2. bölüm · Fatiha Tefsiri: Bismillah ile Başlayan Yol
2. Hamd: Hayatı Kime Ait Görüyorsun?
2. “Elhamdülillahi Rabbil âlemin”
(Fatiha Suresi, 1:2)
Bu ayet, kulun Rabbine bakışını inşa eder. İnsan Allah’ı nasıl tanırsa, hayatını da o tanıma göre şekillendirir. Eğer Allah’ı sadece yaratan olarak bilirse, hayatını kendisi yönetmeye kalkar. Fakat Allah’ı “Rab” olarak tanırsa, O’na teslim olur.
“Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.”
Hamd, sadece bir teşekkür değildir. Hamd; övgüdür, kabul ediştir ve teslimiyettir. Kul bu ayeti okurken aslında şunu ilan eder: “Benim hayatımda olan her şey, Rabbimin takdiriyledir. Nimet de O’ndandır, imtihan da O’ndandır.”
Cahiliye toplumu nimeti kendinden bilirdi. Gücüne, malına, soyuna güvenirdi. Başarıyı kendine yazardı. Musibet geldiğinde ise ya başkasını suçlar ya da isyan ederdi. Çünkü hayatın merkezinde Allah yoktu.
Kur’an bu anlayışı kökten değiştirdi ve ölçüyü net koydu:
Hamd yalnızca Allah’a aittir.
“Size verilen her nimet Allah’tandır.”
(Nahl Suresi, 16:53)
Bu ayet, hamdin temelini açıklar. İnsan sahip olduğu hiçbir şeyi kendinden bilmez. Akıl verilmiştir, güç verilmiştir, fırsat verilmiştir. Bunların tamamı Allah’ın lütfudur.
Bugün de aynı hastalık devam etmektedir. İnsan bir başarı elde ettiğinde “Ben yaptım” der. Oysa o başarıya götüren sebepleri yaratan Allah’tır.
Yanlış örnek:
İnsan kazandığında kibirlenir, kaybettiğinde yıkılır. Çünkü her şeyi kendine bağlamıştır.
Doğru örnek:
Mümin kazandığında şükreder, kaybettiğinde sabreder. Çünkü her iki durumda da Rabbini görür.
Suheyb er-Rumi’den rivayet edilmiştir:
Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Müminin durumu ne hoştur! Onun her işi hayırdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Kendisine bir nimet verilirse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelirse sabreder, bu da onun için hayır olur.”
(Sahih Muslim, Zühd 64, Hadis No: 2999)
Bu hadiste, Peygamberimiz (sav) müminin hayatını değerlendirme biçimini öğretiyor.
İnsan hayatında karşılaşılan her durum ya nimet ya da imtihandır; fakat mümin, bu iki durumu da doğru tavırla karşıladığı için her hâlini kazanca çevirir.
Nimetle karşılaştığında onu kendinden bilmez, Allah’tan geldiğini kabul eder ve şükreder; böylece sahip olduğu şeyler onu azdıran bir sebep değil, Allah’a yaklaştıran bir vesile hâline gelir.
Başına bir sıkıntı geldiğinde ise isyan etmez, sabreder, dilini ve kalbini korur; bu da onun günahlarına kefaret olur ve derecesini yükseltir.
Böylece mümin için hayatın hiçbir anı boşa gitmez: iyi görünen şeyler şükürle, zor görünen şeyler sabırla hayra dönüşür. Ancak bu durum, sadece imanını yaşayan ve tavrını Allah’a göre belirleyen kimse için geçerlidir; aksi hâlde nimet insanı azdırabilir, musibet de insanı yoldan çıkarabilir.
Bu yüzden hadis, olaylardan çok insanın verdiği tepkinin belirleyici olduğunu öğretir ve mümine şu şuuru kazandırır:
Eğer doğru duruşu korursan, hayatındaki her şey senin lehine işler.
“Rabbil âlemin…”
Rab; sadece yaratan değildir. Terbiye eden, büyüten, yöneten ve hükmedendir. Âlemler ise yalnızca insanlar değil; görünen ve görünmeyen bütün varlıklardır. Yani insan başıboş değildir. Bir Rabbin yönetimi altındadır.
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
(Yusuf Suresi, 12:40)
Cahiliye insanı Allah’ı inkâr etmiyordu; fakat hayatını O’na teslim etmiyordu. Allah’ı yaratıcı olarak kabul ediyor, fakat hükmünü kabul etmiyordu.
Bugün de bu anlayış devam etmektedir. İnsan Allah’a inanır, dua eder; fakat hayatının kararlarını kendi hevasına göre verir. İbadet eder, fakat ticarette, ahlakta ve ilişkilerde Allah’ın ölçüsünü bırakır. Bu, parçalanmış bir kulluktur.
Oysa bu ayet şunu öğretir:
Allah sadece yaratıcı değil, hayatın tamamının Rabbidir.
İbadet de O’nadır, hüküm de O’nundur, hayat da O’na aittir.
Sonuç olarak bu ayet, insanın dilini değil, bakışını değiştirir.
Mümin her durumda şunu söyler:
“Hamd, yalnızca Allah’a aittir.”
Ama asıl mesele şudur:
İnsan bunu sadece diliyle mi söylüyor…
Yoksa gerçekten hayatında da kabul ediyor mu?
