2. bölüm / 6
Eternal Ascension2. Bölüm: "Yutulan Gücün Bedeli"
Bölümler 6Şu an: 2. Bölüm: "Yutulan Gücün Bedeli"
- 1 1. Bölüm: "Işığın Sonrası"468 kelime
- 2 2. Bölüm: "Yutulan Gücün Bedeli"403 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm: "Sembolün Çağrısı"531 kelime
- 4 4. Bölüm: "Kanlı Ay'ın Gölgesi"619 kelime
- 5 5. Bölüm: "Kırmızı Gözler Ormanı"632 kelime
- 6 6. Bölüm: Kanlı Ay’ın Sırları610 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kael dizlerinin üzerine çökmüş, derin nefesler alıyordu. İçinde hissettiği şey, bir enerji dalgası gibiydi. Damarlarından geçen sıcaklık, sanki vücudunu baştan sona yeniliyordu. Ancak bu güç, sadece bir hediye değildi. Yanında getirdiği ağrı, Kael’in zihninde yankılanan vahşi bir haykırış gibiydi.
“Ne yaptım?” diye mırıldandı Kael, avuçlarını inceleyerek. Az önce bir yaratığı yutmuştu. Daha doğrusu, onun özünü içine çekmişti. Bu gezegen, mantığın sınırlarını zorlayan bir yerdi ve Kael bu yeni yeteneğin tamamen farkında olmadan bir karar vermişti: Bu dünyada hayatta kalabilmek için her şeyi yapacaktı.
Gücün kontrolsüz dalgaları bedeninde çırpınıyor, onu sınırlarına kadar zorluyordu. Vahşi bir yaratığın içgüdüleri ve anıları, zihninin derinliklerinde yankılanıyordu. Gözlerini sımsıkı kapattı ve derin bir nefes aldı. “Bu benim gücüm. Onun beni kontrol etmesine izin vermemeliyim.”
---
Etrafındaki sessizlik, yarım kalan bir fırtına gibiydi. Kael, yerde hareketsiz yatan yaratığın cesedine baktı. Tüyleri diken diken oldu. Bu yaratık, normal bir hayvandan çok uzaktı. Uzun pençeleri, kılıcı andıran dişleri ve derisinin üzerinde parıldayan, mavi damarları vardı.
Kael bir adım geri çekildi. Bunu yapmadan önce, kendisiyle yüzleşmeliydi. İlk kez bir can almıştı ve bu onu derinden sarsıyordu. Ama bu dünyada, hayatta kalmak için bir seçenek yoktu. Kael, dişlerini sıkarak mırıldandı: “Bundan nefret ediyorum… Ama hayatta kalmam gerekiyor.”
Yaratığın cesedini incelemeye başladı. Yutucu yeteneği sadece canlılardan güç almakla sınırlı mıydı? Yoksa başka bir potansiyeli de var mıydı? Ellerini yaratığın üzerine koydu, derin bir nefes aldı ve odaklanmaya çalıştı. Ancak hiçbir şey olmadı. Kael’in kafasında bir fikir oluştu: “Bu yeteneği anlamalıyım.”
---
Kael, yaralı omzunu tutarak ilerledi. Daha fazla yaratık gelebilir ve bu durumda hazırlıklı olması gerekiyordu. Yerde bulduğu bir dal parçasını aldı, ucunu sivriltmeye başladı. Silah sayılmazdı, ama en azından kendini biraz daha güvende hissedebilirdi.
İlerlerken ormanın derinliklerinden garip bir uğultu yükseldi. Kael, sırtından bir ürperti geçerken dikkatle etrafına baktı. Bu dünyada yalnız olmadığını biliyordu, ama daha kötüsü, bu dünya onun düşmanıydı.
“Beni buraya kim gönderdi? Ve neden?” Kael bu soruların cevabını bilmeden hareket ediyordu. Ancak içinde derin bir kararlılık vardı. Bu dünyayı çözmek, hayatta kalmak ve eve dönmek istiyordu.
--
Kael, gökyüzüne baktığında mor bulutların arasından yükselen devasa bir ay gördü. Ancak bu ay, bildiği hiçbir şeye benzemiyordu. Kırmızı, yoğun bir ışık yayıyor, etrafındaki her şeyi karanlıkla boyuyordu. Bir anda, içgüdüsel olarak dizlerinin bağı çözüldü.
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti. Gökyüzünden yayılan bu tuhaf enerji, ormanın derinliklerinden gelen ulumalarla birleşti. Kael’in gözleri bir ağacın gövdesinde parlayan bir sembole takıldı. Bu işaretin ne olduğunu bilmiyordu, ancak hissettiği şey açıktı: burası, bu gezegendeki sırların başlangıcıydı.
--
Bölüm etkileşimi
