2. bölüm · Fatih’in gölgesindeki yabancı
Bölüm 2 : DEDEMİN ODASI
Mekselina o sabah alarmı çalmadan uyandı. Pencereden içeri süzülen sabah ışığı odasını aydınlatıyordu. Tam yeniden gözlerini kapatacakken kapısı açıldı.Annesi içeri girdi.
— Mekselina, uyan kızım.
Mekselina doğrulup annesine baktı.
— Ne oldu?
Annesi yatağın kenarına oturdu. Yüzündeki ifade Mekselina’nın içini huzursuz etti.
— Bugün okula gitmiyorsun. İzin aldık.
Mekselina’nın uykusu bir anda dağıldı.
— Neden bir şey mi oldu ?
Annesi kısa bir süre sustu
— Deden biraz rahatsızlanmış. Onu görmeye gidiyoruz.
Mekselina’nın yüzündeki ifade değişti.
— Dedem mi, iyi mi şuan, ne olmuş?
Annesi Mekselina’ya doğru bakarak
— Biliyorsun Mekselina deden iyice yaşlandı ufak hastalıkları bile ağır geçirebiliyor şuanlık durumu iyi. Dün gece tansiyonu çıkınca anneannen hastaneye götürmüş. Şuan iyi olsa bile onun yanında olmalıyız.
Mekselina bir süre hiçbir şey söylemedi.
Dedesi…Onun çocukluğundan beri en sevdiği insanlardan biriydi. Her yazını onun yanında geçirir, saatlerce çalışma odasında oturup anlattığı tarihleri dinlerdi.Ve bütün o hikâyelerin içinde en çok birinin adını duyardı.
Fatih Sultan Mehmed.
Mekselina yatağından hızla kalktı.
— Hemen gidelim.
Hastaneye vardıklarında anneannesi onları koridorda karşıladı.Mekselina’nın gözleri hemen dedesini aradı.
— Dedem nerede?
— İçeride kızım.
Mekselina odaya girdiğinde bir an durdu.Dedesi yatağın üzerinde çok daha yaşlı görünüyordu.Ama onu görünce gözlerini açtı ve belli belirsiz gülümsedi.
— Benim küçük kızım…
Mekselina yanına oturup elini tuttu.
— Ben artık büyüdüm dede.
— Benim için hiç büyümeyeceksin.
Mekselina gülümsemeye çalıştı.Ama gözlerinden yaş süzüldü.Doktorlar durumunun düzeldiğini söyleyince aile eve döndü.
Mekselina’nın gözü koridorun sonunda duran eski kapıya takıldı.
Dedemin çalışma odası.
Kapıyı yavaşça açtı.İçerisi çocukluğundaki gibiydi.Kitaplar, eski haritalar, belgeler…
Ve duvarda, genç yüzüyle…
Fatih Sultan Mehmed.
Mekselina birkaç saniye portrenin karşısında durdu.Sanki portredeki adam Mekselinayı izliyor gibiydi bir portre değilde gerçek biri gibi. Mekselina biraz ürkmüştü bu durumdan kafasını çevirip kitaplıklara göz gezdirmeye başladı.
Derken bir kitap dikkatini çekti.Koyu bordo renkli, eski deri bir kitap.Kapağının tam ortasında, zamanla solmuş bir Osmanlı mührü vardı.Mekselina kitabı eline aldı.Mührün üzerindeki şekillere dikkatle baktı.Tam kapağı açacakken arkasından sert bir ses duyuldu.
— Mekselina!
Donup kaldı.Kapıda dedesi duruyordu.Yorgundu ama bakışları sertti.
— O kitabı yerine bırak.
— Ama dede…
— Hemen.
Mekselina kitabı yavaşça masanın üstüne bıraktı.
— Sadece bakacaktım.
— O kitaba dokunmayacaksın.
— Neden?
Dedesi gözlerini ondan ayırmadan sert sert baktı.
Mekselina ilk kez dedesinin kendisine böyle sert konuştuğunu görüyordu.Kitabı rafların arasındaki yerine bıraktı.Ama odadan çıkarken gözleri son kez bordo kapağa takıldı.Üzerindeki eski mühür, loş ışıkta belli belirsiz görünüyordu.Kapıyı kapattığında merakı daha da büyümüştü.
Dedesi bu kitaba dokundu diye neden bu kadar kızmıştı?
