1. bölüm / 3
FlöBölüm - 1
Bölümler 3Şu an: Bölüm - 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Madam Flö eline aldığı buruşuk gazeteyi teras masasında incelerken, bir yandan da memleketinin hasretiyle iç çekti. Son günlerde iyice içten içe kemiren bu yalnızlık ve eğer memlekete dönerse karşılaşacağı köylülerin kendinden emin, aşağılayıcı sıfatları zihninden kaybolmuyordu.
Madam Flö, yani asıl ismiyle Flörensa, İsviçreli Katolik bir papazın yegâne kızıydı. Akli dengesini yitiren genç kadın, yirmisine varamadan evinden, yurdundan ayrılıp tedavi için Londra'nın tenha bir mahallesinde babası ve bir hizmetçiyle yaşamak zorunda kaldı. Ona kalırsa o hiçbir zaman deli değildi. Hatta kendini diğer bütün insanlardan daha akıllı sanırdı. Ki bu boşuna da değildi. Kendisi tam bir matematik dehasıydı. Gençliğinde bir sürü madalyon kazanmıştı. Şimdi de bulmacalara kafasını yorardı. Her sabah ve uykudan önce düzenli olarak en az beş tane bulmaca çözmeden uyuyamazdı. Onun için hayat bir bulmacaydı ve o çözemeden duramıyordu.
Gazetenin solgun sayfalarındaki yeni bir bulmacayı okurken, al yanaklı hizmetçi kız ona tepside sabah kahvaltısını getirmişti. Masanın üzerine peyniri, balı dizerken bir yandan efendisinin bulmaca çözerken yüzündeki o sabırsız heyecanı izledi. Bacaklarını heyecanla titretmesini, kaşlarını dikkatle çatarken bir yandan diliyle kurumuş dudağını nemlendirmesini, kıza oldukça ürkünç ve bayağı geliyordu. Kendini durduramadan sordu:
"Efendim, haddim olmayarak size bir sual edebilir miyim?" dedi kız, terli avuçlarını cevabın gerginliğini azaltmak için hizmetçi önlüğüne silerek.
İşte o zaman Madam Flö sonunda odaklı bakışlarını gazeteden kaldırdı. Kızın gerginliğini azaltmak istercesine onu eliyle masaya davet etti. Hizmetçi kız sabırsızca hemen sandalyeye oturdu. Beklentiyle gerilirken, onun da Madam Flö gibi bacaklarını titretmekte olduğunu fark etti. Madam Flö yakın gözlüğünü çıkarıp bu gerginliğe son vermek adına masanın üzerine koyarken konuşma izni verdiğini gösterdi.
"Seni dinliyorum."
"Sizin... delirdiğinizi söylüyorlar." Dedi kız. Dediklerinin fazla cüretkâr ve ukala kaçmasından korkarak bakışlarını aşağı eğdi. Şimdi karşısındaki hasta kadının aldığı hakaretten dolayı dizginlenemez bir öfkeyle yüzüne okkalı bir tokat attığının görüntüsü zihnine yerleşti.
"Aksini düşünüyor olmalısın ki karşımda oturdun. Zira hiç kimse bir deliyle muhatap olmak istemez." Dedi Madam Flö, keyifli bir tebessümle. İnsanlar da onun için bir bulmacaydı. Çözdüğü her bulmaca gibi, insanları da çözmek ona keyif veriyordu. Kadının keyifli ve aynı zamanda monoton sesi, hizmetçi kızı hem şaşırttı hem de onu bu kadar kolay çözmesi tuhaf gelse de, bu becerinin hasta bir ruha sahip bir kadına Tanrı'nın merhamet ve lütfu olduğu düşüncesiyle zihninde daha saygıdeğer bir kimse konumuna getirdi. Giderek kadının deli olmadığına dair derin şüpheleri bir kez daha tetiklendi.
Delilik ve zekanın arasında kalmış birinin sözleri bazen insanı kendisini sorgulatır. Çünkü bu insanlar sınırların ötesinde yaşarlar. Boşuna deli değiller. Zekanın ötesinde beynin artık işlevini yitirdiği yerde insan zihni olağanüstü bir aydınlanmaya maruz kalması neticesinde oluşan bu zihinsel karışıklık deliliğin özüdür. O yüzden her akkıllı insan biraz deli ve her deli de bir akıllıdır. Mühim olan onu nasıl gördüğünüzdür. Onu hangi etiketle damgaladığınız. Genellikle insanlar kendilerinin cesaret edemediği o zekanın ötesindeki dünyaya adım atmış yani halk dilinde "deli" bireylere anlamsız ve değersiz bulurlar. Çünkü bir şey anlamsızlaştığında ona değer veren büyü bozulur. Ve zeka anlamsızlıkları kabul etmez, eğer bir şeyi anlamak istemiyorsan o sana saçma gele bilir.
"Merak ediyorum, acaba fikrini ne değiştirdi?" dedi Madam Flö, samimi olmaya çalışarak. Genç kızın ne düşündüğünü gerçekten bilmek istiyordu.
"Aslında iki dakika öncesine dek bir kaygım vardı. Ama karşınıza geçip oturunca ne kadar benzeştiğimizi fark ettim. Gazete okurkenki gergin insanı, reflekslerinizin aynısını bende de tezahür edince farkımızın sadece aynı toprak bedenden, farklı ruhlara ait olduğunu idrak ettim. Ve bu beni büyük bir aydınlanmaya ve vicdanımı sorgulamaya sevk etti." Dedi hizmetçi kız. İlk defa üstleriyle bu kadar yoğun sohbet içerisinde olduğu için, bunun başka bir edebsiz hareket olmasından korkarak gözlerini utançla kaçırdı.
"Beni insan olarak göremiyordun çünkü. Herkes gibi." Dedi Madam Flö kaygısızca.
"Hayır... ben..." dedi hizmetçi kız, pişmanlıkla kekeleyerek.
"Seni anlıyorum. Herkesin aynı perspektiften baktığı bir resme farklı bir açıdan bakarsan yadırgarsın. Bu yüzden söylenen hiçbir söz, etten kemiğe bürünen bu kalbimi incitemez. Çünkü ben de kendi perspektifimden hayatımı çiziyorum. Ve burda yalnız olmak seni diğerlerinden farklı yapar."
Kız şaşkınca dinlerken Madam Flö devam etti:
"Bak, yine her zamanki aynı sıfat. Seni anladığımı düşünüyordun, değil mi?" dedi Madam Flö, yakınarak.
"Öyle görünüyor efendim... Bağışlayın, lakin beni nasıl çözümlediyseniz aynısını size vermediğim için kendimi bir miktar mahçup hissediyorum." Dedi kız dürüstçe.
"İşte bütün mesele bu." Dedi Madam Flö, gülümseyerek. "Herkesi anlamak yorucudur ama kimsenin seni anlamaması daha da yorucudur. Benim eksiğim bu hastalık değil. Eksik bir parçam varsa, anlaşılmayan kısmımdır. Herkesi anlayabilirim, çünkü en beterini yaşadım. Ama kimse beni anlamayı denemedi. Oysa tek istediğim, anladığım kadar anlaşılmak... Çünkü insan anlaşıldığında geride bir hatıra bırakır. Bir gün bu dünyadan ebediyete doğru hayatıma göçersem, kendime ait bir şey bırakmak için bir anlam ifade etmeliyim. Bunun için de anlaşılmalıyım." Dedi Madam Flö, buruk bir tebessümle.
Hizmetçi kız bu sıradışı olay karşısında hem şaşırdı hem de kadının kıyameti getirecek kadar kendine özgün asalet ve zekânın yanı sıra deliliğin mantığı yok edip hedef şaşırtan özü bir hayli insan beyninin uyarıcı nöronlarını şaşırta biliyordu.
Madam Flö ardı gelmeyen bu uzun vadeli sessizliğe bir son vermek adına konuştu:
"Genç bayan, mutfakta sizi bekleyen işleriniz yokmu?"
Aslında yalnız kalmak istediğini dilin düşünceleri açık etmeden dolaylı kelimelere söylemişti. Kelimelerin insan ruhu üzerinde etkisini bilen her insan gibi. Bazen Flö düşünmeden de edemiyordu: Kelimelerin bütün çıplaklığıylla dudaklardan dökülmesi acaba bu soyut ruh üzerindeki can sıkıcı baskıyı azaltırmıydı?
Kelimeleri bir yay misali düşünün. Kelimeleri yakıt haline getiren kontrolsüz hislerimiz ise birer keskin ok. Acımasız ve öngörülemez... Kontrol dışı atılan bir ok, hedefe varamadan sadece havayı delip geçe bilir. Ama bazen oklar hedefe ulaşır. Ve o hedef bir zaferden çok yenilginin alametidir. Çünkü insanın en büyük yenilgisi, kalbinin hiss etdiği her acıyı, kelimelerle ele vermesidir. Acınızı kendinize saklayın. Çünkü acıya yine merhamet edicek olan sizlersiniz.
Bölüm etkileşimi
