3. bölüm / 3
EVREEpisode lll - Gençlik
Bölümler 3Şu an: Episode lll - Gençlik
- 1 Episode I - Giriş162 kelime
- 2 Episode ll - Çocukluk2.397 kelime
- 3 Episode lll - Gençlik1.126 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kayra artık eskisi gibi yoğun duygular yaşamıyordu. Ya da en azından öyle sanıyordu. Olan biten şeyler hâlâ içinde bir yere dokunuyordu ama bunu fark etmiyor, üzerinde durmamayı tercih ediyordu. Taşınacaklarını öğrendiğinde de böyle olmuştu. Babasının mesleği gereği şehir değiştirmeleri gerekiyordu. Kayra bunu çok sorgulamadı. İçinde hafif bir heyecan vardı, bir o kadar da tarif edemediği bir sıkışma. Ama “olur böyle şeyler” deyip geçiyordu.
Arkadaşlarını, su içtiği çeşmeyi, top oynadığı sokakları bırakacaktı. Bunları düşündüğü anlar oluyordu ama zihni hemen başka bir şeye kayıyordu. Gün geldiğinde eşyalar kamyonete yüklendi. Kayra evine ve sokağına son kez baktı. Uzun uzun durmadı. İçinde bir şey kaldığını hissetti ama adını koymadı. Yeni bir hayatın başladığını kendine telkin etti.
Yolculuk bittiğinde lojmana yerleştiler. Aynı kaderi paylaşan insanların yaşadığı bir yer olması, Kayra’ya biraz olsun tanıdık gelmişti. Futbol ve basketbol sahalarının olması da içini rahatlatmıştı. İlk izlenimi fena değildi. “Buraya alışılır,” diye düşündü.
Evdeki yerleştirme telaşından uzaklaşmak için kardeşi Dağra’yla dışarı çıktı. Evin önünde paslaşmaya başladılar. Topun sesi, sanki çevreye bir işaret vermişti. Berkant yanlarına geldi. Tanıştılar, oynamaya devam ettiler. Kayra çok konuşmadı ama yalnız olmadığını hissetmesi hoşuna gitmişti. Akşam annesi yemeğe çağırdı ve ilk gün sessizce bitti.
Günler geçtikçe ev yerleşti, düzen oturdu. Yaz tatili bitmeye yaklaşırken okul düşüncesi yavaş yavaş kafasına girmeye başladı. Lojmanın dışına pek çıkamıyorlardı. Şehrin konumu nedeniyle bunun normal olduğunu biliyordu. Bazen canı sıkılıyordu ama bunu da çok büyütmüyordu. Zaten büyütse bile kimseye söylemeyeceğini biliyordu.
Lojmandaki diğer insanlarla zamanla tanıştı. Arif, Yavuz, Bedirhan… Birlikte futbol oynuyor, kutu oyunlarıyla vakit geçiriyorlardı. Sokakta oynamak kadar keyifli değildi ama Kayra bunu kendine sorun etmedi. Alışmak, artık onun için yeterli bir çözümdü.
Okul başladığında ilk günler sessiz geçti. Okul yakındı, tek başına gidip geliyordu. İlk gün kimseyle konuşmadı. İkinci gün de. Üçüncü gün de. Yabancı hissettiğini fark ediyordu ama bu hisle ne yapacağını bilmediği için üstünde durmuyordu. Zaten geçerdi. Hep geçiyordu.
Beden eğitimi dersinde futbol oynadılar. Kayra’nın topa dokunuşu, oyunun içindeki rahatlığı dikkat çekmişti. Birkaç kişiyle konuşmaya başlaması bu sayede oldu. Baran’la da o derste tanıştı. Zamanla arkadaş oldular. Okul dışında görüşemiyorlardı ama okulda birinin olması Kayra’ya düşündüğünden daha iyi gelmişti. Bunu kendine pek itiraf etmese de.
Kayra’nın en sevdiği ders yine Türkçeydi. Ancak bu okuldaki Türkçe öğretmeniyle pek uyuşamıyordu. Öğretmenin Türkçeyi düzgün konuşamadığını düşünüyordu. Bu şehirde ona garip gelen birçok şey vardı. Kayra bunları içine atıyor, sonra unutmuş gibi yapıyordu.
Şehrin yemekleri iyiydi. Babasının iş yerine gittiği günlerde dönüşler genellikle yemekle bitiyordu. Şehrin manzarası da dikkatini çekiyordu. Antik bir havası vardı. Babasıyla bu gezilere çıkmak hoşuna gidiyordu ama bunu da çok belli etmiyordu.
Günler; okul, lojman ve arada yapılan geziler arasında geçerken Kayra 7. sınıfı bitirdi. Sınav süreci başlamıştı. Bunun önemli bir dönem olduğunun farkındaydı. Ailesinin beklentisini hissediyordu, kendisi de kendinden bir şeyler bekliyordu. Bazen geceleri bunlar aklına geliyordu ama sabah olduğunda yine aynı hâliyle devam ediyordu.
Okuldaki eğitim yeterli değildi. Özel okul konusu evde konuşulmaya başlanmıştı. Kayra bunun gerekli olduğunu biliyordu. Yine okul ve arkadaş değiştirecek olması içini sıkıyordu ama bunu da “olur öyle” diye geçiştiriyordu. Takıyordu aslında. Sadece fark etmiyordu.
Ergenlik çağında olmasının getirdiği boşvermişlik ve asabiyet, Kayra’nın insan ilişkilerine giderek daha fazla yansımaya başlamıştı. Canı hiçbir şey yapmak istemiyor; günlerini çoğu zaman müzik dinleyerek, videolar izleyerek geçiriyordu. Bazen de kendini zorlayıp sınava çalışıyordu. Yaz tatilinin bitmesine bir ay kala köye ziyarete gidilecekti. O köy havası Kayra’ya biraz iyi gelmişti. Oradaki arkadaşlarıyla yapılan mangallar, halı saha maçları, motorla çıkılan geziler… Temiz hava ve en önemlisi, lojmana tıkılıp kalmadan özgürce dolaşabilmek, ona bir nebze olsun nefes aldırmıştı.
Ama dönüş vakti gelmişti. Kayra için köyden ayrılışlar hep biraz buruk olurdu. Anneannesini, dedesini, babaannesini çok severdi. Kışın o sıcak, sobalı köy atmosferini; sobanın üstünde ısıtılan ekmeğin kokusunu… Yazın ise o yollarda yürürken içine çektiği tertemiz havayı. Hepsini özlerdi. Yine de bu ayrılığı defalarca yaşadığı için artık alışmıştı. Alışmak zorundaydı.
Gün geldi çattı ve Kayra yeniden evine döndü. Sınava çok az bir süre kalmıştı ve yeni okuluna hızlıca alışması gerekiyordu. Artık okula yürüyerek gitmeyecekti; okul fazlasıyla uzaktı. Lojmanda o okula giden birçok kişi vardı. Her sabah, oyun oynadıkları kamelyada erkenden toplanır, servisin gelmesini beklerlerdi. Kimi zaman güle oynaya, kimi zaman sessiz, kimi zaman da olaylı bir bekleyiş olurdu. O servis yolculuklarında çalan sabah müziklerinin birçoğu Kayra’nın zihnine kazınmıştı. Ama en çok biri, zihninin bir köşesine yazılmıştı:
“Ben kuşlardan da küçüktümBir gece vaktiydiAşk tuttu elimden benim…”
Bu sözler, bu şarkı, Kayra için bambaşka bir yere sahipti. Kafasında kimseyi canlandırmıyordu; ama bir gün mutlaka sahibini bulacağını hissediyordu.
İlk okul gününde çok yabancılık çekmedi. Önceki okuluna kıyasla burada kendisi gibi birçok insan vardı. Aynı kaderi paylaşan öğrenciler… Sabah okula geliyor, öğlen yemek yiyor, akşam servise binip eve dönüyorlardı. Hayatı yine rutin bir döngüye girmişti. Bazen okuldan sonra etütlere kalıyordu. Sınava hazır olmak istiyordu ama içindeki boşvermişlik, kimi zaman buna izin vermiyordu. Yine de sorumluluklarının farkındaydı; derslerini tamamen aksatmamaya çalışıyordu.
Bu sınavın hayatının önemli bir evresi olduğunu biliyordu. “İyi bir lise, iyi bir üniversite, iyi bir meslek, iyi bir hayat…” Bu düşünceler ona dayatılmıştı ve Kayra da buna ikna olmuştu. Liseyi memleketinde okumayı planlıyordu; bu yüzden alacağı sonuç onun için oldukça önemliydi.
Bu sırada ülkede her gün terör haberleri gelmeye devam ediyordu. Kayra bu haberleri sessizce takip ediyor, babası için endişeleniyordu. Babası evden her çıktığında, eğer işe gitmiyorsa, yanında gitmek için çaktırmadan bir bahane uyduruyordu:“Ben de şunu alacaktım,”“Şunların fiyatına bakacaktım…”
Eğer birlikte çıkamazlarsa, babası eve dönene kadar içi içini yiyordu. Bu tür stresleri sık sık yaşasa da artık bunlarla yaşamaya alışmıştı. Alışmak zorundaydı. Çünkü onun hayatı buydu; böyle olmak zorundaydı.
Yeni okulundan edindiği arkadaşlarıyla dışarıda buluşamadığı için çoğu zaman bilgisayar oyunları oynuyordu. Lojmandaki arkadaşlarıyla vakit geçiriyor, özellikle Türkçe rap piyasasındaki birçok şarkıyı dinleme listesine ekliyordu. Sınav zamanı iyice yaklaşmıştı. Kendini hazır hissediyordu. Sınavdan sonra direkt köye gidecek olmanın verdiği hevesle kendini motive ediyordu.
Sınav günü, babasıyla ve lojmandan bir arkadaşıyla birlikte sınav yerine geldiler. Hava esiyordu. Kayra, hayatında yeni bir evrenin başlayacağının farkındaydı. Rüzgârın yüzüne çarpan serinliğiyle birlikte, o anın önemini hafızasına kazıdı. Sınava girdi. Bazı sorularda zorlansa da genel olarak iyi geçtiğini hissediyordu. Çıkışta arkadaşıyla konuştular; onun da sınavı iyi geçmişti.
Yeni bir evrenin kapısı aralanmıştı. Kayra’nın üzerinden yükün bir kısmı kalkmıştı ama sonuçlar açıklanana kadar tam anlamıyla rahatlayamayacağını biliyordu. Eve geldiğinde annesi nasıl geçtiğini sordu. “Fena değildi,” dedi. Artık köye gideceği günün planlarını yapmaya başlamıştı. Kendisi önce gidecek, ailesi sonradan gelecekti. Bu tatil sürecinde babasının yeni tayin yeri de belli olacaktı.
Kayra artık düzeninin değişmesini istemiyordu. Babasının tayini nereye çıkarsa çıksın, gerekirse ailesinden ayrı yaşayacak, memleketinde okuluna devam edecekti.
Gün geldi çattı. Kayra, ilk kez tek başına otobüs yolculuğu yapmak üzere yola koyuldu. Yolculuk uzundu ama MP3’ü ve kulaklığı vardı. Bu ikiliyle dünyayı gezebileceğini hissediyordu. On sekiz saat süren yolculuğun ardından otobüsten indi. Otogarın yakınında eniştesinin tostçu dükkânı vardı; ilk oraya uğradı. Eniştesi Kayra’nın karnını doyurdu, sohbetler edildi. Ardından anneannesinin ve dedesinin yanına, köye gitme vakti geldi.
O sobayı, o temiz havayı çok özlemişti.Sonunda hasret bitiyordu.
Bölüm etkileşimi
