10. bölüm · Geceye karışanlar
9. Bölüm:Sönmüş Yıldız
GEÇMİŞ
(Lavinya Aksora)
Minik parmakları piyanonun üzerindeydi. “Debussy Clair de Lune” parçasını çalarken tüm yabancı gözler üzerindeydi. Seçkin notaları bir bir takip ederken aklından tek bir cümle geçiyordu: "Başarmam gerekiyor."
Alnından akan soğuk terler zarif tasarımlı beyaz elbisesini nemli yapmıştı. Sol–sol–fa… Son kalan tuşa bastığında gözlerini kapatır kapatmaz alkış kopmuştu kalabalıktan. Son ter damlacıkları şakaklarından akarken hafif tebessümü yüzüne yansıtmıştı.
Kulağındaki uğultular duyulmaya başladığında umursamamaya çalıştı. Alkış sustuğunda oturduğu koltuktan yardım alarak kalktı, katlanmış beyaz eteğini düzelterek önündeki kalabalığa baktı. Bakışları tanıdık simayı bulduğunda durdu. Yavaş adımlarla önündeki adama doğru yürüdü.
Adam dudaklarının arasında saklanan dişlerini göstererek gülümsedi. Küçük kızı kollarından tutarak kendine doğru çekti, kollarını sardı.
“Aferin kızıma,” dedi gururla.
Minik elleriyle babasının sırtını sardı. İçinden geçirdiği sözü tutmuştu: “Ben başardım.”
“Teşekkür ederim baba,” dedi.
Ve bir kez daha gurur duyduğu için Tanrı’ya şükretti.
☾
2016
(Lavinya Alkan)
Uyanmak istiyorum... Gözlerim açıl… lütfen. Gördüğüm rüyanın etkisiyle sıçrayarak kalktığımda bedenim buz kesmişti. Elimdeki peluş oyuncağı daha sıkı tuttum. Üstümdeki yorganı kaldırıp çıplak ayaklarımı soğuk zeminle buluşturdum. Yüzümü buruşturarak gece lambasının aydınlattığı loş ışık sayesinde karanlık odadaki kapıyı açıp annemlerin odasına doğru yürüdüm. Yan duvardaki minik sensörlü ışıklar attığım her adımda yanıyordu.
“Lavinya?”
Arkamdaki tanıdık sesle irkildim. Arkamı döndüğümde babamdı. Mesaide kalmış olmalıydı ki saçları dağılmıştı ve üstünde iş elbiseleri vardı.
“Yatmadın mı?” dedi.
Sorusuna başımı olumsuz şekilde sallayarak cevap verdim.
“Sana masal anlatmamı ister misin?”
Büyük bir sevinçle yanına koştum ve ayaklarına sarıldım. Dünyada en sevdiğim şey masal anlatılmasıydı.
“Evet, isterim!” dedim heyecanla.
Elimi tutarak odamın kapısından içeri girdik. Mor ışıklı kelebeklerle süslenmiş yatağıma doğru yürüdük. Elimi bıraktığında yorganı açarak yatağa girmemi istedi. Yatağa girdiğimde üzerimi kapattı. Yatağın bana yakın köşesinde oturduğunda bana gülümseyerek, “Anlatıyorum,” dedi. Heyecanla ellerimi çırparak bekledim.
“Çok eski zamanlarda, Roma’nın en güçlü komutanlarından biri olan Titus’un, dünyalar güzeli bir kızı varmış: Lavinia.” Adımı söylediğinde çok mutlu oldum.
“O kadar zarif, o kadar safmış ki, görenler onun bir çiçekten farkı olmadığını söylermiş. Ancak talihsizlik Lavinia’nın peşini bırakmamış...”
O kadar güzel anlatıyordu ki büyülenmiş gibi ona bakıyordum.
“Savaşların ve intikam hırslarının arasında kalan bu genç kız, düşmanları tarafından susturulmuş; elleri ve dili kesilerek konuşamaz, derdini anlatamaz hâle getirilmiş.”
“Babası Titus, kızının bu acınası hâlini ve onurunun çiğnenmesini görmeye dayanamamış. Onu bu dünyadaki acılarından kurtarmak için, kendi elleriyle canını almış. Lavinia toprağa düştüğünde, öldüğü yerde kimsenin daha önce görmediği narin ve pembe bir çiçek açmış. İnsanlar bu çiçeğe, sessizce giden o güzel kızın adını vermişler: Lavinia.”
Nasıl bir masaldı bu… Korkarak yorganı burnuma kadar çektim.
Babam cümlesini bitirmiş olacak ki, “Beğendin mi—” dedi.
Ama sözünü bitirmeden, “Baba neden kötüler hep iyilere zarar veriyor? Lavinya’nın bir suçu yoktu ki?” diye sordum.
Cevap vermedi. Ama gözlerindeki ifade değişmişti.
“Toplumun düşünceleri önemlidir Lavinya… Her adımını iki defa düşünerek atmalısın.”
Sonra alnımdan öptü ve iyi geceler diyerek odadan çıktı.
Masalını hiç beğenmemiştim ama onu üzmemek için söylemedim. Sağ elindeki peluşuma sarılarak gözlerimi sıkıca yumdum. Umarım bu masalı unuturum. İlk defa babamın anlattığı masalı unutmak istedim...
