3. bölüm / 3
Fileye Takılan UmutlarBÖLÜM 3
Bölümler 3Şu an: BÖLÜM 3
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 gün sonra.
Nova Koleji Spor Salonu
Salonun kapısından içeri adım attığım anda o tanıdık yüzüme çarptı. Parkenin cilası, ter ve heyecanın karışımı. Bu koku bana her zaman aynı şeyi, savaşı hatırlatıyordu. Bugün sıradan bir maç değildi. Bugün ya kazanacaktık yada herkesin gözünde kaybeden takım olarak kalacaktık. "Hazır mısınız, gençler?" Mahmut hocanın sesi yankılandı soyunma odasında. Hiç birimiz cevap vermedik, gerek yoktu. Biz her zaman hazırdık. Deniz başını duvara yaslamıştı, gözleri kapalıydı. Arda ayakkabısının bağcıklarını tekrar tekrar bağlıyordu. Taner sanki hiçbir şey olmamış gibi sakin duruyordu ama onu tanıyan herkes içinin kaynadığını anlardı. Pamir, Pars,Rüzgar ve diğerleri, hepsi kendi içinde savaşıyordu. Topu elime aldığımda parmaklarımın arasındaki hissi tanıdık ve güven verendi. "Bu bizim maçımız" hafifçe durakladım.Herkes bana bakınca devam ettim."Onlar Anadolu kartalları olabilirler ama biz de Umut'uz. Umutlarımızı koruduğumuz sürece kimse bizi ezemez." Taha hafifçe gülümserken,Uzay beni onaylarcasına başını salladı. Mahmut hoca yaklaşarak elini omzuma koydu, hafifçe sıktı. "Liderlikte böyle bir şey" dedi gururlu bir sesle. Zamanı geldiğinde soyunma odasından çıktık. Salon doluydu. Tribünler tıklım tıklım doluydu,neredeyse bütün okul buradaydı. Ben etrafıma baktım, sonra bizim sınıfın olduğu yere baktım. Helin,Sare,Polen ve Gece her zamanki yerlerinden yan yana oturuyorlardı. Deniz'in bakışları anında Helin'i buldu.Arda zaten her zamanki gibi Sare'ye bakıyordu. Tufan Polen'i görünce sırıttı. Bunların arasında kesin bir şey vardı,yemin edebilirdim. Gözüm bir an Gece'ye takıldı, sesizdi, Taner'e bakmıyordu bile. İkisi hala küstü. İçimde garip bir his oluştu ama hemen kafamı salladım. Şuan bunun zamanı değildi. Bir de istemediğim iki kişi de buradaydı. Ece ve Sinem. Gözleri yine bizim üzerimizdeydi ve o yapmacık gülümsemeleri öyle sinir bozucuydu ki her zaman nazik ve medeni olan Arda bile göz devirdi.
Hakemin düdüğü çaldığı anda içimdeki bütün sesler sustu, sadece topun havaya yükselirken çıkardığı o hafif sürtünme sesi kaldı ve ben o anın içine çekildim. Dizlerimi kırıp sıçradığımda rakip pivotun da aynı anda yükseldiğini gördüm ama zamanlamam kusursuzdu, parmak uçlarımla topa dokunduğum anda yönünü değiştirdim ve top arkamdaki Deniz’in önüne düştü. Maç resmen başlamıştı ve ilk saniyeden itibaren kontrolü almak zorundaydık, çünkü bu maçta geri düşmek demek sadece skor olarak değil, psikolojik olarak da rakibin eline koz vermek demekti. Deniz topu yere sertçe vurup bana doğru yönlendirdiğinde onu karşılayan savunmacının gözlerindeki hırsı gördüm ama bu beni durdurmadı. Topu devraldığım anda sağ elimle ritmi kurup sol omzumu hafifçe öne attım, bir fake ile onu dengesiz yakaladım, ardından hızla sola kırarak ilk adımda geçtim fakat yardım savunması gecikmeden üzerime kapandı. Bu yüzden potaya zorlamak yerine oyunu genişletmeyi seçtim ve topu sağ kanattaki Arda’ya çıkardım. Arda hiç beklemeden köşedeki Taner’i gördü, top hızla el değiştirdi, savunma yerleşmeye çalışırken ben boşluğu hissettim ve tekrar hareketlendim. Taner topu bana geri verdiğinde üçlük çizgisinin hemen gerisindeydim ve savunmacım bir anlık gecikmeyle üzerime gelmeye çalışıyordu, hiç düşünmeden şutu kaldırdım. Top havada süzülürken tribünlerden yükselen uğultu kulaklarımı doldurdu ve fileden geçen o net sesle birlikte ilk sayıyı yazdırdım. Geri koşarken kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama zihnim berraktı, bu sadece başlangıçtı ve daha yapılacak çok şey vardı.Rakip takım topu hızlı bir şekilde oyuna soktu, oyun kurucuları kontrollü bir şekilde hücumu kurarken biz savunmada yerimizi aldık. Perdeye geldiklerinde Deniz bir an takıldı ve rakip oyuncu bu fırsatı kaçırmayarak içeri daldı, potaya doğru yükseldiği anda ben zamanında yardım getirdim, sıçradım ve topu net bir blokla geri gönderdim. Parkede yankılanan o tok ses tribünleri ayağa kaldırırken top Taner’in önüne düştü ve o da hiç beklemeden hızlı hücumu başlattı. Ben sağ kanattan depar atarken o pası zamanında gönderdi, top elime oturduğu anda adımlarımı saymadan potaya yöneldim ve turnikeyi bıraktım. Top çemberden geçerken içimdeki özgüven daha da büyüdü, çünkü oyunun ritmini elimizde tutuyorduk. Rakip bu sefer daha sert oynamaya başladı ve bir pozisyonda Pamir’e gereksiz bir temas yaptılar, hakemin düdüğü çaldı ve faul kararı çıktı. Rakip oyuncunun hakeme itiraz etmesi salonun tansiyonunu yükseltti ama Mahmut hocanın kenardan gelen net sesi hepimizi tekrar oyuna döndürdü, “Konsantrasyonunuzu kaybetmeyin, sadece oyuna odaklanın.” dediğinde başımı hafifçe salladım, çünkü bu anlarda duygulara kapılmak en büyük hataydı.
Pamir serbest atış çizgisine geldiğinde herkes susmuştu, topu elinde sektirip nefesini ayarladı ve iki atışı da temiz bir şekilde sayıya çevirdi. Geri dönerken kimse bağırmıyordu ama herkesin gözlerinde aynı kararlılık vardı, bu maçı bırakmayacaktık. Savunmada daha sertleştik, pas aralarını kapattık, rakibi hataya zorladık ve sonunda beklediğimiz fırsat geldi. Rakip oyun kurucunun pas açısını okudum ve bir anda araya girerek topu çaldım, önüm tamamen açıktı, tribünler ayağa kalkmıştı ve ben potaya doğru ilerlerken adımlarımın sesi bile duyulmuyordu. Sıçradım ve topu sert bir smaçla potadan geçirdim, o an salon adeta yıkıldı, kulaklarım uğuldayacak kadar gürültü vardı ama içimdeki his çok netti, bu sahada kontrol bizdeydi ve bunu kimse elimizden alamazdı.Rakip takım mola aldı, kenara çekilirken biz de kendi aramızda toplandık. Mahmut hoca gözlerimizin içine bakarak sakin ama otoriter bir ses tonuyla konuştu, “Ritmi siz belirliyorsunuz, savunmada konuşmaya devam edin ve hücumda sabırlı olun, acele etmeyin ama korkmayın da.” dediğinde hepimiz aynı anda başımızı salladık, çünkü ne yapmamız gerektiğini biliyorduk. Sahaya geri döndüğümüzde rakip tam saha baskıya geçti, topu getirirken üzerimde iki kişi vardı ama panik yapmadım. Doğru açıyı bekledim ve topu çapraz bir pasla Uzay’a aktardım, o da hızla Arda’yı buldu ve presi kırdık. Savunma dengesini kaybettiği anda Arda köşeden üçlüğü gönderdi ve top yine fileyle buluştu. Fark yavaş yavaş açılıyordu ama bu bizi rehavete sürüklememeliydi, aksine daha da disiplinli oynamamız gerekiyordu.Rakip oyuncuların sinirlenmeye başladığını açıkça görebiliyordum, bir pozisyonda hakeme sert bir şekilde itiraz ettiler ve bu da teknik faul almalarına neden oldu. Tribünlerden yükselen alkışlar eşliğinde serbest atış çizgisine yürüdüm, topu elime aldığımda salon bir anda sessizleşti. Nefesimi ayarladım ve atışı gönderdim, top çemberden geçerken fark biraz daha arttı. Ardından hücuma devam ettik, topu sabırla dolaştırdık, doğru anı bekledik ve savunmanın çözülmesini sağladık. Taner pota altında boş kaldığında pası tam zamanında ona bıraktım ve o da kolay bir sayı ile bitirdi. Zaman ilerledikçe oyunun kontrolü tamamen bizim elimizdeydi, rakip her ne kadar geri dönmeye çalışsa da savunmamız buna izin vermiyordu.Son anlara yaklaşırken top yine bendeydi, süre akıyordu ve tribünler ayağa kalkmıştı. Savunmacım karşımdadaydı ama artık onun ne yapacağını okuyabiliyordum, sağa doğru bir fake attım, ardından hızla sola geçtim ve potaya yöneldim. Yardım savunması gelmeden turnikeyi bıraktım, top çemberden sekip içeri düştüğünde düdük çaldı ve çeyrek sona erdi. Kenara doğru yürürken içimde tek bir düşünce vardı, bu maç henüz bitmemişti ama biz oyunun sahibiydik ve bu kontrolü son düdüğe kadar bırakmaya niyetimiz yoktu.
İkinci yarı başlamak üzereyken sahaya tekrar adım attığım o an, sanki bütün salonun enerjisi değişmiş gibi hissediyorum, tribünlerin uğultusu kulaklarımda yankılanıyor ama ben sadece nefesime odaklanıyorum, çünkü biliyorum ki artık hata yapma lüksümüz yok, ilk yarıda yaptığımız eksikleri telafi etmek ve bu maçı almak tamamen bizim elimizde, Mahmut hoca kenardan son kez bağırıyor, “Savunma, savunma, savunma,” Kübra hoca da hemen arkasından, “Topu paylaşın çocuklar,” diye ekliyor, ben başımı sallıyorum ve takıma dönüp, “Bitiriyoruz bu maçı,” dedim, herkesin gözünde aynı kararlılığı görüyorum, Deniz yumruğunu sıkıyor, Arda gülümseyerek başını sallıyor, Taner sessiz ama gözleri keskin, Pamir omzuma hafifçe vurdu “Hadi kaptan,” dedi,ben de derin bir nefes alıdım.Hakemin düdüğü çaldı ve ikinci yarı başladı.Tp Anadolu Kartalları’nda ama biz savunmayı öyle bir kuruyoruz ki daha ilk hücumlarında ne yapacaklarını şaşırıyorlar, ben adamıma yapışıyorum, pas açılarını kapatıyorum, bir anlık boşluk yakalayıp topa hamle yapıyorum ve top elimden sekip Arda’nın önüne düşüyor, “Arda al,” diye bağırdım, o da hiç düşünmeden topu kapıp hızla ileri çıkıyor, ben sol kanattan koşuyordum, Deniz sağdan geliyordu, savunma kararsız kalıyordu, Arda bana bakıp, “Geliyor,” dedi ve topu bana bıraktı,potaya doğru yükseldim, temas var ama bırakmıyorum, topu çemberden geçirdim,hakemin sesi yükseldi,“Sayı, iki sayı geçerli,” diyor, içimden bir şeyler kıpırdıyordu, bu sadece başlangıçdı.Rakip hızlı cevap vermeye çalışıyordu ama biz artık onların ritmini bozmuş durumdaydık,Pamir ribaund alıyor, “Bende,” diye bağırdı. topu bana verdi,ben oyunu yavaşlatıyorum, “Sakin oynuyoruz,” dedim, herkes yerleşiyor, perde geliyor, Taner bana yaklaşırken göz göze geldik ama hiçbir şey söylemedik, aramızdaki o gerginlik hâlâ duruyordu,ama sahada herkes işini yapıyordu, perdeyi kullanıp içeri giriyorum, savunma üzerime kapanıyor, “Deniz boş,” diye bağırdı Arda, topu Deniz’e çıkarıdım, o da hiç beklemeden şutu gönderiyor ve top potadan geçiyor, hakem düdüğü çalıyor, “Sayı, üç sayı,” dedi.Dakikalar ilerledikçe oyun bizim kontrolümüze geçiyor, Anadolu Kartalları sinirlenmeye başlıyor, bir pozisyonda oyuncularından biri sert bir şekilde itiraz ediyor, hakem düdüğü çalıyor, “Teknik faul,” dedi, tribünler bir anda coşuyor, ben serbest atış çizgisine gidiyorum, top elimde, derin bir nefes alıyorum, atışı gönderiyorum ve sayı geliyor, hakem, “Serbest atış başarılı,” dedi,fark yavaş yavaş açılmaya başlıyordu.Bir hücumda hızlı çıkıyoruz, Rüzgar topu sürerken bana baktı,aramizda sessiz bir konuşma geçti,o topu havaya bıraktığında ben yükseldim ve topu potaya indirdim, salon ayağa kalkıyor, hakem düdüğü çalıyor, “Sayı geçerli,” diyor, o an takım olarak tamamen oyunun içindeyiz, herkes birbirine bağlanmış durumda, kimse bireysel oynamıyor, herkes paslaşıyor, konuşuyor, destek oluyor.
Son çeyreğe girerken farkı açmış durumdaydık ama hâlâ dikkatliydik, Mahmut hoca kenardan bağırdı, “Bitmedi,” ben de takıma dönüp, “Bitiriyoruz,” dedim, Anadolu Kartalları son bir hamle yapmaya çalışıyor ama biz savunmada duvar gibiyiz, Uzay ribaund alıyor, Taha topu bana veriyor, ben süreyi eritiyorum, rakip faul yapmak zorunda kalıyor, hakem düdüğü çalıyor, “Faul, iki atış,” diyor, çizgiye gidiyorum, ilk atışı atıyorum, sayı geliyor, ikinciyi de gönderiyorum, o da giriyor.Son dakikalar… Tribünler ayağa kalkmış durumda, herkes bağırıyor, herkes bizimle birlikte oynuyor sanki, top bizde, süre azalıyor, Arda bana bakıp, “Bitti bu iş,” diyor, ben de gülümseyip, “Daha bitmedi,” diyorum, ama içimde biliyorum, kazandık, son düdük çalıyor, hakem yüksek sesle, “Maç bitti,” diyor ve o an her şey duruyor, sonra bir anda patlıyor, biz kazanmışız.Takım arkadaşlarımla birbirimize sarıldık, Pamir bana sarılıyor, “Dedim sana,” dedi, Deniz bağırıyordu,Arda zıplıyordu,Taner bile hafif bir gülümsemeyle başını sallıyor, o an gözüm tribünlere kayıyor, Helin Deniz’e bakıyor, Sare Arda’yı alkışlıyor, Polen Tufan’a gülümsüyor, Gece ise sessizce Taner’e bakıyor ama hiçbir şey söylemiyor, o bakışta bile bir şeyler var ama kimse konuşmuyor.Sahadan çıktığımızda kızlar yanımıza geldiler.Helin Deniz’e, “İyi oynadin”dedi,Sare Arda’ya hafifçe tebrik edercesine başını salladı, Polen Tufan’ın koluna girdi bana dönüp, “Efsaneydiniz,” dedi,ben hafifçe gülümsedim., Gece ise hicbir şey söylemeden uzaklaştı.Taner bir an arkasından baktı ma bir şey demedi.Sonra kutlama başldı, müzik açıldı,herkes gülüyor, dans ediyor, biz bir köşede toplanmıştık. “Bu daha başlangıç,” dediğimde Pamir hafifçe omzuma vurdu“Tabiki bu sadece başlangıç,daha devamı çok var,” dedi.Pars, Taha,Ural ve Uzay kendi halerinde gülüp eğleniyorlardı.O an anlıyorum, bu sadece bir maç değildi, bu bizim hikayemizin bir parçasıydı, birlikte kazandığımız, birlikte güldüğümüz, birlikte yaşadığımız bir anıydı ve ben içimden tek bir şey geçiriyorum, bu daha bitmedi,hiç bitmeyecekti,bu bizim hayatımızın bir parçasıydı. Maç ve kutlama bittikten sonra soyunma odasında üstümüzü değiştirdik. İşimiz bittikten sonra sınıfa geri döndük çünkü maçtan sonra son iki dersimiz Tarihti. Sınıfa gittiğimizde bizim kızlar sınıfa kendi sıralarına oturmuş bir şeyler hakkında konuşuyorlardı ama Gece sınıfta değildi.Onların yanına gidip onlara konuşucaktım ki aniden arkamda cılız bir ses duyana kadar. Arkamı dönüp baktığımda Ece ve Sinem bana,Taner'e,Arda'ya ve Deniz'e doğru geliyorlardı ve bu sefer yanlarında bizim sınıftan olmayan iki kız daha vardı. Sinem yanımıza geldiği anda Deniz'in koluna yapıştı ve o sinir bozucu yüksek sesiyle "Ay, Sevgilim,çok güzel oynadın!" dedi. Deni ona soğukça baktı ve dokunuşundan uzaklaştı, Sinem 'e soğukça "şunu yapmayı kes,Sinem." dedi. Sinem,sanki ne olduğunu anlamamış gibi "ne yapıyormuşum ben?" dedi şaşkınca. "Bana dokunmayı ve sevgilim gibi davranmayı bırak diyorum,Sinem." diye cevapladı Deniz. "Hep o Helin yüzünden bana böyle davranıyorsun,Deniz!Beni sevdiğini biliyorum,bunu inkar edemezsin!" dedi ayağını bir çocuk gib yere vurarak. "Helin hakkında düzgün konuş,Sinem. Ve ayrıca hayır,seni sevmiyorum.bu asla olmadı ve olmayacak." dedi Deniz soğukça. Tam o anda Ece Arda'ya döndü ve "Ne yapıyorsun, Arda?" dedi büyük bir gülümseme ile. Arda ise sadece Ece'ye yan bir bakış vererek " ne yapıyor gibi görünüyorum?" dedi. Ece'nin gülümsemesi hafifçe solarken ben Arda'nın umursamazlığına hafifçe sırıttım. Tam o anda Sare aniden araya girdi."Kızım,siz iki saniye bir erkeğin götünde gezmeden duramıyor musunuz?" dedi Ece'ye ve yanındaki kızlara. " Sen kimsin ya bizimle böyle konuşuyorsun?" dedi Ece'nin yanındaki kısa boylu kız. " Ben kim miyim? Salyangoz gibi yapıştığınız çocukların arkadaşıyım" dedi Sare soğukkanlılıkla."Off, yürüyün gidelim.bunlarla uğramaktan daha önemli işlerim var." Ece ve Sinem yanındaki kızlara birlikte gittikten sonra biz de yerlerimize oturduk. Ders 10 dakika önce başlamıştı ama Rauf hoca hala gelmemişti,biz de telefonlarla oynuyorduk. Taner sıkılıp Hoca'ya bakmak için öğretmenler odasında gitmek için sınıftan çıktı.Taner öğretmen odasında gidiyordu ama aniden Gece'yi gördü. Gece bir köşede durmuş kollarını kavuşturmuştu,Taner'i görür görmez arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı ama Taner onun peşinden bu sefer gitti. Taner Gece'nin hızına yetişip uzandı ve Gece'nin bileğinden tutup onu durdurdu. "Benden kaçmayı bırak,Gece." dedi Taner. " Senden kaçmıyorum. Rauf Hoca'ya bakmaya geldim." diye tersledi Gece ve Taner'in tutuşundan bileğini kurtarıp yine uzaklaşmaya çalıştı ama Taner bu sefer uzaklaşmasına izin vermedi ve ani bir hareketle Gece'yi duvara yasladı. Koridorda sadece onlar vardı, çoğu öğrenci dersteydi. "Ne yapıyorsun sen,Taner?" dedi Gece şaşkınca."Hatamı telafi etmeye çalışıyorum ama benim küçük çilli'm çok inatçı." dedi Taner Gece'ye biraz daha yaklaşarak,bir elini başının yanına duvara yaslarken diğer eli bileğini tutmaya devam etti. "Hatanı telafi etmek için çok geç.O sözlerini geri alamazsın." dedi Gece. " Belki geri alamam ama bu bunu düzeltemeyiceğim anlamına gelmez,çilli." dedi Taner sakince. Gece sadece ona dik dik baktı ve sonra yine ondan uzaklaşmaya çalıştı ama Taner yine izin vermedi aksine daha yakına eğildi, dudakları nerdeyse Gece'nin dudaklarına değiyordu."Taner,yapma." dedi Gece,sesi şimdi biraz daha yumuşaktı. "Neyi yapmayayım,çilli?"dedi Taner alçak bir sesle. " Benimle oynama. İlk başta birsürü şey söylüyorsun,kalbim kırıyorsun.sonra hiç bişi olmamış gibi bunu yapıyorsun." dedi Gece. "O söylediklerimi isterek söylemedim. Sadece bir an sinirle söyledim. Seni Sarp'la görmeye dayanamıyorum." dedi Taner. " Beni Sarp'la görmeye dayanamıyor musun?peki neden,Taner?Bana bir sebep ver." dedi Gece. "Sebebini biliyorsun." dedi Taner. Gece "Evet biliyorum ama senden duymak istiyorum." diye karşılık verdi. "Peki madem duymak istiyorsun söyleyeyim. Seni başka erkeklerle görmeye dayanamıyorum çünkü seni öyle çok seviyorum ki seni benden uzaklaştıran herkesi yok etmek istiyorum." dedk Taner. Gece bir an afalladı. Beklediği bu değildi,bunu sadece saçma bir kıskançlık olduğunu sanıyordu,Taner'in onu sevemesini beklemiyordu yani umuyordu ama Taner'in aynı şeyleri hissettiğini bilmiyordu. Gece sonunda konuştu."Bekle,ne?Sen gerçekten beni mi seviyorsun?". " Evet.Seni seviyorum,çilli." Taner Gece'ye biraz daha yaklaştı dudakları neredeyse birbirine değiyordu ta ki aniden arkadan bir ses gelene kadar. Ses tam olarak müdür yardımcısı Berk Hoca'ya aitti.Taner Gece'den uzaklaştı ama yinede yakında durdu. Berk hoca ikisine de kaşını kaldırıp baktı ve sonra sakince sordu." Ders saatinde koridorda ne yapıyorsunuz, gençler?". "Hocam,biz Rauf Hoca'ya bakıyorduk.Dersimiz ona ama gelmedi galiba." diye cevapladı Taner. "Rauf Hoca'niz izinli. Nöbetçi öğretmen gelmedi mi?". "Yok,hocam. Nöbetçi öğretmen de gelmedi."diye bu sefer Gece cevap verdi. "İyi peki o zaman. Velilerinize mesaj atalım da erken çıkın bugün." "Tamam,hocam." dedi Taner ve Gece. Sonra ikisi de Sınıfa birlikte gitti,konuşmadılar ama gözlerini birbilerinden de alamıyorlardı. Taner ve Gece sınıfa birlikte girince ben anında onlara baktım."Taner,noldu? Neredeymiş Rauf hoca?" diye sordum. "Rauf Hoca izinliymiş. Berk hoca'yla karşılaştık o da izin verdi. Eve gidebilirmişiz."
"Erken çıkıyorsak bizim parka gidelim mi?Takılırız biraz." diye lafa girdi Uzay. "Bence de parka gidelim,otururuz biraz." dedi Ural hemen Uzay'a uyarak. Hiç kimse itiraz etmeyince grupça parka gittik. Sare,Helin,Polen ve Gece de bizimle gelmişlerdi. Parka gittiğimizde yeşillik alana oturduk,yolda gelirken marketten aldığımız atıştırmalıkları yedik. Maç hakkında konuşuyorduk ya ki aniden Taha konuyu lafa girerek değiştirine kadar."Ya ben bişi merak ediyorum. Taner Rauf Hoca'ya bakmaya tek gitti.Geri döndüğünde Gece 'yle birlikte döndü." "Taner ve Gece aynı anda Taha'ya öyle dik dik baktılar ki Taha anında sustu. "Harbi lan,Taha doğru diyor. Hem siz küs değil miydiniz?"diye araya atıldı Pars. " Küs filan değiliz. Sadece birbimize kırgındık,düzeltik."dedi Taner geçiştirirçesine. " İyi peki sen öyle diyorsan." dedi Ural.Pekte inanmış gibi görünmüyordu. Daha fazla onları zorlamadık. Konuyu kapatıp başka şeyler hakkında sohbet ettik. Bir kaç saat sonra neredeyse hava kararmıştı bu yüzünden evlere dağıldık.
Bölüm etkileşimi
