3. bölüm · Fatiha Tefsiri: Bismillah ile Başlayan Yol
3. Rahmet: Ümit mi, Aldanış mı?
3. “Er-Rahmânir-Rahîm”
(Fatiha Suresi, 1:3)
Bu ayet, Allah Teâlâ’nın kullarına nasıl muamele ettiğini tanıtır. İnsan Rabbini nasıl tanırsa, O’na karşı ümit ve korkusu da o ölçüde şekillenir. Bu yüzden “Rahman” ve “Rahim” isimleri, kulluğun dengesini kuran iki temel isimdir.
“Rahman” ve “Rahim”… Her ikisi de rahmet kökünden gelir. Ancak aynı manayı ifade etmez. İslam âlimleri bu iki isim arasındaki farkı şöyle açıklar:
Rahman; Allah’ın dünyada bütün kullarına yönelik olan genel rahmetidir. Mümin-kâfir ayrımı olmaksızın herkes bu rahmetten nasibini alır. Yaşamak, nefes almak, rızık bulmak, sağlık ve nimetlere ulaşmak… Bunların tamamı Rahman isminin tecellisidir.
Rahim ise daha özel bir rahmeti ifade eder. Bu rahmet, özellikle iman eden kullar içindir ve asıl tecellisi ahirette ortaya çıkar.
“Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”
(Araf Suresi, 7:156)
Bu ayet, rahmetin genişliğini gösterir. Ancak devamında bu rahmetin özellikle iman edenler için yazıldığı bildirilir. Yani rahmet geniştir, fakat hidayetle birleştiğinde kurtuluşa dönüşür.
Cahiliye toplumu Allah’ın rahmetini doğru tanımıyordu. Kimi zaman Allah’tan tamamen ümidini kesiyor, kimi zaman da O’nun rahmetini hafife alıyordu. Ya umutsuzluk ya da gevşeklik… İki uç arasında gidip geliyordu.
Kur’an bu dengeyi kurdu.
Bugün de aynı hata devam etmektedir.
Yanlış örnek:
İnsan “Allah affeder” diyerek günahı hafife alır. Harama girer, ibadeti terk eder; sonra da Allah’ın rahmetine sığınır. Bu, rahmete güvenmek değil; rahmeti istismar etmektir.
Bir diğer yanlış örnek:
İnsan günah işler ve sonra şöyle der: “Ben bittim, Allah beni affetmez.” Bu ise Allah’ın rahmetini daraltmaktır.
Oysa Allah şöyle buyurur:
“Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin…”
(Zümer Suresi, 39:53)
Nitekim Ömer bin Hattab’dan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz(sav) şöyle buyurmuştur:
“Allah, rahmeti yüz parçaya ayırdı. Bir parçasını yeryüzüne indirdi; kulların birbirine merhamet etmesi bundandır. Doksan dokuz parçasını ise kıyamet günü için sakladı.”
(Sahih Muslim, Tevbe 17; Hadis No: 2753 — ayrıca Sahih Bukhari, Edeb 19)
Bu hadis, Allah’ın rahmetinin büyüklüğünü gösterir. Ancak bu rahmet, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Doğru denge şudur:
İnsan günah işlediğinde ümidini kaybetmez, tövbe eder.
Ama günaha güvenmez, onu küçümsemez.
Allah’ın rahmetine sığınır, fakat azabını da unutmaz.
Sahabe döneminden örnek:
Bir sahabe günah işlediğinde kaçmaz, saklanmaz; gelir, itiraf eder ve temizlenmek isterdi. Çünkü Allah’ın rahmetine güvenirdi.
Günümüzden doğru örnek:
Bir mümin hata yaptığında kendini kandırmaz. Günahı normalleştirmez. Tövbe eder ve yönünü düzeltir.
Sonuç olarak bu ayet şunu öğretir:
Allah’ın rahmeti, günaha cesaret vermek için değil…
Tövbeye kapı açmak içindir.
Ama asıl mesele şudur:
İnsan Allah’ın rahmetine gerçekten sığınıyor mu…
Yoksa onu kendine bir mazeret mi yapıyor?
