6. bölüm · GECE YARISI KİBRİTİ
5. BÖLÜM
İnsanı hep sevdikleri vururdu. Dayımı sevmediğimi söylesem de, Allah kahretsin ki seviyordum.
O tokat kalbimi çok acıtmıştı. Yanağımdaki acı umurumda bile değildi. Dayımı görünce fark ettiğim tek gerçek: Cidden onu çok seviyordum.
Onu sevmekten nefret etmeye başlamıştım. O benim hayatımı mahvetmişti. Babam ölmüştü ama dayım geberip gidememişti.
O yangında dayım kurtulmak için babamı kullanıp alevlerin ortasına atmış. Bencillik pisliğin tekiydi.
Karan benim iyi olmadığımı görünce beni kucağına aldı.
Arabaya binmiştik. "Derin? İyi misin?" Bu sefer kötü olduğumu gizlememiştim. "Değilim. Ben hiç iyi değilim." Dedim.
"Geçecek güzelim. Bu da geçecek. Geçti diyemem ama geçecek."
"Söz mü? Birlikte atlatırız, daha önce yaptık yine yaparız değil mi? Sen söylersen inanırım." Dedim çocuk gibi.
"Söz. Beraber atlatacağız. Yine yaparız. Sana herşeyimle söz veriyorum. Hepsi geçecek."
İster istemez gözüm dolmuştu. Karan bunu farkedip, "Dolmasın o güzel gözlerin. Ağlama. Bundan sonra sadece mutluluktan ağla. Kıyamam ben o gözlerine. O gözyaşların için herkesin eceli olurum. Hemde herkesin." Dedi.
Gülümsedim. "Hah şöyle." Dedi güldüğümü görüp.
Başımı cama yaslayıp yolu izlemeye başladım. Birkaç dakika sonra uykuya dalmıştım.
🌙🌙
Uyandığımda yatağımdaydım. Başımda Karan vardı. "Neden buradasın?" Diye sordum.
"Hiç. Öylesine." Dedi o da. Ve ekledi, "Kahvaltımızı yapalım hadi. Hazırlan gel."
Odadan çıktığında bende yataktan çıktım. Karan da bir gariplik var gibiydi. Bana karşı davranışı bunu belli ediyordu. Aklımdan geçen şeyle yutkundum. Benden hoşlanıyor olabilir miydi?
Kendine gel Derin dedim içimden.
O benden hoşlanmasa bile ben onu seviyordum. Bunu kendime hiç itiraf etmemiştim. Ona âşık mıydım emin değildim. Onun görünce kalp atışlarım hızlanıyordu. Durduk yere gülümsüyordum.
Bana neler oluyordu böyle?
Hazırlanıp aşağıya indim. Masaya oturunca, "Ben aç değilim. Yemesem de olur." Dedim.
"Yemek yemezsen hasta olursun. Bari biraz olsun bir şey ye."
"Gerçekten yemek istemiyorum. İstesem yerim zaten."
"Peki, nasıl istersen." Dediğinde ona gülümsedim. Bana karşı gerçekten anlayışlıydı.
Sonunda cesaret edip, "Karan bir şey soracağım... Bu aralar bana karşı olan tutumunun bir nedeni varmı?" Diye sordum.
"Sana karşı olan tutumumda ne var ki?"
"Aşırı anlayışlısın. Bir görevdeyken bana karşı olan sertliğinle şu anki anlayışlı olmanın arasında dağlar var. Nedeni var mı?"
"Yani... Nedeni yok..."
"Emin misin?" Dedim şüpheyle. O da onaylar gibi kafasını salladı. Şüphelerim vardı. Ama daha fazla sorgulamadım. İlla ki cevap verirdi soruma.
Kahvaltımızı bitirdik. Ben sofrayı toplarken kapı çalmıştı. Gelenler Evie, Hazer, Savaş ve Barkın idi.
Ekipten en iyi anlaştığım 4 kişiydi. Her zaman yanımdaydılar. Çok seviyordum onları.
Savaş beni görünce direkt yanıma gelmişti. "Nasılsın? Yardım edeyim mi?" Diye sordu.
"Daha iyiyim, teşekkürler. Şu tabakları getirsen çok iyi olur."
Mutfağa doğru ilerlerken diğerlerine, "Hoş geldiniz!" Dedim neşeyle. Onlar da bana gülümsemişlerdi.
Mutfağa geçince Savaş kulağıma doğru, "Derin sana çok önemli bir şey demem lazım." Dedi. Kafamı söyle anlamında salladım. "Şey... Karan sana âşık. Bunu sana söylediğimi bilmesin. Vallahi çok kızar bana." Dediğinde şaşırmamıştım. Şüpheleniyordum zaten.
"Bunu neden bana söylemiyor?"
"Reddedersin, yüzüne bakmazsın diye korkuyor. Ama bak benden görmedin duymadın bilmiyorsun." Dedi. Güldüm.
"Şimdi sana önemli bir sır vereceğim... Ben de onu seviyorum. Ama bak görmedin duymadın bilmiyorsun." Dediğimde o da gülmüştü.
"Peki sen bunu ne zaman söyleyeceksin ona?"
"Bilmiyorum. Karan'ı biliyorsun. O hayatına birini aldığına onu koruyamacağından korkuyor. Ne tepki verir kestiremiyorum."
"Sana çok açık konuşacağım... Karan seni düşündüğünden daha çok seviyor. Üstelik sana bakışı çok farklı. Gözleri parlıyor sana bakarken. Bence söylesen sevinir. Çünkü Karan ilk kez bir kıza bu kadar iyi davranıyor. Ama tabii sen bilirsin yine de..." dedi.
Sessiz kaldım. Söyledikleri doğruydu. Ne kadar sevdiğini bilemezdim ama bana karşı çok anlayışlıydı. Cidden bana bakarken gözleri parlıyordu.
"Neyse, içeri gidelim." Dedim.
İçeri geçtiğimizde Evie, "Derin, daha iyi misin?" Diye sordu.
"Teşekkür ederim, iyiyim."
"Kızım, sana bir şey oldu diye aklımız çıktı. Orada dayını dövmek için çok zor durdum." Dedi Barkın.
"Orada ben de dövmek istedim ama dayım işte. İçimin bir yerlerinde hâlâ ona karşı sevgim var. Ona Orada söylediklerim bile içimi acıtmıştı, haklı olsa bile." Dediğimde herkes susmuştu.
Karan, "Siz nasılsınız?" Diyerek konuyu değiştirmişti.
"İyiyiz. Bizde geçiyorduk uğrayalım dedik. Belki dışarı çıkarız hep birlikte. Havamız değişir. Ne dersiniz?" Dedi Hazer.
"Benim biraz başım ağrıyor. Siz çıkın." Dedim.
"Hastaneye gidelim mi? İyi misin?" Dedi Karan endişeyle.
"Sakin ol. Sadece başım ağrıyor. Endişelencek bir şey yok."
"Olsun, yine de gidelim. Belki önemli bir şeydir." Dedi bu seferde.
"Peki, gidelim."
🌙🌙
Hastaneye gelirken Evie, Savaş, Hazer ve Barkın da arkamızdaydı.
Hastaneye varmıştık. Önemli bir şey olduğunu düşünmüyordum ama Karan daha fazla endişelenmeyin diye kabul etmiştim.
Karan ve ben doktorun olduğu odanın kapısını tıklayıp içeri girdik. Diğerleri dışarıda bekliyordu.
"Evet, şikayetin ne?" Diye sordu doktor.
"Yani pek bir şeyim yok aslında. Sadece başım ağrıyor."
"Peki bu baş ağrısı ne zaman başladı ve şiddeti ne kadar?
"Yaklaşık 1 hafta önce başladı ve şiddetli bir baş ağrım var." Dediğimde doktor ayağa kalkıp, "Seni muayene etmem lazım." Deyip Karan'a baktı. "Sizi dışarı alayım lütfen."
Karan dışarı çıkınca doktor beni muayene etmeye başlamıştı. Muayene işlemi bitince, "Sonuçların çok kötü değik aslında. Fiziksel olarak bir şeyin yok ancak sende dehidrasyon var." Dedi.
"Dehidrasyon mu? O da nedir?"
"Vücudun aşırı su kaybetmesi durumudur. Yeteri kadar su içmeyince şiddetli bir şekilde başın ağrır... Peki sen ne sıklıkla yemek yersin?"
"Şu son 2 haftadır çok bir şey yemiyorum." Dedim.
"Yemek yemen lazım. Yemek yemediğin ve yeteri kadar su içmediğim müddetçe rahatsızlanabilirsin. Bu baş ağrın ilerlerse de başın dönebilir ve bayılırsın. Lütfen bunlara özen gösterelim..." deyip çıktı.
Bende dışarı çıktığımda doktor diğerlerine durumu anlatıyordu. Karan da sinirli gözlerle bana bakıyordu.
Doktor nihayet gidince yanlarına gittim.
Karan, "Sen ne halt ediyorsun? Kendini öldürmeye mi çalışıyorsun? Yemek yememek su içmemek ne demek! Diye bağırmaya başladı.
"Bağırma bana! Ben biliyor muydum sanki? Bende şimdi öğrendim. Salak salak bağırma!" Dedim bende sesimi yükselterek.
"Sen nasıl yeteri kadar su içmezsin! Yemek ye diye boşuna mı diyorum? Bir de hâlâ bağırma diyor ya!"
"Kes artık sesini!" Diye bağırdığımda Karan artık tam gözlerimin içine bakıyordu. "Sana ne ya sana ne! Yerim yemem, su içerim içemem sana ne! Neyimsin annem babam mısın?" Dedim.
"Bana ne mi? Seviyorum ulan seni! Aklının alamayacağı kadar seviyorum. Sana bir şey olmasını istemiyorum! Oldu mu?" Dediğinde kalakalmıştım.
Sevdiğini biliyordum ancak ondan duymak başımın dönmesini sağlamıştı.
Beni ne kadar sevdiğini gözlerinden anlaşılıyordu.
Beni hiç kimse bu kadar fazla sevmemişti.
