2. bölüm · GAZZE

Bölüm 2

Bedirhan Korkmaz

– Ekmek Kuyruğunda
Sabah güneşi Gazze sokaklarına yavaşça vururken, şehir hâlâ uyanmamıştı. Ama insanlar, hayatta kalmak için erkenden sokağa çıkıyordu. Açlık, uykudan daha güçlüydü.
Amira ve Yusuf, birkaç komşuyla birlikte ekmek kuyruğuna katıldılar. Herkes sessizdi, kimse konuşmuyordu. Sadece gözler birbirini süzüyor, acıyı paylaşıyordu. Kuyruk uzundu; insanlar saatlerce bekliyordu. Bazıları dayanamayacak gibi titriyordu. Açlık, herkesin omuzlarına farklı bir yük bindirmişti.
Öndeki yaşlı adam, elleriyle karnını ovuşturuyordu. Küçük bir çocuk, annesinin eteğine sarılmıştı, gözleri nemliydi. Amira içten içe titredi. Bu sokaklarda hayat, sadece birkaç ekmek parçası ve bir damla suya bağlıydı.
Tam o anda, bir itiş kakış başladı. İnsanlar daha hızlı ilerlemek için birbirini ezmeye çalışıyordu. Amira’yı küçük bir çocuk itti, Yusuf hemen yanına fırladı ve onu tuttu. Ama bir anlık dalgınlık, öndeki bir kadının yere düşmesine yol açtı. Kadın kıvranıyordu, nefes alamıyor gibiydi.
“Anne!” diye bağırdı bir çocuk.
Amira’nın kalbi duracak gibi oldu. Gözleri doldu. Yusuf kadına doğru koştu ama elleri yetersizdi. Kadın, birkaç saniye içinde hareketsiz kaldı. Kuyrukta bekleyen herkes sessizleşti, gözler birbirine değdi ama kimse bir şey yapamıyordu. Açlık ve korku, o an sessiz bir çığlığa dönüştü.
Amira titreyerek Yusuf’a sarıldı. Gözleri dolmuştu. “Neden… neden bu kadar acı var?” diye fısıldadı. Sesi kırık, nefesi ağırdı.
Yusuf gözlerini yere dikti. “Bilmiyorum… bilmiyorum Amira,” dedi. “Ama hayatta kalmamız gerekiyor. Sen… annen… herkes…” Sesi titredi, kelimeler yarıda kaldı.
O gün Amira, ilk kez gerçek anlamda gözyaşı döktü. Açlığın ve çaresizliğin ağırlığı kalbine çökmüştü. Küçük elleriyle kendini tutmaya çalıştı ama titreyen bedeni ve gözlerinden süzülen yaşlar her şeyi ele veriyordu.
Evlerine döndüklerinde, annesi onu görünce anlamıştı. Amira’nın gözleri kırmızı ve doluydu. Sessizce elini tuttu, bir süre hiçbir kelime söylemedi. Bu sessizlik, kelimelerden daha çok şey anlatıyordu.
Akşam çökerken, evin küçük odasında üç kişi tekrar bir araya geldi: Amira, annesi ve Yusuf. Dışarıda patlayan sirenler, yıkılan duvarlar ve sessizlik, odanın içine girmiyordu. Ama gözlerdeki yaşlar, sessiz bir fırtına gibi odanın içinde dönüyordu.
Amira o gece bir şey fark etti:
Açlık sadece mideyi değil, ruhu da kemiriyordu.
Ve kayıplar… kayıplar sessiz bir ağıt gibi içten içe yanıyordu.
Ama hayatta kalmak… hayatta kalmak, gözyaşlarını silmek ve yarına adım atmak demekti.