1. bölüm · Esirik

Bölüm 1

Gizemli Birisi

Anadolu’nun ücra bir köyünde, gününü koyunlarını otlatarak ve köy kahvehanesinde oturarak gününü geçiren, çoğu zaman köylüler tarafından hor görülen ama bilgili olduğu düşünülen bir filozof yaşardı. Adı Esirik’ti. Köydeki okulun yanan kütüphanesinden kurtardığı kitapları, koyun otlatırken okumaya başladı. Zamanla düşünceleri, konuşmaları bu kitapların anlatımlarına yöneldi. Köylüler, Çobanın fikirlerini delilik olarak gördü ve ona “Esirik” lakabını taktılar. Gün geçtikçe, köy halkı Esirik’i hor gördü ve delirdiğini düşündü.

Bir gün Esirik kahveye girdi.

Esirik: Selamün Aleyküm.
Muhtar: Aleyküm selam… (mırıldanarak) geldi yerli ve milli delimiz. (gülüyor)
Esirik: Deli diyorsun ama askerde erken terhis almak için deli raporu almaya çalışan kimdi, muhtar? Akıllandın mı, deyyus?

Muhtar’ın yüzündeki küçümseyici gülüş yerini öfkeye bıraktı.

Muhtar: En azından senin gibi komutanlardan her gün dayak yemedim.
Esirik: Ama g*t korkusundan ağaca 12 saat selam verdin.

Kahvede bir kahkaha patladı. Muhtar sigarasını yaktı, kaşlarını çatarak.

Muhtar: Hiç olmazsa senin gibi çoban değilim, koskoca muhtarım.
Esirik: Ben en azından koyun çobanıyım, sen insan çobansın.

Muhtar: Bakın hele, şu deliye… Sizlere “hayvan” demek istedi.
Esirik: Çoban değil misin? Ben koyunlarımı yönlendiriyorum. Sen, bu köyde 200 kişi yaşıyor onları yönlendiriyorsun, bense 20 koyunu. Söyle, kim daha çok çoban?

Muhtar: Köylüye hayvan diyor, kendisi de bu köyde yaşıyor… Deli işte, ne beklersin?
Esirik: Bende hayvanım, sende hayvansın.

Muhtar gülerek:

Muhtar: Senin hayvan olduğunu bilirim, ama ben ve köylüm hayvan değiliz.
Esirik: Tamam, sana bir teklifim var.
Muhtar: Neymiş o teklif?
Esirik: Sana sorular soracağım, sonra sen karar vereceksin, hayvan olup olmadığına.
Muhtar: Sor sor, ama benim sana soru sormama gerek yok, sen zaten hayvan olduğunu kabul ettin. (gülerek)

Esirik: Peki, söyle bakalım muhtar… İnsan nedir?

Muhtar bu soruyu duyunca yüzündeki gülümseme yerini düşündürücü bir ifadeye bıraktı.

Muhtar: İnsan, iki ayaklı, iki elli bir canlıdır. Ayaklarıyla yürür, elleriyle ihtiyacını karşılar.

Esirik: Maymunlar da ayakları üstünde yürür, ellerini kullanır. O zaman maymun da insan mı?

Muhtar: Bakın, şu deliye… İnsan da maymun oldu şimdi.

Esirik: İnsana maymun demek yanlış olur. İnsan eşref-i mahlukattır, yaratılanların en şereflisidir. Ama biyolojik olarak hayvandır; hücresi yuvarlaktır, dolaşım, sindirim, boşaltım sistemleri tıpkı hayvanlar gibi çalışır. Ama ruhani açıdan hayvandan yücedir: düşünür, okur, yazar, ibadet eder, sosyaldir, düşene yardım eder, mutluluk gününde güler, hüzünlü gününde ağlar, kısacası duygu sahibidir. Peki ya Muhtar, saydığım bu ruhani özelliklerin hangisi sende var?
Muhtar: Bende sevinince güler üzülünce ağlalarım
Esirik:önemli olan kendi acına ağlamak değil muhtar başkasının acısına ağlamak söyle hadi kendinden başka. Kimin acısına ağladın? kimin mutluluğunda güldün?

Muhtar kızardı, kahvehaneye bir suskunluk çöktü. Herkes muhtara bakıyordu. Muhtar yavaşça başını öne eğdi, uzun uzun düşündü ve kısık bir sesle:

Muhtar: Ben… gidiyorum. Hayırlı akşamlar…

Masadan tesbihi aldı, kapıya yöneldi ve karanlığa doğru yavaş adımlarla yürüdü.