5. bölüm / 5
Gecenin KaranfiliBölüm5 NEFRET
Bölümler 5Şu an: Bölüm5 NEFRET
- 1 Bölüm1 ADIM KARANFİL2.744 kelime
- 2 Bölüm2 NEFES MESAFESİ2.234 kelime
- 3 Bölüm3 SEVGİ3.532 kelime
- 4 Bölüm4 Aşk2.996 kelime
- 5 Bölüm5 NEFRET3.236 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Berkay Yılmaz.
İçimde tanımlayamadığım duygular vardı. Sadece biri net idi.
Nefret duygusu.
İnsanı içten içe kemiren, gözlerini karartan, kalbini ağırlaştıran bir his. Sessiz ama bir o kadar yüksek bir çığlıktı. Nefretin soğuk ama keskin bıçağını içimde taşıyordum. En büyük nefretim; çocukluğumdu. Ve Demir’e karşı olan nefretim, Ona karşı duygularımı yok etmeye çalıştım, olmadı. İçimde bir yerde onu affetmemi söylüyordu. Ama ben bunu yapamazdım. Her geçen gün içimdeki nefret büyüyor, kök salıyor, damarlarımdan ruhuma doğru ilerliyordu. Demir’in yüzünü her gördüğümde, geçmişteki yaralarım yeniden kanıyordu. Onun keskin bakışları, bana o karanlık geceyi hatırlatıyordu.
Bakışlarımı yerden ayırıp Emirhan’a döndüm. Sorgulayıcı bakışlarıyla bana bakıyordu. Demir ile aramızdaki gerginliği hissetmiş olmalıydı.
“Ne olduğunu anlatacak mısın?” diye sordu.
Sessiz kaldım, nasıl anlatılırdı bilemiyordum.
Karanfil Arslan.
Araba evin önünde durdu.
“Teşekkürler Yiğit.” Arabadan inerken
“Ne demek her zaman.” Gülümsedim, arkamı dönüp eve doğru ilerledim. Kapıyı açar açmaz babam karşıladı.
“Nasıl geçti? Hallettiniz mi kızım?”
“Evet konuştu, Demir de dediği yere gitti.” Kaşlarını kaldırdı. Neden öyle baktığını anladığımda düzelttim. “Demir Bey ve adamları, birkaç saatte her şey halledilir.”
“Aferim size.” Yüzünde küçük tebessüm oluştu. “İyisin değil mi?”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Odamda biraz dinlensem daha iyi olur.”
Bendenime aksine ruhum yorgundu.
“Tamam kızım.” dediğinde gülümsemeye çalıştım.
Odama çıktım. Çantamı yan taraftaki koltuğa attım, bakışlarım yere doğru gittiğinde bir zarf gördüm. ağzım kulaklarıma vardı, hemen zarfı alıp yatağıma oturdum.
“Yüreğimde senin resmin,
kulağımda senin sesin,
ve içimde sana kavuşmak ümidi,
bu sabah beni sarhoşa döndürdü.”
Bu sefer Nazım Hikmet’in şiiriydi. Devamını okumaya devam ettim.
“Karanfil’im, benim okyanusum benim nefesimsin.”
Karşıda ki dolabımın aynasında kendimi gördüm. Yanaklarım kızarmıştı, mavi gözerlerim parlıyordu. Kâğıdı göğsüme bastırdım ve kendimi yatağa attım.
Bu bir oyun muydu? Yoksa gerçek bir aşk mıydı? İkinci olması için dua ettim.
Yazar.
Demir, arabayı kullanırken Karanfil’e bıraktığı zarfı düşünüyordu. Onu istemsizce gülümsetiyordu. Bir gün karşısına çıkıp
“Karanfil sana aşığım. Seni seviyorum.”
Demeyi çok istiyordu ama vereceği tepkiyi kestiremiyordu. Hem de şimdi karşısına çıkamazdı.
Rüzgar’ın dediği adrese geldiğinde işine odaklamaya çalıştı. Yanyana bir sürü depo vardı, Rüzgar üçüncü depo dediğini hatırladı.
Vakit kaybetmeden üçüncü depoya doğru yöneldiler; kilitliydi.
“Alp yaparsın sen.” dedi Aras. Alp, birkaç malzeme ile açmaya çalıştı.
Demir, “Hadi hızlı ol!” diye seslendi. Alp uğraşmaya devam ederken; “Bir dakika.” demesiyle beraber kilit açıldı.
“Açıldı.” diye bağırdı. Demir, içeri girdiğinde mallarını gördü.
“Tamam doğru demiş pezevenk.”
Diğer adamları malları kendi araçlarına alırken Demir, Berkay ve Emirhan’ın yanına gitti.
Rüzgar yeni ayılmıştı. Yüzünü beter bir haldeydi.
“Babam bunu yaptığını öğrenirse yaşatmaz sizi.” diye mırıldandı. Emirhan güldü, Berkay oturduğu yerde dalmıştı. Demir içeri girince odağı dağıldı.
“Gelebildin sonunda.” diye isyan etti Emirhan. Berkay ayağa kalktı,
“Doğru mu söylemiş?” Berkay sessizliği devam ediyordu. Rüzgar küfürlerini efrafa savurmaya başladı. Demir, Rüzgar’a sert bir yumruk geçirdi. Rüzgar tekrar bayıldı. Arkasına geçip ellerini çözmeye başladı. Bunun anlamı evet demekdi. Berkay, Demir’in önüne geçti.
Aralarındaki gerginlik iyice artmaya başladı. Berkay sert sesiyle;
“Görevimiz bitti ve sen bizden özellikle Karanfil’den uzak duracaksın.”
“Berkay sınırını aşıyorsun.” Sesi net ve kesindi.
“Sınırını aşan sensin!” Elini yumruk yapıp omzuna vurdu. “Etrafımdaki insanlardan uzak dur.”
Demir, Berkay’ın yumruk olan elini tuttu ve itekledi.
“Şu an seninle uğraşamayacağım.”
Rüzgar’ı kolundan tutup arabaya götürdü.
Berkay, Rüzgar’in oturduğu sandalyeye tekme attı. Sinirlenmişti.
Emirhan. “Berkay artık aranızda ne olduğunu anlat.”
Berkay yere çömeldi.
“Anlatacağım…”
Karanfil Arslan.
İçimde sebepsiz bir mutluluk ve huzur vardı. Ve aynı zamanda karamsırlığım vardı.
Cevaplanmasını istediğim çok sorum vardı. Sorsam bile sessiz kalacaklarına emindim.
Salonda oturuyordum, dışarıyı izlerken kahvemi yudumluyordum. Birkaç adam kahkaha atarak birbirine bir şeyler anlatıyordu. Ne konuştuklarını merak etmiştim. Gökyüzü sakindi bulutlar yoktu, hava kararmaya başlamıştı.
Bir ses odağımı bozdu.
“Karanfil!”
Yana tarafa doğru baktığımda Demir’in gülümseyen sıfatını gördüm.
Bakışlarımı kaçırdım.
“Ne işim var burada?” Kahvemden bir yudum daha aldım ve masaya bıraktım.
“Babanla alakalı bütün belgeleri silmek için geldim.”
“Hoşgelmemişsin.” Gözlerine baktım.Hafifçe gülümsedi. “Yukarda babam.”
Dememle beraber babam merdivenden inerken farkettim.
“Demir Ateş.” diye seslendi, sert sesiyle.
“Boran Arslan.” dedi Demir karşılık vererek.
Aşağı indiğinde Demir yanına gitti, karşı karşılardı.
“Sözümü tutmaya geldim.” Başını dikleştirdi.
“Alp!”
Alp içeriye elinde kâgıtlarla geldi. Ve Demir’e uzattı.
Demir de alıp yırtmaya başladı.
“Bunların kopyasını yapıp yapmayacağını ne bileceğim.”
Demir yırtma işlemi bitince ellerini cebine yerleştirdi. “Ben sözlerimi tutarım.” Kaşlarını kaldırdı. “Babamın aksine.”
Babam, Demir’in babasını tanıyor olmalıydı. Aralarında birkaç dakika bakışma geçti.
Kapı açıldığını duyunca bakışlarım kapıya ilerledi. Berkay ve Emirhan gelmişti. Yüzlerinde anlam veremediğim bir ifade vardı. Bir şey olmuştu, ama ne olduğunu tahmin edemiyordum. Emirhan, Demir’e daha yakındı. Berkay, Demir’e sanki nefret duygusuyla bakıyordu. Bunu görmüş ve hissetmiştim. Sorgulamak istemedim.
“Şu aramızda ki hainide söylesen fena olmaz.” Demir kaşları çatıldı.
“Kendisi itiraf etse daha iyi olur.” dedi yarı ciddi yarı alayla.
Babam bir adamına işaret verdiğinde adam dışarı çıktı. Ne yapacağını anladım, bütün adamları salona dizilmeye başladı. Ayağa kalkıp Berkay’ın yanına ilerledim.
“Hanginiz hain?” Babam başını dikleştirdi ve adamların önünde yürümeye başladı.
“Bir şartla söyler.” Demir’in bakişlari bana döndü. Berkay’a baktığımda bana baktığını gördüm. İçten olmayan bir gülümseme bıraktım.
“Nedir?”
“Benim yanımda olacak, bir şey yapmayacaksınız.”
Babam kaşları çatıldı “İhanetin cezası ölümdür.” İşaret parmağıyla Demir’i gösterdi. “Bunu en çok sen iyi bilirsin.”
Başını aşağı yukarı salladı. “Bilirim, bilirim lakin bana lazım.”
Babam birkaç saniye düşündü. “Tamam.”
“Tabii ki ihanet cezasız kalmamalı.”
Babam tekrar bağırdı. “Hanginiz hain?”
Birkaç dakika sessizlik oldu. Bir kişi ileri adım attı.
“Benim.” dedi net bir sesle. Gözlerim büyüdü hain Harun’du.
Berkay şaşırmadı ama Emirhan şaşkınlıkla bana baktı.
“Nasıl yaptın lan!” Babam, Emirhan susması için elini kaldırdı.
Sert bir şekilde Harun’un yüzüne tokatı indirdi. Demir’e baktığımda bakışları ifadesizdi ama bana bakınca bakışları sanki anlam taşıyordu.
Demir, Alp’e işaret verdiğinde Alp, Harun’un yakasından tutup dışarı çıktı.
O an Harun’a üzüldüm çünkü Demir onu satmıştı.
Adamlar dağılmaya başladığında Demir.
“İşimiz bittiğine göre gidebilirim.” Kapıya yöneldi. “Görüşürüz Arslan ailesi.”
“Görmemek üzere.” diye seslendi arkadan Berkay. Demir umursamadan dışarı çıktı.
Berkay, odasına gitti. Emirhan’a yaklaştım. Sessizce “Neyi var?” diye sordum. Emirhan omuzlarını kaldırdı eliyle ağzına kilit yaptı. Sonra kolunu omzuma attı.
“Yalnız kalmaya ihtiyacı var.” dedi.
“Tamam, anladım.” diyebildim. Etrafa baktığımda babam çoktan gitmişti. Salona oturduğumda Emirhan da yanıma oturdu.
“Barış ile aran nasıl?” diye sordu. Omzuna vurdum.
“Emirhan!” Kaşlarım çattım.
“Doğru dürüst soru soruyorum ya nasıl anlatsana?” Kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Bilmiyorum, Bir mektup daha yolladı bugün.” Kaşlarını kaldırdı.
“Ne yazmış?”
“Aşk şiiri.”
Gülümsedi. “Sen peki?” Ne demek istediğini anladım. “Onu yedi yıl önce tanışmıştım hatırlamıyorum. Neden o kadar beklediğini de bilmiyorum.”
“Aşık mısın?”
Birkaç saniye düşündüm. “Bilmiyorum ki.”
“Bilmiyorsun?” Kaşları havalandı.
Nefes verdim. “Yani tam tanımıyorum ki en fazla beş dakika konuştuk ilk tanışmamız da.” Kollarını açtığında sarıldım. “İstediğini anlatabilirsin çekinme.” Gülümsedim. Başımı omzuna koydum.
“Nasıl biriydi?”
Hatırlamaya çalıştım. “Ela gözlü uzun boylu biriydi, hatırladığım kadarıyla. Üniversite öğrencisi olabilirdi o zamanlar.” Duraksadım.
“Sen hiç aşık oldun mu?” diye sordum. Cevaplamadı. “Oldun mu yoksa.” Başımı kaldırdım. “Kim? Nasıl biri?” Şaşkınla bana bakıyordu.
“Karanfil.”
“Söyle lütfen bak kimseye söylemem.” Dudağımı büktüm.
Güçlü nefes alıp verdi. “Birkaç sene oldu. Bir göreve giderken karşılaşmıştım, baya konuştuk çıkma teklifi de ettim.” Duraksadı, dikkatlice onu dinliyordum. “Ne dedi? Sonra ne oldu.”
“Reddetti, mafya için çalıştığım için.” Sorduğuma pişman oldum, tekrar sarıldım. “Yeşil gözlü kumraldı.”
“Mafya olmasaydın kabul eder miydi?” Çekinerek sordum.
“Bilmiyorum.” diyerek cevapladı. “Aşkından peşinden koş, ben koşmadım ve pişmanım.”
Dağınık saçlarını düzeltti. “Bence seni o kadar da aşık olmamış, eminim sana çok aşık bir kızla karşılaşırsın.” dediğimde gülümsedi. “Herhalde.” Kendini gösterdi. “bu yakışıklıya kim bakmaz.”
Sesli şekilde güldüm.
“Bir şey soracağım.”
“Sor.”
Perçemlerimi geri attım. “Barış mafya kızı olduğumu biliyor o zaman değil mi?”
“Yani evini biliyor onu herhalde biliyordur.”
“Bunu kabullendi yani başına gelecekleri falan. Onun korkak olduğunu düşünüyordum neden karşıma geçip söylemiyor? Ve gizemli davranıyor. Şu an aslında korkak olmadığı farkettim.”
Gülümsedi, ben de karşılık verdim.
“Seni üzerse bende onu üzerim.” dediğinde tekrar güldüm. Ciddiydi.
“Şüphem yok bunda.”
Bir gün sonra…
Emirhan’la yaptığımız konuşmadan tam bir gün geçmişti. Hava kararmıştı.
Berkay ile konuşmaya çalışmıştım ama pek konuşmak istemedi. Emirhan’la da konuşmuyordu. Bir şey olmuştu ve ben bunu bilmiyordum. Berkay ve Demir’in arasında olduğuna emindim. Başlarda düşmanımız diye böyle davrandığını düşünüyorumdum fakat bu farklı bir şeydi aralarında kişisel bir olay vardı. Emirhan’dan laf almaya çalışmıştım ama hiç taviz vermemişti.
Demir, Rüzgar’ı vermişti. Karşılık verebilir, dikkatli ol demişti bana. Artık bende bu işlere karışmış bir bireydim.
Bugün yeni bir göreve gidecektik. Bu sefer çok yapmak istediğim bir görevdi. Çünkü çocuk organ mafyasını öldürecektik.
Birkaç gün önce olan Karanfil adam öldürmenin gerçekten korkunç olduğunu düşünürdü.
Hâlâ öyle düşünüyorum ama küçücük çocukları kaçırıp organları çalan herkes ölmeyi hakkediyordu. Plan basit ama tehlikeliydi. Bu beni korkutmadı çünkü hayatım tehlike ile geçmişti ve öyle devam ediyordu.
“Şimdi içeri baskın yapacağız, silahı dikkatli kullanın.” Yüzündeki karamsarlık devam ediyordu. Herkes onayladıktan sonra belindeki silahı elime aldım. Berkay içeri aniden girince peşinden gittim. Ameliyat masası da bir erkek çocuğu yatıyordu, üst tarafı çıplaktı. Bu görüntü yüzüme sert bir şekilde çarptı, zorla yutkundum.
Adamlar ellerini kaldırdı. “Siz kimsiniz polis misiniz?”
“Eceliniz!” diye bağırdı Emirhan. Bakışlarım yandaki küvete dönünce kanım dondu. Buzların içinde bir kız çocuğu yatıyordu.
Berkay sağ taraftaki adama Emirhan sol taraftaki adama yumruk geçirdi.
Diğerleri ameliyat masasındaki çocuğu kucağına aldılar. Yedi-sekiz yaşlarında olmalıydı. Hızlı adımlarla küvetteki kız çocuğun yanına gittim. Baygın bir şekilde yatıyordu. Yoksa ölmüş müydü? Nabzına baktığımda kalbi atıyordu. Sarı saçları vardı vücudu çelimsizdi. İçim acıdı.
“Yaşıyor.” diye mırıldandım. Berkay ve Emirhan adamların baştaki kişinin ismi için konuşturmaya çalışıyorlardı. Kız çocuğu kucağıma alıp çıktım.
Arabanın arka koltuğuna koydum. Yanında ise erkek çocuğu duruyordu.
Yiğit. “Sen çocukları bizim hastaneye götürür müsün?”
Başımla onayladığımda arabaya bindim silahımı yandakı koltuğa attım. Gözlerimin dolduğunu yanağıma düşen gözyaşıdan farkettim.
Vakit kaybetmeden arabayı hastanemize sürdüm. Elimin tersi ile gözyaşlarımı sildim.
Telefon çaldı. Berkay olduğunu düşünüp telefonu arka cebimden aldım. Çocuklara baktım. “Dayanın.” diyebildim.
Arayan Demir’di. Sorgulamadan açtım.
“Efendim.” Sesim titremişti.
“Karanfil iyi misin? Senin kötü geliyor.” Sesinde endişe vardı.
“Görevdeyim.” Boğazıma yumru oturmuştu konuşamıyordum.
“Karanfil ne oldu?”
“Organ mafyası, iki çocuk arabamda hastaneye götürüyorum.” Cümle kurmakta zorlandım. Zaten Demir anlamış olmalıydı.
“İyi değilsin, Arslan Hastanesi’ne gidiyorsun değil mi?” dediğinde “Evet.” dedim.
Telefon kapandığında silahımın yanına attım. Dikiz aynasından çocuklara baktım.
Hastaneye geldiğimde Demir çoktan gelmişti. Arabadan indim, arka kapıyı açıp kız çocuğunu kucağıma aldım. Demir ise erkek çocuğunu…
Ameliyata alındığında kendimi duvara yasladım. Yavaşca ayaklarımın üstüne çömeldim. Yanaklarımdan gözyaşlarım dökülmeye devam ediyordu. Demir, karşıma çömeldi.
“Karanfil yapma böyle.”
Hıçkırarak ağlamaya devam ederken. “Biri masada yatıyordu biri küvette…” Yutkundum.
“Tamam, haklısın.” Ellerimi tuttu. “Sakin olmalıyız onlar için lütfen.” Saçlarımı kulağımın arkasına itti. “Nefes alıp ver.” Dediği gibi yapmaya çalıştım. Uzun nefes aldım göğsüm kabardı. Nefes verince indi. Onun gözlerine baktım. Gülümsemeye çalıştı.
“İyi olacaklar merak etme.”
İçimi rahatlamaya çalıştım. “İyi olacaklar.” diye tekrar ettim.
Elimi tuttuğunu farkedince elimi çektim ve ayağa kalktım. Ardından oda kalktı.
Ensesini okşayarak ayağa kalktı.
Birkaç dakika bekledik. Koridorda gidip geliyordum. Kaç kere tur attığımı hesaplayamadım.
Doktor ameliyathaneden çıkınca yanına koşar adımlarla gittim. Demir titreten bacağı durdu ve yanıma geldi.
“Nasıllar? İyi olacaklar mi?” diye sordum telaşla.
Doktor. “İyi haber erkek çocuğumuz tam zamanında getirilmiş. Hayat tehlikesi yok.”
Gülümsedim. Demir “Kötü haber nedir?” Yüzüm bir anda düştü.
“Kız çocuğu fazla kan kaybetmiş bir böbreği alınmış. Hayat tehlikesi yok ama çok dikkatli olunması lazım.” Elimle ağzımı kapattım, gözlerim tekrar doldu.
“Görebilir miyiz peki?” diye sordu Demir.
“Tabii şimdi normal odaya alıyoruz.”
“İkisi de iyi olacak bak söz veriyorum.” Beni teselli etmeye çalıştı.
İlk erkek çocuğu uyanmıştı onun odasına gittik. Yatakta ifadesiz bir sıfatla yatıyordu, yanına oturdum.
“Abla siz mi beni kurtardınız?” diye sordu. Boğazındaki yumru tekrar ortaya çıktı. Gözyaşlarım yanıma düştü, arkamı dönerek sildim.
“Sayılır.” diyebildim. “Adın nedir senin?” Konuyu değiştirmeye çalışarak. Demir diğer yanında oturmuştu.
“Adım Barış Efe.” Öksürdü. “Sizin adınız nedir?” Demir, Barış Efe’nin başını okşadı. “Benimki Karanfil.” Demir söze girdi. “Benimki ise Demir.”
Barış Efe gülümsedi. Gülümsemek çok yakışıyordu, Demir’in ki gibi iki gamzesi vardı. Ve Türkçesi yaşına göre çok iyidi. İsmi Barış olması beni şaşırtmıştı ama belli etmedim.
“Siz sevgili misiniz?” diye sordu bu sefer. Kaşlarım havalandı. “Hayır, değiliz. Nereden çıkardın?” dedim.
“Demir abi sana öyle bakıyor.”
Demir sırıttı. “Yok öyle değil. Arkadaşız biz.” dedi Demir. Sevgili de değildik arkadaşda ama Barış Efe’yi üzmemek için onayladım.
“Güneş nasıl?”
Yanındakı kız çocuğu kastetdiğini anladım. Adı Güneş’di.
“Oda iyi.” dedi Demir üzmemek için. Nasıl oldu anlatmak ister misin?”
Barış Efe başını olumlu anlamda salladı.
“Güneş benim kız kardeşim, evde Güneş ile oyun oynuyorduk sonra eve birkaç adam geldi ellerinde siyah poşet vardı. Babam bizi parka götüreceğini söyledi. Siyah poşeti babama verdikten sonra adamlar elimden tuttu. Bizi parka değil başka yere götürdüler karanlıktı.” Zorla yutkundum tekrar gözlerim doldu. Bir insan evladına bunu nasıl yapardı? Konuşmaya devam etti. “Kardeşimin çığlıklarını duydum, ağlama seslerini, çırpınmalarını. Beni aptal yerine koydular, ‘Sağlıklı olması için iğne yapıyoruz.’ dediler. Babam bizi para karşılığında sattı, o poşette para olduğunu gördüm.”
Gözlerinden yaş geldi. Demir parmağıyla yaşlarını sildi. Nefes almakta zorlandım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü, silemedim.
“Artık onlarla yaşamak istemiyorum, bizi yanınıza alır mısınız?” Sesi çaresizlikdi. Titremişti elini tuttum.
“Tabii ki her zaman.” diyebildim.
Demir. “Bundan sonra her şey güzel olacak güven bana.” Ayağa kalkıp başından öptü. " Şimdi kardeşine bakmaya gidiyoruz tamam mı? Sen akıllı çocuksun dinlenmeye çalış.”
Demir elini bana uzattı. “Hadi gidelim.” dedi. Barış’a tekrar baktım.
Elini tutup dışarı çıktım.
Çıkmamla beraber duvara tutunarak yandaki koltuğa oturdum. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. “Nasıl bir baba?” Nefes almaya çalıştım. “İnsan evladına nasıl böyle bir şey yapar?”
“Yapan yapıyor.”
Sanki bu duyguyu acıyı yaşadığını hissettim. Başımı kaldırıp gözlerine baktım, karşımda sakinleşmemi bekliyordu. Dolan gözlerimi akmadan sildim.
“Güneş seni böyle görmesin.”
Ayağa kalktım, “Çok mu kötü gözüküyorum.” diye sordum. Başını iki yana salladı. “Hayır, çok değil.” Gözlerimi tekrar silip saçımı düzelttim.
Güneş’in odasına girdiğimizde ağladığını farkettim. Neden ağladığını sorgulamadım.
“Güneş.”
Yanına oturdum, şaşkın yüz ifadesiyle bize bakıyordu. Gözleri orman yeşilinden daha koyu yeşildi.
Gülümsedim. Demir yanıma gelip ayakta Güneş’e bakıyordu.
“Siz kimsiniz?” İşaret parmağıyla beni gösterdi. “Adımı nerden biliyorsun.”
“Ben Demir.” Elini omzuma koydu. “Karanfil, seni ve abini kurtaran ablamız.” Güneş’in gözlerinden tekrar gözyaşları döküldü, baş parmağımla sildim. “Abimi görmek istiyorum.”
Elimle yanağını okşadım. “Seni abine götüreceğiz.”
O sıra Demir bizi bırakıp dışarı çıktı.
“Nasılsın?” diye sordum.
“İyiyim.” demişti ama pek öyle gözükmüyordu. Ne olduğunu anlamamıştı.
“Kaç yaşındasın?”
“Altı.” Zorla yutkundum.
“Ne yapmayı seversin?” İyi şeylerden konuşmaya çalıştım.
“Salıncağa binmeyi, boyama yapmayı.” Yüzüne neşe gelmişti, bu beni mutlu etti.
“Kitap okumayı sever misin?” Elini tuttum.
“Evet. Okuma bilmiyorum ama abim bana okuyor.” Yüzündeki masum ifadesi içimi daha fazla acıttı. Nasıl kıymışlardı?
“Biliyor musun? Ben de kitapları seviyorum, evde çok kitabım var.” Gözlerine parıltı geldi.
“Bana okursun değil mi?” diye sordu hevesle.
Gülümsedim. “Tabii ki.” Sarı saçlarını okşadım.
O sıra kapı açıldı, arkamı döndüğümde Barış Efe’nin biri pembe diğeri kırmızı olan kalp balonlar vardı. Arkasında serumu ve tekerlek sandalyeyi tutan Demir geliyordu. Balonları da Demir almış olmalıydı.
“Abi.” Güneş’e tekrar döndüğümde şaşkın ve mutlu bir ifadeyle abisine bakıyordu. Demir Barış’ı, Güneş’in yanına getirdiğinde Barış, Güneş’e sarıldı.
Bakışlarım Demir’in bakışlarıyla kesiştiğinde gözlerinde olan merhameti gördüm. İçinde bir çocuk yatıyordu sanki. Demir, bana baktığında ne gördüğünü bilmiyordum ama onu gülümsetmişti.
Balonları Güneş’e verdiğinde Güneş’in mutlu hali beni de mutlu etti.
Demir. “Bundan sonra başka yerde yaşıyacaksınız, mutlu ve güvenli bir evde.”
Güneş elini ağzına kapattı, bu hareketi bizi güldürdü. “Gerçekten mi?”
“Gerçekten.” dedi Demir. Barış bize teşekkür ederim der gibi baktığında kıvırcık saçlarını okşadım.
“Biz şimdi çıkıyoruz ama yarın tekrar geleceğiz tamam mı?” derken ayağa kalktım Güneş’in anlından öptüm. “Siz burada güvendesiniz.” O sıra Demir de ayağa kalktı balonları yatağın başına bağladıktan sonra yanıma geldi.
“Sizi çok sevdim.” diye bağırdı Güneş. Barış, “Siz iyi insanlarsınız.” diye ekledi.
Demir ile birbirimize baktık. “Şimdilik görüşürüz.” diyerek çıktım.
“Seni böyle biri olacağını tahmin etmemiştim.”
Demir, kaşlarını kaldırdı. “Nasıl tahmin etmiştin?” diye sordu.
“Gaddar, acımasız.”
“İnsanlara göre kişiliğim değişiyor.” dedi. Başımı aşağı yukarı salladım.
Ona döndüğümde bana baktığını farkettim, ayak parmaklarımın üstüne yükselip kollarımı boynuna sardım. Başımı omzuna koyarak gözlerimi kapattım.
Birkaç saniye sonra elini sırtıma koydu.
“Geldiğin için teşekkür ederim.”
Gerçekten hayat çok garipti, birkaç gün önce onun omzundan vurmuştum şimdi ise sarılıyordum.
“Ne demek.”
Gülümsedim.
“Lan, çek elini.” diye bağırış duyduğumda geri çekildim. Bağıranın Berkay olduğunu anladım.
Berkay, Demir’in yakasından tutup duvara itti.
“Berkay ne yapıyorsun?” Ayırmaya çalıştım ama başarısız oldum.
“Lan sen laftan anlamıyor musun?”
“Anlamıyorum.” dedi Demir, Berkay’a yumruk geçirdi. Berkay geriye sersemledi.
“Lütfen durun.” diye bağırdım ama duymazlıktan geldiler.
Berkay bu sefer Demir’e yumruk attı.
“Sana Karanfil’den uzak dur dedim.”
Tekrar yakasına yapıştı.
“Yeter! Durun.” Daha yüksek şekilde bağırdım. İkiside bana döndü.
“Ne yaptığınızın farkında mısınız? Hastane burası, içerde çocuklar var.” Kaşlarım çatılmıştı. Berkay, Demir’in yakasını bıraktıp geri çekildi. Parmağıyla kanayan dudağına bastırdı. Demir de kaşı patlamıştı.
Berkay’ın koluna girdim, arkama döndüğümd Demir bize bakıyordu. Tekrar önüme döndüm ve arabaya bindik.
“Ne yapıyorsun sen?” diye sert çıkıştım.
“Asıl sen ne yapıyorsun? Karanfil gözünü aç.” Daha yüksek şekilde bağırmıştı, belki de bana ilk defa bu kadar bağırmıştı.
Yutkundum. Bu kadar bağırdığını fark edince. “Özür dilerim.” dedi. Hiç bir şey demeden önüme döndüm. Arabayı çalıştırdı.
Aralarında olan sorunu daha çok merak etmeye başlamıştım. Neden bu kadar üstüme düşüyordu? Aralarında ne geçmişti? Gözlerim dolmuştu, fark ettirmemeye çalışarak hemen sildim.
Eve geldiğimizde arabadan inip eve gitti. Arkasından eve girdim İlk yardım çantası alıp odasına gittim.
“Berkay gelebilir miyim?” Tanışalı daha bir hafta olmayan bir adam yüzünden Berkay’la aramızın bozulmasını istemiyordum.
“Kavga etmek istemiyorum.” diye bir ses geldi.
“Kavga etmeyeceğiz.”
Bir şey demedi, bunun anlamı evet miydi? İçeri girdip yanına oturdum. İlk yardım çantasını bacaklarıma koydum. Bana döndüğünde sarıldım.
Başımdan öptü. “Tekrardan özür dilerim.” Geri çekildim. Konuyu değiştirmeye çalışarak. “Dudağına pansuman yapayım. Mikrop kapmasın.”
“Gerek yok.” Dudağımı büktüm. “Gerçekten.” Uzatmadım, çantayı yatağın yanındaki komidine koydum.
“Demir ile arandaki sorun nedir?” diye sordum, dayanamayarak.
“Bir sorun yok. O düşmanımız…” Sözünü kestim. “Sence bu yalanı ben yermiyim?” Başını iki yana salladı. “Yemezsin.” Sakince tekrar sordum. “Aranızda ne geçti? Anlatacak mısın?”
Bakışlarını kaçırdı, sessizlik oldu. Ayağa kalktım.
“Peki.” diyerek gitmek isterken kolumu tuttu, arkama döndüm.
“Anlatamam.” Kaşlarım havalandı. “Karanfil lütfen öyle bakma, anlatamam.” Kolumu geri çektim. Bir şey demeden dışarı çıktım, hızlıca odama çıktım. Kendimi yatağıma attım, yastığımı göğsüme bastırarak dizlerimi kendime çektim.
Her şeyimi ona anlatırken o bana hiçbir şey anlatmaması canımı acıttı, gözyaşlarım kayıp yatağıma düştü. Yanımda kimse yoktu, silmeye zahmet etmedim. Kendimi yalnız hissediyordum. Bakışlarım masaya kesiştiğinde yine bir zarf gördüm. Artık bu oyundan sıkılmıştım. Sinirle ayağa kalktım, zarfı açmadan çöpe attım. Tekrar yatağa attım kendimi.
“Yoruldum.” diye mırıldandım.
Ağlamaya devam ettim, bugün içimde tuttuğum ne varsa attım; gözyaşı olarak.
Demir Ateş.
Bana sarılmıştı, kalbim duracak gibiydi. Bir an zaman durdu benim için, kokusu solmuş çiçeği hayata getirirdi. Artık dayanamıyordum. Aşkımı itiraf edecektim, Berkay’a rağmen. Her şeye rağmen. Tekrar bir mektup yolladım, içinde her şeyi anlatmıştım. Mesaj bekliyordum, nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordum. Belki de hayatımda aldığım en kötü karar olabilirdi ama artık kalbim onu kendi içinde yaşatmaktan yorulmuştu. Artık sadece onu istiyordum. Bir an bunun adı bencillik miydi diye sorguladım. Cevabını Karanfil belirleyecekti.
Karanfil Arslan.
Bir yerim yaralandığında yanıma koşan Berkay’dı. Ağladığım zaman teselli eden Berkay’dı. Ödevlerime yardım eden yine Berkay’dı. Her ne olursa olsun yanımda olmuştu.
Ben ise onun yaralarını görememiştim, yalnız kalmayı kendi mi tercih ediyordu? Ya da yalnız kalmayı biz mi sebep olmuştuk.
Onu anlamaya çalıştım…
Emirhan öyle değildi,bana her şeyi anlatırdı ; ben de ona.
Bildirem sesi.
Demir Ateş.
“Nasıl oldun?”
Saat gece ikiydi. İkimizde uyumamıştık.
“İyiyim, hastanede olanlar için üzgünüm.”
Hiç iyi değildim, kendimi çıkamayacağım bir boşlukta hissediyordum.
“Sorun değil.”
Yorganımı üstüme aldım.
“Neden yazdın? Bir şey mi soracaksın.”
Birkaç saniye sonra yazmaya başladı.
“Nasıl olduğunu merak ettim.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Anlamadım.”
“Yarın buluşalım mı?”
“Güneş ve Barış Efe için mi?”
“Yani onu da konuşuruz.”
Nefes verdim.
“Buluşamam
“Neden, Berkay yüzünden mi?”
“Hayır.”
“Neden buluşamayız o zaman.”
“Düşmanız da o yüzden. İnsan düşmanıyla buluşur mu?”
“Düşman olduğumuzu düşünmüyorum, insan düşmanına sarılır mı?”
“O konu farklı.”
“Hayır, gayetde aynı konu. Söylesene neden sarıldın?”
“Teşekkür etmek için.”
“Elimi sıkarakda yapabilirdin?”
“Of tamam pes ettim, geleceğim buluşmaya.”
Konum ve saati atınca telefonu yanıma attım.
Gerçekten kendimi hayatın boşluğunda hissediyordum.
Bölüm etkileşimi
