2. bölüm / 3
Formanın bedeli1.bölüm: YARININ KIYISINDA
Bölümler 3Şu an: 1.bölüm: YARININ KIYISINDA
- 1 Giriş88 kelime
- 2 1.bölüm: YARININ KIYISINDA1.730 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.bölüm: o gün başladı herşey2.139 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Anne uyan.” Eğer uyanmazsa Mustafa’nın yanına geç kalacaktım. Genelde Mustafa pozitif biridir bunları asla önemsemez ama benim için kopma noktası. Annem uyanmadığı için evden habersiz ayrıldım ve hemen Mustafa’ya yazdım.
-Kardeşim kusura bakma ama ben yine geç kaldım. Ama hemen geliyorum.
-Arda sakin bende daha yeni Fransızca dersinden çıktım rahat ol.
OHH! İçime su serpilmişti. Mustafa benim en yakın arkadaşımdı ondan başka arkadaşım yoktu zaten. O benim en kıymetlimdi. Bana her zaman Fransızca mesajlar gönderiyordu ne olduğunu anlamadığım için hep Translate yapıyordum ve bir mesaj geldi.
-Neden boş duvarı izliyorsun yanıma gelmeyecek misin?
Arkama baktığımda onu gördüm. Acaba ne zamandan beridir beni öyle izliyordu? Mahcubiyetle yanına gittim. “Kusura bakma yine geç kaldım. Anında söze geçti. “Qu’est-ce qui ne va pas chez toi? je t’aime comme tu es.”
“Ne anlamdım ne olur Türkçe söyle şunu.” “Neyin var senin? Seni olduğun gibi seviyorum demek.” Gözlerim doldu ama Mustafa ağlayacağım zaman hep şunu söylerdi ve yine söyledi “Everyone cries dont cry at all” Eminim ki hepiniz ne demek bu diye merak edip çeviriye girdiniz ama bu satırları okuyorsanız buna
5
hiç gerek yok Türkçesi “Herkes ağlar sen hiç ağlama” Demek. Göz yaşlarımı sildim ve kollarımı Mustafa’nın omzuna attım ve birkaç şey mırıldandım titreyen sesimle. “Ben seni hiç unutmayacağım sende unutma olur mu ?” Tabi dercesine kafa salladı ve GUMBALL filminden bir replik mırıldandı “Dost muyuz?” “Sonsuza kadar” dedim ve birbirimize sarıldık. Söze ilk geçen o, oldu
“Hadi gel şu karşıda yeni açılan bir yer var oraya gidelim olur mu soğuk içecek alırız.” “Tamam o zaman içecekler benden” dedim ve almaya gittik. “Ne içersin Mustafa?” “Sen ne alacaksan bana da al anlayacağın fark etmez.” Gözümü dolaba gezdirdim ve “limonata alacağım sana da alıyım mı” dedim. “olur al”
Limonataları aldığım da Mustafa ortada yoktu cebimden telefonu çıkardım ve aramaya başladım. “Aramana gerek yok geldim.” Elinde en sevdiğim çikolata vardı laviva. Gözlerini kıstı ve alt dişleri ile gülmeye başladı. “Sen seviyorsun diye aldım.” Teşekkür ederim anlamın da başımı salladım. “Hadi gel okula gidelim geç kalmayalım.” Dedim ve yola koyulduk. Okula geldiğimiz de ilk iki ders beden eğitimi idi. Hemen hazırlandık ve sıraya girdik. “Çocuklar bugün ders işlemeyeceğiz serbestsiniz.” Mustafa ile hemen voleybol top aldık ve sahaya geçtik.
Tabi ki başka arkadaşımız olmadığı için sadece ikimiz oynuyorduk. Çok fazla dostum olacağına bir tane olur öz dostum olur.
“Hadi gel bugün maç yapmayalım karşılıklı oynayalım.” Parmak pas ile başladım pasım alçak olduğu için Mustafa manşet ile göndermek zorunda kaldı. Attığı pas kendi gibi o kadar mükemmeldi ki zıpladım ve smaç vurdum bilin bakalım ne oldu? Sınıfı bırakın okulun en Pick me kızının kafasına geldi. Kız bildiğiniz gibi taytını Allah katına çıkaran erkek gördüğünde ses tonunu değiştiren kızlardandı. Ecrin yanıma geldi ve cırlamaya başladı. “YİAĞĞ ne yaptığını sanıyorsun sen okulun en güzel kızını yaraladın. Kalbim çok kırıldı. Hemen benden ben den özür dile çabuk.” Aklımda tik tok ta popüler olan bir ses geldi. BOMBASTİC SİDE EYE Ecrine küçümser gözlerle baktım ve bende ona cırlamaya başladım. “YİAĞĞ bilerek atmadım pick me su özür de dilemeyeceğim.” Der demez her böyle kızın erkek arkadaşı var’ ya lamaya benzeyen tipler z harfini bastırarak söyler. Erkek arkadaşı yanıma geldi ve o, da sevgilisi gibi zırvalamaya başladı. “Ne oluyor
6
burada sen ne dediğini sanıyorsun özür dile dediyse dile. Benim bal kızımı kimse üzemez.” “Müthiş bir bal kız sana anlatamam.” Çatışma devam ederken araya Mustafa girdi ve beni oradan alıp kenara çekerken metre seslendi. “Mert ben onun adına senden özür diliyorum kusura bakmayın.” Bana döndü ve “Kardeşim sen iyi misin? Şurada lisenin bitmesine kalmış iki ay okuldan atılmak mı istiyorsun ne karışıyorsun şunlara takılma biz birbirimize yeteriz hadi gel devam edelim.” Her zamanki gibi bir kez daha korumuştu beni Mustafa. “Zilin çalmasına beş dakika var istersen kantine inelim ikinci ders devam ederiz. “olur” dedi ve kantine doğru ilerledik.
“Ben biraz açım tost yiyeceğim alıyım mı sana da.” Hayır anlamında kafasını salladı ve hemen söze geçti. “Ben kendim alırım sabahta aldın olmaz öyle şey.” Dediği an parayı uzattı ve iki tane tost aldı. Karşı masayı işaret edip “şu masa boş bence oraya gidelim.” “Tamam” dedim ve masaya oturduk. Keşke okulun takımında olsaydık her sene kesin şampiyon olurduk hayali bile güzel.”
“Keşke ama yapacak bir şey yok ama hayal deme bilemezsin belki de bir gün gerçek olur.” Zil çalmıştı. “Hadi gel salona inelim” dedim ve aşağı spor salonuna indik. Sahaya geçtiğimizde içime bir tuhaflık vardı normal hissetmiyordum. “Arda iyi misin durgunlaştın.” “İyi değilim garip hissediyorum sanki biri ölecek gibi.” Gözlerimin içine bakarak “Bu sadece bir yansıma asla biri ölmeyecek sen böyle dediğin için zihnin sana oyun oynuyor inan bana.” Mustafa her zaman ki gibi yine beni destekliyordu. Onun hakkını asla ödeyemezdim. O beni hep seviyordu bende onu her zaman sevecektim. Paha biçilemez bir dosttu aniden gelen Overthink ile köşeye geçtim ve ağlamaya başladım. Mustafa yine yanıma beni sakinleştirmeye geliyordu. Gelir gelmez her zaman ki sözünü söylemişti. “Herkes ağlar ama sen hiç ağlama.” Arkamdan bir kız sesi geldi.
“Hey sakın ağlama seni voleybol oynarken gördüm çok güzel oynuyorsun. Ve sizi çok kıskandım benim bana böyle destek olan bir arkadaşım yok siz birbiriniz içi yaratılmışsınız.” Sulu gözlerimi sildim ve kısık bir sesle “çok teşekkür ederim beni sevindirdin.” Sözünü bitirdiğin de bir kız sesi daha geldi. “Almina üzülme artık ben varım ben seni desteklerim.” “siz tanışıyor musunuz?” Almina kafasını salladı “hayır sadece proje ödevin de ikimiz seçilmiştik.” Zeynep Mustafa’ ya
7
doğru eğildi ve “sende gerçekten güzel oynuyorsun.” Sözünü bitirdiği an Almina’ ya döndü ve “Erkek takım kaptanı senin arkadaşın değil mi.” Almina anlamayan gözleri ile baktı ve “Evet neden peki” Zeynep sinirlenmişti. “Sence neden şu çocuklar için bir şeyler yapalım ayrıca artık bende sizin takımınızdayım hem de pasör olarak” dedi ve Almina’nın kolundan tuttu ve maçları olduğu için hazırlanan erkek takımına gittiler. Mustafa ellerimi sıkıca tuttu ve yine sözlerinden birini mırıldandı “çok seçenek olsa bile,senin gibisi yok inan bana… Ellerini aldım ve boynuma attım ve bende kendi elimi onun boynuna attım ve sarıldım. “Galiba başarıyoruz.” Yüzüne küçük tatlı bir tebessüm kondurdu. Ve sanki yıllardır bunu bekliyormuş gibi “Evet dostum sana umudunu hiçbir zaman yitirme demiştim.”
SAATLER SONRA
Mustafa ile saha da otururken yanımıza Almina ve Zeynep geldi. Almina elini omzuma koyup konuşmaya başladı. “Sizi takımın kaptanı Alperen Ömer çağrıyo. Galiba seçmelere gideceksiniz.” Mustafa ile göz göze geldik ve gülmeye başladık. Daha sonra ise sesimizi çıkarmadan bir kat aşağı indik. Salona girdiğimizde bizi alperen karşılamıştı. “Arkadaşlar merhaba ben alperen bu takımın kaptanıyım şimdi sizi seçmelere almış sayıyorum. Bizde seçmeler soru ve tecrübe olarak ilerliyor. İlk önce soru soruyoruz daha sonra is atış eğer atışı geçerseniz takıma alınıyorsunuz şimdi soru sınavına gireceksiniz. İlk önce sen adın ne?”
Titreyen sesim ile “A-arda” dedim. “Tamam söyle bir sahada kaç oyuncu bulunur?” Cevabı çok kolaydı “altı” dedim. “Doğru peki hangi mevki servis kullanamaz?” Şaka mı bu soruda çok kolaydı. “Libero liberolar sadece savunma yapabilir hücum asla yapamazlar “Evet buda doğru sen tecrübe sınavına girmeye hak kazandın. Ardından sıra Mustafa’ya gelmişti. “Peki senin adın ne?é Mustafa gayet sakindi” “Mustafa” dedi anında. “Peki Mustafa set içinde kaç mola hakkı vardır ve molaların süreleri nelerdir?” Mustafa yine tüm sakinliğini koruyarak “iki mola vardır set içine 20 saniye set bitimi iki dakika” dedi. Alperen tekrar bir soru sordu “Bir sahada kaç tane pasör çaprazı olabilir?” Bunu bilmesi lazımdı çünkü bunu sürekli tekrarlıyorduk. Unuttuğu yüzünden belliydi ama
8
yinede konuştu. “sadece bir tane olabilir dedi.” Alperen bize döndü ve benimle gelin tecrübe sınavına gireceksiniz. İçeri girdiğimizde herkes bize bakıyordu. Anksiyetem amuda kalkıyordu acayip derece de gerilmiştim. Alperen konuşmaya başladı.” Arda ilk olarak sen smaç servis atarak karşı sahada çember var onun içine atman lazım.”
Dürüst olacağım bu zor bir görevdi. Yerimi aldım sağ elime aldım topu tam beş kez sektirdim elime aldığımda en ufak bir hatanın kaderimi değiştireceğinin farkında olarak topu havaya attım önce sol sonra sağ en sonunda ise sol ayağımı ilerlettim havada topun karşıya geçtiğinin hayalini kuruyordum ve Bingo! Şimdi tam zamanıydı elimle birlikte bütünleşen top yere düşerken gözümü kapattım.
ŞAK! Diye bir ses geldiğinde Alperen yanıma geldi ve “diğerlerine gerek yok takım arkadaşım” dedi Ne takım arkadaşım mı bu demek oluyordu ki artık takımdaydım. Sevincimi sakladım ve sıra Mustafa’ya gelmişti. “Sende pasör olacak tip var şimdi arda’ya kurşun pas atıyorsun. Mustafa gerilmişti. Düdük sesi ile pas o kadar güzel gelmişti ki vurmamak mümkün değildi. Yere indiğimde alperen Mustafa’ya döndü ve “siz ikiniz harika bir iş çıkaracaksınız demi pasör?” Sonra bana döndü ve “Demi pasör çaprazım ve aynı zamanda kaptanım.” Cümleyi içimden birkaç kez tekrarladım. Aklıma tek bir kelime kazınmıştı “kaptanım” buda ne demekti.
Alperen yanıma geldi ve karşıdakileri gösterdi artık “bende dahil onlar senin öğrencilerin yeni kaptan sensin arda.” Ardından formasının altında ki bandı çıkardı ve bana bir tane forma verdi. “Takıma hoş geldin 13 numara.” Formamı giydim ve bandı 13 yazısının altına yapıştırdı ve “Kaptan olduğuna göre bunu her zaman taşımalısın. Bitirdiğinde Mustafa’ya döndü ve 4 yazan bir numara ile rozet verdi. “Takım hoş geldin 4 numara bu rozet yardımcı kaptan anlamına gelir.”
“Hadi çocuklar haftaya geçen sene şampiyon olmuş bir takım ile maçımız var çalışmaya başlayın. Arda herkesi çağır ısındır bizi.” “Hey! Millet toplanın ısınıyoruz.” Tüm herkes etrafıma daire olmuştu ve “sağ kolu çek” Diye bağırdım. 15 Dakika sonra
9
“Herkes top alsın top çekeceğiz.” Ben Mustafa ile eş olmuştum. Top çekerken biraz sohbet ettik. Top çekme bitmişti tekrar tüm takımı yanıma çağırdım ve bağırmaya başladım. “Bir takımı nasıl yenebilirsiniz” kimseden ses çıkmayınca kendim söyledim. “Kendiniz ile maç yaparak peki neden? Hem takımınızla aranızdaki bağ güçlenir maçta sorun çıkmaz hem de birbirinizin eksiklerini kendiniz tamamlayacaksınız bir başkası değil!” Herkes alkışlamaya başlayınca kendimi mahcup hissetmiştim. “Hazırsanız maça başlıyoruz sadece bir mola hakkınız var dikkatli kullanın. İtiraz yok madem disiplin istiyorsunuz.”
Kaptan olmak gerçekten çok zordu koskoca takımı tek kişi yönetmek kolay değildi. “İlk servisi ben atıyorum itirazı olan var mı sadece soruyorum. Pekala yerinizi alın servise geçtiğimde neresi doluysa oraya seçtim sadece sayı için oynamayacaktım havaya zıpladım ve top elimle buluştu. Top manşetin içine düşmüş ve dışarı çıkmıştı.
Saatler sonra
“Gençler bugünlük bu kadar yeterli çalışmak isteyenler çalışabilir görüşürüz” Mustafa ile birlikte bize gidiyorduk çünkü onun ailesi şehir dışındaydı. “Otobüse son iki dakika arda koş.” Bindiğimizde içerisi buz gibiydi hemen çantamda kulaklığımı çıkardım ve çakal dinlemeye başladım.
Hadi gel benim kollarıma teslim ol
Ya da başkasının yatağında rezil ol
…
“Arda hadi uyan geldik.” Evin ziline bastım ama açan olmadı evde olmadıklarını düşünerek çantamdan anahtarımı çıkardım ve kapıyı açtım. “Sen bekle ben hemen geliyorum.” Yatak odasının kapısını açtım ve gördüğüm manzara ile karşılaşınca çığlık atıp yere yığılmam bir oldu. Çünkü annem ve babamın kafası kesilmişti.
Bölüm etkileşimi
