5. bölüm · Esirik
5.bölüm
Muhtar, kafasını ellerinin arasına aldı.
— (Gülerek) Sus be adam, kafamı daha çok karıştırma… — dedi.
Esirik hafifçe gülümsedi:
— Bir şeyler öğrenmek, ders çıkarmak istiyorsan kafan karışacak, Muhtar. Kafandaki yanlışları ayıklamayı bileceksin. Soruma cevap ver bakalım.
Muhtar ağır bir sesle:
— İnsan fanidir… Doğar, yaşar, ölür. Hayatı boyunca kendi çıkarını düşünür; kendisi ve ailesi için yaşar.
Esirik başını sallayarak karşılık verdi:
— İnsan doğar, büyür, yaşar, ölür… ama geride ölümsüz eserler bırakır. İnsan, kendisi için değil insanlık için yaşar. İnsan olmak bunu gerektirir.
Muhtar alaycı bir şekilde gülerek:
— Saçmalama Esirik! Dün bir kitapta okudum, yazar aynı şeyi defalarca yazmış. Her seferinde aynı şekilde anladım.
Esirik kaşlarını kaldırdı:
— Sen kitap mı okursun, Muhtar? Bana talebe gibi… “Kitap okuyor, eşek gibi adam” demiştin ya.
Muhtar sinirlenerek:
— Allahını seversen gevşeme! Nasreddin Hoca gibi geldim geleli, ha bire laf sokuyorsun mübarek.
Esirik tebessümle:
— Tamam, tamam. Söyle bakalım, bu safsatayı hangi kitapta okudun?
Muhtar gururla:
— Friedrich Nietzsche… diye Bi adamdı… Kitap kapağında pis bıyıklı bir adamın resmi vardı.
Esirik hafifçe başını salladı:
— Evet, Nietzsche öyle düşünceleri taşır ama kitapta yazıyor diye doğru olduğu anlamına gelmez, Muhtar.
Muhtar ısrarla:
— Yahu, be! Kitapta yazıyor… yalan olacak hali yok ya.
Esirik ciddi bir sesle:
— Her okuduğun kitapta doğru düşünceler var sanma. Kutsal kitabımız Kur’an dışında her kitap yazarın fikirlerini yansıtır. Her fikir doğru olacak diye bir kural yok.
Muhtar gözlerini devirdi:
— O zaman doğrusunu anlat Esirik… kafamı karıştırma, daha çok gözünü seveyim.
Esirik tebessüm etti:
— Hadi… Sen doydun, hayvancıklar da karnını doyursun. Dağda yarım kalan sohbetimize devam ederiz.
Böylece ikisi beraber bohçayı kulübeye bıraktılar, koyunları bahçeden çıkarıp karşıdaki dağlara doğru yönlendirdiler. Esirik parmağıyla dağın eteğindeki büyük çınar ağacını gösterdi:
— Orada sohbetimize devam edelim.
Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı:
— Nietzsche, kendi tanımıyla toplumda üstinsan yaratmak ister. Üst insan vahşidir, canidir, kendisini düşünür… Yani kısacası bireyseldir. Başarıya giden yolda onun için her şey mübahtır. Engelliler ve beceriksiz insanlar toplumun parazitleridir; Niçe için onlar yok edilmelidir. Sence bunlar ne kadar doğru, Muhtar?
Muhtar düşünerek:
— Bence başarıya giden her yol mübahtır. Ayrıca engelli insanlar topluma bir katkıda bulunmaz.
Esirik hafifçe sordu:
— Peki, Muhtar, senin engelli olmayacağının bir garantisi var mı? Herkes engelli olma adayıdır.
Muhtar başını öne eğdi:
— Ama o kitapta… başarısız insanların toplumdan ayıklanmasıyla başarılı bir toplum oluşacağı yazıyordu.
Esirik sertçe:
— Söylesene, Muhtar… bu ayıklanma ne kadar sürer?
Muhtar tereddütle:
— O da başarılı bireylerin yaşadığı toplum oluşana dek devam eder.
Esirik kaşlarını kaldırdı:
— O toplumda bile diğerlerine nazaran başarısız insanlar olmaz mı?
Muhtar omuz silkti:
— Olursa o da mahvolur… Başarılı olmak bu kadar mı zor?
Esirik gözlerini Muhtar’a dikti:
— Muhtar, bu ayıklanma, koskoca dünyada bir kişi kalana dek devam eder. Sence bu ne kadar mantıklı bir düşünce?
Muhtar şaşkınlıkla:
— Esirik, sorular sordun, sordun… yine kitabın ortasından konuştun… Harbiden esaslı adamsın. O zaman bu ırzı kırık neden böyle yazmış?
Esirik,
“Hayvancağızlar susamıştır, önce suyunu içirelim; sonra onların hakkından da konuşuruz,” dedi.
Çınar ağacının gölgesinden ayrılan Muhtar ile Esirik, ağır adımlarla otlayan koyunların arasına doğru yürümeye başladılar. Sürü, dağların arasından usulca süzülen göle doğru ilerledi. Göle vardıklarında, Esirik eliyle bir kayayı işaret etti:
“Gel Muhtar, şu kayanın gölgesine geçelim. Yarım kalan sohbetimizi orada sürdürelim,” dedi.
