EMİR VE KALP kitap kapağı

4. bölüm / 4

EMİR VE KALP

4-Kaçarken Yaklaşmak

Vaveyla Yazarı: ne istiyorsun bekir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 4-Kaçarken Yaklaşmak

Sabah içtiması için erkenden uyandım. Artık geç kalmaktan daha fazla korkuyordum çünkü bu yeni gelen teğmen fazlasıyla sertti. Garip ola kısmı ise bu tavrının sadece bana olmasıydı. Diğer askerler için oldukça sempatik ir adamdı ama benim için… Benim için cehennemden farksız. Biliyorum o komutan ve disiplinli olması gerekiyor ama bana davranışı disiplin değildi, iliklerime kadar hissediyorum. Zaten başıma ne geldiyse saçma sapan hislerim yüzünden gelmişti ya, neyse.
Yatağımdan kalkıp hızlıca hazırlandım, saçımı sıkıca toplarken aynadaki yansımama baktım ve yüzümdeki ifadeyi fark ettim, bu bir asker ifadesiydi, sert, kontrollü ve duygusuz görünmeye çalışan bir ifade ama gözlerim… gözlerim beni ele veriyordu çünkü ne kadar saklamaya çalışsam da içimdeki o gerginlik saklanacak gibi değildi, derin bir nefes alıp kendimi toparladım, “Bu sadece bir gün.” dedim kendi kendime, “Geçip gidecek.” ama içimde bir yer bunun sadece bir gün olmadığını biliyordu, çünkü mesele tek bir gün değildi, mesele onun olduğu her andı.
İçtima alanına gittiğimde hava hâlâ serindi, sabahın o keskin soğuğu insanın yüzüne çarpıyor ve bir anda ayıltıyordu ama benim ayılmaya ihtiyacım yoktu, zaten fazlasıyla uyanıktım, sıraya geçtim, duruşumu düzelttim ve gözlerimi karşıya sabitledim, etrafımdaki herkes normaldi, fısıldaşanlar, esneyenler, uykulu gözlerle ayakta durmaya çalışanlar… hepsi olması gerektiği gibiydi ama ben değildim, çünkü ben sadece içtima için orada değildim, aynı zamanda onunla karşılaşacağımı bilerek oradaydım ve bu fark her şeyi değiştiriyordu.
Selçuk Bozkurt alana girdiğinde adeta kara bulutlar çöktü. Rüzgar esmiyordu ama fırtınalar kopuyordu. Bendeki etkisi çok farklıydı. Kendime itiraf edemiyordum ama ben bu adamdan baya baya korkuyorum. Tabii bu korku işim için, yoksa tırnağımı kıramaz. En büyük hayalim olan astsubaylıktan beni vazgeçirmeye yemin etmiş sanki. Bir de böyle tipleri teğmen yapıyorlar. Evet disiplin konusunda çok iyi ama kişiliğinde bir sorun var. Orası da psikoloji kısmına girer, Allah sağlığına kavuştursun ne diyeyim. Ama şimdi Allah var yakışıklı adam.
“Yılmaz.” Başlıyoruz yine. “Emredin komutanım” böyle insanları eşek sudan gelene kadar dövmek gerekiyor da bizdeki de saygı işte. Yoksa hayvan gibi bir adam olmasından kaynaklı değil yani. “Duruşunu düzelt Yılmaz. Hiç eğitim almadın sanırım.” Duruşum gayet de düzgün de. Allah’ım anladım yaratıyorsun bari akıl ver. “Duruşumun düzgün olduğunu düşünüyorum komutanım.” Başımı inadına dimdik tuttum. Eğer o oyun kuracaksa bende kurallarını yazıyorum. Bendeki sorun da bu zaten, yanlışa yanlış demem. Karşımda kim olursa olsun eğer haksızsa dilimin kemiği yok oluyordu. E o kadar da olacak artık. Sırf benden hoşlanmadı diye yapmadığım bir şeyi bile yaptın diyecekse bende o lafları ona yediririm. Afiyet olsun o zaman. “Ben bilmiyorum doğru duruşu değil mi? İyi gel öğret hepimize, çok bilgilisin herhalde.” Bilgiliyim zoruna mı gitti. Sonra Nur çok sinirli. Hayır efendim, karşımdakiler beyin dağıtılırken ‘biz onun yerine bir nohut tanesi alalım, beyin bize fazla gelir’ diyen tipler. “Çok bildiğimi iddia etmiyorum teğmenim şuanda duruşumun doğru olduğunu düşündüğümü açıklamaya çalışıyorum. Ama siz bilmiyorsanız zevkle öğretebilirim. Çok bildiğimden değil, doğru bildiğimden.” Bunları söylerken sesimde e ufak bir titreme veya özgüvensizlik yoktu. Yüzüne bakmadan konuşuyordum ama sırıttığından emindim. Hani insanlar tetanos olduğunda yüzünde alaycı gülüş denilen bir semptom olur ya bu adamda da ondan var. Her şeye sırıtıyor. Diyor ki gel ağzımı ortasına bir tane yapıştır. “Saygı sınırlarını aşmayalım Yılmaz ha ne dersin?”
“O sınırları aşan ilk sizdiniz komutanım. Yapmadığım şeyleri yaptın denmesinden hiç hoşlanmam. Anladığım kadarıyla sizde benden pek hoşlanmıyorsunuz, saygı duyarım. Ama duygularımızı bu işe katmamamız gerektiğini en iyi sizin bilmeniz gerekiyor. Sivil hayatta değiliz. Eğer iş dışında denk gelirsek o zaman duygularınızla hareket edebilirsiniz, yapmadığım şeyler için yaptı diyebilirsiniz ki o zaman bile hoş olan bir davranış değil. Yaptığınız davranışın çocukça olduğunu düşünüyorum, yanlışım varsa düzeltin derdim ama maalesef yanlışım olduğunu düşünmüyorum.” Şakasız kurduğum en uzun cümleydi kendimi tebrik ediyorum. “Bu konuyu başka zaman konuşalım istersen.” Başka bir şey demeden arkasını dönüp gitmeye başladı. Dört adım sonra olduğu yerde durdu ve bana doğru döndü. “Ayrıca senden hoşlanmıyor değilim.” Deyip yürümeye devam etti. Hiç anlamıyorum bu adamı. O gittikten sonra bende Naz’ın yanına gitmeye karar verdim.
Reviri önüne gelince kapıyı çalmadan direkt içeri girdim. Sinirden kafayı yiyordum. “Sakin ol şampiyon, kapı kırıldı.” Dediklerini duymamazlıktan gelerek masasının önünde olan tekli koltuklardan birine oturdum. “Ne yaptı bu Selçuk yine?” İsmi bile hayırsız. “Kahve yapsana Naz. Şekerli olsun tatlı içelim tatlı konuşalım. Hatta sen ayriyeten bir tane de teğmene yap ama ona bir kavanoz kadar şeker koy. İçindeki tuzu ancak o kadar şeker bastırır. Bu adamın başka tatlı konuşma ihtimali yok zaten. Hayır ben eğitime gelmişim oraya sen eğitimini versene. Amacı ne alamıyorum ki. Bir de diyor ki saygı sınırlarını aşmayalım. O sınırlar çoktan aşıldı zaten. Ya ben neden kendimi yiyorum ki? Neyse sen nasılsın aşkım?” Naz şaşkın bir ifadeyle bana bakıyordu.
“Nur sen gerçekten kafayı yedin, o nasıl konu geçişi kızım? Sen bu kadar uzun cümle de kurmazdın. Selçuk etkisi mi diyoruz o zaman?” Bunun üzerine şen bir kahkaha attı bende ona ters ters bakmaya başladım. Selçuk yetmiyordu zaten şimdi de bununla mı uğraşacağım. “Allah’ım sen bana sabır bunlara da akıl ihsan eyle yarabbi.” Kahkaha atmaya devam etti. “Neyse dur ben kahve yapayım konuşmaya devam ederiz.” Naz ayağa kalkar kalkmaz revirin kapısı açıldı. İçeriye yaralı bir asker girmişti. Bende işine engel olmamak için dışarı çıkma kararı aldım. “Boş ver kahveyi hastanla ilgilen sen, sonra içeriz. Ben gideyim.” Deyip ayağa kalktım. Revirden çıkıp kapısını kapattım, hasta mahremiyeti canım. Ne yapacağımı da bilmiyordum.
Uzun süreler düşünüp -iki saniye- ormanlık alanın oralara gitme kararı aldım. Şu sıralar bir takım nedenlerden dolayı eğitim bile yapılmıyordu. Tabii bu olaylardan bizim haberimiz yok, aşırı gizliymiş. Bizim komutan için bir insanın nefes aldığı bile gizli bir mesele. O da benden beter iyice paranoyak olmaya başladı.
Ormanlık alanın oraya gelmeyi başarabilmiştim. Burada kimse olmuyordu, askeriyeden biraz uzak bir alan olmasından kaynaklanıyor sanırım. Diğerlerini aksine ben her boşlukta buraya gelir biraz kafa dinlerdim. İnsanlardan uzak, doğayla iç içe olmayı seviyordum. E azından burada her yaptığıma kusur bulan birileri yoktu. Ağaçların altına oturmak için banklar koyulmuştu. Benim favorim olan bir bank vardı üzerine ismimi bile kazımıştım. Gidip ona oturdum. Oksijeni bol bol içime çektim.
Oturalı yaklaşık bir saat olmuştu. Düşüncelerime dalıp gitmiştim ama duyduğum sesle gerçek dünyaya geri döndüm. “Çok derine dalma, boğulursun.” Gelen kişi Selçuk’tu. “Belki de boğulmak istiyorumdur.” Dediğime karşılık yüzünde hafif bir sırıtış belirdi. “Oturabilir miyim?” başımla onayladım. “Eğer oturuşuma da kusur bulmayacaksanız neden olmasın” yüzündeki sırıtış büyüdü. Mesafesini korumaya çalışarak banktaki boş kısma oturdu. “Özür dilerim.” O kadar dalmışım ki ne için özür dilediğini bile anlayamamıştım. “Anlamadım, ne için özür diliyorsunuz?” bir süre konuşmadı, sanki ne diyeceğini bilmiyor gibiydi. Ya da kelimelerini toparlamaya çalışıyordu, çözülmesi zor bir insandı. “Sana davranışlarım için. Şu sıralar bir olayla uğraşıyorum ve kafam yerinde değil. Bunu sana yansıttım, farkındayım.” En azından hatasını anlayabilmişti. “Önemli değil ama benim kalkmam gerekiyor. Bende bugün saygımı aştıysam üzgünüm, iyi günler.” Deyip ayağa kalktım. Konuşmadan kaçıyordum. Be hep kaçarım zaten, güzel kaçarım. Kendimden kaçarım, yanlışlarımdan kaçarım, utanmaktan kaçarım. Duygularımı yaşamaktan kaçarım. Şimdi de ondan kaçıyordum. Gerçi o çokta önemli değil, kaçışım da bu yüzden. Önemli olmaması için. Kaçış yolları henüz kapanmamışken kaçabilmek için. Çünkü biliyordum ki bir gün o yolları ben kapatacaktım, kendi ellerimle.

Arkamı dönüp yürümeye başladım ama birkaç adım attıktan sonra onun hâlâ arkamdan baktığını hissettim. Dönmedim. Dönmeyecektim. Çünkü dönersem kalırım. Kalırsam konuşurum. Konuşursam… saçmalarım. Ve ben saçmalamaktan nefret ederim. Hele onun yanında.

Adımlarımı hızlandırdım. Sanki biraz daha hızlı yürürsem bu konuşma hiç yaşanmamış gibi olacaktı. Sanki o özür dilememiş, ben de bu kadar kolay geri çekilmemişim gibi. Ama olmuyordu. İnsan bazı şeyleri duyduktan sonra geri dönemiyor. Hele ki o kişi… Selçuk’sa.

Koridora çıktığımda derin bir nefes aldım. İçimde bir sıkışma vardı. Sinir desem değil, rahatlama desem o da değil. Garip bir boşluk gibi. Sanki bir şey olması gerekiyormuş da olmamış gibi. “Saçmalama Nur.” diye mırıldandım kendi kendime. “Ne olmasını bekliyordun?” Cevap yoktu. Çünkü ben de bilmiyordum.
Adımlarım beni tekrar revirin önüne getirdi. Kapıya bakıp birkaç saniye durdum. İçeri girsem mi diye düşündüm ama sonra vazgeçtim. Naz kesin başlardı şimdi. “Ne oldu?”, “Ne dedi?”, “Bakışları nasıldı?” falan… Hiç çekemem.
Başımı iki yana sallayıp oradan uzaklaştım.
Gün devam ediyordu ama benim için saat durmuş gibiydi. Nereye gitsem, ne yapsam aklım bir şekilde sabaha, sonra revire, sonra ormanlık alana gidiyordu. Bu sinir bozucuydu. Çünkü ben böyle biri değildim. Bir insanı bu kadar düşünmem. Düşünmemeliyim.
Ama düşünüyordum.
Akşama doğru tekrar karşılaştık. Bu sefer tamamen tesadüftü. En azından öyle olmasını umuyordum. Koridordan dönerken bir anda karşıma çıktı. İkimiz de aynı anda durduk.
Bir saniye.
İki saniye.
Kimse konuşmadı.
“İyi misin?” dedi sonunda. Bu soru… beklediğim bir şey değildi. Kaşımı hafifçe çattım. “İyiyim teğmenim.” dedim. “Emin misin?” diye sordu. Bu sefer gözlerimi direkt ona kaldırdım. “Evet.” dedim daha net bir şekilde. Başını hafifçe salladı ama bakışları hâlâ üzerimdeydi. Sanki bir şey daha söylemek istiyor gibiydi ama söylemedi. Ben de söylemedim. Çünkü bu sefer kaçmak istemedim ama kalacak kadar da cesur değildim. “İyi akşamlar.” dedim kısa bir şekilde. “İyi akşamlar.” dedi. Yanından geçip yürümeye başladım. Bu sefer adımlarım daha sakindi. Kaçmıyordum. Ama durmuyordum da. Bu… yeni bir şeydi. O an anladım ki mesele sadece ondan kaçmak değildi. Mesele kendimden kaçmaktı. Ve bu… çok daha zordu. Çünkü insan başkasından uzaklaşabilir. Ama kendinden… O kadar kolay değil.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18