2. bölüm · Fenercinin Son Anısı

2. Bölüm

jAsminnn 554

Metal kapının soğukluğu Elias’ın sırtına işlerken, zihnindeki son mutlu anının—kız kardeşi Clara ile nehir kenarında taş sektirdikleri o güneşli yaz gününün—bir sis bulutu gibi silinmeye başladığını hissetti.Hafızasındaki o sıcak renkler soluyor, yerini gri bir boşluğa bırakıyordu. Göğsündeki sızı katlanılmaz bir hal aldığında, fenerin tepesindeki devasa mercek hırsla dönmeye ve kasabanın üzerine o soğuk mavi ışığı saçmaya devam etti.Elias güçlükle doğruldu. Kapının eşiğinde duran ve göğsünde pirinç çarklar dönen gölge, ona doğru bir adım daha attı."Clara..." diye fısıldadı Elias, sesi titriyordu. "Sen o değilsin."Gölgenin göğsündeki çark tekrar dönmeye başladı. Bu kez çıkan ses, yalnız Clara’nın değil, fenerin yıllar boyunca yuttuğu onlarca insanın fısıltılarının birleşimiydi: “Anılarını vermezsen, ışık söner Elias. Işık sönerse, Unutulmuşlar Koyu'ndakiler karaya çıkar.”Elias cebine uzandı. Yıllardır boynunda taşıdığı, Clara’ya ait olan küçük gümüş madalyonu çıkardı. Madalyonun kapağını açtığında içindeki mini pusulanın ibresi delirmş gibi dönüyordu. Ancak anı fenerin mekanizması tarafından emildikçe, madalyonun üzerindeki gümüş kaplama kararmaya başladı.Eğer tüm anılarını bu fenere besin yaparsa, buraya ne için geldiğini, Clara’yı neden kaybettiğini ve en önemlisi kendisini tamamen unutacaktı."Hayır," dedi Elias ayağa kalkarak. Kumpası masadan alıp gölgeye değil, odanın ortasındaki ana mekanizmaya giden kalın pirinç borulara doğru savurdu.Ağır metal boruya çarptığında çıkan tiz ses, kulede büyük bir yankı uyandırdı. Borudan dışarıya sıcak, buharlaşmış bir mürekkep kokusuyla birlikte mavi bir ışık sızmaya başladı. Fenerin tepesindeki mercek sendeledi, ışık bir anlığına dalgalandı.Eşik de duran gölge ilk kez geriledi. Göğsündeki çarklar düzensiz bir şekilde gıcırdamaya, ritmini kaybetmeye başlamıştı.Elias fırsattan istifade ederek döner merdivenlere doğru atıldı. Amacı yukarı çıkmak, fenerin ana çarkını kilitlemekti. Ancak merdivenleri tırmanırken attığı her adımda, çocukluğuna dair bir parça daha zihninden kayıp gidiyordu: Annesinin yüzü, ilk okuduğu kitabın adı, evlerinin kapı numarası...Son basamağa ulaştığında karşısında devasa merceği ve onun altında çalışan devasa saati gördü. Saat çarklarının arasında, kâğıttan yapılmış binlerce küçük pusula dönüyordu ve her bir pusulanın üzerinde bir isim yazılıydı.Elias, kendi adının yazılı olduğu pusulayı tam mekanizmanın dişlilerine doğru çekilirken gördü. İbre tam onun adını yutmak üzereydi.Tam o sırada, fenerin camları fırtınayla değil, denizden gelen devasa bir gücün baskısıyla çatırdamaya başladı. Aşağıdaki koylardan gelen, insan sesine benzeyen ama çok daha derinden gelen bir kükreme yükseldi. Işık zayıfladığı için Koyu'n karanlığındaki "şeyler" uyanıyordu.Elias iki seçenekle karşı karşıyaydı: Ya adını ve kimliğini fenere kurban edip ışığın yanmasını sağlayacak ve kasabayı koruyacaktı, ya da kendi zihnini kurtarıp feneri patlatacak ve aşağıda bekleyen karanlıkla yüzleşecekti.Parmağını kendi adının yazılı olduğu çarka uzattı...