EYLÜL kitap kapağı

2. bölüm / 2

EYLÜL

2.BÖLÜM:YAKINLAŞMA

Vaveyla Yazarı: Sırmaymışımm 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 2.BÖLÜM:YAKINLAŞMA

Atlas’ın yanında ilk siz varmışsınız.” Dedi karşımdaki uzun boylu kırklarında olan komiser. Başım ile onayladım “Evet ilk ben yanındaydım.” Komiser beni süzdü. “Anlat bakalım neden oradaydın?” Derin bir nefes aldım. “Ben evimde kitap okuyordum. Kitabımı rafa koyduktan sonra ışığı kapatacaktım. Sonra bir el ateş sesi duydum,”

“Ama üç el ateş edildi.” Dedi komiser sözümü keserek. “Sözümü kesmeseniz anlatacağım.” Kafasını salladı. “İlk başta travmamdan dolayı duraksadım. Sonra ard arda iki el ateş sesi duyunca kendime geldim.” Polis not alırken, “Ne travması?” Bıkkınlıkla döndüm. “Orasıda bende kalsın. Şu an burada şüpheli olarak değil görgü tanığı olarak yargılnıyorum. Yani bu kadar özele giremezsiniz.” Komiser tek kaşını kaldırdı “Kendini savunmayı da biliyor. Neyse devam et.” Komiserin gözlerinin içine bakarken devam ettim. “Odamdan çıkıp mutfağın balkonuna gittim çünkü ses oradan geliyordu. Balkona çıktığımda Atlas yerde kanlar içinde yatıyordu.”

“Araba falan görmediniz mi?” Başımı iki yana sallayarak, “Hayır, sadece Atlas’a odaklanmıştım. Zaten sonra merdivenlerden inerek onun yanına gittim.” Elimde ki kanlı hırkamı komisere gösterdim. “Yanına gidip nabzına baktım, yavaştı. Hırkamı alıp en çok kanayan yerine bastırdım. Sonra arkamdan annesi geldi. Ambulans falan geldi, hastaneye gittik sonra siz geldiniz ve sonuç. İfadem bu kadar, başka bir şey sormayacaksanız çıkayım.” Kapı kolunu tuttum ve ve kapıyı açtım. “Son bir şey soracağım.” Kafamı çevirip baktım. “Evet?” Diye sordum. “Atlas ile komşuluk dışında bir bağınız var mı?” Geri önüme döndüm. İçimde bir yerler evet dememi istiyordu. “Hayır.” Kapıdan çıkıp gittim.

Telefonum yanımda değildi. Acaba Yıldız abla çıkmış mıydı? Yıldız ablanın ifadesi alınan odanın önüne gittim.Kapının önünde duran polise, “Merhaba, Yıldız Yıldırım’ın ifadesi bitti mi?” Polis bana baktı. “Neyi oluyorsunuz?” Komşusuyum desem inanır mıydı acaba? “Geliniyim, yani öyle sayılır.” Polis elime baktı, tek kaşını kaldırıp, “Yüzüğünüz nerede?” Sayılır dedim. “Size sayılır dedim. Şu an oğlu benim sözlüm, yani daha nişanlanmadık.” Yıldız abla oğlu için ifade odasında olduğundan beni daha fazla sorgulamadı. Polis beni süzdü. “Hayır, daha bitmedi. Beş dakikaya çıkar.” Başım ile onaylayıp koltuğa oturdum.

Yanımda yaşlı bir teyze oturuyordu. Umarım dedikoducu teyzeler gibi soru sormaz. “Kızım,” Al işte sordu. Kafamı ona çevirdim. “Buyur teyzeciğim.” Merakla sordu. “Sen neden buradasın?” Başımı tekrar önüme çevirdiğimde az önce soru sorduğum polisin şüpheyle bizi dinlediğini gördüm. Yalan söylediğim anlaşılmasın diye, “Görgü tanığı olarak ifade verdim.” Bu sefer kanlı hırkamı gösterip “Bu kanlar kimin?” Göz ucuyla polise baktım, hâlâ bizi dinliyordu. “Benim sözlümün kanı.” Polis hâlâ bakıyordu. “İfadeni verdin neden bekliyorsun?” Diye sordu bu sefer. “Kaynanamı bekliyorum teyzeciğim.” Bu sefer sustu. Benimde ona sormamı bekliyordu. “Sen neden buradasın teyze?” Beklediği için hızlıca, “Ah yavrum ah, benim gelinim olacak meymenetsiz, düğünden sonra altınları alıp kaçtı.” Sağ elinin tersini sol elinin avucuna vurarak gelinine sayıyordu. Bende dinliyormuş gibi yapıp kapıya bakıyordum.

Yıldız abla kapıdan çıkınca ayağa kalkıp yanına gittim. Ağlamaktan gözleri şişmişti. Koluna girip destek oldum. Yaşlı kadının önünden geçerken birden konuştu. “Çok iyi bir gelinin var. Benim ki gibi meymenetsiz değil. Ah, teyze şimdi sırası mı ya. Yıldız teyze anlam veremesede başını aşağı yukarı şekilde yavaşça salladı. Yıldız teyze, “O kadın neden öyle dedi?” Ona döndüm. “Senden bilgi almak için kendimi senin gelinin olarak tanıttım. Kadın sorunca polis bizi dinlediği için aynı şekilde onada yalan söyledim.” Yıldız abla başını salladı.

Asansör ile aşağı kata indik. Taksi çevirdim. “Nereye güzel ablam?” Hastanenin adını söylediğimde camı açıp dışarıya baktım. Atlas’ın vuruluşu hâlâ gözümün önündeydi. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Neden ağlıyordum ki? Ben duygusuz biriyim. Neden böyle oluyor. Her gözyaşı aktığında daha fazla ağlıyordum. Durmuyordu. Camı sonuna kadar açtım. Elimin üzerinde bir el hissettim. Kafamı kaldırıp baktım. Gördüğüm görüntü ile birlikte yüzümde istemsizce bir gülümseme oluştu. Yıldız abla kendi kötü durumunda bile bana destek olmak için elimi sıkıyordu. Bu bana bir türlü hissedemediğim anne sıcaklığını hissettirdi. Annem bana hiç sevgisini göstermezdi. Onun için stres torbası gibi bir şeydim işte. Yaşadıklarımı hiç anneme anlatamazdım çünkü beni hep yargılardı ve gözünde ise hep haksız taraf bendim. Bende Yıldız ablanın elini sıkıca tuttum. Tekrar camdan dışarıya baktım. Bir kaç dakika sonra durduk.

İnip direk Yıldız ablanın inmesi için yardım ettim. Şoför önden seslendi. “Para?” Ah, evden hızlıca çıktığım için cüzdanımı yanıma alamamıştım. “Ben iki dakikada gidip getirsem olur mu?” Diye sordum. “Tabii ki(!) Siz iki dakikaya gidip alın, beni iki saat bekletip gelmeyin. Sonra ücretten yırtın. Bu numaralar bana işlemez!” Şoföre tek kaşımı kaldırıp baktım. Elli yaşlarında bir adamdı. Yüzünde aptal bir sırıtış oldu. "Bu gece benimle gelerek borcunu ödersin.” Dedi göz kırparak. Ben şok içindeyken bir adam bizi duyup gelmişti. Parayı ödedi. Ben şoktan çıktığım an her şeyi unutup şoförün yanına cilveli bir şekilde yürüdüm. O ise hâlâ sırıtıyordu. Kapısını açtım. “Tabii neden olmasın,” Derken adamın kafasını tutup direksiyona sertçe vurdum. “Seni adi piç! Oradan bakınca bir fahişe gibi mi gözüküyorum!” Kafasını daha sert vururken, karşılık veremesin diye arkasıdan elini ters çevirip tutuyordum.

“Yaşından başından utan be! Senin soyunu sopunu, gelmişini geçmişini, yedi sülaleni sikeyim lan piç kurusu!” Adam beni çekene kadar kafasını kanattığımı fark etmemiştim. Verdiği paranın beş katını daha uzattı. “Al şu parayı, eğer şikayetçi olursan yarın mezardasın. Ona göre hareket et.” Şoför kanayan kafasını tutarak söylenerek gitti.

Adama döndüm. “Teşekkür ederim. Gel sana paranı vereyim. Kimseye borçlu kalmayı sevmem.” “Gerek yok. Çok iyi vurdun. Belki bir gün karşılaşırız. Sende bir gün bana yardım ederek borcunu ödersin.” Kafamı salladım. “Pek sanmıyorum ama… Hadi görüşürüz.” Bana el salladığında arkama döndüm. Siktir ya. Yıldız abla benim bu hâlimi gördü. Yüzüne baktığımda onaylarcasına bakıyordu. “İyi hallettin.” Kafamı salladım. “Hadi, gel gidelim.” Kafasıyla onayladıktan sonra asansöre binip yukarı kata çıktık. Yoğun bakımın kapısı açıldığında ikimizde hızlıca yürümeye başladık. “Atlas çocuğumuzun hayati bir tehlikesi yok. İki kurşun boşlukta olduğu için çıkardık. Üçüncü kurşun göğüs kafesinin sol altında. Omuriliği besleyen damarlarının yakınında olduğu için ufak bir hatada felç kalabilir. Bize şuan A RH pozitif kan lazım.

“Benim kanım uyuşuyor, ben verebilirim.” Dedim ve hemşirenin peşinden gittim. “Bir ünite kan alacağız. Dört tüp hızlıca test edilecek. Temiz ise kanı alacağız. Yemek yediniz mi?” Hayır. Hiç bir şey ağzıma atmadım. Başımı salladım. Dört tüp kanımı alıp teste soktular. Sonuç uyumlu çıktıktan sonra lazım olan ünite kanını aldılar. Açlıktan olsa gerek bayılmıştım. Gözümü açtığımda kan şekerim yükselsin diye serum takmışlardı. Eee tabii yemek yemeyip yaklaşık üç litre kan verirsen sonuç bu olacaktı. Serumun bitmesine daha vardı ama Atlas’ın durumunuda merak etmiştim.

Serumu çıkarıp kalktım. Tam o anda Zeynep’i gördüm. Kahve ile yanıma gelmişti. “Atlas nasıl?” Kahveyi bana uzatınca aldım. “İyi ameliyattan çıktı. İstersen götüreyim seni.” “Olur.” Zeynep ile beraber koridorda yürümeye başladık. “Peki uyandı mı?” Diye sordum. “Yeni alındı. Narkoz etkisinde olduğu için şu an uyuyor. Ama bir saate uyanır dedi doktor.” Kafamı salladım. “Erkende uyanabilir.” Zeynep’in tanıdık olan ifadesi yüzüne yerleşti. İfade; sırıtmamak için dudaklarını ısırması, Zeynep’in dilinde “Sizi shipliyorum” demek.

“Neden?”

“Bu çocukta garip bir şeyler hissediyorum.”

“Aşık olmuşsundur.” Diye mırıldandı Zeynep. “Aşk değil bu. Hem şeyde var, anladın sen. Yani şöyle diyeyim, bir saat uyur derlerse o kırk dakika veya daha az bir sürede uyanır. Denilen gibi çıkmaz bence.” Zeynep gözlerini devirdi. “ O şey hakkındaki düşüncelerimi biliyorsun. Dedi vurgulayarak.

Başımı salladım. “Sen neden yemek yemiyorsun? Hem kan veriyorsun hem de yedim diye yalan söylüyorsun. Hemşire senin bayıldığını söyledi. Kemal amcaya Yıldız abla ile kalmasını söyleyip senin yanına geldim. Bundan sonra her öğününü bana fotoğraf atacaksın tamam mı?” Gülümsedim. Zeynep benim manevi annemdi. Hem annem, hem kardeşim, hem de yakın arkadaşımdı.

Başımı salladım. “Bu oda mı?” Diye sordum. “Evet gir.” Kapıyı tıklayıp kapıdan içeri girdim. Etrafa baktım. Zeynep ise arkamdan geldi. Yıldız abla oturmuş Atlas’ın elini tutuyordu. Babam kenarda ki sandalyeye oturmuştu. En son gözlerimi ona çevirdim. Aşağıdan yukarıya doğru süzdüm. Sarı saçları dağılmış, yüzü ise ciddiydi. Hep mi böyleydi acaba? Bende kenara geçtim. Hemşire içeri girdi. “Kurşun küçük damarlara yakındı. Hastanın vücududa güçlü ve sağlıklı. Kemal beyin demesine göre evde tedavi görecek ve bu süreçde 5-6 gün sürebilir, buna tuttuğunuz uzman doktor karar verecek. Ev yarına kadar hazırlanıp güvenliği kontrol edildikten sonra Atlas bey orada tedavi görmeye devam edicek. Bu yüzden bugün hastanede kalıcak. Bugün refakatçisi kim olacak?”

“Eylül.” Başımı Zeynep’e çevirdim. İznim olmadan benim adıma karar vermesi hoş değildi. “Yok yok, ben kalırım.” Diye söze girdi Yıldız abla. “Sen çok yoruldun Yıldız abla, gel eve gidelim. Bu gece bizde kal. Eylül burada Atlas ile kalır. Sen bizde yat dinlen. Yarın beraber çorba yapıp geliriz olur mu?”

“Ama…” Zeynep Yıldız alanın sözünü kesti. “Aması maması yok. Hadi kalk gidelim.” Zeynep Yıldız ablanın kolunu çekiştirirken, “Tamamda kızım, Eylül kalmak istiyor mu ki?” Babama baktım. Tek kaşını kaldırıp olanları izliyordu. “Tabii ki kalırım siz gidin istirahat edin.” Babama tekrar baktım. Gözlerini kapatıp, başını sallayarak onayladı. Babam ile Yıldız abla çıkarken Zeynep, hemşireye benim bilgilerimi veriyordu.

“Eylül Arslan, yaş on sekiz doğum tarihi yirmi üç eylül 2008. Birinci derece yakını arkadaşının kalmasını onaylıyor, Eylül size geriye kalan bilgilerini verir.” Kolundan tuttum. “Ne amaçla yaptığının farkındayım. Burada kadının oğlu yatıyor. Bari kadını bıraksaydın oğlu ile kalsaydı.” Zeynep dilini damağına üç kez vurdu. “İnsan böyle mi teşekkür eder? Neyse sonra teşekkür edersin.” Zeynep çıktıktan sonra hemşireye bilgilerimi verdim. Odadan çıktıktan sonra ikimiz tek kalmıştık.

Camı açıp dışarıyı izledim. Esen rüzgar yüzüme sert bir tokat gibi çarpıyordu. Derin nefes aldıktan sonra o üşümesin diye camı kapattım. Sandalyeyi tamda onun yanına çekip oturdum Kolumu yatağa yaslayıp yanağımı elime yasladım. Dışarıdan onu izliyormuş gibi gözüksede aslında yine o geceyi düşünüyordum. Kaç dakika geçti bilmiyorum. “Sen beni mi izliyorsun?” Gözlerimi ona çevirdim. Gözleri kapalıydı ama hissetmişti. “Pardon dalmışım, yani seni izlemiyorum.”

Gözlerini zorlukla açtı. “Bana biraz su verir misin?” Kalkıp masadaki suyu alıp, kapağını çevirip açtım. Elimi yavaşça ona destek olmak için başına koydum. Kafasını kaldırırken bende yardımcı olarak ona suyu içirdim. “Teşekkür ederim.” Dedi. Benim ise aklıma Beyza Alkoç’ un ‘Karantina’ kitabındaki bir sahne geldi. “Teşekkür mü edersin?” Bana baktı. “İlk defa mı biri sana teşekkür ediyor?” Ah siz cahil erkekler, tam bir faciasınız. “Anlamazsın.”

“Anlat bakalım, bana bakarak ne düşünüyordun?” Bir anlığına durdum. Biraz düşündükten sonra o geceyi anlatmaya karar verdim. “Bak bunu hiç kimseye anlatmadım. Seninde kimseye anlatmanı istemiyorum. Bana söz verir misin?” Başını onaylarca salladı. “Anlatmam.”

“Aslında terasta o oyunu oynarken bu sırrımı anlatmaya hazır değildim. Babamın çağırması bir şanstı. Şimdi hayatımın kötü bir haftasını sana anlatacağım.” Merakla bana bakıyordu. “Bu sene 20 Haziran gesiydi. Londra’ya gidecektim, tek başıma. Sokakta giderken bir anda biri beni bayıltıp bir depoya götürdü. Gözümü açtığımda maskeli bir adam vardı karşımda. Sesini bir cihazla değiştirmişti.” O an aklımda canlandı sanki tekrar yaşıyordum. Atlas kaşları çatık beni dinliyordu. Elini uzatıp gözümden akan yaşı sildi. Ağladığımı hiç fark etmemiştim. “Bana ‘Israr etmiyecektin güzellik, hata yaptın. Sen burda işkence çekerken ben burda zevk alacağım’ dedi ve sonra bir hafta cinsel istismara maruz kaldım. Sonuncu günde ise bu sefer ölene kadar işkence çekitreceğini söyledi. Her gece aklıma geldikçe duş alıp temizlenmeye çalışıyordum. Korkumdan kimseye anlatamadım, tek sana söyledim.”

Atlas kıpkırmızı oldu. Çenesi kasılırken “Bunu sana yapan kişi hakkında hiç bilgi veya iz yok mu?” Başımı iki yana olumsuz şekilde salladım. “Bunu sana yapanı bulup diri diri sikip toprağa gömeceğim. Sana yaptığı gibi yıllarca ona işkence çekitireceğim. Bana onu öldürmem için yalvarcak. Senin istediğin gibi cezasını keseceğim. Adi, piç, orospu.” Göz yaşlarımı silip onun yumruk yapan elini tuttum. Bakışları ellerimize kaydı. Eli hafifçe gevşedi.

“Teşekkür ederim.”

“Şimdi sen anlat.” Dedim. “Neyi?”

“Oyun oynarken baban hakkında araştırma yaptığını söylemiştin. İstersen onu anlat.” Biraz düşündükten sonra anlatmaya başladı. “Annemin deyişi üzerine araştırmaya başladım. Benden üç ay küçük bir kardeşim var, aslında bir yaşta diyebiliriz.” Kaşlarımı çattım. “Nasıl yani?”

“Ben Aralık ayında doğdum, o ise Mart.” Kafamı salladım. “İlk başta bilgiler kardeşime kadar sınırlıydı. Bu sebepten bir yıl okula gitmedim. Hem psikolojimden hemde araştırmadan dolayı.”

5 yıl önce...

“Anne bak sana son kez söylüyorum, bana doğruları anlat.” Annem karşımda ağlamaya başladı. “İ-İki adam tarafından, vurularak götürüldü. O günden sonra bir daha haber alamadım.” Eli ile yüzünü kapatıp ağlamaya devam etti. “Adamlar kim? Neden yapmışlar?” Diye sordum. Annem hüngür hüngür ağladı. Titreyen sesi ile, “Bir kardeşin var Atlas.” Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. “Ne?” Benim bir kardeşim vardı. Kardeşim. Ellerime saçlarıma daldırdım. “Seni aldattı.” Olayı hazmedemiyordum. “Seni aldattı!”

Yumruk yaptığım elimi ısırdım. “Devam et.” Annem burnunu çekti. “Ben sana hamileyken, baban çok içip, sekreteri Sevilay’ı taciz etmiş. Hep ev değişiyorduk. Bu şehir dışına hatta yurt dışına kadar çıktı. Senin doğumuna haftalar kala, Sevilay bir şekilde babana ulaşmış. Hamile olduğunu ve karnının belirginleştiğini demiş. Baban ise çocuğu istemediğini gidip aldırmasını söylemiş. Sevilay eğer kabul etmezse olacaklardan sorumlu olmadığını söylemiş. Baban yine reddetmiş. Sonra sen beş yaşına gelene kadar hayatımız taşınmakla gidiyordu. O güne dek.”

Kaşlarımı çatarak anneme baktım. “Sevilay abilerine söylemiş, babanı vuran kişiler Sevilay’ın abileriydi. Bana verdikleri numara ile Sevilay’dan her şeyi öğrendim.” Şu an aklımda sadece bir soru vardı. “Peki kardeşim?” Annem başını kaldırdı. “Kaza geçirdiğini duydum. Ağır bir kaza. Öldü mü yoksa yaşıyor mu bilmiyorum.” Gözlerimi sıkıca yumup hazmetmeye çalıştım. Önümde ki sandalyeyi itekleyip odama gittim. Annemin dedikleri aklımda yankılanıyordu. Gözlerimin önünde silik anılar belirmeye başladı.

Çiğ köfte… Kapının çalışı… Açılan kapı… Silah… Yutkundum. Bu da neydi. O anı hatırlıyordum. Silik silik. Daha fazla düşünmeye başladım. Vurulma… Etrafa sıçrayan kanlar… Çığlık çığlığa gelen annem… Son hatırladığım şey ile banyoya gidip kusmam bir oldu. Ben öz babamın kanını yutmuştum.

Şimdi...

"Böyle. O adamın bir yerlerde nefes aldığına eminim ama nerede olduğu bir bulsam.” Derken nefesini verdi. Bu hikayede sadece kardeşime üzülüyorum.” Elini sıktım. “Peki onu bulduktan sonra ne yapacaksın?” Diye sordum. “İlk kardeşimi bulmam lazım. Onunla sonuna karar vermek istiyorum.” Dedi. “Seni kimin vurduğunu hatırlıyor musun?” Sustu. Anlatmak istemediği için daha fazla üzerine gitmedim.

“Birbirimizi daha yakından tanıyalım mı?” diye sordum. “Nasıl?” “Kişilik özelliklerimiz işte. Doğum günü, hobi ve fobi gibi.” Atlas kaşlarını kaldırdı. “Liseliler gibi mi?” Gözlerimi devirdim. “Zaten liseliyiz Atlas.” Dedim. “Atlas Karahanlı. 27 Aralık 2006 doğumluyum. O adamın soyadını taşıyorum. Annem kızlık soyadını kullanıyor. Hmm oğlak burcuyum yükselenim terazi. Konsere veya bara gitmeye severim. Korkum yok.” Onu dinledikten sonra bu sefer ben kendimden kısa bir özet geçtim. “Eylül Arslan. 23 Eylül 2008 doğumluyum. Senin tam tersin olarak burcum terazi yükselenim oğlak. Hobim, müzik dinlemek ve kitap okumak. Fobim ise karanlık ve yükseklik.”

Atlas’ın gözleri hırkama takıldı. “O üzerinde ki benim kanım mı?” Başımı salladım. “Nasıl oldu?” Diye sordu. “Odamda kitap okuyordum, kitabı rafa katarken ilk silah sesini duydum. Aklıma yine o gece geldiği için dondum çünkü kaçmaya çalıştığımda beni silahla vurup istismarı ikiye katladı. Her şey zaten beni o anıya sürüklüyor. İki ve üçüncü ateş sesinde mutfaktaki balkondan aşağıya baktığımda sen yerde kanlar içinde yatıyordun. Senin yanına ilk ben geldim. Nabzın yavaştı, hırkamı en çok kanayan bölgeye bastırdım. Sonrası böyle işte."

Beraber baya uzun konuşmuştuk, fakat ben uykum geldiği için uyuyakalmışdım. Birinin beni izlediği hissettim. Atlas’tan başkası olmayacağı bildiğimden, “Bu sefer sen mi beni izliyorsun?” diye sordum. Gözlerimi hafif araladım. Beni izliyorduk. Bir dakika o niye benim yanımda? Siktir! Atlas ile yan yana yatıyorduk ve ellerimiz birleşikti. “Günaydın.”

“Atlas biz niye yan yanayız?”

“Sen uyuya kalmıştın. Belin ağrımasın diye seni kaldırıp buraya getirdim. Kabus görürken elimi tuttun.” Şaşkınlıkla baktım. “Bu yaralı halinle beni nasıl taşıdın?” Diye sordum. “Dikiş patladı ama değerdi.” Kaşlarımı çattım. “Nasıl değdi ya? Tamam beni düşünmüşsün teşekkür ederim ama riskli bir ameliyattan çıktın Atlas, ya daha kötü olsaydı? Ben ne yapardım o zaman?” Atlas cevap veremeden bir ses duyduk. “Baskın basanındır!” Kapı aniden açıldı. Zeynep içeri girdi ve şok bir şekilde baktı. Arkasından Yıldız abla girdi. Utancımdan kızarırken Zeynep fotoğrafımız çekti. “Kızım yap dedikte bu kadarını yap demedik.

“Zeynep!” Doğrularak kalktım. Yıldız abla şok içinde konuştu. “Kızım sen o kadınada kendini Atlas’ın eşi olarak tanıttın. Sizin aranızda bir şey mi var?”

“Hayır.” Dedik ikimiz aynı anda. “Yıldız abla bence var.” Yıldız abla Zeynep’e bakarken “Zeynep biraz daha saçmalarsan seni geberteceğim.” Zeynep ağzına fermuar çekiyormuş gibi yapıp sustu. Yıldız abla elindeki tabak ile geldi. Kenara çekildim. Sandalyeye oturup Atlas’a çorbayı içirmeye başladı. Atlas annesini üzmemek için iki kaşık yedikten sonra “Ben çok aç değilim.” Dedi. Sesi sitemli çıkmıştı. “Yıldız abla hadi gel taburcu işlemlerini yapalım.” Yıldız abla ayaklanırken Zeynep yine amacını gerçekleştirdi. İkisi gidip çıkarken ben Atlas’ın kalkmasına yardımcı oldum.

Ayağa kalktığında kapıya yönelip açacakken kolumdan tutup beni kendisi ile duvarın arasına aldı. “Sen kendini benim eşim olarak mı tanıttın?” Diye sordu. “Hayır, sözlüm olarak.”

“Sanırım sen tanıştığımızdan beri bana karşı bir şeyler hissediyorsun.” Şaşırdım. Aramızdaki mesafe beni aşırı germişti. “Hayır öyle bir şey yok. Sen ameliyatta iken benle Yıldız abla karakoldaydık. Benim ifadem bittince bilgi almak için sordum. Komşusuyum desem bilgi vermezler diye düşündüğümden öyle dedim. Elimde yüzük olmadığı için sorguladılar bende sözlüm daha nişanlamadık dedim. Bir tane yaşlı kadın neden burada olduğumu sorguladı, aynı polis baktığından yalanı sürdürdüm. Onunda gelini altınları falan çalmış Yıldız abla çıkınca beni övdü işte.”

“Olmak ister miydin?” diye sordu. Bir anlığına afalladım. Boyu uzunun olduğundan başımı kaldırıyordum. “Bu ne kadarda saçma bir soru. On sekiz yaşındayım ben, on sekiz. Ne evlenmesi be. Ha? Bide senle mi? Daha neler. Hem sen ne biçim yaralısın ya? Daha dün üç kurşun yiyip ölümden döndün, şimdi bana söylediğim yalandan dolayı ister miydin diye soruyorsun. Ben gidiyorum.” Kolunu çekmesi için ona dik dik baktım. Kolunu çektikten sonra kapıyı açıp çıkarken oda arkamdan yavaş yavaş geliyordu.

“Benden hoşlanıyorsun!” Diye arkamdan geliyordu. Aniden arkama dönüp gelmesini bekledim. Yanıma gelince serçe parmağımı ona uzattım. Yapacağım şeyin ne kadar ergence olduğunu bilsemde yinede yapacaktım. “Var mısın iddiaya?”

“Ne iddiası?” Diye sordu. “Kim kime ilk aşık olacak görelim.” Serçe parmağı ile uzattığım parmağımı tuttu. “Varım.” Elimi çekip hızlıca yürürken, “Ben şimdiden kazandım ama neyse.” Diye arkamdan mırıldandı. “Allah’ım sen bana sabır ver!” Diye bağırdım. “Allah’ım sen ikimizede sabır ver!” Aptal herif.

1 hafta sonra...

Hızlıca merdivenlerden indim. Zeynep‘i bekliyordum. Zeynep geldikten sonra sokakta yürürken ben bir araba yanımızda durdu. Araba camları indirince Atlas’ı gördük. Arabası siyah Lamborghini idi. Böyle arabası olan bir kişinin apartmanda ne işi vardı acaba? Soran gözlerle baktım. “Binin.” Zeynep benden önce davranıp arkaya geçti. Ben oturmayayım diye çantayı yanında ki koltuğa koydu. Nefesimi verirken kapıyı açıp oturdum. “Arabanla mı beni etkileyeceksin?” Yüzünü bana çevirip yakınlaştı. “Seni etkilemek için başka şeyler başvuracağım.” Uzaklaşıp önüne döndü. “Baban rica ettiği için sizi ben götüreceğim.” Kaşlarımı çattım. Başka yollar mı? Allah’ım sen aklıma mugayet ol. “Şoför gibi mi?” Arabanın düğmesine basıp çalıştırdı. “Hayır. Sizin okula kaydolacağım. Aynı okula giden arkadaşlar gibi.” Başımı sallayıp önüme döndüm.

“Neler geçiyor aklımdan, tövbe tövbe. Ne etkilemesi ne başka yolu ya?” Zeynep hâlâ o kısımda takılı kalmıştı. “Boş ver. Ayrıca sende kemerini tak. Çocuk gibi uyarayım mı seni?” Ona sinirle baktım. “Bana bir daha emir verme!” Ona inat kemerimi takmadım. Birinden emir almaktansa can güvenliğimi tehlikeye atarım daha iyi. Arabayı sürdüğü için gözü yoldaydı. Bir bana bir yola bakarken, kemerime uzandı ve gözünü yoldan ayırmadan taktı. “Sana tak dedim değil mi?” Kızgınlıkla bana bakıyordu. Zeynep o kadar sessizdiki sanki arabada değildi. Ona baktığımda videoya çekiyordu. “Zeynep kapatır mısın şunu?” Zeynep videoyu kapattı. Yol sessiz geçti.
Okula vardığımızda Zeynep hızlıca gitti. Atlas, eğilip kulağıma fısıldadı. “Boşuna uğraşma ben kazanacağım.” Alayla ona baktım. Ona yetişmek için ayaklarımı kaldırdım fakat burnuna kadar gelebildim. Gözlerimi dudaklarına çevirdim. Ona yaklaştım fakat o şok olmuş bir şekilde ne yapacağıma bakıyordu. Gittikte yakınlaşınca Atlas gözlerini sıkıca kapattı. İşte bu fırsat o fırsattı. Kulağına doğru fısıldadım. “Hiç öyle gözükmüyor.” Gözlerini açtı. Afalladığı belliydi. Onu öpeceğimi sanmıştı. Yüz ifadesine gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. O hâlâ yerinde beklerken ben sırıtarak gidiyordum.

“Evet çocuklar yeni bir arkadaşınız var. Gel canım bize kendi özetle.” Kafamı sıradan kaldırıp baktım. O buradaydı. “Ben Atlas, 20 yaşındayım. İki yıl özel sebeplerden dolayı okuyamadım.” Hoca kafasını sallayıp, “İstediğin boş yere geçebilirsin.” Atlas bana doğru ilerleyip yanıma oturdu. Ona tek kaşımı kaldırarak baktım. “O kadar boş yer var neden benim yanımdasın?” Bana bakmadan konuştu. “Yaptığın şey tam bir saçmalıktı. Senin yanına oturdum çünkü o farklı yolları sana göstereceğim. Karşılığınıda beklerim tabii.”
İddiayı kazanmak için elimden gelen her şeyi yapacaktım. O da zaten bunu istiyor. “Madem istiyorsun, sana istediğini vereceğim Atlas Karahanlı.” Telefonum titredi. Gizlice mesaja baktım.

M: Yanında ki lavuk kim? Neden yanında oturuyor.
Yerini unutma Eylül...

***

Dersi dinleyip notlar almıştım. Öğle arası olunca Zeynep ile kantine gittik. Tezgaha yaslanmış gazozlarımızı yudumluyorduk. Sandiviçimin kâğıdını çöpe attıktan sonra koridordan gelen seslere kulak verdim. Atlas, okulun en güzel popüler kızı Aleyna birlikte gülerek kantine geliyorlardı. Tek kaşımı kaldırıp onları izlemeye başladım. Dizim ritim tutumuştu.

Zeynep gözlerimi takip ederek baktığım yöne gözlerini çevirdi. Kaşları çatıldı. “Şu erkek meraklısının yanındaki Atlas mı?” Kafamı sallayarak onayladım.

“Bir şey yapmayacak mısın?”

“Hayır. Atlas benim bir şeyim değil.”

“Deliler gibi kıskanıyorsun ama.” Bakışlarımı sertçe Zeynep’e çevirdim. “Yataktaki halinizi gördüm. Hmm kollarda bağlanmış dudaklar ısırlıyor. Dizinde ritim tuttmuş. Bal gibide kıskanıyorsun." Kaşlarımı çattım. “Bilmeden konuşuyorsun. Ve hayır kıskanmıyorum. O benim bir şeyim değil.” Aleyna, Atlas’a yakınlaşıp elini göğsünün üzerine koydu. Atlas rahatsız olarak geri çekilecek iken benim onlara baktığımı görünce elini Aleyna’nın beline koyup Aleyna’nın kulağına bir şeyler fısıldadı.

Zeynep, “Sen yapmıyorsan ben yapacağım çünkü intikamımı almalıyım.” Elindeki gazozdan son yudumunu aldıktan sonra Aleyna’ya doğru ilerledi. Kızın saçından çekip bağırdı. “Benim ilişkimi mahvetmiş olabilirsin ama shiplerimi mahvedemezsin!” Aleyna şok içinde Zeynep’e bakarken bir yandan da saçını kurtarmaya çalışıyordu. “Ne ilişkisi ne shipi ya bırak saçımı!” Zeynep alayla güldü. “Senin yüzünden aldattı ya beni hatırlamıyor musun? Ayrıca ship konusuna gelirsek Eylas canım bilmiyorsun tanıtayım.” Bıkkınca önümdeki klişe sahneyi izliyordum gazozu yudumlarken Zeynep elindeki boş şişeyi Aleyna’nın kafasında kırdı. “Eylül yardım etmeyi düşünüyor musun?” Bana bağıran Atlas’a döndüm. “Bırak, Zeynep ilk defa bu kadar cesaretli intikamını alsın bari.”

“Zeynep yorulmuş olacak ki kızın saçını bırakıp yanıma geldi. “Hırsını aldın mı?” Zeynep kafasını salladı. Sağlıklı bir ilişkisinin olamamasının başka bir sebebi Aleyna’ydı. Bu yüzden ayırmak yerine izlemeyi tercih etmiştim. Ders zili çaldığında Zeynep ile ayrılıp kendi sınıfıma doğru ilerledim. Sıraya oturduğumda Atlas sinirle içeri girip kapıyı kilitledi.

“Ne yaptığını sanıyorsun?” Ona bakmadan, “Ben bir şey yapmadım.” Sinirle yanıma oturdu. “Kızın kafası kanadı revirden geliyorum. Dua et kız sizi şikayet etmedi.” Derin bir nefes aldım. “Yaptıklarından sonra ders çıkarmıştır umarım.” Diye mırıldandım. “Ne yapmış da ders çıkaracak?” Cevap vermedim. “Cevap ver. Bir şey diyorsan cevabınıda vereceksin.” Ya sabır. “Çok bilmek istiyorsan git Aleyna’ya sor. Tabii o sana Zeynep’i nasıl zorbalayıp ilişkilerini mahfettiğini söylemez.” Atlas baktı. “Aleyna yapmaz tamam mı.” İyice sinir olmaya başlamıştım. “Nasıl o kadar eminsin!” Ayağa kalktı. “Eskiden beraber okuyorduk öyle biri değil o.” Dudaklarım ısırdım. Resmen beni yalancılıkla suçluyordu. “Bence sende başka bir şey var. Kıskandın mı?” Bu çok saçma bir düşünceydi. “Sen benim neyimsin ki sen kıskanayım? Hem bence iki sarışın ve mavi gözlü kişiden uyumlu bir çift çıkar. Kızı kaçırma derim.” Kapının dışında gelen sesler ile Atlas kildi açtı. “Çocuğum zil çalmış kapıyı ne kilitliyorsunuz biz sizi beklemek zorunda mıyız?” Diye söylenen hocaya karşı başımızı eğdik. Telefonum tekrar titreyince sinirle baktım.

M: İkiniz kilitli sınıfta napıyordunuz?

Siz:Sadece konuştuk

M: Nasıl bir konuşma banada anlat biraz.

Siz:Bana bak M, saçmalama.

M: M öyle mi Eylül? Şimdi M mi olduk.
Birinden saklaman mı gerek?
Yanındakinden dolayı mı böyle davranıyorsun?
İsmi ne onun?

Siz:Sanane. Seni ne ilgilendirir .

M: Eylül, yapacaklarının sınırı olmayacağını biliyorsun değil mi?

Siz:Atlas, komşumuz.
Babamın ricası ile beni ve Zeynep'i okula bırakıyor

Görüldü.

***

Kapıdan anahtarımı geçirerek içeri girdim. Babam koridorda elinde bir mektup ile oturup ağlıyordu. Baba- mı ilk defa ağlarken görüyordu. “Baba?” Babam kafasını kaldırmadan elini yüzü ile kapattı. Onu ağlarken görmemi istemiyordu. “Baba ne oldu?” Yanına gittiğimde elinde ki zarfı bana uzattı. Kaşlarımı çatarak zarfı açtım.

Sevgili Kemal ve Eylül,
Bunca yıldır size baktım ama bu seferlik artık beni sıktı. Sizin beş kuruşluk hayatınızda yaşamak istemiyorum. Bu yüzden gidiyorum. Eylül, seni hiç sevmedim. Benim için sadece bir hatadan ibaretsin. Size mutluluklar...
Arzu.
Zarfı buruşturup kenara attım. Annemin bana söyledikleri umurumda değildi bununla çoktan yüzleşmiştim. Babamın yanına oturup ona sarıldım. “Geçecek baba, geçecek.” Ne yapacağımı bilmiyordum. Bildiğim iki şey vardı. Birincisi annemin, babamın sevgisini hiç hak etmediği ikincisi ise bundan sonra her şeyin farklı olacağıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

71okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18