GİRİŞ

Vaveyla Yazarı: Cansu Özdaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: GİRİŞ

1
Üçüncü Şahıs
"Hayat bazen güvenli sandığın yerde bile seni sınar."
Vera sabah uyandığında annesinin mutfakta kahve hazırladığını görüp gülümsedi her şey dün geceki fırtınanın aksine sessiz ve sıradan görünüyordu. Annesi Helen'e sarıldı "Günaydın anneciğim." Dedi, dün gece ki korkudan eser kalmamıştı "Günaydın tatlım nasılsın bakalım?" Belki de bugün son mutlu günleriydi, haberleri yoktu. "Bugün seninle gezeceğimiz için çok mutluyum." Dedi ve sandalyeye oturarak annesini izledi. Helen'in ruhunu derin bir korku kaplamıştı.
Vera henüz dokuz yaşındaydı siyah uzun saçları beline kadar uzanıyordu, badem büyüklüğünde kapkara gözleri vardı. Masada duran tabaklardan bir dilim peynir alıp ağzına attı, çiğnedi ve sonra "Ne zaman gidiyoruz?" Diye söylendi "Sen bekle beni burada hazırlanıp geliyorum." Henüz hayatın sert tokadını yememiş olan Vera huzurlu ve mutluydu fakat bu mutluluk elbet sönecekti, sadece külleri kalacaktı. Annesi geldi ve beraber malikaneden çıktılar. Burası Amerika'nın Wyoming eyaletinde bir malikane idi dışı ne kadar güzel görünsede içini şeytan kovalıyordu. Ne kadar çok güzel olsa da içinde geçmişin küllerini barındıyordu, barındırmaya devam edecekti.

2
Vera annesinin elini sıkıca tuttu ve soru sormak için düşündü tereddüt ediyordu sanki bu sorunun sorulması yasaktı "David neden gelmedi anne onu çok özlüyorum oysa Cole bana onu bir gün göreceğimi söylemişti?." Helen bir süre sessiz kaldı sanki soruyu cevaplamak istemiyordu derin bir iç çekerek bıkkın bir edayla cevap verdi "Bu konuyu kapattığımızı sanıyordum Vera. Bugün Cole ve Gray'i almaya gideceğiz. Alışveriş merkezinden sonra otogara gideceğiz bugün çok eğleneceksin tatlım"Helen soruyu es geçerek Vera'nın içini rahatlatmak isyordu." David yok ben David'i özlüyorum ama. "Dedi üzüntülü bir şekilde." Vera bugün kuzenlerin gelecek. Bugünlük bu konuyu konuşmayalım olur mu? "İstediği cevabı almamıştı. Ne kadar çok sorulara cevap vermek istesede ruhu bu olaya inanmak istemiyordu, reddediyordu.
Helen biricik oğlunu nasıl unuturdu ki? Unutmak, bir insanı unutmak, sesini unutmak, saç rengini unutmak. Kabuk bağlamış bir yara gibiydi unutmak.
Bir süre sonra alış veriş merkezine vardılar. Uzun bir süre kitap mağazasında gezindiler "Gray için Harry Potter kitabını alacağız değil mi? Okumayı çok istiyordu." Diye sordu Vera "Evet tatlım alacağız,"
Bir şeyler canını sıkıyordu, bir şeylerden korkuyordu, geçmişin onu takip etmesinden endişeleniyordu. 'Ya onların başına bir şey gelirse?' Diye düşünmeden edemiyordu. Korku, insanın en büyük düşmanıydı, korku insana her şeyi yaptırırdı. Bu, sevdiklerin uğruna can vermek olsa bile.
Kitabı paketkediler ve mağazadan çıktılar. Helen ecelini bekliyormuş gibi bekledi öylece durdu. Neyi bekliyordu? Başını sağa döndürmesi ile gözü Vera'ya bakan adama kaydı.

3
Şapka takmıştı, elinde eldiven vardı ve yüzüne maske takmıştı. Fakat maskenin üzerinde eski ama derin bir yara izi duruyordu. Belki de arkadan daha korkunç görünüyordu. Belki yakından bakarsak korkunç görünmezdi ama arkadan bakıldığında sırtındaki yükler belli oluyordu.
Vera,elindeki paketlenmiş kitaba baktı, içi kıpır kıpırdı. Sanki bu kitap, her şeyi yoluna koyacaktı. Annesine büyük bir heyecan ile dokundu "Anne, kitabı aldık.Hadi gidelim." Helen cevap vermedi cevap vermek yerine öylece boşluğa baktı. Bir süre sonra maskeli adam Helen'e doğru baktı ve Vera'nın yanından geçti. Helen için bunun anlamı öylesine derindi ki. Bir okyanusta mahsur kalmak gibiydi bu bakış. Adamın üzerinde metalik ve soğuk bir koku vardı.
Sonunda Helen Vera'ya arkasına aldı ve alişveriş merkezinden çıktılar. Wyoming, tıpkı bir lanetli kasabaya benziyordu. Alışveriş merkezi ne kadar çok terk edilmiş gibi dursada kullanılıyordu. Ekim ayı olmasına rağmen soğuk rüzgar şehirden hiç eksik olmuyordu. Banka oturduklarında Vera çoktan sorularını sormaya başlamıştı bile "Anne, bende Montana'ya gitmek istiyorum. Cole bana söz vermişti ne zaman beni götürecek?" "Vera bu konuyu kapattığımızı sanıyordum. Cole sadece kaldığı dersleri tamamlamak için gitti. İnan bana o sözünü tutar ve seni götürür." Vera iç çekerek istemeden de konuyu kapattı. Ama hala cevap bulamadığı bir sürü soru vardı. "Gray ve Cole'u özledim. Ne zaman varacaklar?" Helen bu soruyu cevaplamadı.
Bir süre sessizce oturdular, sonra aniden gelen telefon sesi ile Helen irkildi, bekliyordu ama bu kadar çabuk değil. Telefonun sesi kısa ve kesikti Helen çantanın içini aceleyle yokladı, telefonu eline aldığında parmaklarının titrediği fark ediliyordu. Vera bunu görmedi,gözleri hala paketlenmiş kitabın üzerindeydi. Parlak kağıt, güneş ışığını yansıtıyor, sanki o an her şey olması gerektiği gibiydi.

4
Telefonu kulağına götürdü, konuşmadı, dinledi. Yüzü bir anlığına bembeyaz kesildi, dudakları aralandı ama sesi çıkmadı. Ardından alçak ve kontrollü bir ses tonuyla konuştu "Şu an uygun değil." Dedi "Çocuk yanımda." Vera fırtına öncesi sessizliği hisseder gibi başını kaldırdı, annesinin gözleri bir boşluğa sabitlenmişti. Avm'nin önündeki kalabalığın içinden bir şeyi ayıklamaya çalışıyor gibiydi İnsanlar geçiyor, arabalar yoldan akıp gidiyor, kimse kimseyi fark etmiyordu.
Telefon kapandı. Helen derin bir nefes aldı, Vera'ya döndü gülümsedi ama bu gülümseme eksikti. Sanki yüzünde olması gereken bir şey unutulmuştu. "Üşüdün mü?" "Hayır."Helen yinede ceketini çıkarıp Vera'nın omuzlarına sardı.Normalde yapmayacağı bir şeydi bu. Elleri kızının omuzlarında biraz fazla kaldı.
Zaman, olması gerekenden yavaş akıyordu. Helen çantasını karıştırdı, içinden küçük bir şey çıkardı. İnce bir bilezikti bu;eskimiş,ama temizdi. Vera'nın avucuna bıraktı "Bunu tak, kaybetme" "Elimde durmuyor." "Olsun, yanında dursun yeter." Vera bileziği cebine koydu nedenini bilmediği bir şekilde içi sıkılmıştı. Bir şey sormak istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Helen ayağa kalktığında etrafa yine tuhaf bakışlar attı. Kalabalığın içinden bir an için tanıdık olmayan bir siluet geçti. Vera fark etmedi, Helen ise fark ettiğini belli etmemeye çalıştı. "Hadi, Cole ile Gray bizi bekliyor." Vera heyecanlı bir şekilde yerinden sıçradı sanki asırlardır biricik kuzenleri ile görüşmüyordu. Otopark tarafına doğru yürümeye başladılar. Ayak sesleri beton zeminde yankılanıyordu. Vera bir an durup arkasına baktı. Neden baktığını bilmiyordu her şey normal görünüyordu. Annesinin elini daha sıkı tuttu, ilk defa annesinin elinin bu kadar soğuk olduğunu fark etti.
Fakat, çocukluğunun en uzun yürüyüşüne çıktığının farkında bile değildi. Belki bu yürüyüş burada biterdi, ama onun ruhu yürümeye, koşmaya devam edecekti. Kanepeye uzansa bile ruhu gerçekleri aramak, öğrenmek için yürüyecekti.

5
Yol uzadıkça kalabalık seyrekleşti. Avm'nin parlak ışıkları arkalarında kaldığında etraf daha da sessizleşti. Arabaların sesi bile soğuk geliyordu artık. Helen adımlarını ayarlıyor, Vera ona uymaya çalışıyordu. Ama eli hala kızının elini bırakmıyordu. Sanki bıraktığı an bir şey olacağından korkuyordu.
"Vera. " Dedi bir süre sonra sesi normalden daha yumuşaktı. "Eğer biri sana bir şey sorarsa... Benimle ilgili... Cevap verme olur mu?" Vera tereddüte başını kaldırdı "Kim soracak?" Helen cevap vermedi, sadece yürümeye devam etti. Bu suskunluk Vera'nın içini kemiren o tanıdık huzursuzluğu yeniden uyandırdı. Annesi genelde susmazıdı;anlatırdı, açıklar, güldürürdü.Şimdi ise kelimeler sanki boğazında düğümlenmişti.
Yol kenarındaki durakta bir kaç kişi bekliyordu. Bir otobüs yaklaştı, kapıları açıldı, insanlar indi, bindi. Helen bir an durdu otobüsün camından yansıyan görüntüsüne baktı. Yüzü yorgun görünüyordu,ama kararlıydı. Telefonu tekrar titredi bu kez açmadı. Ekrana baktı, ardından telefonu kapatıp çantasının en dibine itti. "Anne, kim arıyor?" Diye sordu Vera "Kimse. " Dedi Helen, sonra ekledi, "Artık aramaması gereken biri." Yürümeye devam ettiler.
Otogar tabelası uzaktan görünüyordu. Vera içten içe sevindi Gray ve Cole'un geldiği yeri düşününce orası ona her zaman güvenli gelmişti. Fakat bilmediği bir şey vardı, otogarlar vedaların başlangıcıydı. Helen'in adımları o noktaya yaklaştıkça daha da ağırlaştı. Bir an durdu, etrafına baktı sanki birine değil bir ihtimale bakıyordu. "Biliyor musun?" Dedi aniden "Bazen insanlar, en çok evlerinde kaybolur." Vera bu cümleyi anlamadı tereddütle"Biz kaybolmadık ki. "Dedi. Helen hafifçe gülümsedi" Henüz. "
Otogarın girişine bir kaç adım kalmıştı Helen eğildi, Vera'nın yüzünü iki eliyle tuttu. Gözlerinin içine baktı, uzun uzun. Bu bakış bir vedaya benziyordu ama vedaya benzememesi için çok uğraşılmıştı." Beni dinle"Dedi fısıltıyla"Ne olursa olsun hatırla. Hiç bir şey anlatıldığı gibi değildir." Vera'nın boğazı düğümlendi "Bir yere mi gidiyoruz?" Diye sordu.

6
Helen cevap vermedi, onu kendine çekti, sıkıca sarıldı. Normalden uzun, normalden güçlü. Vera annesinin kalbinin ne kadar hızlı attığını ilk kez o an fark etti. Sonra geri çekildi annesinin gözleri parlıyordu ama ağlamıyordu" Hadi biraz bekleyeceğiz " Otogarın içine doğru yürümeye başladılar. Annesinin eli Vera'nın avucunda biraz daha sıklaştı, sanki bırakırsa kaybolacak gibi tutuyordu. Yürüyüşleri hızlandı otoparkın sonundaki geniş yola, oradan da otogara açılan kalabalığa doğru ilerlediler. İnsanların telaşı arasında Helen'in adımları daha kararlıydı ama omuzları gergindi.
Otogarın önüne geldiklerinde Helen bir an durdu başını hafifçe eğip etrafa baktı. Vera annesinin bakışlarının bir noktada takılı kaldığını hissetti ama baktığı şeyi seçemedi. Kalabalığın içinde, biraz ileride genç bir adam duruyordu. Uzundu, duruşu dikkat çekiciydi. Yirmili yaşlarında olmalıydı gözleri onlara değil sanki onların arkasındaki bir şeye bakıyordu. Helen'in yüzü gerildi "Vera" Dedi alçak bir sesle "Evet anne" "Birazdan biriyle karşılaşırsak...Sen konuşma tamam mı?" Vera onaylar gibi başını salladı. Nedenini sormadı, sormaması gerektiğini hissediyordu.
O sırada annesinin telefonu tekrar titredi, bu kez arama değil kısa bir mesajdı. Helen ekrana baktı, dudaklarını bastırdı. Mesajı silmedi ama telefonu kapattı. Vera annesinin telefonu çantasına koyarken eliyle telefonun üstünü kapattığını fark etti. Saklar gibiydi. Kalabalığın arasından bir ses geldi "Bu saatte burada ne işiniz var?" Ses tanıdıktı, fazla tandık. Helen yavaşça arkasına döndü Vera da onula birlikte döndü. Karşılarında Mıcheal duruyordu. Üzerinde her zamanki gibi ütülenmiş takım elbisesi vardı. Yüzünde sakin, ölçülü bir ifade. Ama gözleri, olması gerekenden fazla dikkatliydi.

7
"Alışverişe çıktık Mıcheal." Helen'in sesi düzgündü ama Vera, annesinin ellerinin titrediğini görüyordu. Mıcheal Vera'ya baktı, gülümsedi "Geç olmuş, eve dönelim." Vera tam Cole ve Gray'in geleceğini söyleyecekken annesi omzunu dürttü, sanki uyarır gibi. "Ama baba saat daha dört biraz daha kalsaydık" Kalabalığın önünde duran genç adamın gözleri Vera'ya takıldı. Kalabalığın kenarında hala duruyordu. Mıcheal'a bakmıyordu ama gözleri Helen'den hiç ayrılmamıştı, sanki yalvarır gibi. Helen bunu fark etmişti. Başını çok hafif bir şekilde salladı. Bu bir selam değildi daha çok bir uyarıydı.
Mıcheal Helen'in bu hareketini görmedi ya da görmezden geldi. Yürümeye başladılar Mıcheal Önde Helen ile Vera biraz geride. Vera cebindeki bilekliği yokladı, soğuktu. Parmaklarıyla bastırınca içi ürperdi. Kalabalığın içinden iki çocuk geçti. Birinin gözleri orman kadar yeşildi ve siyah saçları vardı. Gözlerinden korku ve endişe akıyordu. Vera'dan belki iki belki üç yaş büyüktüler sadece. Kısa bir an göz göze geldiler Vera yanlarına gidecekti ki annesinin onu uyarması ile sadece izlemek ile yetindi. Sanki birbirlerini tanıyorlardı ama konuşmaları yasaktı. Vera içten içe,'Burada ne oluyor. Korkuyorum.' Diye düşünüyordu. Korkmak denmezdi buna sadece onların yanına gitmemek üzüyordu onu. Yeşil gözlü çocuk Vera'nın yanına geldi tam bir şey söylecekti ki tereddütle vazgeçti. Arkadaşı kolundan tuttu ve çekip gittiler.
Vera arkasına bakmak istedi ama Helen'in uyarısı ile vazgeçti "Bakma. " Dedi fısıltıyla. "Neden?" "Çünkü bazı şeyler bakınca başlar Vera." Mıcheal yürürken durdu, arkasına döndü "Ne dedin?" Diye sordu Helen'e. "Hiç." Dedi Helen. Gülümsedi, ama bu gülümseme Vera'nın içini daha çok sıktı.
Otogarın kalabalığı arkalarında kalırken Vera'nın içinde açıklanmayan bir his büyüdü. Sanki herkes bir şey biliyordu, bir tek o bilmiyordu. Annesi bildiği her şeyi susturarak yürüyordu.

8
Otogarın çıkışına doğru ilerlediklerinde hava değişmiş gibiydi. Kalabalık vardı ama sesler sanki bir camın arkasından geliyordu. Vera insanların konuşmalarını duyuyor ama kelimeleri seçemiyordu. Helen'in eli hala omuzundaydı;bastırmıyordu, bırakmıyordu da. Mıcheal bir kaç adım önde yürüyordu arada bir dönüp bakıyor yüzünde alışıkdık olan sakin bir ifade taşıyordu. İnsanı delirtecek türden bir sakinlikti bu.
Bu sakinlik Helen'in içini daha çok sıkıyordu çünkü Mıcheal genelde böyle olurdu her şey yolundaymış gibi davrandığında aslında hiç bir şey yolunda olmazdı. "Bu kadar geç saatte otogara gelmek iyi fikir değil. Otogarda ne işiniz var sizin?" Dedi Mıcheal. Oysa saat daha dört buçuktu. Sesi yumuşaktı ama cümlesi bir uyarı gibiydi. Helen cevap vermedi adımlarını yavaşlattı. "Anne." Dedi Vera.Helen Vera'nın kulağına doğru yakalştı. "Ne olursa olsun " Dedi sessiz bir şekilde "kimseye güvenme, bana bile." Vera irkildi "Neden?" Diye sordu ama Helen yine sessiz kalmayı seçti.
Mıcheal tekrar durdu bu kez tamamen döndü. "Ne konuşuyorsunuz?" Diye sordu. Helen başını kaldırdı ilk kez Mıcheal'ın gözlerinin içine bu kadar derin baktı. "Geçmişi."Dedi. Tek kelimeydi ama havada ağır bir şey gibi asılı kaldı. Mıcheal'ın yüzündeki ifade bir an değişti, gözlerinden bir gölge geçti." Geçmişin geride kaldı.Önemli olan bugün. " Helen tereddütle" Bazı şeyler ne kadar gömersen göm, yerin altından da nefes alır. " Dedi. Vera bu komuşmayı anlamıyordu ama annesinin sesindeki tonu hissediyordu. Bu, masal anlatırken ki sesi değildi. Bu, birine karşı son kez dik duran birinin sesiydi.
Mıcheal'ın bakışları sertleşti." Çocuğun yanında konuşma böyle"Dedi. Helen gülümsedi ama bu gülümseme de sıcaklık yoktu." Zaten çocuklar her şeyi bizden önce hisseder. "Dedi. O saniye Kalabalığın biraz ilerisinde iki siluet daha belirdi. Vera onları seçemedi ama içinden bir şey biraz önce yanlarından geçen çocuklar olduğunu söyledi. Bu kez bakmadı. Bu kez annesinin söylediğini hatırladı. Her şey bakınca başlardı.

9
Mıcheal yürümeye devam etti. Helen ve Vera ise sadece izledi. Adımlar uzadıkça Vera'nın içindeki huzursuzluk büyüdü. Sanki bu yol bir yere varmak için değil bir şeyden kaçmak için yürünüyor gibiydi. Helen bir an durdu "Eve sen dön" Dedi Mıcheal'a Mıcheal arkasını döndü "Ne demek istiyorsun?" Helen derin bir iç çekerek Mıcheal'a nefret dolu bir bakış attı "Ben Vera ile biraz daha kalacağım." "Bu iyi bir fikir değil Helen." "Benim için artık iyi fikir diye bir şey kalmadı, sadece doğru olan var." İsmini bile Anmaktan tiksiniyordu. Mıcheal bir şey söyleyecek gibi oldu, vazgeçti. Son kez Vera'ya baktı. Bakışı uzun sürdü, Fazla uzun. Sonra önüne döndü ve kalabalığın içine karıştı.
Helen sanki o ana kadar nefesini tutuyormuş gibi nefes aldı. Vera'nın elini yeniden tuttu. Bu kez daha yumuşak ama daha kararlıydı. "Anne eve gitmeyecek miyiz?" "Biraz daha yürüyeceğiz." "Sonra her şey daha kolay olacak." Ama Helen'in sesi ilk kez vedaya bu kadar yakındı. Helen yürümeye başladığında yön değiştirdi. Otogarın ana girişine değil, yan taraftaki daha dar geçide doğru ilerlediler. Orası daha sessizdi; bankların, kapanmış büfelerin ve yarı karanlık bir bekleme alanının olduğu bir yoldu. İnsan vardı ama kimse kimseye bakmıyordu.
Vera etrafına baktı. Her şey tanıdık ama bir o kadar da yabancı geliyordu. Annesinin adımları artık daha kararlıydı. Tereddüt yoktu. Sanki karar çoktan verilmişti de, şimdi sadece uygulanıyordu.“Anne,” dedi Vera bir kez daha.Bu kez sesi daha küçüktü.
Helen durdu. Vera' nın önünde diz çöktü. Göz hizasına geldi.
Yüzü yorgundu ama gözleri uyanıktı; fazla uyanık. İnsanların tehlikeyi fark ettiğinde sahip olduğu o keskin bakış vardı yüzünde.“Vera,” dedi.
Sadece adını söyledi. Ama o isim, bir cümle kadar ağırdı. Vera'nın eli istemsizce cebine gitti. Bilezik hâlâ oradaydı. Parmaklarını sıkıca etrafına sardı“Bak,” dedi annesi. “Birazdan bir şey isteyeceğim senden.”Vera başını salladı.“Zor bir şey değil,” diye devam etti annesi. “Sadece… hatırlaman gereken bir şey.”

10
Vera annesinin dudaklarının titrediğini fark etti. Ama sesi titremiyordu.
“Eğer bir gün bana ulaşamazsan,” dedi annesi, “bunun senin yüzünden olmadığını bil.”Vera'nın boğazı düğümlendi.“Bir yere mi gidiyorsun?” diye sordu.
Helen bu soruya hemen cevap vermedi. Vera'nın saçlarını düzeltti. Kulak arkasına kaçan bir tutamı yerine yerleştirdi. Bu hareketi çok yavaştı; sanki zamanı durdurmak ister gibiydi.
“Bazen,” dedi sonunda, “gitmeden önce durmak gerekir.”
Vera hiçbir şey anlamadı ama ağlamak istedi. Nedenini bilmiyordu. Sadece içi yanıyordu.
"Anne, hadi eve gidelim. Çok üşüdüm." Helen Vera'nın gözyaşlarına aldanmadı. İlk defa kızının ağlamasına izin verdi. "Anne,Cole ve Gray gelecek hadi eve gidelim." Helen bir süre öylece baktı. Sonra Vera'nın saçlarını okşadı."Üzgünüm tatlım. Ama benim işlerim var. Cole ve Gray seni almaya gelecek." "Hayır, almasınlar, gelmesinler gel evimize gidelim." Vera ne için ağladığını bilmediği halde ağlamaya devam ediyordu. "Bak Vera, Cole ve Gray gelecek. Sana söz veriyorum geleceğim. Sen günlerdir bensiz uyuyordun neden şimdi ağlıyorsun?"
Vera bu soruyu cevaplamadı sadece annesi için endişeleniyordu Helen ne kadar çok saklasada Vera hissetmişti. Gitmek,gitmek çok zordu. Helen biricik kızını bırakıp nasıl gidebilirdi ki ne yapacağını bilmez bir şekilde afalladı" Sana söz veriyorum geleceğim ben her zaman sözümü tutuyorum Vera."
Helen bir süre Vera'yı ikna etmeye çalışmıştı sonunda biraz da olsa ikna olmuştu annesinin geleceğine. Bir banka oturdular ve beklediler. "Nereye gideceksin neden şimdi?" "Yeni bir hastam var tatlım. Onun için Lowa'ya gitmem lazım. Oda senin yaşında küçük bir kız." "Neden sürekli insanlar ölüyor?" "Hayatın amacı bu tatlım. İnsanlar ölmek için yaşar." "Peki kız neden hasta yine trafik kasazımı oldu ama sürekli trafik kazaları var?" "Evet tatlım. Ben gideceğim ve inan bana bir kaç gün sonra tekrar geleceğim."

11
Vera sonunda bunu kabullenmişti. Annesinin gelemeyeceğini bilmeden ikna olmuştu. Akşam olup hava kararınca bir otobüs 5. Peronda durdu. Helen ve Vera ayağa kalktılar ve yolcuların inmesini beklediler. Bazı insanlar yüzlerinde gülücüklerle iniyordu, bazıları ise koca bir hüzünle. Hayat'ta bundan ibaretti. "Vera Cole buradan gelmeyecek tatlım. Onlar bizi gişede bekliyor gel hadi." perondan ayrıldılar ve yürümeye başladılar. Gişelerin bulunduğu yere vardıklarında Vera içeri girmekle tereddüt etti. "Anne gitmeni istemiyorum." "Seninle konuştuk bunu o kızın yaşaması lazım tatlım.Hadi Cole ve Gray'i görelim."
Gişeye girdiklerinde sandalyede iki kişi oturuyordu birinin yaşı yirmilerdeydi geniş omuzları ve heybetli bir vücudu vardı. Gözleri kıpkırmızıydı kumral tenliydi. Saçı ve sakalı tıraş olmamış denecek kadar uzundu. Yanında oturan on iki yaşlarında çocuk, elindeki oyuncak top ile onlara bakıyordu. Vera heyecanlı bir şekilde onlara doğru yürüdü.Cole ve Gray, iki kardeştiler. "Çok beklemedik değil mi Cole?" Cole yerinden kalktı ve Helen'e doğru yürüdü "Teyze, bunu biraz daha düşünebiliriz elbet başka bir yolu vardır. Ben mesleğimi elime aldım. Sana yardımcı olurum. Tek çözüm yolu bu olmamalı." Helen Vera ve Gray'i gösterdi sanki uyarırmış gibi. "Cole, Gray ne kadar çok büyümüş öyle." Dedi ortamı ısıtmaya çalışarak. Fakat çoktan buz tutmuştu. "Teyze" Dedi. Gray ve devam etti. "Bizi neden buraya getirttin. Bizim kalacak bir yerimiz yok ki?" Helen Gray'in yanına oturdu "Var Gray. Sizin kalacak bir yeriniz var.
Cole seni ve Vera'yı oraya götürecek ve sen Vera'ya sahip çıkacaksın. Onu kötülerden koru olur mı?" Sanki ölmeden önce son öğütlerini söylüyor gibiydi.
Cole hala tereddütlü bir şekilde "Ben onları götürürüm. Sonra seni götürürüm beraber gideriz teyze." Dedi yalvarır gibi "Cole ben bir Kere karar verdim. Birini daha kaybedemem sen onlara göz kulak ol ve beni bekleyin eğer o evden çıkarsanız ne olacağını biliyorsun." sesi uyarır gibiydi. Tehdit değildi bu endişe ile karışık kararlılık. Helen sanki kendi ölümünü izlemeye gidiyormuş gibi baktı Vera'ya.

12
Gitmek istemiyordu. Kızını bırakıp gitmek istemiyordu ama başka çareside yoktu. Cole bir kez daha konuşmak istedi ama biliyordu, Helen dönüş yolu olmayan bir çıkmaz sokağa girmişti. Tek bir çaresi vardı, sokağın sonundaki duvarları yıkmak. Cole' a gidin der gibi baktı. "Teyze, bende geleyim sorun çıkarmayacağım inan bana." Cole ne kadar yalvarsa da Helen ikna olmuyordu "Cole arabaya binin ve eve gidin. Kimseye kapıyı açmayın ben gelmesem bile çıkmayın." Dedi ve Vera'nın yanına gitti sarıldı. Doya doya sarıldı kokusunu çeke çeke. Sonra Gray'e sarıldı. "Gray sen çok akıllı, zeki bir çocuksun. Hayatında vereceğin kararlar için sakın ve sakın onay arama. Yap, içinden geliyorsa yap. Bana verdiğin sözü tut." Dedi ve kendi evladını öpüyormuş gibi öptü.
Vera'ya son bir kez baktı ve gişeden çıkıp ortalıktan kayboldu. Ne kadar çok annesinin gitmesini istemese de kabullenmek zorundaydı. Cole Vera ve Gray'in omuzunu tuttu" Hadi, gidelim geç kalamayız. "
Araba'ya bindiklerinde yağmur çiselemeye başlamıştı bile. Vera annesinin verdiği bileziğini çıkardı ve oynamaya başladı. Cole bileziği görür görmez ani bir fren yaptı, arka koltuğa döndü" Vera, onu sana teyzem mi verdi? " Sanki elimde
bir silah tutuyordum neden bu kadar şaşırdı ki diye düşünmeden edemedi Vera "Evet Cole annem verdi. Ama bana geleceğini bir kızın ameliyatı olduğunu söyledi. Biz nereye gidiyoruz?" "Bizim evimize. Merak etme annen gelecek." "Teyzem, teyzem orada mı?" Bu soruyu cevaplamadı cevaplanmayan sorular öyle çoktu ki Vera hangisini düşüneceğini şaşırdı.
Kimse konuşmuyordu yağmur damlaları arabanın ön camını ıslatıyordu, Cole ise silecek ile siliyordu.Hayatta böyleydi. Geçmişini ne kadar unutmak istersen unut, geçmiş seni her daim izlerdi. Arkaya bir gerilim müziği koysaydık eğer, bu sahnenin gerilim filmlerinden farkı olmazdı. Vera camdan dışarıyı izliyor Gray elindeki top ile oynuyordu. Vera başını camdan ayırdı uzun süre Gray'a baktı sanki bir çocuk gibi değil de bir yetişkin gibi baktı ona. "Yanındaki yeşil gözlü çocuk kimdi onu daha önce hiç görmedim?" Gray neyden bahsettiğini anlamıştı. Vera ona neden yanıma gelmedin diye sormadı aksine yanındaki çocuğun kim olduğunu sordu, bu Gray'i şaşırttı. Çünkü Vera'nın Gray'dan başka konuştuğu, merak ettiği kimse yoktu." Arkadaşım, o benim beş yaşımdan beridir arkadaşım. Ona güvenebilirsin."

13
Bekliyordu, Vera değil hepsi yol boyunca öylece Helen'den bir haber bekliyordu Vera ne olduğunu bilmiyordu ama hissediyordu hissetmek bir şeyler bilmekten daha kötüydü, insanın içini yakardı. Cole hala araba sürüyor arada arkaya bakıyordu trafik normal günlerin aksine bugün daha çok kalabalıktı. "Cole ne oldu neden bekliyoruz?" bir saatte gidilecek yolu iki saate uzatmışlardı "Bir trafik kazası olmuş birazdan eve varırız siz uyuyun." Cole endişeliydi ama o endişesini insanlara fark ettirmez daha çok içinde yaşardı. Cole duygularından mahrum bırakılmış gibiydi sanki yıllar önce sinir sistemini bir ameliyat ile almışlarda Cole'un duyguları yok olmuştu.
" Cole, neden bizim eve gitmiyoruz?" Vera sorduğu soruyla Cole'u kendine getirmişti "Bizim evimizde misafir var Vera onlar bizi bekliyor." Sanki herkes bir şey biliyordu da Vera'dan saklıyorlardı. O ise buna aldanmıyordu. Sadece annesini düşünüyordu ya David gibi oda beni bırakıp giderse? Diye düşünmeden edemiyordu.
Sonunda yavaş yavaş yol açılmaya başlamıştı Cole arabayı tekrar sürdü bu sefer sanki birisinden kaçıyormuş gibi sürdü,arada bir dikiz aynasından arkaya bakmaya çalışıyordu. "Cole yavaş sür biraz" Vera'nın uyarısı ile Cole biraz yavaşlamıştı. Tam kavşaktan sola dönecekken Vera onu durdurdu "Cole dur!" Cole ne olduğunu anlamadan ani bir fren ile arabayı durdurdu sonra arkasına dönüp Vera'ya kızgın bir bakış attı. Sen ne yaptığını sanıyorsun? Der gibi "Ne oluyor Vera?"
Vera camı açtı ve kazanın olduğu tarafa, parçalanmış arabaya baktı. Arabanın ön camı kırıktı ve içinden duman çıkıyordu Vera endişeli bir şekilde iç çekti "Bu annemin arabası Cole anneme gidelim!" "Gray, Vera'ya göz kulak ol ben hemen geliyorum." Cole acele bir şekilde arabadan indi ve harabeye dönmüş arabaya doğru yürümeye başladı evet, artık bütün sinir sistemlerini, hücrelerini dış dünya ya kapatmıştı. Sanki beyin ölümü gerçekleşmiş gibi bir süre arabaya baktı. Helen ölmüş olamazdı biliyordu, ama çocukları bırakıpta gidemezdi. Yapacak pek bir şeyi yoktu. Telefonunu cebinden çıkardı ve Helen'i aramaya başladı. Çalıyordu ama cevap yoktu.Bir salise sonra telefona bildirm geldi Cole bildirim çubuğundan mesaja baktı
Teyzem
Cole. Biliyorum endişeleniyorsun ama ben iyiyim merak etme.

14
Bir cümlelik mesaj, Cole bir süre telefona bakakaldı içinden ben nasıl bir oyunun içindeyim diye düşündü. Polislerin yanına gitti ve biraz bilgi aldı. Sonra arabanın kaputuna doğru yaslandı. Cebinden çıkardığı sigara peketinden bir dal sigara çıkardı ve uzun ince parmaklarının arasına alıp yaktı. Sanki dünyayı içine çekiyordu kafası allak bullak olmuştu bir an ben deliriyorum diye düşündü. Ne yapacağı hakkında hiç bir fikri yoktu sigarasını yere attı ve aykkabısı ile söndürdü. Sonra arabaya geçerek Vera'ya baktı "Endişelenecek bir şey yok. Sadece benziyor bu annenin arabası değil Vera aynı marka." Vera içi rahatlamış gibi arkasına yaslandı. Cole ise bir süre direksiyona baktı eli direksiyonda geziniyordu.
Derin bir iç çekti ve arabanın radyosundan müzik açarak arabayı sürmeye başladı. Radyo da philip Glass'ın Opening şarkısı çalıyordu. Cole her zaman sadece enstrümanlar dan oluşan şarkılar dinlerdi. Sanki ruhunu ve düşüncelerini arındırmak ister gibi yavaşladı.
Cole arabayı ıssız bir vadide Park etti. Sanki insanlardan saklanmak için inşa edilmiş bir ev duruyordu karşılarında. "Cole, burası çok korkutucu." Vera'ya döndü "Ben yanınızdayım hem birazdan misafirlerimiz gelecek." Dedi ve Gray'a arabadan in der gibi bir bakış attı.
Burası bir kır eviydi evin dış cephesi tuğlalardan oluşuyordu büyük cam pencereler vardı ve çatısı kocaman dı. Arabadan indiler ve Cole' un kapıyı açmasını beklediler. Cole kapıyı açtı ve çocukların eve girmesini bekledi Vera daha önce hiç gelmediği için evi inceledi duvarlarda boy boy posterler asılıydı salonun tam ortasında duran piyano ortama huzurlu bir hava katıyordu. Burası Cole'un kafasını toparlamak için geldiği evdi. Ev Cole'un zevklerine göre dizayn edilmişti. Televizyonun yanında duran şarap dolabı ve duvarlarda asılı olan kitap rafları vardı. Vera bir süre evi inceledi. "Cole ben çok acıktım. Siz yemek yemiyor musunuz?" Cole hafif bir tebessüm etti "Doğru pizza yemek istermisiniz?" Ortamı yumuşatmaya çalışıyordu.

15
Telefonunu çıkardı ve bir uygulamadan pizza sipariş etti. Çok sevdiği kahverengi deri koltuğa oturdu ve bir süre çocuklara baktı. Ortamı yumuşatmak ister gibi konuşuyordu. "Pizza yedikten sonra puding yapıp yeriz ve güzel bir film izleriz. Ne dersiniz?" Gray Cole'un dediklerine inanamıyor gibi bakıyordu. Gray yaşına rağmen her zaman olduğundan daha da zekiydi. Oturduğu yerden kalktı Vera'nın karşısına geçip bir süre ona baktı. Ne olduğunu bilmiyordu, hissediyordu. Gray hissederdi. Bir süre düşündü, söylemelimiydi? Bildiği tek bir gerçek vardı daha abisine söylememişken Vera'ya söylemelimiydi? Yapamazdı oda biliyordu Vera'yı kendi eliyle cehenneme iteceğini. Oda şeytanın kurbanıydı.
Vera elindeki bilezik ile oynarken bir yandan da annesini düşünmeden edemiyordu. Cole'a baktı derin bir bakıştı. Sanki annesi onu terk etmişte sokakta kalmış çocuklar gibi bakıyordu. "Annem gecikti." Bir cümle, ortamdaki gerilimi daha çok arttırmıştı "Misafirlerimiz birazdan gelir ben ikramlıkları hazırlayayım." Vera'nın sorusunu es geçerek bir şarkı fısıldadı ve mutfağa yöneldi.
Pizzalar geldiğinde kimse el sürmemişti. Cole kafasını toparlamaya çalışıyordu, sanki düşüncelerini susturmak ister gibi şarkı söylüyordu.Nasıl bir oyunun içine düştüğünü oda bilmiyordu. Arkadaşları ile top oynayacak yaştayken düşmüştü bu bataklığa, yavaş yavaş batıyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. İşini bitirdikten sonra çocukların yanına gitti. Vera çoktan uykuya dalmıştı bile yaşına rağmen zeki ve bir o kadar da güzel di. Bu oyunun şahıda oydu matıda. Cole onu incitmek istemediği için sadece üstüne ince bir örtü örttü, Gray'in karşısına geçti. Gray'in ne kadar zeki olduğunu oda biliyordu "Teyzem gecikti Cole. Bence artık saklama anlaşılıyor zaten." Cole bıkmış bir bakış attı "Her şeyi hissetmek zorunda değilsin babamın öldüğünü sana söylemememize rağmen daha 5 yaşındayken anladın yapma böyle." Cole kardeşinin böyle olmasını istemiyordu "Daha on üç yaşındasın hep sen hissetmek zorunda değilsin çıkıp arkadaşlarınla top oynaman gerekirken bunları yapmamalısın" On üç yaşındaydı, hayır Gray yaşlara inanmıyordu insanların ruh yaşı vardı Gray insanların ruh yaşlarına inanırdı.

16
Kapı zili çaldığında Vera kısa bir an ürktü annesinin geldiğini sanarak ayaklandı ne yazık ki gelen Mary ve Roven'dı. Cole kapıyı açtığı zaman yüzünde hafif bir tebessüm belirdi omuzlarını dikleştirdi "Hoşgeldiniz. İçeri geçin." Mary'nin kısa kıvırcık saçları, iri yeşil gözleri ve kendine has bir fiziği vardi. Bakışları ile insanı yanına çekiyordu. Roven'ın ise siyah saçları yeşil gözleri vardı. İçeri geçtiler ve kapıyı kapattılar.
"Kurabiye yemek isteyen var mı?" Cole'un sorusu ile Mary Cole'a 'Ciddi misin?' Der gibi baktı elinde olsa Cole'u şimdi boğabilirdi. Vera Cole'un sorusunu es geçerek korku ile konuşmaya başladı. Kelimeler boğazında düğümlenmişti "David, oda kaybolmadan önce bana söz vermişti. Ya annemde kaybolursa." Küçük bir kız çocuğunun endişesi vardı gözlerinde . Kurduğu cümle ortamı iyice germişti. Mary Vera'nın yanına oturdu sanki kendi kızını teselli etmek ister gibi baktı ona "Helen sözünü tutar Vera. İnan bana gelecek." David'i es geçmişti bile.Onun adını asla anmazdı, duyduğu zaman duymak istemezdi.
Roven pencereden dışarıyı inceliyor Gray yumuşak küçük top ile oynuyordu. Bahçeden üç tane araba geçti. "Az önce bahçeden üç tane araba evin önünde durdu. Farları hala yanıyor ve inen yok." Mary Cole'a baktı Cole bir şey yok demek isterdi ama diyemezdi. "Bana yalan söylüyorsun Cole. Annem gelmeyecek onun arabası parçalandı bana yalan söylüyorsun!" Vera ayağa kalkarak anlatmaya başladı "Annem bana yol boyu öğütler verdi durdu ve şimdi ortadan kayboldu. Sen benden bir şey saklıyorsun." Daha aklı almıyordu oturup kitap okuyacak oyun oynayacak yaşta iken David gibi annesinin kaybolma ihtimalinden korkuyordu.
Ne diyebilir di ki. Her şeyi hissetmiş, abisini kaybetmiş bir çocuğa ne diyebilir di ki. Bir şeytanın kurbanına diyecek bir şeyi yoktu Vera kendi şeytanının kurbanıydı. Mary teselli etmek istedi, oda biliyordu olmayacağını. Birazdan gelecek haberin herkesi kahredeceğini oda biliyordu. Küçük bir an belki rüyadır şu an gözlerimi kapatıp açsam uyuyorumdur diye düşündü Vera. Burada olmak istemiyordu.

17
Kapı üç kez tıkladığında odada ölüm sessizliği vardı. Ritimli bir şekilde çalmıştı kapı, o kapıyı çalan şeytanın ellerinden farksızdı. Cole kağıyı açmakta tereddüt etti "Açmayalım Mary. Duymak istemiyorum." Mary Kapıyı açtı ve içeriye Mıcheal girdi Cole'u görür görmez sinsi bir bakış attı ve üzgün bir şekilde söylenmeye başladı "Vera, tatlım iyi misin neden bana haber vermedin?" Vera Cole'un arkasına saklanarak olanları dinlemeye başladı. Roven ve Gray yukarı çıkmak için Vera'yı aldılar. Ne konuşacaklarını biliyorlardı sanki. Vera ilk başta tereddüt etti sonra ise Gray'in odasına çıktılar.
Roven'ın korumacı tavırları vardı, Vera'yı tanımamasına rağmen korumak istiyordu. On dört yaşındaydı. "Endişelenme bir şey olmayacak." Vera düşünceli bir şekilde konuşmaya başladı "İki gün sonra doğum günüm. Ben doğum günümü annemiz geçirmek istemiyorum Gray."Roven doğum günlerinden her zaman nefret ederdi ama bunu duyunca yumuşamak istedi." Helen yanında olmasa bile sen görmeden kutlayacaktır." Helen gelecektir demiyordu diyemiyordu. Oda yaşamıştı, bunların aynısını oda yaşamıştı. Onu da kandırmışlar dı günlerce annen gelecek diye. Oda yalanlara inanmıştı, yalanlarla büyümüştü.
Aşağıdan hafif bağırma sesleri geliyordu. 'Helen öldü.'Diyor du Mıcheal. Vera duymak istemiyordu. Doğum gününü onsuz geçirmek istemiyordu. Duymamazlıktan geliyor, defalarca' Annem gelecek 'Diye tekrarlıyordu. Sonra' David'de onunla beraber gelecek. 'Diyordu. İnanması zordu. On yaşına girecek olan bir kızın buna inanması zor ve güçtü. Duymak istemiyordu yaşına kıyasla ruhu daha çok yaşlıydı. Gray'in inandığı gibiydi hayat. İnsanların yaşları ruhlarından ibaretti.

18
Bağırış sesleri yavaş yavaş yükseliyor, yağmur çiselemeye başlıyordu. "Babam annemin öldüğünü söylüyor Gray." Teselli etmek isterdi, reddetmek isterdi ama bunun bir anlamı yoktu. Roven'a baktı. Bir şey söylemesi için baktı. "Vera bunu uzatmanın bir anlamı yok. İnsanlar ölmek için yaşıyor."
Mıcheal gitmişti, Cole ve Mary karşılıklı oturmuş düşünüyordu "Ne yapacağız Cole. Küçük bir kız çocuğuna bunu söyleyemeyiz David'in öldüğünü kabullenmiyor bile." İlk defa ağzından onun ismi çıkmıştı. "David'in öldüğünü kabullendi Mary. Helen'in öldüğünü de kabullenmek zorunda. Çocukların yaşı sandığımızdan daha büyük." Cole inanamıyordu. Bunun olduğuna inanamıyordu her şeyin bir gecede bittiğine inanamıyordu. "Yarın cenazesini alırız ve defnederiz. Fazla beklemesin. David'in yanına defnederiz."
Bunu hemen kabullenemezdiler Vera bağırmak istiyordu itiraz etmek istiyordu ama bu oyunun kazananı çoktan belliydi. Bu kadar çabuk kabullenemezdiler. Cole Gray'in odasına çıktı kimse konuşmuyordu sadece aynı noktaya bakıyorlardı.
" Cole. "Dedi Vera devamını getiremedi." Üzgünüm Vera. Çok özür dilerim. " Hiç ağlamayan gözünden bir damla yaş bile düşmeyen Cole. Babasının ölümüne bile ağlamayan Cole o an ilk defa ağlamıştı. David'e verdiği sözü tutamadığı için o an ilk kez ağlamış ilk kez gözyaşlarına yenik düşmüştü. Kimse konuşmuyordu Vera Cole'a sarıldı David'e sarılıyormuş gibi hissetti "Senin suçun değildi." Vera Cole'u teselli ediyor, annesinin ölümüne üzülmek İstiyordu. Ama üzülemiyordu, annesinin söylediklerinden sonra onun huzura kavuştuğunu düşünerek teselli arıyordu. Mary kapıdan onları izliyor derin bakışlarının ardından gözyaşlarını serbest bırakıyordu.
"Cole, annem o evde olmayacak. Ben orada kalamam." Vera'nın gözlerinden yaşlar yeni yeni akıyordu. "Seni ona vermeyeceğim Vera. Sen benim kardeşimsin." Bir süre sessiz kaldılar. Helen'in ölümünü kabullenmek Cole için zor olmuştu. Kendini suçluyordu.

19
O gece çok sessiz geçmişti. Cole dışarıda cenaze işleri ile uğraşıyor, Vera ağzını bıçak açıyordu. Cole ile sarılmalarından sonra herkes oturma odasına oturmuş Cole'un sınırsız olarak açtığı opening şarkısını dinliyordu. Düşüncelerini susturmak istiyorlardı. Vera öylece elindeki bileziğe bakıyor önündeki yemekten bir lokma almıyordu. Mary ve Roven'a bu olay annelerinin ölümünü hatırlatıyordu. Gray öylece tavana bakıyordu sanki oda annesini kaybetmiş gibi şoka uğramıştı. Bu gece kapı defalarca çalmıştı Vera annesinin geldiğini düşünerek biraz da olsa sevinmişti. Gelen teyzesiydi. Konuşmuyordu sadece öylece kardeşinden kalan son hatıraya bakıyordu. Konuşmak istiyordu da konuşamıyordu. Bütün gücünü buraya gelerek harcamıştı.
Vera'nın yanına oturdu bir süre ona baktı, saçını okşadı. Vera başındaki elin annesine ait olduğunu düşleyerek uyumuştu o gece. Kimse konuşmuyordu herkes Cole'un gelmesini bekliyordu. Cole, anahtarı kapı kilidine geçirmiş, kapıyı açmaya çalışıyordu. Hiç bira içmeyen Cole o gece içmişti. Annesine baktı Helen'in ölüm nedenini söylemek istemiyordu ama söylemek zorundaydı. "Adli tıp kurumuna gittim. Boğularak öldüğünü söylüyorlar." Arabasının harabe olduğunu söylemek istemedi oda biliyordu bir şeylerin ters gittiğini. Henüz aklı almıyordu.
O gece gökyüzü Helen'in öldüğünü hissederek sağanak bir yağmur yağdırmıştı. O gece Vera hariç kimse uyumamıştı. Vera'da uyumak istemiyordu belli aralıklarla uyanıyor annesinin öldüğünü unutarak ismini sayıklıyor hatırlayarak geri yatıyordu. Yasını uykuya tutturuyordu.
Cenaze sabahı herkes kilisede toplanmış Helen'in ruhuna dua ediyordu. Vera annesinin mezarının başında oturuyor, öylece bakıyordu. Helen'in mezarı David'in mezarının yanı başındaydı. Mezar taşında kocaman harflerle 'Helen Mystle' yazıyordu. Mezar çiçekler, güllerle süslenmişti. Annesinin toprağıyla oynayarak ağlamaya başladı. Ve arkadan birinin geldiğini hissetti. Roven Vera'nın yanında oturarak onu izlemeye başladı geç oldu diyemezdi. Vera annesinin mezarına bakmaya devam ediyordu "Neden geldin annen seni bekliyordur git hadi." "Annem öldü benim." Tek bir cümle Vera'nın yüreğini hançerlemişti daha fazla ağlamamlıydı ama o gün Vera hiç ağlamadığı kadar ağlamıştı.

20
Vera arabanın arka koltuğunda oturuyor bileziğini sıkıca tutuyordu. Cole duvar gibiydi eli öylece direksiyonu sıkıyordu. Gray çoktan düşüncelerine yenik düşmüştü "Cole. Annem öldü biliyorum. Ama David, o, o mezarın içi boş Cole hissediyorum." Cole bir süre Vera'ya baktı hiç bir şey demedi Gray duyuyordu ama konuşmuyordu. "Vera, ben senin hep yanında olacağım. Endişelenme." İnanmamıştı. Vera'ya inanmak istemiyorumdu. Radyodan rastgele bir şarkı açtı sigara yaktı. Normalde Vera'nın yanında asla sigara içmeyen Cole ilk defa içmişti.
Yağmur arabanın camlarını ıslatıyor, Cole silecek ile siliyordu. Kötü bir şeyler olacağını hissediyordu ama çaktırmıyordu. Bir sigara bittiği zaman diğerini yakıyor sonra bir ötekini yakıyordu. Vera bileziğini avucunda sıkmaya başladı. Gray düşüncelerinden sıyrılarak konuşmaya başladı. "Cole, benzin kokusu var. Kötü bir koku var" Ölümün kokusuydu sanki bu koku. Arabanın kaputu yavaş yavaş alev almaya başlıyor, kimse ne olduğunu anlamıyordu. "Gray Vera inin çabuk inin!" Cole'un bağırışı ile Gray ön koltuktan indi Cole Vera'nın bulunduğu kapıyı açmaya çalıştı. İçeriden açılmıyordu dışarıdan açmayı denedi. "Vera in şu arabadan sana diyorum.!" Cole'un endişeli çığlıkları Gray'in haykırışlarını susturmaya yetmişti. Vera kapıyı açmaya çalışıyor bir yandan da ön koltuğa gidiyordu. "açılmıyor.!" Arabanın içini alevler almıştı bile. Direksiyon alevler içinde yanıyor Vera dumandan hiç bir şey görmüyordu. "Vera!" Cole camları kırmaya çalışıyor bir yandan da Vera'ya sesleniyordu.
O gün onlar için lanetli bir gün olarak adlandırılmıştı. Vera'nın sesi gelmiyordu Cole Vera'ya sesleniyor kapıları açmaya çalışıyordu. Vera'nın gözleri yavaş yavaş kapanıyor bedeni kendini uykunun kollarına bırakıyordu.
O günden sonra bir daha hiç kimse Vera'nın adını ağzına almamıştı. Herkesin sakladığı bir sır vardı. Cole arabanın nasıl yandığını anlamlandıramıyor bütün bu olanlardan sonra kendini suçlu hissediyordu.
Gray artık ruhsuz gibiydi çığlıklar
atıyordu Vera'nın kurtulmasını diliyordu. Sonunda Vera'nın bedeni huzurlu bir uykuya kavuşmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 25beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18