8. bölüm · Enemies to lovers
TEODEN 8. BÖLÜM
Kutay’ın proje haberiyle iyice neşelenen akşam yemeği, tatlıların servis edilmesiyle daha da keyifli bir hâl aldı. Şebnem Teyze (Teoman ve Leyla’nın annesi) kahveleri dağıtırken gülerek bize takıldı.
Şebnem Teyze= Neyse ki çocukların odasında basılma olayını tatlıya bağladık ama valla Teo, annemler duymasın diye ödümüz koptu sanma!
Nuray Teyze (benim annem, gülerek fincanını masaya koydu)= Sorma Şebnem, benim kız bir de utanmadan hâlâ en masum yüz ifadesiyle bakıyor ya, ona bitiyorum!
L= (Kıkırdayarak Aras’a mesaj atarken başını kaldırdı) Valla anne, abimlerin hızı o kadar efsane ki, yakalanmasalardı sabaha kadar odadan çıkmazlardı zaten!
T= (Gözlerini devirip hafifçe gülerek bardağındaki kahveden bir yudum aldı) Leyla, sen kendi sevgiline odaklan bence, bizim ilişkimiz gayet kontrol altında.
D= (Hafifçe dirseğimi Teoman’ın kaburgasına geçirip fısıldadım) Kontrolü pek de sende varmış gibi durmuyor bay gıcık... Her fırsatta beni duvara yaslayan sendin çünkü.
T= (Kulağıma doğru eğilip, sıcak nefesini yanağımda hissedebileceğim kadar yakından fısıldadı) Haklısın deniz kızı... Senin yanındayken bütün kontrollerim iptal oluyor.
Annelerimiz uzaktan bizim bu fısıldaşmalarımızı görüp gülüştü. Kutay’la Ezgi ise kendi aralarında projenin kutlaması için yarın akşam sahilde parti yapmanın planlarını yapmaya başlamıştı bile.
Lise son sınıfın stresi, o günkü basılma skandalı ve bütün bu kahkahalar arasında, hayatımın en güzel dönemini yaşadığımı bir kez daha anladım. Teoman yanımdayken dünyadaki hiçbir şeyin önemi yoktu; ne sınavlar, ne okul, ne de başka bir şey... Sadece o ve ben vardık.
Ertesi akşam Kutay’ın önerdiği gibi sahildeki küçük, sakin kum alanda toplandık. Kutay’ın burslu projesinin kutlaması için ateş yakılmış, arkadan hafif bir müzik çalıyordu.
Ateşin sıcaklığı yüzlerimizi ısıtırken, Leyla ile Aras biraz ötede dalgaların kıyısında yürüyüş yapıyordu. Ezgi elindeki marshmallow’u çubuğa takıp ateşte kızartmaya çalışırken Kutay’ın omzuna yaslanmıştı.
Teoman’la ben ise biraz daha geride, büyük bir kütüğün üzerine oturmuş, dalgaların sesini dinliyorduk. Teoman kolunu omzuma atmış, parmakları saçlarımda geziniyordu.
T= (Denizden esen rüzgar yüzüme vururken kısık sesle sordu) Üşüyor musun deniz kızı?
D= (Başımı onun göğsüne yaslayıp gülümsedim) Hayır... Ateş ve sen varken üşümeme imkan yok bay gıcık.
T= (Saçlarımın arasına derin bir öpücük kondurup gülümsedi) İyi ki o yaz evine girmişiz... İyi ki o gıcık halime katlanmışsın.
D= (Gözlerimi kaldırıp onun o parlayan gözlerine baktım) İlk başta gerçekten çok gıcıktın ama... Şimdi hayatımın en güzel parçasısın.
Teoman yüzümdeki saç tutamını kulağımın arkasına itip dudaklarımı şefkatle ama bir o kadar da tutkuyla öptü. Arka planda dalgaların sesi, uzaktan gelen Leyla ve Kutay’ın kahkahaları ve içimizi ısıtan ateşin çıtırtısı arasında, bu rüya gibi gençlik hikayemiz sonsuza kadar sürecekmiş gibi hissediyorduk.
Sahilde ateşin başında tam huzuru bulduk derken, sahil yolundan gelen gürültülü kahkahalar ve müzik sesiyle keyfimiz bölündü. Kafamızı çevirdiğimizde Selin ve yanındaki o iddialı grubu ellerinde dev kamp çadırları, katlanır sandalyeler ve müzik kutusuyla tam da bizim bulunduğumuz alanın beş metre ötesine kurulmaya başladılar!
Selin çadırının kazığını yere çakarken bizi fark etmiş gibi yapıp o yapmacık şaşırmış yüz ifadesini takındı.
Selin= (Yüksek sesle, saçlarını arkaya atarak) Aaa! Çocuklar siz de mi buradaydınız? Biz de sahilin en nezih yerini bulduk sanıyorduk, meğer lise tayfası dökülmüş buraya!
K= (Elinin körünü göstererek fısıldadı) Geldi yine tipini sevdiğimin kene tayfası... Çadır kurmayı da bilmiyorlar, rüzgar çıksa çadırı tepelerine uçacak haberi yok!
E= (Selin’e ters bir bakış atarak) Nezih yer arıyorsan iki kilometre ötede özel plaj var Selin’cim, yanlış durakta inmişsin!
Selin= (Hafifçe kıkırdayarak doğrudan Teoman’a baktı) Yok ya, burası gayet iyi... Hatta Teoman, çadır kurma konusunda yardımın dokunur mu? Bizim erkekler pek anlamıyor da bu işlerden.
Selin’in bu pişkince laf atması üzerine Teoman’ın gözlerindeki o hınzır ve tehlikeli parıltıyı gördüm. Bizi kışkırtmaya çalışıyordu ama Teoman bu oyunu Selin’in burnundan getirecek şekilde oynamaya karar verdi.
Teoman oturduğumuz kütükte bir milim bile kıpırdamadı. Aksine, kolunu belime daha sıkı sarıp beni tamamen kendi kucağına doğru çekti. Sırtım onun geniş göğsüne yaslandığında, çenesini omzuma koyup dudaklarını tam kulağımın altına, boynuma bastırdı.
T= (Selin’in net bir şekilde duyabileceği bir ses tonuyla, ama gözlerini gözlerimden ayırmadan fısıldadı) Benim ellerim de zihnim de tamamen dolu Selin... Sadece tek bir 'çadırla' ve tek bir deniz kızıyla ilgileniyorum. Bence kendi işinizi kendiniz görün.
Yanaklarım sıcaklıkla dolarken ben de Selin’in moraran yüzüne bakıp nispet yaparcasına elimi Teoman’ın ensesine attım. Parmaklarımı saçlarının arasında gezdirip yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
D= (Gülümseyerek Teoman’ın dudaklarına doğru fısıldadım) Çadır kurmaya hiç niyeti yok gibi bay gıcık... Ama senin bu ilgine bayıldım.
T= (Yüzünde o karşı konulmaz, çapkın gülüşüyle) Senin için az bile deniz kızı... Seyircimiz çokken daha bir tutkulu oluyorum sanırım.
Teoman Selin’in gözleri önünde dudaklarıma sımsıkı yapıştı. Bu seferki öpücük sadece tatlı değil, Selin’e "O benim, uzak dur" mesajı veren son derece ateşli ve nispet dolu bir öpücüktü. Kollarımı boynuna sarıp onu kendime çekerken, Selin’in hırsla ayağını yere vurup arkasını döndüğünü ve arkadaşlarına bağırmaya başladığını duyduk.
K= (Arkadan ıslık çalarak) Yürü be Teo! Görsel şölen sundunuz resmen, kızın havası söndü!
Teoman benden ayrıldığında gözlerinin içi gülüyordu. Yanağıma sıcacık bir öpücük daha kondurup beni göğsüne bastırdı. Selinlerin yan tarafımızdaki öfkeli fısıltıları eşliğinde, gecenin ve birbirimizin tadını çıkarmaya devam ettik.
Selin’in hırstan kudurmuş halde çadırın fermuarını "ÇIRTTT!" diye çekip içeri kaçmasıyla sahildeki zaferimiz tescillenmiş oldu. Kutay arkadan zafer ıslıkları çalıp marshamallow’unu ateşe fırlattı.
K= Oğlum kızın havası öyle bir söndü ki, az daha çadırın direği tepesine geçiyordu!
E= (Gülerek Kutay’ın koluna vurdu) Hak etti ama! Geldiği andan beri Teoman’a yiyecek gibi bakıyordu.
Teoman ise hiç istifini bozmadan çenesini omzuma dayamış, saçlarımı koklamaya devam ediyordu. Selin’in bozguna uğraması umrunda bile değildi; onun bütün odağı bendim.
T= (Kulağıma doğru fısıldayarak) Deniz kızı... Seyircileri gönderdik ama benim aklım hâlâ az önceki o nispet öpücüğünde kaldı.
D= (Gözlerimi devirip başımı ona doğru çevirdim) Bak sen bay gıcık... Seyirci olunca iştahın açılıyor galiba?
T= (Gözlerinin içi parlayarak belimdeki elini sıkılaştırdı) Seyirciyle alakası yok. Sen ne zaman parmaklarını enseme dolasan benim şalterler atıyor, biliyorsun.
Tam o sırada rüzgar şiddetini artırdı. Denizden esen sert poyraz ateşin kıvılcımlarını savururken Selinlerin kurduğu uyduruk çadır büyük bir "ÇAT!" sesiyle çöktü! İçeriden Selin ve arkadaşlarının çığlıkları yükseldi.
L= (Kıkırdayarak) Ayy inanmıyorum! Çadırları tepelerine yıkıldı!
K= (Ayağa kalkıp ellerini beline koydu) Ben ne dedim! Rüzgar çıksa uçarlar dedim! Gitsek de yardım etsek mi acaba?
T= (Kütükten kalkmadan, beni kucağına daha da yerleştirerek) Bırak Kutay, kendileri 'nezih' takılıyorlardı. Hallederler.
Selin çadırın altından sürünerek çıktı, saçları başı kum içinde kalmıştı. Bize doğru öfkeli bir bakış fırlattı ama bu sefer tek kelime bile edemeden eşyalarını toplayıp arabalarına doğru kaçışmaya başladılar. Onların bu perişan haliyle bütün ekip sahili inletecek bir kahkaha attı.
Gece yarısına doğru ateş iyice közlendi. Leyla ile Aras el ele sahilde yürümeye devam ederken, Kutay ile Ezgi de ateşe biraz daha odun attı.
Teoman üzerindeki siyah hırkayı çıkarıp omuzlarıma örttü. Beni ayağa kaldırıp elimden tutarak suyun dalgalarının vurduğu ıslak kumlara doğru yürüttü.
D= Nereye gidiyoruz bay gıcık?
T= (Beni kendine çekip kollarını belime doladı, dalga seslerinin arasında gözlerimin içine baktı) Seyircisiz, sadece ikimizin olduğu bir yere...
Ay ışığı gümüş bir tepsi gibi denize vururken, Teoman bu sefer hiç acele etmeden, tamamen sevgiyle ve tutkuyla dudaklarıma uzandı. Rüzgarın, denizin ve gece yarısının ortasında, lise son sınıfın ilk büyük gecesini onun kollarında tamamladım.
Sahildeki o büyülü gecenin ardından haftalar su gibi aktı geçti. Lise son sınıfın temposu bir anda hepimizin tepesine bindi. Deneme sınavları, rehberlik görüşmeleri ve etütler derken günlerimiz okul ile kütüphane arasında mekik dokuyarak geçiyordu.
Bir salı öğleden sonrası, okul çıkışında bütün ekip kütüphanenin arka tarafındaki büyük çalışma masasına kurulmuştuk. Önümüz test kitaplarıyla doluydu.
K= (Kafasını devasa Fizik kitabının üzerine gömmüş halde inim inim inleyerek) Arkadaşlar... Benim beynim yandı. Akım, direnç, potansiyel fark derken ben kendi potansiyelimi kaybettim!
E= (Kalemle Kutay’ın kafasına yavaşça vurarak) Sızlanma Kutay! Şurada sınava ne kaldı, dayan azıcık!
L= Valla Ezgi haklı ama ben de haritalara bakmaktan kör oldum. Aras, şu coğrafya notlarını biraz bu tarafa kaydırsana...
Ben önümdeki türev fasikülüne boş gözlerle bakıyordum. Bir soruda takılıp kalmış, işin içinden çıkamıyordum. Teoman hemen yanımda oturuyordu. Sandalyesini bana doğru biraz daha yaklaştırdı.
T= (Gözlerini test kitabıma dikip, dirseğini masaya dayadı) Nerede takıldın deniz kızı?
D= (Oflayarak kalemi masaya bıraktım) Şu türev sorusu... İki saattir türevini alıyorum ama şıklarda benim bulduğum sonucun yanından bile geçen bir sayı yok!
T= (Sessizce kıkırdadı, elini elimin üzerine koyup kalemi tutmamı sağladı) Çünkü zincir kuralını unutmuşsun gıcık sevgilim. Bak, şurayı atlıyorsun...
Teoman eğilip kulağımın dibinde sorunun çözümünü adım adım anlatmaya başladı. Sıcak nefesi yanağıma çarptıkça ve kokusu burnuma geldikçe benim odak noktam sorudan tamamen kayıp onun profiline kaydı. Islak gibi duran koyu saçları, dikkatle soruya odaklanmış çatık kaşları...
D= (Kısık bir sesle, sadece onun duyacağı şekilde) Sen böyle dibime girip anlatırsan ben bu soruyu hayatta anlayamam bay gıcık.
T= (Anlatmayı kesip yavaşça başını bana çevirdi, yüzlerimiz arasında sadece birkaç santim vardı) Öyle mi? Zihnini mi dağıtıyorum deniz kızı?
D= (Gözlerimi dudaklarına kaydırıp gülümsedim) Fazlasıyla...
T= (Masanın altından elimi tutup parmaklarını parmaklarıma kenetledi, gözlerinde o muzip ışık yandı) O zaman kütüphaneden sonra kafa dağıtmaya gidiyoruz. İtiraz istemiyorum.
Çalışma seansı bittiğinde masayı toplayıp okuldan çıktık. Bizimkiler "Biz eve geçip dinleneceğiz" diyerek ayrılınca Teoman’la baş başa kaldık. Beni sahile yakın, sakin bir çay bahçesine götürdü. İki demli çay sipariş ettik.
Güneş batarken gökyüzü turuncu ve mor renklere bürünmüştü. Teoman masanın üzerinden elimi tutup beni izlemeye başladı.
T= Çok yoruluyorsun bu aralar... Sınav stresi seni germin istemiyorum.
D= (Tebessüm ederek elimi onun elinin içinde sıktım) Yoruluyorum ama sen yanımdayken her şey daha kolay oluyor Teo. Sayende matematiğe bile katlanabiliyorum.
T= (Gülerek elimi kaldırıp dudaklarına götürdü, sırtına sıcacık bir öpücük kondurdu) Bu sınav bitecek, o üniversiteye birlikte gireceğiz deniz kızı... Ve o iki aylık özgürlük maceramız var ya? Onu bütün hayatımıza yayacağız.
D= Söz mü bay gıcık?
T= (Gözlerimin içine bakarak tutkuyla fısıldadı) Deniz kızı, ben sana verdiğim hiçbir sözden dönmem... Söz.
Akşamın tatlı serinliğinde çaylarımızı içip gelecek hayallerimizden konuştuk. Sınav maratonu ne kadar zor olursa olsun, el ele verdiğimiz sürece hiçbir şeyin bizi deviremeyeceğini bir kez daha hissettik.
Sınava sadece bir ay kalmıştı. Stres tepemize binmiş durumdayken kafa dağıtmak için akşam Teoman’gilde toplandık. Mutfakta kahve demleyip salona geçtik; Test kitapları, denemeler, fosforlu kalemler halının üzerine saçılmıştı.
Gece yarısına doğru herkesin uykusu gelmeye başlayınca Teoman’la yukarı çıkıp odasından birkaç soru bankası daha almaya karar verdik. Odaya girip kitaplığı karıştırırken arkamızdan kapının "ŞRAK!" diye kilitlenme sesi geldi!
D= (Hızla arkamı dönüp kapı koluna yüklendim) Kutay! Kapıyı mı kilitlediniz siz?!
K= (Kapının arkasından kahkahayı patlatarak) Şampiyonlar! Sınav stresinden beyniniz yandı, size bir saatlik zorunlu mola! Kafa dinleyin içeride!
T= (Kapıya iki elini vurup sinirle) Kutay aç lan şu kapıyı! Valla sabaha çıkamazsın elimden!
Aras= (Dışarıdan kıkırdayarak) Hiç bouna bağırma Teo, anahtar bende! Son denemede Deniz seni netlerde geçince moralin bozulmuştu, gidin içeride kozlarınızı paylaşın!
Teoman dişlerini sıkarak kapının önünde dururken birden aklıma harika bir koz geldi. Geçen hafta kütüphanenin arkasındaki tenha koridorda Aras ile Leyla’yı yakaladığım anın fotoğrafı telefonumdaydı! Aras, Leyla’yı duvara yaslamış inanılmaz tutkulu ve ateşli bir şekilde öpüyordu.
Hemen telefonumu çıkarıp galeriyi açtım ve sesimi kapıya doğru yükselttim.
D= Aras! Hani şu kütüphane koridorundaki anahtar deliği var ya... Leyla’yla birbirinizi yerken ki o aşırı tutkulu öpücük fotoğrafınız hâlâ telefonumda duruyor biliyorsun değil mi?
Kapının arkasındaki kahkahalar bir anda bıçak gibi kesildi.
Aras= (Sesi anında değişerek, kekeleyerek) Ne... Ne fotoğrafı ya? Deniz saçmalama!
D= (Gülerek kapıya biraz daha yaklaştım) Bayağı ateşli bir öpücüktü valla! Eğer o anahtarı o kilide sokup bizi BURADAN ÇIKARMAZSAN, bu fotoğrafı tam şu an Teoman’ın önüne koyuyorum! Bakalım müstakbel kayınbiraderin Teo bu 'tutkulu' manzaraya ne diyecek?
T= (Gözleri büyüyerek bana baktı, yüzünde tehlikeli ve meraklı bir sırıtış belirdi) Ne fotoğrafı lan o?! Deniz göster çabuk! Aras, kardeşimi kütüphanede mi yedin doğru söyle!
Aras= (Kapının arkasında ecel terleri dökerek) Lan durun! Teo valla öyle değil! Deniz tamam açıyorum, sakın gösterme Teo’ya!
L= (Dışarıdan çığlık atarak) Deniz yapma! Abim Aras’ı çiğ çiğ yer! Aras çabuk aç şu kapıyı!
Kapının deliğinde anahtar şıkırdadı ve kilit "TİK" diye açıldı. Aras gözleri fal taşı gibi açılmış halde kapıyı açar açmaz panikle elimdeki telefona uzanmaya çalıştı ama Teoman dev gibi cüssesiyle kapının önüne geçip Aras’ın göğsüne elini koydu.
T= (Gözlerini süzerek, tehditkar bir tebessümle) Demek Leyla’yla tutkulu öpücük ha? Aras, seninle aşağıda çok özel bir ders çalışacağız koçum...
K= (Korkuyla gerileyerek) Valla ben masumum, fikir Aras’ındı! Ben kaçar!
Kutay’la Aras merdivenlerden aşağı topuklarken, Leyla arkalarından "Deniz senden nefret ediyorum!" diye bağırıp kaçtı. Odada Teoman’la yalnız kaldığımızda Teoman bana dönüp belimden tuttu, gülerek beni kendine çekti.
T= (Kulağıma eğilip fısıldayarak) Fotoğrafı sonra inceleyeceğim ama... Tehdit taktiğin efsaneydi deniz kızı.
D= (Gözlerimi devirip gülümsedim) Şantaj benim işim bay gıcık... Hadi inelim de Aras’ı elinden kurtarayım!
Aşağı salona indiğimizde tam bir komedi filmi sahnesi yaşanıyordu. Aras koltuğun arkasına saklanmış, Kutay ise mutfak tezgahının arkasından başını uzatmış uslu uslu durmaya çalışıyordu. Leyla yanakları kıpkırmızı olmuş halde halıdaki test kitaplarını topluyordu.
T= (Ağır adımlarla merdivenlerden inip Aras’a kilitlendi, kollarını göğsünde birleştirdi) Evet Aras efendi... Kütüphane koridoru diyordun? Tutkulu anlar diyordun?
Aras= (Korkuyla yutkunup ellerini kaldırdı) Teo valla bir anlık sınav stresiydi kanka! Hem biz Leyla’yla çok ciddiyiz biliyorsun!
L= (Yastığı Aras’a fırlatarak) Aras sus Allah aşkına, sustukça batıyorsun!
D= (Gülerek Teoman’ın koluna girdim) Tamam bay gıcık, sal adamı da adam korkudan kalpten gitmesin. Fotoğrafı siliyorum bak!
T= (Bana dönüp belimden sarıldı, kulağıma doğru büküldü) Silme, dursun... Aras’ı ne zaman tıpış tıpış hizaya getirmek istesem o fotoğrafı hatırlatırım.
K= (Mutfaktan çıkıp elindeki cips paketini masaya bıraktı) Valla Deniz, şantaj yeteneğinle hepimizi tek kalemde harcadın. Senden korkulur kızım!
E= (Gülerek Kutay’ın yanına oturdu) Hak ettiniz ama! Sınava bir ay kalmış, adamları odaya kilitlemek ne demek?
Saat gecenin ikisine geldiğinde sınav stresini de, odaya kilitlenme olayını da gülerek arkamızda bıraktık. Herkes salondaki koltuklara ve yerdeki minderlere sızıp kaldı. Kutay’la Ezgi ikili koltukta, Leyla ile Aras ise halının üzerinde yan yana uyuyakalmıştı.
Ben cam kenarındaki tekli koltuğa kıvrılmışken Teoman yanıma geldi. Sırtındaki battaniyeyi ikimizin üzerine örterek yanıma sokuldu, kolunu arkama atıp beni göğsüne çekti.
T= (Kısık ve uykulu bir sesle, saçlarımı koklayarak fısıldadı) Bir ay sonra bu sınav bitecek deniz kızı...
D= (Gözlerimi kapatıp başımı onun kalbinin üzerine koydum) Bence de bitecek... Ve biz o üniversiteyi kazanıp yan yana olmaya devam edeceğiz.
T= (Dudaklarını şakağıma bastırıp sımsıkı sarıldı) Kaçışın yok zaten... İyi ki varsın benim gıcık deniz kızım.
Salonda arkadaşlarımızın düzenli nefes sesleri ve Teoman’ın kalbinin ritmi eşliğinde, önümüzdeki tüm zorluklara birlikte göğüs gereceğimizden emin bir şekilde huzurla uykuya daldık.
Bir aylık o son düzlük, uykusuz geceler ve deneme çözme maratonuyla rüzgar gibi geçti. Ve nihayet o büyük gün geldi çattı: YKS sınavı bitmiş, üzerinden geçen haftaların ardından sonuç ekranı karşımızda açılmıştı!
Bizim evin salonunda bütün ekip bilgisayarın etrafında toplanmış, nefeslerimizi tutmuştuk. Teoman sandalyede oturan benim hemen arkamda duruyor, ellerini omuzlarıma koymuş heyecanla ekrana bakıyordu.
K= (Tırnaklarını kemirerek) Deniz bas şu tuşa valla kalbim duracak! Sayfayı yenile artık!
Titreyen parmağımla "Sonuçları Göster" butonuna bastım. Sayfa bir saniye dondu ve ardından ekranda devasa yeşil yazılar belirdi.
D= (Gözlerimi büyülterek çığlık attım) İNANMIYORUM! İstanbul Üniversitesi... Derece yapmışız resmen!
T= (Beni bir anda sandalyeden kaldırıp havaya dikti, etrafında döndürmeye başladı) Kazandık deniz kızı! Kazandık lan!
Salonda tam bir kıyamet koptu! Kutay da Ezgi’yi kapıp kucakladı, Aras’la Leyla birbirine sarılıp zıplamaya başladı. Herkes hayal ettiği bölümleri, aynı şehirde ve aynı üniversitede kazanmıştı!
K= (Bağırarak) Bitti lan bitti! Sınav stresi bitti, liseli haller bitti! Artik üniversiteliyiz!
Kutlama akşamı mahallenin sahilindeki o her zamanki çay bahçesinde toplandık. Bu kez üzerimizdeki o ağır sınav stresi tamamen kalkmış, yerini pırıl pırıl bir özgürlük hissine bırakmıştı.
İlerleyen saatlerde bizimkiler masada şarkı söyleyip eğlenirken, Teoman elimden tutup beni iskelenin en uç kısmına, dalgaların ayağımızın dibinde patladığı yere götürdü. Gece rüzgarı saçlarımı savururken Teoman arkamdan sarılıp çenesini omzuma dayadı.
T= (Fısıldayarak, gökyüzündeki yıldızları gösterdi) Sana söz vermiştim hatırlıyor musun? Bu sınav bitecek ve o özgürlüğü bütün hayatımıza yayacağız demiştim.
D= (Gülümseyerek başımı arkaya, onun göğsüne yasladım) Hatırlıyorum bay gıcık... Verdiğin hiçbir sözü unutmadın ki.
T= (Beni yavaşça kendine çevirdi, gözlerimin içine bakar efsanevi gülüşüyle gülümsedi) Artık ne kütüphaneye kilitlenmek var, ne ailelerin baskın yapma korkusu... Sadece sen ve ben varız deniz kızı.
Teoman yüzümü ellerinin arasına alıp dudaklarıma uzandı. Bu öpücük, geride bıraktığımız tüm o zorlu günlerin, tartışmalarımızın, kahkahalarımızın ve hiç bitmeyen tutkumuzun mühürü gibiydi.
Denizden gelen serin rüzgar, arka planda arkadaşlarımızın neşeli sesleri ve Teoman’ın sıcacık kolları arasında, hayatımızın en güzel yeni başlangıcına adım attık.
Üniversite kayıt dönemi gelip çattığında, beşimiz için de yepyeni bir macera başladı. Kampüsün ilk günü bahçedeki dev çınar ağacının altında buluştuğumuzda, üzerimizdeki liseli formalarının yerini sivil kıyafetler ve heyecanlı yüzler almıştı.
K= (Güneş gözlüğünü havalı bir şekilde burnuna indirerek) Bakıyorum da ortam tam bizlik. Yalnız üniversiteli Kutay Kaptan imajı ortalığı yakacak kızlar, hazır olun!
E= (Gülerek Kutay’ın kolunu sıktı) Rüyada görme Kutay! Dershanedeki gibi ilk haftadan kantinde uyuyakalma da...
Aras ile Leyla el ele amfilerin yolunu tutarken, Teoman’la ben bahçedeki çimlerin üzerine serildik. Teoman başını kucağıma koymuş, gökyüzünü izliyordu. Ben de parmaklarımı onun koyu saçlarının arasında gezdiriyordum.
T= (Gözlerini kapatıp hafifçe gülümsedi) Ne kadar huzurlu bir hismiş... Sınav yok, dershane stresi yok. Sadece sen ve ben varız deniz kızı.
D= (Eğilip burnunun ucuna hafifçe dokundum) Ama ilk amfi dersimiz 10 dakika sonra başlıyor bay gıcık, kalkman lazım!
T= (Aniden elimden tutup beni kendine doğru çekti, yüzümüz milimlerle ölçülecek kadar yakınlaştı) Biraz geç kalsak dünya yıkılmaz herhalde...
Tam o sırada yanımızdan geçen bir grup üst sınıf öğrencisi bize bakıp fısıldaşınca Teoman muzipçe sırıtıp beni yanağımdan sımsıkı öptü.
Akşamına ise üniversiteye girişimizin şerefine Kutay’ın tuttuğu o küçük ama bahçeli öğrenci evinde toplandık. Kutay’la Ezgi mutfakta makarna pişirmeye çalışırken ortalığı birbirine katıyor, Aras’la Leyla da balkonda müzik listesini ayarlıyordu.
Teoman’la ben bahçedeki eski ahşap salıncağa kurulmuştuk. Havanın serinliği çökerken Teoman üzerindeki hırkayı omuzlarıma bıraktı ve beni kendine sımsıkı çekti.
D= Liseden buraya kadar... Her şey öyle hızlı geçti ki.
T= (Çenesini başıma dayayıp derin bir nefes aldı) Hızlı geçti ama hiçbir anı boşa gitmedi deniz kızı. Ne kütüphanedeki kavgalarımız, ne kilitlendiğimiz odalar, ne de sahildeki o kapışmalar... Hepsi bizi buraya getirdi.
Teoman yüzümü ellerinin arasına alıp gözlerimin içine baktı. Gözlerindeki o ilk günkü tutkulu parıltı hiç eksilmemişti; aksine zaman geçtikçe daha da derinleşmişti.
T= (Dudaklarıma doğru fısıldayarak) Ve bu sadece başlangıç... Hayatımın geri kalanında da yanımda sadece sen olacaksın.
Dudaklarımız buluştuğunda, arkadan Kutay’ın makarnayı yaktığı için attığı çığlıklar ve Leyla’nın kahkahaları yükseliyordu. Her şey değişmişti ama bizim hikayemiz, birbirimize olan tutkumuz ve bu çılgın ekibin neşesi hiç değişmeyecekti.
Kampüsteki ilk haftalarımız su gibi akıp giderken, Kutay’ın öğrenci evinin bahçesi bizim daimi buluşma noktamız haline gelmişti. Bir cuma akşamı yine tüm ekip bahçedeki tahta masanın etrafında toplanmış, yaktığımız küçük ateşin etrafında müzik dinleyip sohbet ediyorduk.
Kutay gitarıyla rastgele akorlar basarken, Ezgi başını onun omzuna yaslamış ritim tutuyordu. Aras ile Leyla ise bahçenin diğer köşesindeki minderlerde yan yana oturmuş, fısıldaşarak gülüşüyorlardı.
Teoman’la ben ise salıncakta, kalın bir battaniyenin altına bürünmüştük. Teoman arkamdan sarılmış, ellerini battaniyenin altından belime dolamıştı. Çenesini omzuma dayamış, kulağımın dibinde ritmik bir şekilde nefes alıyordu.
D= (Gözlerimi ateşe dikip gülümsedim) Hani üniversitede herkes kendi kafasına göre takılırdı bay gıcık? Biz yine lisideki gibi dip dibeyiz.
T= (Dudaklarını boynumun kenarına bastırıp kısık sesle konuştu) Sıkıldın mı yoksa deniz kızı? İstersen seni özgür bırakayım?
D= (Bedenimi hafifçe ona döndürüp gözlerinin içine baktım) Sakın öyle bir hata yapma bay gıcık... Seni bırakmaya hiç niyetim yok.
T= (Yüzünde o karşı konulmaz, çapkın gülüşü belirdi) Bırakamazsın zaten... Çünkü nereye gitsen arkanda ben olacağım.
Teoman battaniyeyi üzerimize iyice çekip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Tam dudaklarımız buluşacakken Kutay gitarı pat diye yere bırakıp bize doğru seslendi.
K= (Gözlerini devirip elini havada sallayarak) Yahu arkadaş! Lisede odada basıldınız, sahilde Selin’e nispet yaptınız, kütüphanede milleti tehdit ettiniz... Üniversiteye geldik hâlâ aynı! Biraz da bizim aşkımıza saygı gösterin be!
L= (Gülerek Kutay’a yastık fırlattı) Kutay sen sussana ya! Adamlar yıllardır böyle, sen hâlâ alışamadın mı?
E= (Gülerek) Bence Kutay kıskanıyor Leyla, biz onunla bu kadar romantik olamıyoruz diye!
Bütün bahçe kahkahalarla inlerken Teoman hiç istifini bozmadı. Beni kucağına biraz daha çekip dudaklarımı tutkuyla öptü, ardından Kutay’a dönüp sırıtarak seslendi.
T= Kıskanma Kutay kaptan! Çalış senin de olur!
Gece ilerleyip ateş köz haline geldiğinde, soğuyan havaya rağmen Teoman’ın kucağında, onun sıcaklığıyla ısınmaya devam ettim. Yıllar geçip ortamlar değişse de aramızdaki bu ateşin ve tutkunun hiç sönmeyeceğini bir kez daha anladım.
Üniversitedeki ilk vizeler yaklaşırken tam bir "Selin felaketi" kampüsün ortasına bomba gibi düştü. Selin’in bizimle aynı üniversiteyi ve üstelik Teoman’la aynı fakülteyi kazandığı yetmezmiş gibi, Hukuk Fakültesi’nin geleneksel Güz Partisi’nin organizasyon komite başkanı olmuştu!
Cuma akşamı kampüsün amfi tiyatrosunda düzenlenen dev partide bütün ekip bir aradaydık. Müzik son ses çalıyor, renkli ışıklar ortamı aydınlatıyordu. Selin, üzerinde iddialı kırmızı elbisesi ve elinde mikrofonla sahneden indikten hemen sonra bizim masaya doğru süzüldü.
Selin= (Yüzünde sinsi bir tebessümle) Selam çocuklar! Görüyorum ki kulüp hayatına hâlâ adapte olamamışsınız, sadece kendi aranızda takılıyorsunuz.
E= (Gözlerini devirerek) Biz hâlimizden gayet memnunuz Selin, kalabalık gürültü yapmaya gerek yok.
Selin= (Hiç oralı olmadan doğrudan Teoman’a döndü) Teoman, kulüp başkanı olarak seni ve Deniz’i sahneye davet etmek istiyorum. Geceye özel bir 'Eşleşme Oyunu' düzenliyoruz. Kazanan çifte haftalık festival biletleri var!
Oyun dedikleri şey tamamen bir tuzaktı! Sahneye çıktığımızda Selin sahte bir neşeyle mikrofonu eline aldı. Sahnede altı çift vardı ve oyun basitti: Erkeklerin gözleri siyah bir bantla bağlanacak, kızlar ise sırayla onların önünden geçecekti. Erkekler sadece el ele tutuşarak kendi sevgilisini bulmaya çalışacaktı!
Selin= (Mikrofondan fısıldayarak) Bakalım Teoman, Deniz’in elini diğer beş kızın arasından gerçekten ayırt edebilecek mi? Yoksa hislerin o kadar da güçlü değil mi?
D= (Kulağına eğilip öfkeyle fısıldadım) Teo, bu kız seni rezil etmek için tezgah kurmuş! Çıkalım sahneden!
T= (Gözleri bantla kapatılmadan önce bana bakıp tehlikeli bir şekilde gülümsedim) Sakın korkma deniz kızı... Selin kendi kazdığı kuyuya düşecek.
Teoman’ın gözleri siyah bantla sıkıca bağlandı. Selin kızların sırasını bilerek karıştırdı, hatta en başa kendi geçti! İlk olarak Selin elini Teoman’a uzattı.
Teoman Selin’in elini tuttuğu an, bir saniye bile beklemeden hırsla geri çekti ve yüzünü buruşturdu.
T= (Yüksek ve net bir sesle) Bu el fazla yapmacık ve soğuk. Selin, kurguladığın oyunda bile sınıfta kaldın.
Bütün amfi tiyatrodan bir "OOOOO!" sesi yükseldi! Selin’in yüzü morarırken sıra bana geldi. Yavaşça elimi Teoman’ın avcuna bıraktım.
Teoman elimi tuttuğu an parmaklarını parmaklarıma kenetledi. Yüzünde o tutkulu, mağrur gülüş belirdi. Gözündeki bandı tek hamlede söküp attı, beni belimden yakalayıp kendine çekti.
T= (Mikrofonu Selin’in elinden çekip alarak bütün amfiye doğru konuştu) Benim deniz kızımın elini binlerce kızın arasından gözüm kapalı bulurum. Bu oyun burada biter!
Teoman mikrofonu sahneye bırakıp Selin’in ve yüzlerce öğrencinin gözü önünde beni belimden kaldırarak dudaklarıma sımsıkı yapıştı! Bütün kampüs alkışlar ve ıslıklarla inlerken Selin hırstan sahneyi terk etmek zorunda kaldı.
K= (Aşağıdan bağırarak) Şampiyon Teo! Kızın tuzak oyununu elinde patlattı!
Teoman beni kucağından indirmeden kulağıma doğru fısıldadı:
T= (Gözlerindeki o yangınla) Ne yaparsa yapsın deniz kızı... Seni benden almaya hiçbir oyunun gücü yetmez.
Sahnedeki o efsanevi kapaktan sonra Selin gruptan aldığı darbeyle partiyi terk ederken, ekibin neşesi tavana vurmuştu. Kutay tişörtünü sallayarak sahnenin önüne kadar gelmiş, "İşte benim kardeşim!" diye bağırıyordu.
Teoman elimden tutup beni amfi tiyatronun kalabalığından çıkardı. Kampüsün üst tarafındaki ıssız, tarihi saat kulesinin altındaki banklara doğru yürüdük. Gece rüzgarı ağaçların yapraklarını hışırdatırken, az önceki gürültülü ortamın yerini derin bir sessizlik almıştı.
Teoman beni sırtı taş duvara gelecek şekilde durdurup iki yanıma ellerini dayadı. Gözleri karanlıkta bile ışıl ışıl parlıyordu.
T= (Nefes nefese, hafifçe gülümseyerek) Selin’in yüz ifadesini gördün mü deniz kızı? Sanırım bir daha bu tarz oyunlara kalkışamaz.
D= (Gülerek kollarımı onun boynuna doladım) Görmez olur muyum bay gıcık? Rezil oldu resmen. Ama... Gerçekten gözün kapalı tanıyabildin mi elimi?
T= (Eğilip alnını alnıma dayadı, sesi fısıltıya dönüştü) Saçmalama... Senin teninin sıcaklığını, kokunu ve o parmaklarının dokunuşunu ben gözüm kapalı değil, uykumda bile ayırt ederim.
Teoman cümlesini bitirir bitirir bitirmez dudaklarıma kapandı. Bu seferki öpücük sahnedeki nispet öpücüğünden çok daha derin, tutkulu ve yangın gibiydi. Ellerini belimden sırtıma doğru kaydırıp beni kendine daha da kenetledi. Kalbinin ritmi güm güm göğsüme vuruyordu.
Tam o sırada saat kulesinin dev çanı "GONG! GONG!" diye gece yarısını vurmaya başladı. Çan sesleri kampüste yankılanırken Teoman benden bir milim bile uzaklaşmadı; öpüşün ritmini daha da artırdı.
Aradan iki dakika geçmeden alt yoldan Kutay ve Aras’ın bağırışları duyuldu:
K= (Uzaktan el feneri tutarak) Teooo! Deniz! Neredesiniz lan? Yine mi kayboldunuz bir köşede?!
Aras= (Gülerek) Oğlum rahat bırak adamları, saat kulesinin altına gittiler kesin!
Teoman öpüşmeyi bitirip nefes nefese geriye çekildi ama ellerini belimden çözmedi. Çenesini başıma dayayıp gülmeye başladı.
T= (Kısık sesle kulağıma fısıldadı) Bu çocukların bizi rahat bıraktığı tek bir gece bile olmayacak sanırım deniz kızı...
D= (Gülerek göğsüne sokuldum) Asla olmayacak bay gıcık... Ama böylesi daha eğlenceli değil mi?
T= (Yanağıma sıcak bir öpücük daha kondurarak elimi tuttu) Yanımda sen olduğun sürece her şey eğlenceli... Hadi gidelim de Kutay yine bütün kampüsü ayağa kaldırmasın.
El ele tutuşup saatin gong sesleri ve arkadaşlarımızın neşeli bağırışları eşliğinde gecenin karanlığına doğru adımladık.
Üniversitedeki ilk vizeler yaklaşırken, Teoman’ın babasının sahibi olduğu şirketten hepimizi şoke eden bir haber geldi. Şirketin yeni sezon için hazırladığı devasa yazılım projesi ve finansal planı, rakip holdinge sızdırılmıştı! Şirket batma eşiğine gelmişti ve sızdırılan belgenin altında... Teoman’ın hesabından atılmış bir dijital imza vardı.
Dosyanın atıldığı IP adresi doğrudan Teoman’ın evine, o gece gruptakilerin toplandığı çalışma masasına çıkıyordu. Teoman bir gecede polisle ve avukatlarla karşı karşıya kaldı.
O akşam Kutay’ın evindeki hava bir buz dağı kadar soğuktu. Teoman salonda bir aşağı bir yukarı yürüyor, gözlerinden alev fışkırıyordu.
T= (Masaya yumruğunu vurarak bağırdı) O dosyaya benim şifremle girilmiş! Benim bilgisayarımdan atılmış! İçiizden biri yaptı bunu... İÇİNİZDEN BİRİ BANA KAZIK ATTI!
Herkes şok içinde birbirine bakarken, Kutay bilgisayardan sızdırılan dosyanın erişim geçmişini açtı. Ekranda görünen detayla salondaki herkesin nefesi kesildi. Dosyanın kopyalandığı flash belleğin ismi "Deniz_USB" idi ve dosya tam da benim Teoman’ın odasında yalnız kaldığım 10 dakikalık zaman diliminde sızdırılmıştı!
K= (Şok içinde ekrana bakarak) Deniz... Bu senin flash belleğin değil mi? O gece Teo’nun bilgisayarında sadece sen vardın...
Aras= (Ayağa kalkıp geri çekilerek) Saçmalama Kutay! Deniz niye yapsın böyle bir şeyi?!
Teoman yavaşça başını bana çevirdi. Gözlerindeki o hayal kırıklığı ve kırılganlık bir bıçak gibi kalbime saplandı.
D= (Gözlerim dolarak Teoman’a doğru adım attım) Teo... Yemin ederim ben yapmadım! O flash bellek benim evet ama ben o gece sadece ders notlarını alıyordum! Bana inanıyorsun değil mi?
Teoman tek bir kelime bile etmedi. Sadece gözlerimin içine baktı, derin bir nefes alıp arkasını döndü ve kapıyı çarparak evden çıktı.
EVEEET BİR BÖLÜM SONU DAHA BÖLÜMÜ BEĞENİP YORUM ATMAYI UNUTMAYINNN
Aynısı yaaaa
