8. bölüm · Gecenin Sesi
8. Bölüm: Gecenin Sırrı
Karanlık kendini de çekti içine. Boğuldu, sonra tamamen yok oldu.
İçimdeki karanlık beni içine çekiyordu. Çığlıklarım boşlukta kayboluyordu. Bir uçurumun kenarındaydım. İleride annem vardı. Düz bir gülümsemeyle öyle bakıyordu. Elindeyse solmuş bir papatya vardı. Dudaklarımdan tek bir isim dökülüyordu: “Karan...” faydası yoktu. Karan’ın kurtaracağını biliyordum. Annem uçurumun kenarında durdu. Bana baktı ve, “Seni seviyorum, canım kızım.” Çıkamıyordum. “Anne... Anne beni bırakma! Yalvarırım bırakma!” Yanı başımdan gelen sesi duyuyordum ancak dönemiyordum gerçek dünyaya. “Neva! Kalk! Buradayım ben! Kendine gel, Neva!”
“Anne... Anne ne olur gitme. Anne ben sensiz yapamam. Anne korkuyorum. Anne... Bırakma beni.” Ayaklarım kalkmıyordu. Gidemiyordum annemin yanına. Ve sonra yüzüme yediğim bir darbeyle can havliyle uyandım. Nefes nefeseydim. Karşımdaki kişi oydu. Karan. Saçlarımın terden dolayı yüzüme yapıştığını hissediyordum. “Şş ben buradayım. Bana bak, Neva.” Yüzüme yapışan saçlarımı yumuşak bir hareketle geriye itti. Gözlerimi ona çevirdim. Nefesimi toplamaya çalışıyordum. Gözlerinde endişe vardı. Yanağım hâlâ sızlıyordu. Karan uyanmam için bir tokat atmıştı. Beni kollarıyla sardı. “Bak geçti... Ben buradayım. Geçti güzelim. Nefes al...” Derken yavaşça sırtımı sıvazlıyordu. Direnemedim, direnmedim. Başımı göğsüne yasladım. Neden ondan nefret ediyorken yine soluğu onun kollarında alıyordum? Artık direnecek gücüm kalmamıştı. Göz yaşlarımın Karan’ın gömleğini ıslatmasına izin verdim. “Özür dilerim. O tokadı uyanman için attım. Canını yakmak istemedim.” Bilmiyor muydu zaten ne kadar canımı yaktığını? Konuşmadım . Öylece ağladım. Gözyaşlarım akmaya devam ederken elleri sırtımdan büyük bir sakinlikle saçlarıma doğru çıktı. Saçlarımı okşamaya başladığında ilk kez birinin yarama merhem olmasına izin veriyordum. Gözlerim onun kollarında yorgunluktan kapandı. Saçlarımı okşamaya devam ettiğini hissedebiliyordum. Onun kollarında yumuşak ellerinde bulduğum huzur uyumam için yolu açtı.
Gözlerimi açtığımda içimde anlamsız bir huzur vardı. Sanki gece hiçbir şey yaşanmamış gibiydim. Hâlâ Karan’ın göğsünde olduğumu fark ettim. Omzumdaki acı bile dinmişti bir kaç saat. Gözlerimi onunkilere çevirdim. Ya yeni uyanmıştı ya da hiç uyumamıştı. Gözlerine kırgınlık ve mahcubiyet ile baktım. Konuşmadan kollarından sıyrılıp doğrulmaya çalıştım. Omzum kasıldı ve dudaklarımdan kesik bir inilti kaçtı. Hemen beni destekledi ve yavaşça kalkıp beni tekrar hastane yatağına yatırdı. “Henüz iyileşmedin. Dikişlerin açılabilir. Biraz daha kalmalısın.” Dedi yumuşak bir sesle. Sesindeki ton, beni kaybetmekten korktuğunu söylüyordu sanki. Neden aklımı bulandırıp duruyordu? Ondan nefret etmem gerekirken kalbimi yumuşatıyordu. Aklımı engelleyebilirdim belki ancak kalbim laf dinlemiyordu. Kendime engel olmalıydım. Gece neden gelmişti ki buraya?
“Gece neden geldin?” diye sordum sesimi düz tutmaya çalışarak. Ancak gözlerine bakmadım. Çünkü bakarsan çıkamazdım siyahlarından.
“Merak ettim seni.” Dedi açık açık. Yüzümün hafifçe yandığını hissedebiliyordum bu yüzden başımı hafifçe eğdim.
“Etme. Beni merak etme.” Dedim eski soğukluğumu kuşanarak.
“Mümkün mü sanıyorsun? Seni merak etmemek mümkün mü? Anlamıyor musun, Neva? Bağımlılıksın sen. Sen... Sen beni mahvediyorsun. Çok denedim seni düşünmemeyi. Ama olmuyor.” Dedi doğrudan bana bakarken. Sözleri yüreğime bir taş misali oturdu. Karan neden beni düşünmeden duramıyordu? Bir ileri, iki geri ne yaptığı belli değildi. Tutarsız bir adamdı. Kalbimin teklemesine engel olamadım. “Ne olacağına karar ver artık. Ne halt yediğin belli değil! Henüz iki gün öncesine kadar beni hain olmakla suçladın bugünse gelip seni düşünmeden duramıyorum diyorsun. Ben oyuncak değilim. Benimle oyun oynama, Karan.” Diye hiç düşünmeden saydırdım. “Gerçekten ne istiyorsun benden?”
“Haklısın. Bana ne desen haklısın.” Dedi gözlerini kaçırarak.
“Haklıyım zaten. Sana bunu sormadım.” diyerek lafı ağzına tıktım. O siyahlarını tekrar bana çevirdi. Ancak bu sefer başka bir şey vardı bu gözlerde: Kararsızlık. “Bil istiyorum” diye mırıldandı ağzının arasından. “Neyi bilmemi istiyorsun?”
“Geçmişi, Neva. Geçmişi bil istiyorum.” Geçmiş... Ne biliyordu geçmişim hakkında? Onun bilip benim bilmediğim neydi? Ya da neden bilmemi istiyordu?
