7. bölüm · GAZZE
Bölüm 7
FİNAL – GAZZE’DE BİR İSİM KALDI
Sabah, Gazze’ye artık sabah gibi doğmuyordu.
Işık vardı ama umut yoktu.
Güneş yükseliyor, ama kimsenin içini ısıtmıyordu.
Amira, annesinin cansız bedeninin yanında diz çökmüş hâlde bekliyordu.
Enkazdan çıkarıldığında annesinin saçları hâlâ düzenliydi. Sanki birazdan uyanacak, “Korkma kızım” diyecekti.
Ama dudakları soğuktu.
Ve dünya, o dudaklardan bir daha tek bir kelime duyamayacaktı.
Amira çığlık atmadı.
Çünkü Gazze’de çığlıklar bile yorulmuştu.
Annesi açlıktan zayıflamıştı. Günlerdir suyu damla damla içmişti. Son lokmasını Amira’ya vermişti.
“Ben tokum,” demişti.
Yalan söylemişti.
Ama anneler bazen ölmek pahasına yalan söylerdi.
Amira annesinin elini tuttu.
“Anne,” dedi.
Ses çıkmadı.
Bir daha denedi.
Yine sessizlik.
O an Amira ağlamadı.
Ağlamak lükstü.
Gazze’de artık sadece hayatta kalmak vardı.
Sokaklar çocuk sesleriyle değil, bebek çığlıklarıyla doluydu.
Ama bu çığlıklar büyümüyordu.
Çünkü bebekler büyüyemiyordu.
Bir enkazın altından çıkarılan bebek vardı o gün.
Nefes almıyordu.
Süt içememişti.
Su görmemişti.
Adı bile konulamamıştı.
İnsanlık, adını bilmediği bir bebeği daha kaybetti.
Amira ayağa kalktı.
Ellerini dizlerinden çekti.
Gözleri kuruydu ama içi yanıyordu.
O gün karar verdi.
Silah için değil.
Öfke için değil.
İntikam için hiç değil.
Yaşatmak için.
Gençlerin kurduğu direnişe katıldı.
Kimse üniforma giymiyordu.
Kimse slogan atmıyordu.
Sadece enkazdan çocuk çıkarıyorlardı.
Sadece yaralılara su taşıyorlardı.
Sadece “insan” kalmaya çalışıyorlardı.
Amira artık geceleri uyumuyordu.
Çünkü gece, bombalar demekti.
Ve bombalar, sabah olmayan sabahlar demekti.
Bir gün, açlıktan yürüyemeyen bir çocuğu sırtına aldı.
Çocuk konuşamıyordu.
Dili değil, bedeni susmuştu.
“Dayan,” dedi Amira.
“Dünya duymasa da biz buradayız.”
Ama dünya duymuyordu.
Televizyonlar sessizdi.
Başkentler sessizdi.
İnsanlık susuyordu.
Bir insan susarsa, bir çocuk ölür.
Bir dünya susarsa, bir halk yok olur.
Son gün, gökyüzü her zamankinden daha alçaktı.
Amira, bir binanın bodrumunda sıkışmış çocukların olduğunu öğrendi.
Koştu.
Kimse durdurmadı.
Çünkü kimse artık kimseyi durdurmuyordu.
İçeri girdiğinde toz vardı.
Karanlık vardı.
Ve korku vardı.
Üç çocuk.
İkisi yaralı.
Biri çok küçük.
Amira onları çıkardı.
Birini sırtına aldı.
Birini kolundan tuttu.
En küçüğünü kucağına aldı.
Tam dışarı çıkacakken…
Gökyüzü çöktü.
Bir ses.
Bir ışık.
Bir an.
Sonra sessizlik.
Çocuklar hayattaydı.
Amira yoktu.
Onu enkazdan çıkardıklarında yüzü sakindi.
Sanki annesine kavuşmuş gibiydi.
Elinde hâlâ çocuğun küçük tişörtü vardı.
O gün Gazze’de bir kız öldü.
Ama insanlık bir kez daha sınandı.
Amira silah taşımadı.
Ama vicdan taşıdı.
Ve vicdan, bu dünyada en ağır yüktür.
Onun ölümüyle Gazze kurtulmadı.
Ama Gazze, onunla birlikte unutulmadı.
Çünkü bazı ölümler rakam değildir.
Bazı ölümler utançtır.
Bazı ölümler, tarihin alnına sürülmüş kara bir lekedir.
Ey dünya,
Bir çocuğun açlıktan ölmesine bakıp susuyorsan, sen de ölüyorsun.
Bir annenin yavrusunu kefensiz gömmesine alışıyorsan, sen de yıkılıyorsun.
Bir halkın yok edilmesini “haber” diye izliyorsan, sen de suç ortağısın.
Gazze sadece bir yer değildir.
Gazze, insanlığın aynasıdır.
Ve o aynaya bakan herkes, kendi yüzünü görür.
Amira’nın adı belki bir kitapta kalacak.
Belki bir duvarda.
Belki sadece bir annenin duasında.
Ama şu gerçek değişmeyecek:
Bir kız vardı.
Açlığa rağmen insan kaldı.
Korkuya rağmen yürüdü.
Sessizliğe rağmen haykırdı.
Ve özgürlük, bazen bir halktan önce,
bir insanın kalbinde başlar.
Gazze hâlâ yanıyor.
Ama Amira’nın bıraktığı yerden,
vicdan yanmaya devam ediyor.
