3. bölüm / 5
Fakat Bengi, Bu Tek Taraflı Bir Sevgi3. Bölüm: Çaba
Bölümler 5Şu an: 3. Bölüm: Çaba
- 1 1. Bölüm: Müşteri1.434 kelime
- 2 2. Bölüm: Yuva1.097 kelime
- 3 3. Bölüm: Çaba2.415 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm: Kaos1.023 kelime
- 5 5. Bölüm: Deneyişler2.207 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
!!! Ana kadın karakteri kızıl yaptım !!!
(Ana kadın karakterin modeli renata fakat istediğiniz herhangi bir yeşil gözlü kızıl saçlı modeli kullanabilirsiniz.)
Çaba her insanda yoktur, bazı insanlar aksine sevilirler, istenirler. Bir çocuğun ailesi evi olmazsa, o çocuğun evi hiçbir yer olamaz; Çünkü yuva, arayıp bulunacak bir şey değildir, yuva seni bulur, senin olur. Sen, yuvanın olursan, yuva senin olmaz.
Sevilmek için çabaladığın herşeyin sonucu 'Yapmasaydın' olacak. İstenmek için çabaladığın herşey birgün kafanıza vurularak parçalanacak. Anlaşılmak isteyeceksiniz, denemeyecekler bile. Umursanmak isteyeceksiniz, umurlarında bile olmayacak. Sevilmek isteyeceksiniz, sizi anneniz bile sevmeyecek. Ve istenmek isteyeceksiniz, sizi eviniz bile istemeyecek.
Sizi, anneniz bile sevmeyecek, evinizden kovacak.
'Çık dışarı' denmiyor diye kovulmadığınızı mı sanıyorsunuz? Ah, ne gülünç; Oysaki bazı vedalar kelimelerle edilmez.
Ve ben her zaman evsiz kaldım.
Ben Bengi Karaca Tunç, bu da benim, beni annemin bile evinde istemediği hayatımdan bir parça.
Ve ben Elisa Tunç ve bu da benim boktan ailemin özeti.
Bengi Karaca Tunç;
Sevgili günlük, sırdaş, belki de tek dostum.
Ailem neden böyle?
Annem, ikizimi, beni istemiyor evinde.
Babam, annemi istemiyor.
Bana benim evimde bile yer yok,
İkizime bizim evimizde yer yok.
Sevilmek istedim, anlaşılmak, istenmek, kabullenilmek istedim.
Olmadı.
11 yaşında annem yüzünden sağ gözüm hasar aldı.
Heterokromimin sebebi annemdi.
Zümrüt yeşili gözlerimin bir tanesi annem yüzünden artık griye çalıyordu.
Artık sol gözüm zümrüt yeşiliyken, sağ gözüm griye çalan yeşildi.
Aptal kadın.
Tanrım, bu kadını yaşatma lütfen.
~Bengi Karaca Tunç
İkisi de birbirlerine baktıklarında gözlerinde nefret oluştu.
İkiside gözlerini birbirlerinden ayırmadan kaşlarını çatıp başlarını hafifçe bana döndürdüklerinde ikisi de aynı anda "Başka zaman söylerim, vazgeçtim." Dediler. Anlamayan gözlerle onlara baktım fakat umrumda olmadıkları için kabul ettim, "Tamam, siz bilirsiniz."
İkisi de gözlerini birbirlerinden ayırdılar ve bana döndüler.
Daha sonra Ali abi konuştu, "Bir şey diyeceğim, gülüm sen iyi değilsin bence."
Cevabımı beklemeden Ela konuştu, "Aşkım, gri gözün kan toplamış." Önce Ali abiye döndüm, "Hayır abi, iyiyim ben." Daha sonra Ela'ya döndüm, "Bir şey olmaz," dedim umursamaz bir tınıyla.
Yuva ayağa kalktı, "Benim işim var, sen müsait olduğun bir zaman Tünel'e gelirsin." Başımı yavaşça aşağı yukarı salladım. Tünel dedikleri şey bizim ekipçe toplanıp plan yaptığımız, konuşmalar yaptığımız, duyuru yaptığımız, aynı zamanda da bazılarımızın kaldığı evdi. İdeal ve büyük bir evdi.
Ardındna Yuva, kafeden çıktı. "Gülüm, sen git istiyorsan biz kapatırız sen şimdi yorulmuşsundur." Kafamla onayladım ve ayağa kalkıp askılıktan çantamı ve ceketimi aldım. Ceketimi üzerime geçirdim ve öantamı taktıktan sonra elimi kaldırdım, "İyi akşamlar." Deyip çıktığımda son gördüğüm Olcay ile Ela'nın konuşmasıydı. Ela'nın yüzünde bok gibi hissediyormuş gibi bir ifade, Olcay'ın ise endişeli bir yüzü vardı.
Eve doğru yürümeye başladığımda arkamdan adım sesleri işittim, kısa süre sonra sonra bir vücut yanımda belirdiğinde onun Olcay olduğunu anlamıştım.
"Ben götüreyim?" Dedi, yalvarır gibi bir tınıyla.
"Yok-" diyeceğim sırada kolları belimden ve bacaklarımın altından geçtiğinde bırakması için bağırdım.
"Bırak lan beni," ayaklarımı salladım.
Kolları sıkılaştı, "Bırakmıyorun lan." Beni geri döndürdü, arabasına doğru yürüyordu.
Sol bacağımı, sağ omzuna attım, diğer bacağımı ise sol omzuna attığımda hoş bir görüntü ortaya çıkmamıştı daha sonra öne doğru yani onun sırtına doğru eğildiğimde beni bırakmasını umuyordum. Öyle de oldu.
Beni indirdiğinde elleri belimdeydi. "Bırakacağını söylemiştim," dedim ağız ucuyla gülümseyerek. "Sanmıyorum," dedikten sonra eğilip, bacaklarımın büküm yerlerine kollarını sardığında ayağa kalktı. Üst gövdem sırtına düşmüştü. "Manyak kadın," güldüğünü hissedebiliyordum. Başımı kaldırmaya çalıştım fakat zorlandığımı farkettiğimde başımı geri sırtına bıraktım. Kısa süre sonra beni çevirip tamamiyle kucağına düşürdü ve arabasının kapısını açıp beni sağ koltuğa oturttu. "Piçsin yemin ediyorum." Derken kaşlarımı çatıp kollarımı birleştirmiştim. "İlk kez küfür ettiğini duyuyorum."
"Güzel, o zaman bunun asla sonu olmayacak." Kafamı cama çevirmiş, yolu izliyordum.
"Evin nerede?"
∰
Hava kararmıştı, yağmur yağıyordu. Arabadan indim. "Sağ ol," dediğimde tam arkamı dönmüştüm ki,
"Teşekkür eder misin?" Dedi.
"Teşekkür etmem,"
"Etmezsin," onayladım.
"Neden etmezsin?" Diye ekledi.
"Gerek duymuyorum."
"Bende sağ olmuyorum."
"Olacaksın." Dedim inatla.
"Olmayacağım."
"Olacaksın." Dediğimde üzerine yürüdüm, kaşlarım çatılıydı inat modum açılmıştı.
O da bana bir adım attı, "Olmayacağım." Bir adım daha attığımda aramızdaki mesafe kapanmış, ayakkabılarımız birbirine değiyordu. "Olacaksın." Dedim inatla. Yüzünü sırıtarak yüzüme eğdiğinde, "Ya olmazsam?" Dedi. "Oldururum." Parmak uçlarıma çıkıp yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
"Bizi mi?" Dediğinde anlamamıştım.
"Ne?"
"Bizi mi, diyorum. Bizi mi oldurursun?" Dediğinde burnunu burnuma değdirdi. Parmak uçlarımdan inip yüzümü uzaklaştırdım.
"Ne alaka?"
"Bilmem," derken elleri nazikçe çenemi tuttu. "Belki de, bizi olduran kişi ben olurum?" Dediğinde önce gözleri dudaklarıma kaydı sonrasında ise dudakları hızla dudaklarımın üzerine kapandı. Yağmur damlalarının arasından dudaklarının tadını alıyordum. Islak öpüşleri hoşuma gidiyordu ama bir o kadar da huylanıyordum. Gözlerini kapattı. Öperken iç çekiyordu. Gözlerimi kapattım, öpücüğe karşılık verdim. Elleri çenemi bırakıp belime gitti. Belimdeki elleri beni kendisine bastırdı. Sonra ise yavaşça kalçama indiler.
Öpücüklerine karşılık verirken sağ elim yüzüne gitti. Yanağına tutundum. Sanki tutunacak bir yerim yokmuş gibi de, tek çarem onun yanağına, dudaklarına tutunmakmış gibi. Elleri yavaşça kalçamı sıktığında bir ses duydum. Evin içinden geliyordu ve sanırım yine kavga vardı. Ben burda onunla ölesiye sevişmek istiyordum fakat evde kavga varken ne kadar rahat olabilirdim? Kendimi geri çektim. "Yukarıya çıkmam gerek,"
"Sorun değil, görüşürüz." Dediğinde ellerini çekti ve dikleşti. "Görüşürüz." Dedim, gülümsememe karşılık verdi. Hızla koşar adımlarla eve girdim, anahtarımı bulmak için karıştırdım. En sonunda bulduğumda çıkarıp anahtar girişine soktum ve çevirdim. Kapı açıldığında yavaşça ittim ve hızla kapıyı kapatıp anahtarı çantama attım.
Annem ve ikizimdi. İkizim bağıra çağıra hem ağlıyor hem de anneme karşılık veriyordu. Mutfaktan geliyordu sesler. Hava maalesef ki karanlıktı. Işıkların hepsi açıktı, dörtlü ışıklar ve lamba. Mutfağa doğru yürüdüğümde mutfak kapısının önünde ikizimle annemi gördüm. Annem ikizimin kısa saçlarını tutmuş, sürüklerken, "Siktir git, evimden!" Diye bağırıyordu. İkizim ise "Çıkmıyorum lan!" Diye bağırırken annemin üstündeki tişörtü tutmuş çekiştiriyordu. "Anne!" Çığlık çığlığa ikizimin yanına koştum. İkisini zar zor birbirinden ayırıp annemi iteklerken annem "Senin gibi evlat olmaz olsun, geber inşallah!" Diye bağırıyordu. Onu mutfaktan çıkarıp mutfağın kapısını kapattım. "Ömer," dediğimde gözlerim dolmuştu ve sesim titriyordu, "Ya ben erkeğim anlayabiliyor musun, bir erkeğin saçını yoldu." Ağlıyordu.
Yanına gidip onun gibi yere çöküp oturdum ve yan tarafından ona sarıldım. "Annemi biliyorsun, her zamanli aptallıkları." Dediğimde sesimin titremesini durduramamıştım.
"Ya sanıyor ki, herkes aptal bir kendisi akıllı-" devamını getirdim, "Herkes haksız, bir o haklı." Yüzüm ifadesizleşti ve gözümden bir yaş aktı.
"Ya Bengi, ben hep o beni sevsin diye çabaladım." Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
"Ömer, sence ben çabalamadım mı seni sevsin diye?" Gözümden bir yaş daha düştü.
Devam ettim, "Beni de sevmedi ki," ekledim, "Heterokromi olduğumda yanlışlıkla yapmıştır dedim, kabullenmedim. Gerçekten bir canavar olduğunu yeni kabullenmeye başladım ben Ömer. Saçımdan tutup alnımı masaya çarpmaya çalıştığını düşündüm, gözümü masanın köşesine çarptım, artık bir tarafım griye çalıyor. Benim bir tarafım artık renksizmiş, dedim arkadaşlarıma. Zümrüt yeşili, griye çalan yeşil. İğrenç görünüyorum ben Ömer. Hayatım boyunca bana bir bokmuşum gibi davrandılar, sırf bir gözüm farklı renk diye." Ömer'in gözyaşları arttı. Bir de benim için ağladı. "İğrenç değilsin." Dedi cevap vermedim.
"Bengi," devam etti, "Hani senin bir tane erkek arkadaşın vardı ya,"
"Evet? Ne olmuş ona?"
"Senin gözüne yumruk atmıştı, gri olana." Kafa salladım.
"Sırf bir gözün farklı diye yapmış bütün bunları." İfadem artık yoktu. Hiçbir şekilde bakıyordum. Hiçbir şekilde.
Annem bir anda kapıyı açtı, "Sen artık benim oğlum değilsin, tamam mı?" Diye bağırdı.
Ömer ayağa kalktı, "Sen zaten hiç benim annem olmamıştın ki," bağırdı.
"Sus," diye bağırdı annem fakat Ömer dinlemedi.
"Sen benim evim olamadın, burayı bana yuva yapamadınız!"
"Bak sus," dedi annem.
"Sen bencilisin tekisin, herkes aptal bir sen akıllısın değil mi? Yok ya amına koyayım." Kahkaha attı, "Akıllıymış," bir daha güldü, "Siktir oradan amına koyayım." Gözlerini öfkeyle açtığında anneme bakıyordu
Annem sinirle Ömere yaklaştı ve kafasını tutup tezgahın üstündeki dolaplara çarptığında Ömer sarsıldı. Bunu görünce elime bir bıçak aldım çekmeceden. Anneme doğrulttum.
"Sen, benim ikizime mi dokundun?" Gözüm dönmüştü. Hiç olmadığım kadar öfkelenmiştim. Normalde umursamaz birisiydim.
Ömer kafasını tutup yere inleyerek çöktüğünde Ömer'e göz atıp anneme geri döndüm. Kapıyı kapatmak için kapıya doğru geri geri yürürken elimden bıçak alındı. Babamdı. Elimdeki bıçağı aldığında hızla Ömer'in yanına doğru hıxlı adımlar attım. 2 ay önce en alt çekmeceye sakladığım silah geldi aklıma. Babam her zamanki gibi Ömer'i döverek hastanelik ederse diye önlem almıştım.
Hızla çekmeceyi açtım ve tabancayı elime aldım. Hızla bir anneme bir de babama tutarken aynı zamanda da kızağı çektim. "Hatırlar mısınız bilmem ama ben hiç unutmadım, babam annemle kavga ettiğinde annemin sinirini benden çıkarıp kafamı tutup masaya çarptığında heterokromi geçirdikten sonra, diğer insanların bana bir bokmuşum gibi davranmaları bende büyük öfke yaratmıştı. O gün, o ilk gün, ilk bana bok gibi davrandıkları gün ikinizin de yüzüne bağıra çağıra yemin etmiştim. Hepinizi bir gün öldüreceğim, sixi vuracağım, demiştim. İşte o gün bugün anne ve baba." Önce anneme tuttum ve sonra tetiği çektim daha sonra babama karşı tetiği çektim. İkisini de vurmuştum.
Silahı ceketimin cebine yerleştirdim ve Ömer'in yanına koştum. "Ömer!"
"İyi misin Ömer!" Ağlıyordum.
Çünkü annem Ömer'in kafasını çarptığında hep kanardı, hastanelik olurdu. Bu sefer kanamamıştı. Ama Ömer tepki vermiyordu.
"İyiyim Karaca." Dedi, gözleri beni buldu.
"Emin misin Ömer?" Dediğimde gözlerimden yaşlar aktı.
Ömer'in bilinci kapanıyordu.
"Başardın..." devam etti, "Başardın kardeşim, kurtuldun."
Karnına baktım, kanıyordu. Vurulmuş ya da bıçaklanmıştı. Bu nasıl olmuştu? Yükske ihtimalle ben gelmeden önce olmuştu.
"Ömer, bu nasıl oldu? Ne zaman oldu? Kim yaptı?" Dediğimde Ömer'in gözleri kayıyordu.
"On ya da yirmi dakika önce, annem on yaşında vurulduğum yerime parmaklarını soktu." Ekledi, "Kardeşim, ben başaramayacağım, devam edemeyeceğim, sen benim yerime mutlu ol kardeşim. Ama eğer başarırsam, devam edebilirsem, beraber lunaparka gidelim, eski günlerdeki gibi." Daha şiddetli ağladım. Çığırıyordum.
"Hayır, böyle. Böyle söyleme, başaracaksın. Başaracağız. Beraber başaracağız. Ama söz veriyorum ki kardeşim, o lunaparka gideceğiz, aynı eski günlerdeki gibi. Yemin ederim gideceğiz. Yemin ederim başaracağız kardeşim." Ağlıyordum ve gözyaşlarım durmuyordu. Ellerimi yarasına koydum. "Sakın uyuma,"
Telefonumu cebimden çıkardım ve doğru Olcay'ı aradım,
3. Çalışta açtı.
"Alo, Olcay. Lütfen gel."
"Alo, ne oldu?"
"Yalvarırım gel, çok ihtiyacım var sana, ihtiyacımız var sana."
"Çoğul?"
"Sorgulama, yalvarıyorum gel. Yemin ederim sonrasında sana her şeyi söyleyeceğim." Yüzüne kapattım. Gelirdi. Ona güveniyordum.
∰
15 yada 20 dakika geçmişti. Ömer'in gözlerinin kapandığını yeni farkediyordum. "Siktir..." diye inledim.
Kapı çaldı. Koşar adımlarla kapıya gittim ve hemen dış kapıyı açtım. Olcay'dı. Gözlerim tekrar doldu.
"Ne oldu?" Diyerek içeriye koştu Olcay.
"Mutfak," diyerek onu yönlendirdim. Odalara göz gezdirerek mutfağı buldu ve Ömer'in hâlini görünce donuklaştı. Hızla Ömer'in yanına gitti ve Ömer'in belinden ve bacaklarından kollarını geçirerek kucağına aldı. Koşarak mutfaktan çıktı ve açık olan dış kapıdan dışarıya çıktığında bende arkasından ilerledim. "Kusuda bakma," soluklandı, "Ayakkabılarımla girdim ama sanırım sizde ayakkabılarınızla dolaşıyorsunuz evde." Dedi arabasına doğru koşarken. "Evet, doğru tahmin." Dedim arkasından koşarken. Arabanın arka koltuğuna Ömer'i bıraktığında bende arka koltuğa geçtim o ise sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. 1 dakika sonra araba hareket etmeye başladı.
Arka koltukta Ömer'in başını kucağıma aldım ve saçlarını okşadım. Daha şiddetli ağladım. Gözleri kapalıydı. "Dayan, dayan, dayan, dayan, ne olur dayan, yalvarırım dayan." Çığırmaya başlamıştım, artık durmuyordu gözyaşlarım. "O iyi olacak, sakin ol." Derken Olcay da sakin olamıyordu. Gözlerinin dolduğunu dikiz aynasından görebiliyordum. Yutkundu. Yutkundum. Boğazım düğümleniyordu. Dikiz aynasından bana bakıp gülümsedi fakat bu keyifli bir gülümseme değildi. Bende ona karşılık verdim ama benim de gülümsememde keyif yoktu.
Hastaneye gelmiştik. Arabadan indi ve arka koltuğun kapısını açıp Ömer'i kucağına aldı. Bende arkasından indim. Hastaneye koşar adımlarla ilerledik. İçeriye girdiğimizde Olcay, danışmanla bir şeyler konuştu fakat ben ne konuştuklarını duyamadım. Ellerim saçlarıma gitti ve saç diplerimi tırnakladım. Ellerim titriyordu, sesim konuşsam titrerdi. Bacaklarım titremekten kırılacaktı sanki. "Olcay, bir şeyler yap." Diye inledim. Duyup duymadığını bilmiyordum fakat ben duymuyordum. Olcay koşmaya başladı fakat ben yere düştüm. Etraf dönüyordu. Olcay'ın nereye gittiğini bilmiyordum. Yere sırt üstü uzandım. Gözlerimden yaşlar aktı. Çenem soğuktan titriyordu. Bilincim kapandı.
∰
Gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım. Doğrulmaya çalıştım Olcay, başımdaydı. Arkamdaki yastığı dikleştirdi. Olcay ağzını açmış konuşacaktı ki sordum, "Ömer," devam ettim, "O iyi mi?" Telaşlıydım.
Olcay, "Bilmiyorum, bilmiyoruz, kimse bir şey söylemiyor." Diye yanıt verdi.
"O," ekledi, "senin neyin oluyor?" Gözlerinde kırgınlık vardı biraz.
"Ne?" Diye sordum. "Gerçekten şuan o iyi değil ve sen onun, benim neyim olduğunu mu soruyorsun?" Sinirlerime dokunmuştu. "Hayır, ben sadece merak ettim yani kardeşin falan mı?"
"Bu bilgi neyine yarayacak?" Gözlerim ifadesizleşti. "Sadece sordum," yanıt verdim, "İkizim," rahatlamış gibi oldu. "Teşekkür ederim, yanıt verdiğin için." Kafamı salladım.
Odaya bir hemşire girdi, "Ömer Tunç, neyi oluyorsunuz?"
"İkiziyim," dedim. "Ziyaret için girebilirsiniz." Dedi kafa salladım. Kalkacak oldum, Olcay eliyle durdurdu beni. "Dur," sana sonra yanıma geçti ve sol eli kolumun üst tarafını tuttu, sağ eliyle ise sağ elimi tutum beni yataktan indirdi. Beni yürüterek Ömer'in olduğu odaya götürdü, kendisi kapının girişinde durdu. "Ben birazdan girerim, birden fazla kişinin girmesi yasak." Kafamı salladım ve Ömer'in olduğu odaya girdim. Yatağın yanına oturdum. "Bengi," dedi her zamanki gibi gülümsedi fakat acılı bir gülümsemeydi bu. "Ömer," dedim gülümsemesine karşılık vererek. "Çüklü Hanım, siz de mi hasta oldunuz?" Alaylıydı. "Çüksüz Beyefendi, senin bilincin kapanınca fenalaştım." Alaylıydım.
"Bir daha bayıldığınızı görürsem kendimi asarım Bengi Hanım." Dedi ağlıyormuş gibi yaptı. "Sen şuan ağlıyormuş gibi yapıyorsun ama ben gerçekten ağladım." Numarayı bıraktı ve gözlerini açıp bana ciddiyetle baktı.
"Ama ben senin ağlamana dayanamam ki." Gözlerine acı geldi.
"Bana öyle bakma, saatler öncr sen daha çok acı çektin." Dedim gülümseyerek. Doğrulup bana sarıldı bir çocuk gibi. Bende ona sarıldım, bir anne gibi. "Hâlâ çocuk gibisin," dedim gözyaşlarım arasından gülerek.
"Abartma, 26 yaşındayım nasıl çocuk gibi olabilirim ya." Dedi keyifli bir gülümsemeyle. Yüzünü tutup yanaklarından öptüm. Kapı çaldı, Olcay içeriye girdi. O da benim yanıma oturup Ömer'e gülümsedi. Ardından hemşire girdi ve yanımıza gelip, "Hanımefendi, eşinizi çıkarır mısınız?" Dedi, "Ne eşi?" Dedik aynı anda.
"Lan, evli olduğunu söylememiştin." Dedi Ömer. "Evli değiliz." Dedik Olcay'la beraber.
"Bence de evlenmemelisiniz." Dedi Ömer alayla. Hemşire Olcay'ın kolunu tuttu tam çekiştiriyordu ki, Olcay'a temas ettiği için öfkelenmeye başladım. Kadının, Olcay'ın kolunu tutan elini tuttum, sıktım. "Ona temas etmeni kimse söylemedi sana, kendisi de çıkabilir." Deyip, kadının kolunu Olcay'ın kolundan sertçe uzaklaştırdım. Hemşire hızla çıktı ve Olcay'a da kafamı salladığımda Olcay dışarıya çıktı. "Benim de gitmem gerekiyor, seni seviyorum." Dedim.
"Bende seni seviyorum Çüklü Hanımefendi." Odadan çıkıp kapıyı kapattığımda arkamı döndüğüm an birisi kolunu tuttu. Bu kişi Olcay'dı. Kolumu tutup beni kendine çekti, vücutlarımız temas etti. "Sen, az önce kıskandın mı yoksa ben mi yanlış anladım?" Tek kaşını havaya kaldırdı.
"Alakasını çözebilir miyim Olcay Bey?" Dedim alayla gülümserken. "Ulan utanmasan kadının kolunu götüne sokacaktın." Dedi sırıtarak. "E ne olmuş yani? Hakketmeseymiş o da." Dudaklarımı inatla büzdüm.
"Haklısın," deyip beni hastaneden çıkarıp hastanenin duvarına yasladı. "Hakketti." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Bu kez ben bu anı özel kılacağım." Deyip dudaklarımı dudaklarına çarptım. Karşılık verdiğinde kafamı duvara yaslamıştı. Belimi tutup havaya kaldırdığında bacaklarımı beline doladım. Ellerim saçlarına gitti. Saçlarını çekiştirerek karşılık verdim. Elleri bacaklarımda gezindi. "Çok yanlış bir yerdeyiz şuan." Öpücüklerin arasından konuştum. "Biliyorum," dedi umursamazca. "Ama seni seviyorum," dediğinde tam da 'bende seni' diyecektim ki bir ses geldi, "Bengi, beni nasıl unutursun?" İkinizde dehşetle gözlerimizi açtık, onu öpmeyi bırakıp kafamı geriye çektiğimde sesin geldiği yöne kafamı çevirdiğimde bir çift toprağı anımsatan gözle karşılaştım. Bu oydu.
İmkansız, nasıl olur?
Bölüm etkileşimi
