ince bir çizgi oluşturuyordu.
Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Diğer kapılardan farklıydı. Eskiydi, boyası dökülmüştü ve sanki yıllardır hiç açılmamış gibi duruyordu. Ama kapının altından hafif bir ışık sızıyordu. Hepimiz o ışığa baktık. Kimse bir şey söylemedi ama aynı şeyi düşündüğümüz belliydi.
Kapıyı açmalı mıydık?
İlk başta kimse hareket etmedi. Kalbimin attığını duyabiliyordum. Ama sonra içimizden biri yavaşça kapıya yaklaştı. Eli kapının koluna değdiğinde hepimiz nefesimizi tuttuk.
Kapı yavaşça gıcırdayarak açıldı.
Oda beklediğimiz gibi değildi.
İçeride ağır bir toz kokusu vardı. Perdeler yarı kapalıydı ve içeri çok az ışık giriyordu. O yüzden odanın çoğu gölgede kalıyordu. Ortada eski bir masa duruyordu. Masanın üstünde sararmış kâğıtlar, eski defterler ve küçük bir kutu vardı.
Duvarlarda raflar vardı. Rafların üstü eski kitaplarla doluydu. Bazılarının sayfaları dışarı doğru eğilmişti, bazılarıysa sanki hiç açılmamış gibiydi. Bir köşede eski bir sandalye duruyordu. Üzerinde ince bir toz tabakası vardı, sanki yıllardır kimse oturmamıştı.
Ama odadaki en tuhaf şey duvardaki aynaydı.
Büyük, eski bir aynaydı. Çerçevesi koyu renkti ve kenarları aşınmıştı. Aynaya baktığımızda sadece kendimizi görmüyorduk. Oda da yansıyordu ama bir şekilde her şey daha karanlık görünüyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Hepimiz odanın içinde yavaşça dolaştık. Ayaklarımızın altında eski tahta zeminin gıcırdadığını duyuyorduk. Sanki oda bizim burada olmamızı istemiyormuş gibiydi.
Sonra masanın üstündeki kutuyu fark ettik.
Küçüktü ama dikkat çekiyordu. Üzerinde eski bir kilit vardı ama kilit kapalı değildi. Kutunun üstünde ince çizikler vardı. Sanki biri yıllar önce aceleyle bırakmış gibiydi.
Birimiz kutuya dokundu.
O an içimde garip bir his oluştu. Sanki burada olmamamız gerekiyordu. Ama artık çok geçti. Hepimiz merak içindeydik.
Kutunun kapağı yavaşça açıldı.
İçine baktığımız anda odanın içindeki hava değişmiş gibi hissettik. Ne olduğunu tam anlayamadık ama bir şeylerin yanlış olduğunu fark ettik. Küçüktük ve gördüğümüz şeyin anlamını bilmiyorduk.
Ama bunun normal olmadığını anlayacak kadar büyüktük.
Hiçbirimiz konuşmadık.
Bir süre öylece durduk. Sonra biri kapağı tekrar kapattı. Kutuyu olduğu yere bıraktık. O an sanki hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.
Bu oda burada kalmalıydı.
Sessizce odadan çıktık. Kapıyı kapattık. Kapı kapanırken çıkan ses koridorda yankılandı. Hepimiz bir an durduk ama geri dönmedik.
Dışarı çıktığımızda hava değişmiş gibiydi. Sokak aynı sokaktı ama biz artık aynı değildik.
O gün hiçbirimiz bu konuyu bir daha açmadık.
Sanki aramızda görünmez bir anlaşma yapılmıştı.
Ama gitmeden önce bir şey yaptık.
Kapının önünde durduk. Hepimiz birbirimize baktık. İçimizden biri “Büyüyünce tekrar buraya geleceğiz.” dedi.
Kimse itiraz etmedi.
Sonra hepimiz ailemizin üzerine yemin ettik.
Ne olursa olsun bir gün geri dönecektik.
Çünkü o odada bıraktığımız şey… sadece bir sır değildi.
Bizim çocukluğumuzdu.
Sonra masanın üstündeki kutuyu fark ettik.
Küçüktü ama dikkat çekiyordu. Üzerinde eski bir kilit vardı ama kilit kapalı değildi. Kutunun kenarlarında ince çizikler vardı. Sanki biri yıllar önce aceleyle açmış, sonra tekrar kapatmış gibiydi. Hepimiz kutuya bakıyorduk ama kimse dokunmaya cesaret edemiyordu.
Odanın içi çok sessizdi.
Dışarıdan gelen rüzgâr perdenin kenarını hafifçe hareket ettiriyordu. Perde oynadıkça içeri giren ışık da değişiyordu. Işık bazen masanın üstüne vuruyor, bazen de odanın köşelerini tamamen karanlıkta bırakıyordu.
Birimiz yavaşça masaya yaklaştı.
Ayaklarının altında tahta zeminin gıcırdaması odanın içinde yankılandı. Hepimiz nefesimizi tutmuş gibi sessiz duruyorduk. Sanki biraz daha ses çıkarırsak oda bize kızacakmış gibi hissediyorduk.
Kutunun kapağına elini koydu.
O an kalbim çok hızlı atmaya başladı. Neden olduğunu bilmiyordum ama içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şeyi açarsak artık geri dönemeyecekmişiz gibi.
Kutu yavaşça açıldı.
İçinde birkaç eski eşya vardı. Katlanmış sarı kâğıtlar, küçük bir anahtar ve eski bir fotoğraf. Fotoğrafın kenarları yıpranmıştı. Sanki yıllarca birinin cebinde taşınmış gibi duruyordu.
Fotoğrafı elimize aldık.
Fotoğrafta birkaç kişi vardı. Ama yüzleri tam seçilmiyordu. Fotoğraf kararmıştı. Yine de bir şey dikkatimi çekti.
Arka plandaki oda.
O fotoğraftaki oda… bulunduğumuz odaya benziyordu.
Aynı raflar, aynı perde ve aynı büyük ayna.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra biri yavaşça, “Bu fotoğraf burada çekilmiş…” dedi. Efe
Sesindeki şaşkınlık hepimizin içindeki düşünceyi söyledi. Hepimiz tekrar odaya baktık. Raflara, aynaya, masaya…
Gerçekten de aynı yerdi.
Ama fotoğraftaki insanlar kimdi bilmiyorduk.
Kutunun içinde başka kâğıtlar da vardı. Birini açtık. Üzerinde eski yazılar vardı ama çoğunu anlamadık. Yazılar biraz silinmişti. Sanki çok eskiydi.
Tam o sırada odanın başka bir köşesinden hafif bir ses geldi.
Hepimiz aynı anda o tarafa döndük.
Ses aynanın olduğu taraftan gelmişti.
Aslında büyük bir şey değildi. Sadece tahta zeminin hafifçe hareket etmesi gibi bir sesti. Ama o kadar sessiz bir odadaydık ki o küçük ses bile bizi korkutmaya yetmişti.
Bir süre kimse hareket etmedi.
Sonra içimizden biri aynaya yaklaştı.
Ayna gerçekten çok eskiydi. Camında küçük çizikler vardı. Ama yine de yansımamız net görünüyordu. Hepimiz aynaya baktık.
O an garip bir şey fark ettim.
Aynanın arkasındaki duvar diğer duvarlardan biraz farklı görünüyordu. Sanki çerçeve duvara tamamen bitişik değildi.
Bunu diğerlerine söyledim.
Hepimiz biraz daha yaklaştık. Gerçekten de aynanın çerçevesi duvardan çok az ayrılmış gibiydi. Sanki arkasında küçük bir boşluk vardı.
Birimiz aynayı hafifçe itti.
Ayna çok ağır değildi.
Ve yavaşça hareket etti.
Arkasında ince, karanlık bir boşluk ortaya çıktı. Küçük bir yerdi ama duvarın içinde saklanmış gibiydi.
İçeri baktık.
İçeride sadece küçük bir şey vardı.
Yuvarlak, metal bir nesne.
Bir madalyon gibiydi.
Toz içindeydi ama üzerindeki şekil hâlâ seçilebiliyordu. Garip bir sembol vardı üstünde. Daha önce hiç görmediğimiz bir işaretti.
Madalyonu elimize aldık.
Soğuktu.
Bir süre kimse konuşmadı. Hepimiz birbirimize baktık. İçimiz
Bu oda…
Bizim anlayabileceğimiz bir şey değildi.
Çünkü biz o zaman sadece altı yaşındaydık.
Altı yaşındaki çocuklar böyle odalarla karşılaşmamalıydı. Bizim bilmemiz gereken şeyler saklambaçta nereye saklanacağımız, topu kimin alacağı ya da akşam eve kaçta gireceğimizdi. Ama o odada gördüklerimiz… bir çocuğun dünyasına ait değildi.
Madalyon hâlâ elimizdeydi.
Üzerindeki sembole bakıyorduk ama hiçbir şey anlamıyorduk. Birimiz parmağıyla üzerindeki şekli takip etti. Metal soğuktu ve toz parmağımıza bulaşmıştı.
“Bu ne?” diye fısıldadı biri.
Kimse cevap veremedi.
Çünkü biz o zaman sadece altı yaşındaydık.
Sembolleri, eski yazıları ya da saklanan sırları anlayacak yaşta değildik. Ama bir şeyin tuhaf olduğunu anlamak için büyük olmaya gerek yoktu.
Odadaki hava ağırlaşmış gibiydi.
Perde tekrar hareket etti ve içeri giren ışık aynanın camına vurdu. Aynadan yansıyan ışık bir anlığına odanın duvarında dolaştı. Hepimiz o ışığı izledik.
Sonra madalyonu tekrar o küçük boşluğa bıraktık.
Hiç konuşmadan aynayı eski yerine ittik. Ayna tekrar duvara yaslandı. Sanki hiç hareket etmemiş gibi duruyordu.
O anda içimde garip bir his vardı.
Sanki o oda bizi hatırlayacaktı.
Ama biz bunu düşünmeye bilecek kadar küçüktük. Çünkü o zaman sadece altı yaşındaydık.
Kutunun kapağını da kapattık. Masanın üstünde bıraktık. Odaya son bir kez baktık.
Her şey yine sessizdi.
Raflar, eski kitaplar, tozlu sandalye ve o büyük ayna… Hepsi yerli yerindeydi. Ama bize artık daha farklı görünüyordu.
Bir süre kapının yanında durduk.
Kimse “gidelim” demedi ama hepimiz gitmek istediğimizi biliyorduk.
Sonra kapıyı yavaşça kapattık.
Kapı kapanırken çıkan o gıcırtı sesi hâlâ kulağımda.
Koridora çıktık ve hızlı adımlarla evden uzaklaştık. Bahçeye geldiğimizde hepimiz derin bir nefes aldık.
Sokak yine aynı sokaktı.
Ama biz artık aynı çocuklar değildik.
Yine de unutmamak gereken bir şey vardı.
Çünkü biz o gün ne gördüğümüzü tam anlamamış olabiliriz…
Ama şunu kesinlikle biliyorduk:
Biz o zaman sadece altı yaşındaydık.
Herşeyin başladığı zaman 6 olsa ne yazardı ömrümüzün sonuna kadar bizimle olacaktı
