1.Bölüm:Eşik

Vaveyla Yazarı: Cansu Özdaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 1.Bölüm:Eşik

21
10 Yıl Sonra
Sabahın ilk ışıkları odama süzülüyordu ama ben hâlâ gözlerimi açmaya direniyordum. Yatağın sıcaklığı ve yumuşaklığı, kalkmamı imkânsız kılıyor gibiydi. Dışarıdan gelen rüzgârın uğultusu, sanki bütün şehir hâlâ uyanmamış gibi bir sessizlik yaratıyordu. İçimden, “Bir gün her şey farklı olacak,” diye geçirdim ama o günün hangi gün olduğunu bilmek İmkansızdı. Sürekli aynı döngüyü yaşamaktan bıkmış bir ifade ile yataktan kalktım. Yaşamak benim için bir mucizeden ibaretti sanki. Aynanın karşısına geçip dağılmış, belime kadar uzanan saçlarımı sıkı bir topuz yaptım ve banyoya geçerek yüzümü yıkadım. Benim için güne başlamanın en zor yanı sıcacık yatağımdan kalkmaktı.
Elimden gelse günlerce uyurdum ama böyle bir şansım yoktu uyku pijamalarımla mutfağa gittiğimde eve yeni gelmiş olan babam karşıladı beni. "Günaydın Vera. Nasılsın bugün?" Telsizi ve forması hala üzerindeydi, demek ki tekrar gidecekti. "Günaydın." İri bir vücudu vardı bakışları her zaman soğuktu bana karşı hep duvar gibi olmuştu. Kahvesinden koca bir yudum aldı beni seyre daldı."Bugün çok yorucu olacak. Kazalar artıyor." Onun için her gün yorucuydu. Ama bu benim hoşuma gidiyordu. Yalnız kalmak benim için terapi gibiydi. Yalnızlığı seviyordum, yalnız kalmayı. Ama yalnız hissetmeyi sevmiyordum. Bu şehrin her köşesi yalnızlık kokuyordu oysa.
Babam bana bir fincan kahve uzattı ve konuşmaya başladı "İlaçlarını içtin değil mi?" "İçtim." Sürekli ilaçlarımı içer, aksatmazdım. Ne işe yaradıklarını bilmiyordum bile. Babam yanağıma bir öpücük kondurdu ve evden çıktı. Ev değildi burası kocaman bir malikaneydi.

22
Yemek masasına oturdum ve bir süre mutfak tezgahını izledim. On yıl boyunca sadece korumalar ile evden çıkmış, tek başıma dışarıya adımımı bile atmamıştım. Bu babamın bir talimatıydı, neden diye sorduğumda 'Dışarısı senin için güvenli değil Vera.' Diyordu sanırım haklıydı. Ama kocaman bir evde sadece çalışanlar ile beraber kalmak çok sıkıcıydı. Sandalyeden kalktım ve çekmecede duran ilaçlarımı içtim. Bu döngüden nefret ediyordum. Gizlice okula gitmekten, geceleri evden kaçmaktan nefret ediyordum. Ama başka çarem yoktu, anlatsam anlamazdı.
Babamın bana verdiği ilaçları ne zaman içsem beynimdeki düşünceler susuyor, ruhum uyuşuyor gibi hissediyordum. Fakat bunun tek bir kötü yanı vardı;kafamın içinde ki vurma sesleri susmuyordu. Evet, ne kadar çok beynimdeki düşünceler sussada hışırtı seslerini hala duyuyordum. Bazen zincir sesleri, bazen kilit sesleri, bazen vurma sesleri. Sanki birisi bir şeyler kırıyordu. Şaşırtıcı derece seslerin geldiği yer bodrum katıydı. Oraya hiç inmemiş, korkmuştum. Babama dediğimde ise 'İlaçların yan etkisi Vera.'Diyip geçiştirmişti. Sanırım şizofren oluyordum bazen delirdim mi? Diye düşünüyordum. Bir ara bodrum katına indiğimde seslerin oradan geldiğine dair hiç bir kanıt bulamamıştım. Sanırım ben deliriyordum.
Bu döngüden ne kadar bıkmış olsam da garip bir derecede beni rahatlatıyordu. Her gün aynı güne uyanmak, çok sıkıcıydı ama her istediğimi yapıyordum. Bazen günlerce uyumaz, bazen saatlerce yemek yerdim. Bir gün atıştırmalık olayını abartıp bir kutu çikolata ve dondurma yemiştim. Nasıl şeker komasına girmedim hala anlamlandıramıyorum. Babamın suratında sanki bir çocuk onun yüzüne işemiş gibi bir tepki vardı. Yaptığı ilk şey beni hastaneye götürmekti.
Ben bir rapunzel masalının karakteriydim. Ama tek bir farkla;ben babamın gözetimi altında dışarıya çıkabiliyorum.

23
Bu dört duvar arası kocaman koğuşta ne yapabilirdim ki? Ne gibi bir hikayem olurdu? Sadece kendime acıyordum öylece oturup saatlerce tavana bakmaktan bıkmıştım. Telefonum dahi yoktu, babamdan sakladığımı var saymazsak tabi. Mutfaktan çıkıp odama geçtim günümün yarısı odamda geçiyordu. Neyse ki bugün çalışanların çoğu izinliydi bu da benim için bir fırsattı. Aceleyle elime gelen ilk pantolonu giydim ve üzerime gri bir ceket geçirdim.Sonra çekmecemde duran telefonumu aldım. Bunu yaptığıma inanamıyordum. Her gün aynı saatte ormana gidiyordum orada bulmam ya da görmem gereken birşey yoktu. Doğa ile iç içe olmak beni rahatlatıyordu.
Banyoya gittim ve camı açarak arka bahçeye atladım neyse ki korumalar ön bahçedeydi. Babamın neden bir korumaya ihtiyacı vardı ki? Evden yavaş yavaş uzaklaşıyorum başına ceketimin kapşonunu geçirdim ve ilerlemeye devam ettim. Texas'ın kavurucu sıcağında uzun kol giymek tam bir aptallıktı ama yaralarımın görünmemesi için avantajlıydı. Bir yangın trajedisinden kalma izler taşıyordum. Boynumda ve kollarımda ne kadar çok babamın anlatmasını istesede anlatmıyordu 'O gün lanetli bir gündü Vera.' Diyip başka bir konuya geçiyordu. Orman yoluna gittiğimde düşüncelerime düşmüştüm bile.
Biraz daha derinlere yürüdüğümde karşıma bir kulübe çıktı. Evet benim gelip görmek için can attığım yer çok eski duruyordu ama fantastik bir film hissi veriyordu. Ormanın içinde ne işi vardı ki? İçine girip gitmemekle tereddüt ettim başımı belaya sokarsam olacakları düşündüm. Ama sonra merakımı haklı sayarak kapısını araladım,kilitlidi. Bunu yaptığıma inanamıyorum sanki benim evim iş gibi açık bir cam arıyordum kulübenin arka tarafına gittiğimde bir camı açıktı. Kapısı kilitli ama camı açık. Camdan içeri girdiğimde gözüme bir şey takıldı salonun tam orta duvarında kocaman bir tablo asılıydı üç kişi vardı iki erkek ve bir kız. Kızın gözleri korkudan büyümüştür sanki sağındaki erkek onu korumak ister gibi omuzunu tutuyordu. Solundaki erkek ise etrafı inceliyordu. Bir yandan
poz veriyor, bir yandan etrafı inceliyor.

24
Tablonun tozunu elimle sildim ve biraz daha inceledim. Ne kadar güzel bir tabloydu bu insanları canlı bir şekilde görmek isterdim. Ortada duran kızın kızıl saçları vardı kocaman ela gözleri ile gülmeye çalışıyordu. Çok masum ve kendine has bir güzelliği vardı. Fakat, kolunda bir serum takılıydı hastamıydı acaba? Sağında duran erkek çocuğun elinde sarı bir top vardı bir topu avucuna almış, sıkıyordu. Sanırım on beş yaşındaydılar. Ya da on altı. Acaba şu an kaç Yaşındalardı?
Tabloya bakmayı kestim ve etrafa göz gezdirdim. Salonun içinde küçük bir amerikan mutfağı, tozlu tezgahı vardı. Sanırım epeydir gelmemişlerdi buraya. Orta sehpa da tuğla gibi kitaplar, ve bir resim defteri vardı. Defteri elime alıp incelemeye başladım yer yer portre çizimleri ve birazda manzara çizimleri vardı. Kim çizmişse çok güzel çizmişti. En arka sayfayı açtım ve resimi inceledim bu resim, sanki bir korku filminden çıkmış gibiydi. Yatakta uzanan bir kız vardı, kızın yanında bir doktor, doktorun elinde tıbbi alet. Kız dehşet le bakıyordu etrafına. Bunu çizmiş biri ne yaşardı ki? Resmin altında da büyük harflerle 'Mika Wernon' yazıyordu. Sanırım başıma bir şey gelenden burdan gitmeliydim.
Her gün bu ormana gelir ve bu kulübenin dışını incelerdim hiç içine girme fırsatım olamamıştı ve bu fırsat şimdi elime geçti, bunu yok sayamazdım. Ceketimi çıkardım ve incelemeye devam ettim. Çoktan terlemeye başlamıştim bile Texas'ın aptal sıcağı insanı deli ediyordu. Hiç bir Ahmak yazın 40 derece sıcağında ceket giymezdi. Konu kolundaki izler olmazsa tabi. Bu odada inceleyecek pek bir şey bulamadım göz gezdirdim ve çıktım. İnceleyecek pek bir şey yoktu, masanın üstünde duran albümü saymazsak. Tozdan albüm olduğunu geç anlamıştım. Elime aldım ve tozları üfleyerek içindeki fotoğraflara baktım. Çok mutlulardı bir fotoğrafta havuzdaydılar diğer fotoğrafta ağaca kızıl saçlı kız uyuyordu. Diğer bir fotoğrafta ise yeşil gözlü çocuk kitap okuyordu. Tabloda gözlerinin yeşil olduğu anlaşımlıyordu. Yeşil gözleri insanı içine çekiyordu sanki haykırmak ister gibi okuyordu kitabı. Belki de bir şey düşünüyordu bir hatırayı anıyordu belki de.

25
Tam sayfayı çevirecekken evin kapısı açıldı. Rezil oldum bir aptallık edip burada durdum ve mahvoldum. Arkamı döndüğümde iki kişi beni inceliyordu. Yeşil gözlü çocuk ve kızıl saçlı kız. Karşımda duruyorlardı o kadar çok canlı görmek istemiştim ki şimdi karşımdaydılar. Ama yaş almışlardı gözlerinde fotoğraflarda ki gibi mutluluk yoktu. "Sen ne halt ediyorsun?!" Eğer bu olay babamın kulağına giderse ben biterdim okuyacak bir okulum olmazdı. Bir yalan uydurmaya çalıştım ne diyebilirdim "Kayboldum ben. Burayı görüp içeri girdim." Bana bir aptala bakıyor gibi bakıyorlardı ve kollarıma. Kanepenin üstünde duran ceketimi aldım ve giydim. Kapşonumu taktım ve konulmaya başladım "Çok üzgünüm buranın kullanıldığını bilmiyordum çok eski görünüyordu. " Kızıl saçlı kız tam bir şey diyecekken yeşil gözlü çocuk susturdu "Sorun değil gidebilirsin.". Kızıl saçlı kız itiraz edercesine baktı ona "Saçmalama evimize girdi. Böylece bırakamayız.". "Mika Bırakta gitsin." Onları izlerken kafama gitmemin gerektiği dank etti. "Gerçekten çok üzgünüm ama gitmem gerek." Dedim ve çıkacakken yeşil gözlü çocuk kolumu tuttu ve bir süre bana baktı. Bakışları bir şey söylüyor gibiydi duman vanilya kokuyordu ve biraz da sigara. Sanki bir günde iki paket sigara içiyordu oysa daha yirmi yaşındaydı. Sanırım yirmi yaşındaydı. Afallayarak gitmeme izin verdiğinde bir kolu yarışmasındaymış gibi koşuyordum.
İsimlerini sorsaydım keşke kızıl saçlı kızın adı Mika'ydı. Peri kızları kadar güzeldi fakat bakışları bana çok sert bakmıştı sanki boğmak ister gibi. Yeşil gözlü çocuğun ismini öğrenememişsin sanırım yirmi yaşlarındaydılar. Elimden geldiğince hızlı koşmaya çalışıyordum babam gelmeden eve varmalıydım lanet olsun bu merak beni öldürecek. Bütün gücümle koşmaya devam ettim eve vardığımda sessizce ve görünmeyemeye çalışarak arka bahçeye gittim. Babamın arabası barajda duruyordu eve gelmişti bile beni fark etmemesi için dualar sıralıyordum.
Odamın camına nasıl çıkacağımı bilmiyordum 2.katta olan odama nasıl tırmanırdım ki bodrumun arka kapısı bahçeye çıkıyordu çaresizce Bodrum kapısına doğru yönelmeye başladım.

26
Neden kilitli değildi ki? Babam bodruma girmeme asla izin vermiyor du ama arka kapısını kilitlemiyordu belki de kilitlemeyi unutmuştu. Bodruma girdiğimde derin bir nefes verdim o kadar çok koşmuştum ki vücudum bütün aptyi kullanmıştı. Buzdolabından bir çikolata aldım ve etrafa baktım burası hiç bodruma benzemiyordu güzel bir bodrumdu.Gelen sesleri hesaba katmazsak tabi. Yine sesler geliyordu bu sefer vurma sesleri.geliyordu sanki birisi duvarı yumrukluyordu. Bir gün babamın mafya çıkacağından korkuyorum bunun başka bir anlamı olamaz. Bodrumu incelemeyi keserek merdivenleri çıktım kapının kilitli olmaması için dualar sıralıyordum kapı kolunu aşağı indirdiğimde babamın şaşkın ve sert bakışları beni karşıladı. Elimdeki çikolatayı yemeye devam ederek konuşmaya başladım. "Sadece bodrumu merak ettim ve bütün günümü burada geçirdim. Hiç hoşlanmadığım yapmacık bir gülümseyi yüzüme takmıştım bile.
" Bana söz vermiştin buraya girmeyecektin Vera!" Yaklaşık yarım saat boyunca azar işitmekten kulaklarım kanamıştı. " Kapıyı kilitleseydin madem izin vermiyorsun kapıyı kilitle!" Babama ettiğim itiraz ile bir süre yüzüme baktı "Seni korumak istiyorum Vera." Beni koruduğunu sanıyordu eski ben olsaydım inanırdım ama bu beni korumak olmuyordu. "Ben rapunzel değilim sende bir masal kahramanı değilsin. Okula bile koruma ile gidiyorum sen polis olduğuna emin misin?!" Yüzüne baktım hiç bir tepki vermemişti hep böyle duvar gibiydi bu huyundan nefret ediyordum. Anlamlandıramadığım bir bakış attı ve bodruma gitti. Ne vardı sanki o bodrumda niye bu kadar çok abartıyordu.
Odama gittim ve yalnızlığımla başa çıkmaya çalıştım. Yatakta bir oraya bir buraya gitmekten başım dönmüştü aklımdan yeşil gözlü çocuğun bakışı gitmiyordu. Bir ara tekrar gitmek için hazırlandım ama son anda vazgeçtim.

27
Eğer bu sefer babam beni yakalarsa evden çıktığımı anlayacaktı. Hala aklımda o kulübe vardı
o çizimi düşünmekten kafayı yemiştim. Ben çoktan delirmiştim buranın tımarhaneden bir farkı yoktu tek sorun burada doktorlar yoktu. Bir yanım tekrar ormana git diyordu diğer yanım oturduğun yerde kal. Bir süre düşündüm ve uyumayı tercih ettim. Uyumak bile merakımın geçmesini sğlamamıştı aksine daha da çok meraklanmıştım. Yaklaşık yarım saat boyunca yatağımda dönüp durmuştum bir ara vurma sesleri gelmişti, artık alışmıştım. Bu bana beynimin bir oyunuydu sanki. Belki de ben gerçekten deliriyorumdur. Oturma pozisyonuna geçtim ve odamın tavanına baktım sesler gelmeye devam ederken ben daha çok ürküyordum. Beynimin oyunu olmasına rağmen hala alışamıyor, sürekli bu oyunda yenilen ben oluyordum.
Düşüncelerim yavaş yavaş artıyordu. Ne kadar çok uyumaya çalışsana olmuyordu. Bir aptallık edip gitmek istemiyordum telefondan saate baktığımda saat 17:30 geçiyordu hava kararmaya başlamıştı bile. Saatler ilerledikçe daha çok endişeleniyordum bodrumdan gelen sesler artık beni delirtiyor, çıldırmama sebep oluyordu. Sesleri aldırmayarak banyoya gittim ve soğuk bir suyla yüzümü yıkadım seslerin gerçek olmadığını bildiğim için rahattım fakat ruhum öyle demiyordu.
Ruhum sürekli daralıyordu ne zaman bu sesleri duysam kendimi şizofren hastası gibi hissediyordum. Belki de gerçekten şizofren hastasıydım. Babana bu durumu söylesem bile 'İlaçların yan etkisi Vera endişelenme.' Derdi tekrar diyeceğine adım gibi emindim. Sesler biraz azalmaya başlamıştı kendimi toparlayarak aynanın karşısına geçtim ve ceketimi üstüme geçirdim. Evet, yine merakına yenilmiş bir aptal gibi hareket ediyordum. Belki gittiğimde orada olmayacaklardı ama sorun değil. Eğer orada değillerse etrafı biraz daha inceleme fırsatı elime geçecekti.

28
Önce kapşonumu başımdan indirip evi kontrol ettim babam mutfakta ve oturma odasında yoktu. Daha sonra 3.kattaki çalışma odasına gittim, kapıyı tıklattım. Ses yoktu muhtemelen buradada değildi. Kapıyı açtığımda masanın üstünde duran fotoğrafı inceledim. Annemin fotoğrafıydı annem ile benim aramda dünyalar kadar fark vardı. Bir trafik kazasında babamın lanetli bir gündü diye sandığı günde kaybetmiştik onu. Annem 3.dereceden yanıklar ile hayatını kaybetmişti. Ama ben gerçekleşmesi imkansız bir şekilde yaşamıştım.
Odadan çıktığımda babamın uyuduğuna emin olmak için yatak odasına gittim. O yemeği her zaman erken yerdi ben ise bugün ona inat yemek yememiştim. Açlıktan karnım çığlıklar atıyordu. Yatak odasının kapısını sessizce araladım ve göz ucu ile yatağa baktım. Tahmin ettiğim gibi derin bir uykuya dalmıştı. Kapıyı yavaşça kapattım ve mutfağa giderek bir sandviç hazırladım. Sandviçimi yerken arkadan aşçımız Natalie'yi gördüm. 40 yaşında ve zengin olmasına rağmen yıllardır bizimle çalışıyordu. Hala neden çalıştığını anlamıyordum. "Dolapta atıştırmalık birşeyler var Vera. Onları ye istersen." Bana her zaman çözemediğim bir şekilde bakıyordu "Sandviç yesem daha iyi olur aslında." Dedi ve gülümsedim. Bir ısırık aldım, ardından tezgahta duran meyve suyunu yudumladın hala bana bakıyordu "Sen burada olmamlıydın Vera çok üzgünüm." Beni ne zaman görse böyle söylüyordu sanki asırların pişmanlığı vardı üstünde bende bir şey demez başımı onaylar gibi sallardım. Yine öyle yaptım.
Evde çıktım ve tekrar orman yoluna doğru gittim. Yok boyu yanlış birşey mi yapıyorum diye düşünmeden edemedim. Geri dönmek için defalarca yok değiştirdim ama son anda vazgeçip kulübeye varmıştım. Işıkları açıktı kapının önüne gittim çalmak ile çalmamak arasında tereddütteydim. Belki de eve gidebilirdim evet eve gitmek iyi olurdu ama bu kadar yolu boşuna gelmiş olurdum kapıyı çalar çalmaz açılmıştı karşımda yeşil gözlü çocuk vardı üstünde beyaz bir t-shirt vardı altına kot mavisi bir pantolon giymişti. Bir süre gözü üzerimde gezindi "Geleceğini biliyordum geç hadi."

29
Beni içeri aldığında oturmam için işaret verdi ve mutfaktan bir fincan kahve alıp önümdeki sehpaya koydu. Gözleri çığlık atıyordu, haykırıyordu sanki. Karşıma oturdu ve konuşmaya başladı "Bu saatte burada olmaman gerekirdi çok düşüncesizsin." Sesi çok nazikti bir o kadar da sertti. Tanımadığım birinin yanına neden gelmiştim ki? " Ben gelmeyecektim aslında. Neden burada olduğumu bilmiyorum." "Sen gelmek istemedin ama senin ruhun gelmek istedi. Ruhlar hissediyor." Sözleri bir çok şey anlatır gibiydi ama ben hiçbir şey anlamıyordum.
Hiç konuşmuyor sadece beni inceliyordu ensem çoktan ter içinde kalmıştı sanki kurban gibiydim. "Çok sıcak neden uzun kollu giydin? " Beni tanıyormuş gibi konuşuyordu sanki bende onu tanıyordum tabloda duran fotoğrafı gösterdim " Sabah sağdaki çocuğu göremedim. Nerede o şimdi?" "Sana tanıdık geldi değil mi? Ruhun hissetmiş." Bir bulmaca gibi konuşuyordu kahvesinden koca bir yudum aldı ve iç çekti. "O Wyoming'de. En yakın arkadaşım. Yakını öldüğü günden beridir hiç fotoğraf çekinmemişti daha yeni yeni alışyordu onsuzluğa. Ama 1 yıl önce yakınını rüyasında gördü ve tekrar içine kapandı artık buraya da gelmiyor. Oysa her zaman buraya gelirdik." "Sen neden buradasın Peki?" Ben ve Mika üniversiteyi burada okuyoruz oda burada okuyordu ama sonra üniversiteyi bıraktı." Yakını diyordu kim olduğunu, adını söylemiyordu. Bende sormamıştım.
" Adın ne peki? " Gözleri sürekli üzerimdeydi " Benim bir adım yok.. Adımı bilmemelisin." " Seni birine benzetmiştim. Hiç aklımdan çıkmadın ama sanırım beynim bana yine oyun oynuyor." "Ruhlar hisseder." Sessizce ona baktım iç çektim "Adımı merak etmiyor musun?" "Sen benim adımı bilmiyorsun bende senin adını bilmemeliyim." "Rahatsız ettim seni kusura bakma. Sadece birine benzetmiştim. Gideyim artık." "Çok geç oldu. Bende eve gidecektim seni bırakayım." Dedi ve kapıyı açarak önden gitmeme izin verdi.

30
Daha orman yolundaydık yavaş değil ama ağır adımlarla yürüyordu ve her dakika etrafı inceliyordu.
" Kaç yaşındasın? " Dedim merak eder gibi." Ben yaşlara inanmam. İnsanların ruhlarının yaşlarına inanırım. Benim ruhumun yaşı üç basamaktan oluşur." Ruh gibiydi karanlık ve kaybolmuş ruhtan farkı yoktu. Bir süre durdu, bana baktı. Sonra yürümeye devam etti "Benim adımı söylememe gerek var mı, merak etmiyor musun?" "Senin adını biliyorum. Ama bırak içimde kalmaya devam etsin." Dedi cebinden sigara paketi çıkardı ve bir dal sigara yaktı "Sana rapunzel diye hitap edebilirim. Bir kulede değilsin ama olmaman gereken yerdesin." Dedi ve sigara dumanını içine çekti.
Evin arka bahçesine geldiğimizde bir süre inceledi "Geçmişin sırlarının saklı olduğu yer." Dedi kendi kendine konuşuyor gibiydi, neyi kastettiğini anlamamıştım. "Nerede okuyorsun?" Hastene'nin yanındaki ümiversite de. Hukuk bölümünü okuyorum 1.sınıfım " "Daha kendi adaletini bulamamışken başkalarının adaletini bulmak.." Şifreli konuşuyordu onu anlamak benim için imkansız görünüyordu. "Bende aynı üniversitedeyim. Bu yıl mezun olacağım." Bir tane daha sigara yaktı "Telefonunu ver. Kendimi kaydedeyim." Telefonumu verdim ve kendi numarasını çaldırdı. Bu sefer Bodrum kapısına doğru gitti içeri girmedi sadece camları inceledi. "Ben artık gideyim. Geç oldu fark ederler." Beni anlıyor gibiydi. Tam arkamı dönecekken bir şey dedi. "İyi olduğunu biliyorum. Ama sen burada olmamalıydın senin pişmanlığın her zaman bizim kabusumuz oldu." Dedi ve bodrumu biraz daha inceledi camlara bakıyor, bir şey göremiyordu sinirlenip oflanıyordu.
Bana baktı "Bodruma hiç girdin mi?" "Evet, neden?" Bodrumun kapısının önündeki toprağa baktı "Korkmadın mı?"

31
Neyden bahsettiğini anlamıyordum "Hayır, korkmadım sadece sesler geliyor." " Ne sesi?" "Duvara vurma sesi bazen geceleri oluyor. Ama ilaçların yan etkileri." Bir süre bana baktı "Bu toprakta ayakkabı izi var. Birisi buradan çıkıyor." "Babam olabilir bende buradan geçiyorum benim ayakkabı izim olabilir." "Senin ayağın bu kadar büyük değil. Bu ayakkabı 40 numara."
Nasıl anlamıştı bilmiyordum dediğim gibi inanılmaz bir zekası vardı sessizliği ile bir devri sonlandırabilirdi. Evi incelemeyi kesti ve bana baktı "Ne ilacı ismi ne ilacın." "Seni daha tanımıyorum bana adını bile söylemedin sadece seni tanımıyormuş gibi hissettim" "Sen beni değil, ben seni tanıyorum tanımamam gerek ama tanıyorum." Neyden bahsettiğini anlamam gerekiyordu. "Hiç mi bir şey hatırlamıyorsun?" "Ne hakkında?" "Geçmişin hakkında. Vücudundaki o izler.. Neden oldu?" "Trafik kazası annem ile ben 10 yaşındayken araba alev aldı. Annem öldü ama ben yaşıyorum 3.derece yanıklar olmasına rağmen." Bir şey söyler gibi oldu ama son anda vazgeçti. Bana bakmaya devam ediyordu. "Nasıl hayatta kaldın acaba yaşadığına sevindim."
Benim için böyle söylenemezdi. Ben yaşadığıma sevinemezdim hayatın sevilecek yanları var evet ama ben bir rapunzel gibi yaşamaktansa hiç yaşamamayı tercih ederdim. Bu ev benim bedenime iyi geliyordu ruhuma değil."Bende,yaşadığıma seviniyorum." Bu sefer odamın camına bakmaya başladı yavaş yavaş gözlerini camdan ayırdı, bodrumun duvarına bakmaya başladı sanki yok olmuş bir izi arıyordu "Ne arıyorsun geldiğimizden beri neden birşeyleri inceliyorsun?" sorumu es geçerek bana baktı sürekli bana bakıyordu bu sefer gözleri ellerimde gezindi bileğimi tuttu ve bakmaya başladı " Burada kötü bir enerji var. Buraya indiğin zaman dikkat et." Daha sabah gördüğüm ve yeni tanıştığım birisi bana kendine dikkat et diyordu cevaplamadım ve bu sefer ona ben baktım.
Geleli yarım saat oldu ama hala gitmiyordu en sonunda onu ben kovacaktım." Sadece üç kişi misiniz? " Diye sordum" Hayır. Dört kişiyiz ama o Montana'ya taşındı. " " Onu fotoğraflarda göremedim. " " Arkaya baksaydın görürdün. " Korumacı bir tavrı yoktu daha çok savaşçı ve umursamaz bir ruhu vardı. Onun ruhu çok karanlıktı.

32
Telefona gelen mesaj üzerine telefonu eline aldı ve mesaja baktı. Kapattığında yüzünde küçük bir tebessüm oluştu, ilk defa gülümsüyordu." Ben gitsem iyi olur geç oldu." Dedi ve arkasını dönerek gitti. Ağır adımlarla yürüyordu duruşu, vücudu her zaman dikti. Arkadan bile ruh olduğu anlaşılıyordu. Bir hayalet gibiydi neyse ki gitmişti. Daha şimdiden kulübeye gittiğim için şimdiden pişman olmuştum en azından merakımı gidermiştim. Hayır hala merak ediyordum bana 'geleceğini biliyordum.' Demişti beni tanıyordu ama ben onu ilk defa görmüştüm. Belki de ruhlarımız tanışıyordu onu düşünmek akli dengemi bozuyordu. Afallayarak bodruma gittim kapıyı açtığımda beynim benimle oyun oynamaya başlamıştı bile. Bu sefer aşağıdan yerin altından melodi sesleri geliyordu belki de bodrumda bir cadı yaşıyordu.
Sesi dinleyerek merdiveni çıkmaya başladım kapının kilitli olmaması için dualar sıralıyordum şarkı sesi daha çok yükselmeye başladı. Bu şarkı David kushner'a aitti ama şarkısı olduğunu, sözlerini kestiremiyordum. Nefes almak bile zorlaşıyordu sanki bodrumun duvarları daralıyordu. Elim kapı koluna gittiği zaman zar zor açtım nefesimi dahi tutmuştum. Kapı kilitlenmemişti ama kilitlenmesi için yalvarabilirdim. Karşımda günlük takımı ile babam duruyordu çok öfkeli bakıyordu. Elinde tuttuğu ilaç kutusu ile beni bekliyordu sanki. Şimdi olmazdı eğer öğrenirse, onu öğrenirse okula gitmeme izin vermeyecekti.
Bu sefer öğrenmişti bende bitmiştim. Karşı çıkabilirdim belki ama yapamazdım o benim için en iyisini isterdi. 20 yaşında olmama rağmen hala bana karışıyordu. Artık bu döngüden bıkmıştım belki zihnindeki kız figürünü yok edebilirdim ama kendime yeni bir figür inşa ederdim.
Hiç istemediğim bir şekilde fark etmişti beni, elimdeki telefonu. Uzun süre elime baktı ve gülümsemeye başladı. Ağzı kulaklarındaydı "Biraz konuşalım mı Vera. Bu döngüyü kırmamız gerek."
Benim hikayem rapunzel olmaktan çıkmıştı. Benim kendine özel bir hikayem vardı. Sanırım bu kuleden kendimi ben kurtarmıştım. Belki de o kurtarmıştı, o kurtarıcı olarak gelmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

55okunma 12beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18