4. bölüm · Fırtına ve Dikiş
4
Hastanede Tim Baskını"
Eylül, nezaretten çıkalı iki gün olmuş, Rize Devlet Hastanesi’ndeki görevine hırsla başlamıştır. Ancak Rize küçük yerdir, haberi çabuk yayılır: "Nezarete düşen asabi doktor." Tam bir pansumanın ortasındayken, koridorda tanıdık postal sesleri ve bir gürültü kopar.
Lazoğlu Ali: (Koridorda bağırarak) "Doktor hanum! Uy doktor hanum! Bizim uşaği geturduk, acil bakman lazim!"
Eylül, elindeki eldivenleri hırsla çıkarıp koridora fırlar. Karşısında; sedyede yatan, ayağına koca bir saksı düşmüş (veya tatbikatta burkulmuş) Vedat’ı, onu taşıyan Mert ve Ali’yi, en arkada da kollarını göğsünde kavuşturmuş, "benim burada ne işim var" der gibi bakan Aras Binbaşı’yı görür.
Eylül: "Burası pazar yeri mi asker? Ne bu gürültü? Ayrıca acil servis öbür tarafta, neden benim polikliniğime daldınız?"
Mert: "Yenge- yani Doktor Hanım, Binbaşım dedi ki; 'En iyisi hangisiyse ona gidelim, dikişi çapraz atsa da o atsın.' Biz de geldik."
Aras: (Öksürerek Mert'i susturur) "Ben öyle bir şey demedim. Sadece timin personeli sakatlandı ve buradaki en yetkili cerrahın siz olduğu söylendi. Görev bilinciyle geldik."
Eylül: (Aras’a yaklaşır, gözlerinin içine dik dik bakar) "Bak sen... Görev bilinciymiş. İki gün önce 'kurallara uymazsanız ezilirsiniz' diyen biri için fazla nazik bir ziyaret."
Vedat: (Sedyeden acıyla inler) "Doktor hanım, valla Binbaşım kapıda 'Girmesek mi acaba, şimdi bizi çiğ çiğ yer' diye iki tur attı ama ayağım çok kötü, kıyamadı bana."
Aras: (Dişlerinin arasından) "Vedat... Acın azaldı galiba, sesin çok çıkıyor?"
Eylül: (Gülümseyerek sedyeye yaklaşır) "Geç bakalım şöyle Vedat. Bakalım Binbaşınızın 'ezemediği' kurallar senin ayağını kurtaracak mı."
O Sırada Timin "Abla-Enişte" Geyiği
Eylül içeriye Vedat’la girerken, Aras koridordaki banka oturur. Tim ise iki adım ötede fısıldaşmaya başlar.
Lazoğlu Ali: "Ula uşaklar, bakun deyrum size. Bu doktor hanum bizim yengemizdur. Bak, Binbaşum bakmamaya çalişayi ama kulaği içeride."
Mert: "Yalnız fark ettiniz mi, Binbaşı hayatında ilk defa birinden azar yedi ve 'Emredersiniz' demediği halde sustu. Bu aşk değil de nedir?"
Kerem: (Nefes nefese koridora girer) "Lan! Ne yapıyorsunuz burada? Ablamın polikliniğini mi bastınız? Komutanım? Siz niye buradasınız?"
Aras: "Üsteğmen, personelinin ayağına sahip çıkamadığın için buradayız. Ayrıca ablan hastalarıyla çok... 'ilgili' bir doktor."
İçeriden Eylül’ün sesi yükselir: "Vedat! Bağırma! Sadece küçük bir iğne bu. Binbaşın dışarıda, ayıp oluyor!"
Vedat’ın sesi: "Yandım anam! Komutanım kurtarın beni, bu doktor hanım intikam alıyor!"
Lazoğlu: (Kıkırdayarak) "Ey gidi Vedat, şehit olacaksan böyle yiğit bir ablanın elinden ol, gam yemem."
Çıkış Kapışması
On dakika sonra Eylül içeriden çıkar, Aras ayağa kalkar. Aralarındaki elektrik o kadar yüksektir ki, koridordaki floresan lamba cızırtı yapmaya başlar.
Eylül: "Ayağı sarılı, üç gün istirahat. Eğer düzgün bakmazsanız, o ayağı keserim Binbaşı. Sizin o disiplininiz yaraları iyileştirmiyor."
Aras: (Eylül’e bir adım yaklaşır, sesini alçaltır) "Tedavi için teşekkürler Doktor. Ama unutmayın, ben yaralarla yaşamayı bilirim. Asıl tehlikeli olan, iyileştiğini sanıp gardını indirmektir."
Eylül: "Benim yanımda gardınız hep düşecek Binbaşı, buna alışsanız iyi olur."
Aras: (Hafif bir tebessüm, çok sert ama etkileyici) "Göreceğiz. Tim! Toplan! Gidiyoruz."
Tim kapıya yönelirken Lazoğlu Ali, Eylül’e dönüp asker selamı verir:
"Eline sağluk yenge hanum! Yarın yine birini sakatlar getururuz, merak etme!"
Eylül: (Arkalarından bağırır) "Yenge dersen seni o sedyeye bağlarım Ali!"
Aras: (Kendi kendine mırıldanır) "Yenge mi? Sabır..."
