2. bölüm / 4
Gecenin GölgesindeMASKESİZ BALO
Bölümler 4Şu an: MASKESİZ BALO
- 1 1. Bölüm Zamansız2.001 kelime
- 2 MASKESİZ BALO1.537 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 MASALDAKİ KURT VE CEHENNEMİN KATLARI689 kelime
- 4 ARDIL5.339 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Redd, Onlar Bile Üzülürler
Gerçeğin hissedilmediği yerde duygular devreye girer.
Tanrı birini cezalandırmak isterse o kişinin ilk önce mantığını elinden alır.
Hislerim griyse eğer, siyaha daha yakınım.
Uçurumun dibine sürükeniyorum, beni çeken bir şeyler var. Ne onlar?
Birisi var orada, kalbi kulağımda atıyor?
Beynimin içinde dönen sesler var, ne anlatmaya çalışıyor onlar? Neredeyim ben?
Karşımdaki hayalet gerçek mi? Ya da aklımdaki hayalet mi karşımdaki?
Gündüz kaçtığın her şeyin gece kölesi olursun İzel.
Bilmiyorum.
Kabustan uyan.
Gözlerimi kapattım. Tekrar açtım. Bulanıktı ama oradaydı. Aklımda kaç kere dönen sözleri hatırladım, onları anlatmak istedim. Neden burada olduğunu sormak istedim.
Kafamı kaldırıp tekrar baktım derine, gözlerinin içine. O ise yanındaki adama dışarı çıkması için kafasıyla işaret verdi.
Adamın çıkıp kapıyı kapattığına emin olduktan sonra bana baktı. Birşey demesini bekledim.
Burada ne yaptığını, üç yıldır nerede olduğunu sormak istedim ama yapamadım.
Konuşmak için dudaklarımı araladıkça gözümden yaşlar akmaya başladı.
“Bir şey söyle.” dedim, acıdan kısık çıkan sesimle.
Gözleri göğsümdeki kurşun yarasına değdi.
“Çok kan kaybettin, müdahale edilmesi gerek.”
Ne saçmalıyordu? Beni buraya belki de o getirmişti, hayatımda kendimden çok güvendiğim tek insan.
Histerik bir kahkaha kaçtı boğazımdan.
Daha sonra hıçkırıklarıma karıştı.
“Mezarına geldim senin.”
Gözleri çaresizlikle kitlendi gözlerime. Bir şey demek istedi belki de, diyemedi.
Normalde konuşmasa bile anlardım onu ama yapamadım bu sefer.
Cebinden bir anahtar çıkartıp bileğimdeki zincirin kelepçesini açtı.
Bilincim kapanıyordu, hiç bu kadar yakın hissetmemiştim kendimi ölüme.
Beni kollarının arasına aldığını fark ettim.
Daha sonra uzun bir koridorda yürüdüğünü.
Bazı sesler duydum, ne olduğunu çözemedim.
Sonra bedenimin yumuşak bir zemine indirildiğini hissettim.
Bilincim tamamen kapanmadan önce duyduğum son şey ise iki kelime oldu benim için.
“Özür dilerim.”
♠️
2 hafta sonra.
“Uyanıyor.” dediğini duydum bir adamın. Gözlerim açıldığında kendimi alışkın olmadığım bir yerde, gri duvarların arasında bir odada buldum. Gri duvarlar.
Dejavu.
Başımda doktor önlüklü bir adam telefonda biriyle konuşuyordu. Bir kaç saniye sonra kapının açılma sesi geldi kulağıma.
Doktor çıktı odadan.
Gelenin kim olduğunu tahmin etmeme gerek yoktu. Onu sessizliğinden bile tanırdım ben.
Tamamen siyah giyinmişti. Belinde iki tane tabanca vardı. Beni görünce adımları yavaşladı.
Ela gözlerinde bir şeyler hareketlendi. Yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
Bakışlarım yüzünde gezindi.
“Bana bir açıklama borçlusun.”
“Şimdi değil. İnan bana vakti gelince herşeyi anlatacağım ama şimdi değil.”
“Bizim vaktimiz yok Talaz. Unuttun mu? Yoksa “biz” kelimesinin içinde sen yok musun? Doğru ya öldün sen. Cesedini bulamadık diye kum torbası koyduk kefenine.”
Ademelması yavaşça kavislendi. Gözleri gri duvara değdi, sonra tekrar bana döndü.
“Kolyeni hala çıkarmamışsın.”
“Çıkarmam mı gerekirdi?”
“Bilmem, çıkarırsın sanmışım.”
“Bende öldün sanmıştım,” dedim gözlerimi kaçırarak. Normalde bunu yapmazdım ama şuan düşünmem gereken şeyler vardı.
Neden buradaydı? Eğer görev içinse bile buna kesin olarak emin olmalıydım.
Her ne kadar ona güvensemde.
“Her neyse,”
“Ne neyse?”
Bakışları yüzümde geziniyordu. Farkındaydım. Gözlerimi ona dikip yüzünü incelemeye başladım.
Sanki hiç değişmemişti. Tek değişen şey bakışlarına eklenen soğukluktu.
“O gün, mezarlıktaki karartı sendin, değil mi?”
Bakışları yere düştü. Oydu.
“Ne kadar gelmek istediğimi bilemezsin.” dedi.
Sesinde çaresizliği hissetmiştim.
“Bilemem, Kaan.”
“Kaleʼnin burada olduğundan haberi var. Bugün seninle iletişime geçecekler.”
Ben bunu nasıl unuturdum? Kaleʼye haber vermem gerekirdi.
“Patlama önlendi mi?”
“Önlendi, belleği koyduğun yerden aldı bizimkiler.”
Bizimkiler. Hala var mıydı? Gülümsedim. Anladı belki de. Bir şey demedi.
“Konuşmayacak mısın?”
“Kaan?” dedim, gözlerimi tavana diktim.
“Bu görevi kabul etmenin sebebi intikamdı değil mi?”
Konuşmadı yine. Yutkundum bir kere, devam ettim.
“O intikam bizimdi, söz vermiştin bana. O gece olanları unutmamak için kaç gece direndim ben oysa. Sonra sende gittin, ben hep hatırladım. Her saniye, zihnimin her köşesinde.”
Gözlerinde bir şey belirdi, anlamadım. Anlamadığım için kızdım kendime. Bir damla gözyaşı daha düştü gözümden.
“Bak ben uyuyamıyorum geceleri, her saniye gözümün önüne geliyor o bombanın patladığı an. Şimdi gözünde bir şey görüyorum, anlamıyorum ne olduğunu.”
“Yapma,” dedi sadece. “Bana bunu yapma.”
“Asıl sen yapma!” dedim, bağırarak.
“Ya benim kimsem yoktu senden başka. Sen şimdi-”
Bir anda sözümü kesti.
“Ya ben ne yapsaydım? Ne yapsaydım ben İzel? Biz kimiz İzel? Biz hiçiz. Bize yap derler biz yaparız, sorgulamayız. Sorgulayamayız. O bayrak inmesin diye Cehennem'in dibine ineriz biz İzel.”
Haklıydı. Allah kahretsin ki haklıydı. Bize yap derlerdi ve biz yapardık.
“Anladığını biliyorum, lütfen. Şuan ben görevdeyim, belki sen de dahil olacaksın, lütfen şu üç yıllık emeğim boşa gitmesin.”
“Peki şimdi ne olacak.” dedim gözlerimi gözlerine kitleyerek.
“Cehennemin yedinci katına ineceğiz.”
*****
GEÇMİŞ ZAMAN
Halef'in kim olacağı belli oldu mu?” diye sordu adam.
“Talaz'ı düşünüyoruz, daha iyi bir seçenek yok şuan.” dedi, kadın.
“O zaman daha iyi bir seçenek yaratın.”
“Bak Daniel, bu çocuktan daha iyisini bulamayız. Anla artık.”
“Asıl sen anla, ” Sesi oldukça hiddetliydi.
“Biz bu çocuğun kardeşini öldürdük. Bu çocuk ileride bunun peşine düşecek. Sende biliyorsun, bizi bulacak. Bunu bile bile onu içimize alamayız.”
“Daniel onunla ben ilgilenirim, unuttururum herşeyi. Bana bağlanırsa attığı her adımdan haberim olur. Hep bir adım önde oluruz.”
Adam derin bir nefes aldı. “Peki yanındaki kız çocuğu, o ne olacak?”
“Koruyucu aile bulmak çokta zor değil.”
“İkisi de devlet gözetiminde. Sıradan çocuklar değiller, kolayca evlat edinilemezler.”
“Bana inan, Talaz'ı alacağız ve onların içine koyacağız. Kendisinin bile haberi olmayacak. O çocuk, zirveye ulaşmak için cehennemin katlarını kendi elleriyle inşa edecek.”
***
“Alo?”
“İzel, durumlar nasıl?”
“Üç yıl önce benim yüzümden öldü sandığım insanın ölmediğini öğrendim. Siz nasılsınız?”
“Bunu saklamamız gerekti, uzun uzun konuşamayacağım. Sana neler yapman gerektiğini, kim olman gerektiğini, nasıl davranman gerektiğini Kaan anlatacak.”
“Emredersiniz.”
“Hoşçakal, evlat.”
Telefonu kapatıp yanımdaki masaya indirdim.
Son konuşmamızdan beri Kaan odaya gelmemişti. Burada hiç güvende hissetmiyordum.
Her ne kadar güvende olduğumu bilsem de.
İki hafta boyunca bu odada tıkılıp kalmıştım.
Sorularımın cevabını almam gerekiyordu.
Ayağa kalkmakta her ne kadar zorlansamda kendimi zorladım ve yavaş adımlarla ilerleyip kapıyı açtım.
Etrafta birileri var mı diye etrafa baktım ama koridor bomboştu.
Görünmemeye dikkat ederek merdivenlere doğru yürüyordum ki birinin bana çarpmasıyla geriledim.
Kafamı kaldırıp karşımdaki adama bakarken şaşkınlıkla kaşlarım çatıldı.
“Daniel?”
Daniel Kaan'ın üvey babasıydı.
Yurtta olan faciadan çok kısa bir süre sonra Kaan'ı evlat edinmişlerdi.
Ben yalnız kalmıştım.
Bildiğim kadarıyla oldukça köklü ve zengin bir aileydi.
Patlamadan sonra Daniel ve karısıyla defalarca görüşmüştüm.
Gözlerim kısa bir süre dudaklarındaki şeytani gülüşe takıldı.
Daniel, saçları oldukça beyaz, ürkütücü mavi gözleri olan, uzun boylu, ellilerinin sonunda olan bir adamdı.
Daniel bir elini omzuma koyarken gülüşü daha ürkütücü bir hal aldı.
“Senin gibi güçlü ve zeki bir kadını aramızda görmek güzel, İzel. Tabii aramızda kalmak, daha doğrusu hayatta kalmak istiyorsan bize sadık kalman gerek bunu biliyorsun değil mi?”
Dudaklarıma her zaman ki alaycı gülümsememi yerleştirdim.
Demek ki bu yaşlı bunak cidden örgütün üyesiydi.
Yoksa burada olmazdı.
“Ölümün beni korkutmayacağını bilmiyorsanız beni tanımamışsınız demektir. Eğer sadakatimden şüpheniz olsaydı zaten yaşamıyor olurdum.”
“Zeki olduğunu biliyordum.”
Bana zerre güvenmiyordu.
Benden şüphe bile etmiyordu çünkü gözündeki şüphe bendim.
Bunu biliyordum.
Tam ağzımı açıp birşey diyecektim ki arkamdan gelen sesle durdum.
“Ne oluyor burada, baba?”
“Örgütün yeni üyesine hoşgeldin diyordum.” dedi, alayla Daniel.
“İyi dileklerin bittiyse onunla konuşacaklarım var.”
Gözlerimi kısarak Kaan'a baktım.
Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Yanlış bir ley söylememem için beni götürmeye çalışıyordu.
Tekrar Daniel'e baktım ve gülümsedim.
“İyi günler dilerim.”
Başını eğerek selam vediğinde bende arkamı döndüm ve Kaan'ın yanında yürümeye başladım.
“Orospunun evladı,” adımlarımı yavaşlatarak ilerlemeye devam ettim.
“Ne zamandır bu işin içinde?”
Kaan'dan bir gülme sesi geldiğinde başımı ona çevirdim.
“Bu işin içinde mi demek istedin başında mı?”
Kaşlarımı çatarak gözlerimi yere indirdim.
“Örgütün başında Daniel mi var?”
“Ben bunu yıllarca anlamamışım, yanı başımda bir terörist varmış ve ben bilmiyormuşum.”
Köşkün bahçesine vardığımızda ve kimsenin olmadığına emin olduğumda gözlerimi gözlerine kilitledim.
“Kaan, ba-”
“İzel, sana birşey söyleyeceğim ama olabildiğince tepki vermemeye ve sakin olmaya çalış.”
Ela gözlerinde bir kıvılcım gördüm, sonra o kıvılcım öfkeye dönüştü.
Yumruğunu sıktı, başını yere eğdi birkaç saniye. Sonra tekrar bana baktı.
“Talaz, korkutma beni.”
Endişeleniyordum. Duyacağım şeyin büyüklüğünden korkuyordum belki de.
“Yurttaki saldırı,” dedi, anladım.
Keşke anlamasaydım. Ayağımın altından yerin kaydığını hissettim.
Gözlerim doldu, kulağıma küçük bir kızın sesi geldi.
“Masaldaki kurt kendi sonunu getireceğini bilmiyor muymuş?”
“Biliyormuş, ama her zaman kazanacağını sanmış.”
“Kurt neden kaybetmiş?”
“Kazanmak için canını bile vereceği için.”
“Peki kurt canını vermiş mi?”
“Kurt kendi canını vermemiş ama kazanmak için çok can almış.”
“Peki kurdun canını kim almış?”
"Kurdun canını, canını aldıkları almış.”
“Daniel yapmış. Lara ile konuşurkenki kamera kayıtlarında geçiyor,”
Yutkunarak devam etti. “Beni evlatlık alırken de farkındaymış.
Biliyormuş intikam peşinde koşacağımı. Biliyormuş öğreneceğimi. Benim için ne dedi biliyor musun? O çocuk Cehennem'in katlarını kendi elleriyle inşa edecek dedi. Ben o piçi o hayal ettiği Cehennem'de yakmazsam en adi orospu çocuğuyum.”
Konuşamadım. Mümkün olmadı, kardeşimi de mi o öldürmüştü?
Benim kardeşim onun yüzünden mi ölmüştü?
“Düşünme İzel. Düşünürsen altından kalkamazsın.”
Gözlerim ela gözlerini buldu. Bana her zamankinden farklı bakıyordu.
Bu beni daha fazla mahvetti. Dudaklarımdan iki kelime döküldü sadece. “Masaldaki Kurt.”
Anladı. Gözünü derin bir öfke kapladı.
“Masaldaki kurt Daniel'di Kaan.”
Kafamı gökyüzüne kaldırıp gözlerimi kapattım.
Kulaklarımda hala küçük bir kız çocuğunun sesi vardı.
Ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyordum.
Tek bildiğim bir şeyler yapmam gerektiğiydi.
“Araya o kadar şey girdi ki sana söylemeyi unuttum. Üç, dört saate çıkmamız lazım. Bunu sana söylemek istemezdim ama örgüte katılmanı kutlayan bir balo düzenleniyor.”
Duyduklarıma inanmamış gibi Kaan'a baktım. “Ne?”
Benim örgüte katılmamı mı kutluyorlardı?
Onlar sadece karşı saftan birini kendi yanlarına çekmelerini kutluyorlardı. O an kendimden nefret ettim.
Boş duruyordum. İçimdeki yangının sönmesi gerekiyordu.
“Bir şey yapacak mıyız?”
Gözlerinden bir parıltı geçti.
“Bir şey mi, bir şeyler mi?”
“İstihbarat'ın talimatı ne yönde?”
“Benle aynı fikirdeler.”
“Düşündüğüm şeyi mi yapacağız?”
“Üstüne bastın. Daniel 'e Cehennem' in katlarını göstereceğiz.”
Bölüm etkileşimi
