Bölümler 2Şu an: 2. Fısıltı
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 gün sonra...
Alarmımın rahatsız edici sesi aniden odamı doldurduğunda irkilerek uykumdan uyandım. Gözlerimi zorlukla açtığımda ve pencereden dışarı baktığımda hala her yer karanlıktı çünkü saat sabahın beşiydi. Dirseklerimin üzerine yaslanarak yatağımda doğrulmaya çalıştım ve yastığımın altından telefonuma uzanıp hala devam eden alarmı kapattım.
Yatakta doğrulup oturduğumda uzanıp yatağımın başucundaki lambanın ışığını açtım. Komidinin üzerindeki su bardağı ve yanındaki sürahi her zamanki gibi boştu. Uyumadan önce sürahiyi doldurmama rağmen muhtemelen yine gece boyunca hepsini içip bitirmiştim. Gün içinde fazla su içmesende geceleri defalarca susuzluktan uyanıyordum ve sanki her defasında günlerce su içmemişimmiş gibi hissediyordum.
Ayaklarımı yataktan aşağı sallandırarak ayağa kalktım. Odanın ışığını açtığımda hala bavulumun yerde ağzı açık kaldığımı fark ettim. Yanıma fazla bir eşya almamıştım. Sadece bir kaç kıyafet ve bir kaç bakım ürünümle makyaj malzemem. Kendimle koli koli eşya taşımak istemiyordum.
Banyoda işimi bitirdikten sonra giyinme odama girdim ve üzerime lacivert bir eşofman ve beyaz, uzun kollu ve dar bir üst geçirdim. Saçlarımı sadece taradım ve açık bıraktım. Zaten saçlarım kendiliğinden dümdüz ve yumuşaktı. El çantama da gerekli olan şeyleri doldurduktan sonra hazırdım. Odamdan çıkıp merdivenlere yöneldim. Annemi mutfakta bulmayı bekliyordum ama mutfak bomboş ve karanlıktı. İşığı yakarak ilk önce musluktan bir bardak su içtim ve ardından merdivenleri tekrar yukarı çıkıp üst kattaki annemin odasının kapısını çaldım.
Hiç bir ses ve hareket yoktu. "Anne, uyanmadın mı?" Diye seslendim. Kapıyı tekrar tıklattım. "Otobüsü kaçıracağız, uyansana artık."
Annemin uykusu hep çok hafif olurdu ve her tıkırtıya uyanırdı. Neden şimdi bana cevap vermiyordu? Kaşlarım endişe ile çatılırken kapının kolunu tekrar denedim. Kilitli değildi. Kapıyı sonuna kadar ittim ve içeri adım attım. Annemin yatağı boştu.
Babam öldükten sonra annem ortak odalarında değil, misafir odasında kalmak istemişti. Bu yüzden odasına benimkine nisbeten daha sade ve ruhsuzdu. Sadece bir yatak ve bir dolaptan ibaret küçük bir odaydı ve şu an annem orada yoktu.
Kalbim hızlanmaya başlarken içeri adım attım. Bunu neden yaptığımı bile bilmiyordum. Muhtemelen buradan çıkıp onu aramaya başlamalıydım. Ancak adımlarım sanki benden bağımsız odanın içine doğru yürüyordu.
Oda çok kasvetliydi ve her adımda sanki bir rüzgar sesi yükseliyordu. Gözlerimi pencereye çevirdiğimde kapalı olduğunu ve dışarının hiçte rüzgarlı olmadığını fark ettiğimde adımlarım durmadan ileriliyordu.. Kalbim daha fazla hızlanıp,nefeslerim düzensizleşince bir kabusta olup olmadığımı düşündüm. Ancak her şey çok gerçekçiydi.
Artık emindim, bedenim artık benim iradem altında değildi. Geri adımlamak isterken ayaklarım beni daha da ireli sürüklüyordu. Rüzgarın sesi artık kulağımı tırmalayacak kadar yükselmişti.
Aniden bir kapının sertçe çarpma sesi odayı keskin bir şekilde doldurunca irkildim ve dudaklarımdan bir çığlık koptu. Odanın açık kapısı sertçe sanki nereden estiği bilinmeyen bir rüzgar tarafından sertçe çarparak kapatılmıştı. Adımlarım sonunda durduğunda başım dönmeye başlamıştı ve midem bulanıyordu. Tam yatağın baş ucunda durmuştum.
Aniden bir fısıltı, bir nefes ya da bir rüzgar ensemi okşadı. Kulağımın arkasından nefesini verdi sanki.
"Yastığın altına bak, küçük kıvılcım..."
Bir sanrı gibi, hırıltılı, gerçekçi olamayacak kadar yumuşak ve baskın bir ses tonu.
Nefesim kesildi,bedenim kaskatı kaldı. Kalbim artık yerinde çırpınarak atıyor, düzensiz nefeslerimin sesleri rüzgar sesini bastırıyordu. Yavaşça omuzumun üzerinden arkaya baktım. Hiç bir şey yoktu. Hiç kimse yoktu. Bir süre sadece karanlığı inceledim.
Rüzgar sesleri daha da yükseldi,ne söylenildiği anlaşılmaz fısıltılar kulaklarımı tırmaladı. Sanki bir ayin,sanki bir dua gibiydi. Fısıltılar çoğalınca ellerimle kulaklarımı kapatmak istedim, ancak ellerim bana ihanet ederek yatağın üzerine uzandı ve yastığın altına kaydı.
Parmak uçlarım bir kağıt parçasına ilişti ve onu yastığın altından çıkarttım. Bu bir fotoğraftı. Çok eski bir fotoğraftı. Bunu kağıdının solmuş olmasından anlamıştım.
Fotoğrafta karanlık bir orman vardı. Yağmur yağıyordu ve ormandaki bazı ağaçlar yanıyor, bazılar kül olmuş, bazılarıysa sis ve dumanın altında kalmışlardı. Ağaçların arasından yarım yamalak görünen büyük ve eski, muhtemelen terkedilmiş bir malikane vardı. Pencereleri kırılmış, duvar rengi solmuştu ve duvarlarının bazı yerlerinde çatlaklar vardı. Kasvetli ve gergin bir hava yayıyordu. Burayı daha önce gördüğümü hiç sanmıyordu.
Fotoğrafa o kadar odaklanmıştım ki birisinin arkadan bana yaklaştığını fark etmemiştim. Aniden bir el omuzumu kavrayınca,irkilerek çığlık attım ve fotoğraf yere düşerken yatağın üzerine düştüm.
Kafamı kaldırdığımda annemin bana endişeli gözlerle baktığını gördüm. "Ne oluyor Eloven? Neden odama gizlice girip çığlık atıyorsun?" Diye sordu.
Göğüsüm hala hızlıca inip kalkarken etrafıma baktım. Rüzgar ve fısıltı sesleri kesilmişti. Oda bomboştu. Hiç kimse yoktu.
Bir fısıltı duyduğuma emindim,ama orada annemden başka kimse yoktu. Annem bir şeyler konuşuyor,koluma dokunarak beni kendime getirmeye çalışıyordu. Ancak hiç bir duymuyordum,hala şoktaydım.
Tekrar aynı his omurgamdan yükselince iki büklüm olarak irkildim. Sanki bir nefes tekrar ensemi okşadı ve kulağıma tekrar fısıldadı,
"Korkma benim küçük kıvılcımım, en kısa zamanda bana gel..."
Nefesim kesildi ve iki elimle kulaklarımı kapattım ve dizlerimi kendime çektim. Aynı ses,aynı ton,aynı baskınlık ve yumuşaklık,aynı his. Sanırım deliriyordum. Annemin yakarışlarını duyamıyordum. Omuzumdan tutarak sertçe beni sallıyordu ama şu an tek istediğim o sesin gitmesiydi.
Avuçlarım ve gözlerim yanıyordu. Sanki ateşi ellerimle tutuyordum ama yanmıyordum, sanki ateş gözlerimden fışkırıyordu. Gözlerimi sıkıca kapattım. Derin nefesler almaya çalıştım. Boğazım kupkuru olduğu için yutkununca acıyordu, gözlerimi o kadar sıkı kapatmıştım ki, göz kapaklarım seğiriyordu.
Sadece bir anda, ılık bir rüzgar bedenimden geçti ve her şey durdu. Yanma hissi gitti. Nefesim aniden düzene girdi. Ben ne olduğunu anlayamadan ellerim kulaklarımdan çekilip yavaşça kucağıma düştü. Sanki orada olmayan bir güç beni sakinleştirmişti, vücudumu kontrol ede bildiği gibi, duygularımı da kontrol etmişti
Annemin sesini duydum, omuzlarımdaki tutuşunu hissettim.
"Kızım, lütfen bir şey söyle..." Diye yalvarıyordu. Suratı endişeyle büzülmüş gözlerime bakmaya çalışıyordu. "Beni duyuyor musun? Ne gördün? Ne duydun da bu kadar korktun?"
Sertçe yutkundum, gözlerine baktım. Korku mu? Hayır, şu anda hiç korku hissetmiyordum. "Anne..." Diye fısıldadım. "Sanırım ben deliriyorum..."
Beş saat sonra...
Kafamı otobüsün camına yaslamış, kulaklıklarımı kulağıma takmıştım. Öylece akıp giden yolu izliyordum. Annem yanımdaki koltukta oturmuş bir kitap okuyordu. Alt sınıf bir otobüse ilk kez biniyordum. Ancak konfor artık pekte umurumda olan bir şey değildi.
"Korkma benim küçük kıvılcımım, en kısa zamanda bana gel..."
Bu fısıltı saatlerdir aklımda dönüp duruyordu. Delirmiş miydim? Muhtemelen evet. Ancak fısıltı çok gerçekçi hissettiriyordu. Sanki o an gerçekten omuzumun arkasında birisi vardı.
Şoktan çıktıktan sonra anneme sadece bir kabusun etkisinde kaldığımı söyleyip geçiştirmiştim. Tabii ki, inanmamıştı. Ancak inanmış gibi yaptı. Yaşadıklarımız fazla kolay şeyler değildi. Hayatım boyunca lüks içinde sevgi ile büyüyüp, yaşamıştım ve sadece bir anda her şey değişmişti. Ucuz bir otobüs bileti ile batı kıyısında yerleşen küçük bir kasabaya gidiyordum. Okuluma, hayatıma orada devam edecektim ve geleceğime de orada karar verecektim.
Gittiğim kasaba,yani Emberwick. Oranın çok yağmurlu olduğunu duymuştum. Hep kasvetli bir havası varmış, evleri çok eskiymiş hatta bir çok ev tarihi bile sayılırmış. Orta Çağdan kalma bir çok yapıt bile hala duruyormuş.
Kendilerine özgü adetleri,gelenekleri varmış. Mesela, Ayda bir gece, günbatımından sonra kasabada konuşmak hoş karşılanmazmış. İnsanlar fısıltıyla bile konuşmamaya özen gösterirmiş. Çocuklara küçük yaştan beri şu öğretilirmiş,"Orman dinler, eğer duyarsa, seni çağırır." Bu gecede kapılar erken kapanır, ışıklar loş tutulurmuş. Bu geceye de sessizlik gecesi denirmiş.
Bütün bunları bir kaç gün önce Annem anlattığı için biliyordum. Kim bilir daha Emberwick hakkında bilmediğim ne kadar şey vardı? Şimdiden oraya çekilmeye başlamıştım, ama bu orayı seveceğim anlamına da gelmezdi.
Şarkı kulaklarımı doldururken akıp giden yola baktım. Beni nereye götüreceğine. Bir süre sonra gözlerim daha fazla direnemeyip kapandı. Ardından bilincim de uykuya yenik düştü.
Bir kaç saat sonra...
Birisinin yumuşak bir şekilde omuzuna dokunup adımı çağırmasıyla gözlerim açıldı. İlk gördüğüm yüz annemkiydi. Bana o her zamanki şefkatli ve umut dolu gülümsemesini gönderiyordu. "Geldik kızım,neredeyse bütün yol boyunca uyudun." Kınayıcı bir ses tonuyla devam etti. Bakışlarımı pencereye çevirdim. Dışarısı o kadar sisliydi ki, neredeyse hiç bir şey görünmüyordu. İnsanlar birer birer otobüsten inip eşyalarını alıp kendi yollarına gidiyorlardı.
Esneyerek ayağa kalktım ve dar koltuk boşluğunda yapa bileceğim kadar kollarımı esnettim. Saatlerdir kuru bir koltukta uyuduğum için her tarafım tutulmuş ve ağrıyordu.
"Ne kadar güzel bir hava ama, insanın ruhunu okşuyor." Diye homurdanarak kızıl saçlı bir kız hemen yanımızdan geçti. Sesindeki küçümseme ve alayla suratımı buruşturdum. Bence hava gayet güzeldi. Güneşten kavrulduğum sıcak yaz günlerindense, soğuktan titrediğim kış günlerini tercih ederdim. Ayrıca insanlar hep güneşli ve sıcak günlerde daha enerjili olduklarını söylerlerdi. Bense, kendimi bulutlu, yağmurlu ve ya karlı havalarda daha iyi hissederdim.
"Şimdi ne yapacağız?" Diye sordum anneme. O ise eşyalarımızı toplamakla meşguldü. Kafasını kaldırmadan beni cevapladı. "Eski bir arkadaşım bizi almaya gelecek. Bizi yeni evimize kadar bırakacak."
Şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. "Senin burada eski bir arkaşın mı var?" Diye sordum. Bana bu konuda hiç bir şey söylememişti çünkü. Gizemli bir şekilde gülümsedi ve bana göz ucuyla baktı. "Çok eski..." Diye fısıldadı gizemli bir şekilde.
Kaşlarım çatıldı. "Ex'in falan mı var anne?" Diye sordum, bunun olmamasına dua ederek. Kaşları çatıldı ve gözleri kocaman açıldı. "Böyle şeyler konuşma, Eloven!" Gözlerini uyarıcı bir şekilde bereltti.
"Next mi o zaman?" Diye sordum durmadan. Böyle bir ihtimal daha korkunçtu. Bana neredeyse öldürücü bir bakış attı. "Kapa çeneni, Eloven!"
Teslim olarak ellerimi havaya kaldırdım. Annem elime bir çanta tutuşturdu ve kolumdan çekerek beni otobüsten dışarı sürükledi. Çalışanlar bavullarımızı getirdiler. Annem de benim gibi sadece bir bavulla gelmişti. Kendi bavulumun tutacağından tutarak arkamdan sürükledim ve otobüs durağına geçtik.
Bu kasabanın mistik bir havası vardı. Her tarafta ağaç olduğu için havası çok temiz ve ferahtı, ancak yeşlillikler karanlığın arkasında kalmış gibiydi. Gözüme çarpan bir kaç bina eski mimariye uygun şekildeydi. O kadar eskiydi ki hem her an yıkılacakmış gibi, hem de çok güçlü görünüyordu. Yıllarca ayakta kalabilmesi bunu açıklıyordu.
Çok boş ve ıssızdı. Beş dakikadır annemin arkadaşını bekliyorduk ancak bir kişi bile gelip geçmemişti önümüzden. Yollar düz bile değildi. Buna yol bile denir miydi bilmiyorum. Her taraf çamur ve topraktı. Yolun ortasında birinin yürümesi neredeyse imkansızdı. İnsanlar sadecd kenarlardaki çimenliklerden geçebilirlerdi.
Aniden yüksek bir motor sesi beni düşüncelerimde ayırdı. Bordo bir Jaguar arkasında bir toz bulutu bırakarak durdu. Pencerelerini üzerinde yağmur lekeleri çok belirgindi. Sürücü kapısı ağır bir sesle açıldı ve içeriden uzun boylu, geniş omuzlu ve orta yaşlı bir adam indi. Yaşına rağmen oldukça dinç ve genç görünüyordu. Otobüs durağında bekleyen anneme gözleri indiğinde suratında yürekyandıran bir gülümseme belirdi. Hüzünlü ve özlem dolu. Anneme baktığımda onun da o adama aynı şekilde baktığını gördüm. Yeşil gözleri neredeyse parlıyordu. Son bir haftadır annemi hiç böyle görmemiştim.
Adam bir saniye bile durmadan arabanın etrafından dolaşıp yanımıza gelirken gözlerini bir an bile olsa annemden çekmemişti. Bu kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Yaklaştığında ve annemle aralarında sadece bir kaç adım kaldığında ireli atılarak kendimi annemle onun arasına konumlandırdım.
Adımları durdu, yüzündeki gülümseme bir anda soldu. Anlamayarak ve beni ilk kez farketmiş gibi bana baktı, ardından anneme. Ardında gözlerinde bir tanıma parıltısı belirdi. Tekrar gülümsedi. Ancak bu sefer anneme gülümsediği gibi değil. "Sen Eloven olmalısın..." Diye onaylama ihtiyacı duyarak anneme baktı. Görmesem bile annemin kafasını salladığını hissettim.
"Evet, ve sen kimsin?" Diye sordum, sesimdeki düşman tınısını saklamaya çalışarak. Ancak ses tonumu gayet iyi anladı ve bu sefer bilmiş bir şekilde gülümsedi. "Ben Conrad, annenin eski bir arkadaşıyım."
Sıcak gülümsemesi çok samimi ve gerçekti hissetiriyordu. Bir an daha süpheyle yüzüne baktım, ardından ben de yüzüme gerçekti olmayan bir gülümseme kondurdum. Yakından aslında daha yaşlı olduğu anlaşılıyordu. Nerdeyse kırklı yaşlarındaydı. Yıllar sanki onu hiç yıpratmamışcasına bir görünümü vardı.
Annemin elini omuzumda hissedince aralarından çekildim. Annem bana uyarıcı bakışlar attı. Conrad'ın bakışlarıysa annemikinden bir an bile ayrılmamıştı. "Kızını da kendine benzetmişsin, Valeria..." Diye fısıldadı eğlence ile. Annem ise sadece kıkırdıyarak cevap verdi.
Tiksinti dolu suratımı fark edince annem bana uyarıcı bir bakış daha attı ve omuzumu daha sıkı kavradı. Homurdanarak kıvrandım ve surat ifademi daha yumuşak hala getirmeye çalıştım.
"Siz tam olarak nereden tanışıyorsunuz?" Diye sordum hala devam eden merakımla.
"Liseden." Diye cevapladı annem.
"Lisede beraberdik ve ortaokulda ve ilkokulda..." Diye devam ettirdi Conrad. Ardından bana döndü. "Annen de aynı senin gibi açık sözlü, dik kafalıydı, sözlerinin ve hareketlerinin ardını asla düşünmezdi." Bariz bir eğlenceyle eski anılar gözlerinin önünde canlanmış gibi gülümsedi.
Bana iltifat mı yoksa hakaret mi etmişti bilmiyordum ancak, üşümeye başlamıştım ve bir an önce arabaya binmek istiyordum. Sanki üşüdüğümü fark etmiş gibi eliyle bize yol gösterdi ve önden geçmemizi bekledi. Annemle ikimizde aynı anda ireli adımladığımızda, Conrad bavulların ikisinide sanki hiç bir ağırlıkları yokmuş gibi kaldırdı. Yaşına göre bu çevikliği beni çok fazla şaşırmıştı. İki tane kocaman, dopdolu valizi tek hamlede kaldırmış arabanın bagajına koyuyordu.
Annem hiç umursamadan ön koltuğa yerleştiğinde ben hala şaşkın bir şekilde onu izliyordum. Onu izlediğimi fark ettiğinde gergin bir şekilde gülümsedi. "Buralarda çocukluğumuzdan beri odun taşırız, küçük kız, o yüzden ilk defa güçlü bir adam gördüğünde ölü balık gibi bakma." Diye bana takıldı. Bagajı kapattı ve benim için arka koltuğun kapısını açıp içeri girmemi bekledi.
İçeri girmeden önce kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Boyu uzun olduğunu için başımı geriye doğru eğmek zorunda kalmıştım. "En azından güzel bir kadın görünce ölü balık gibi bakmıyorum, değil mi?" Diye az önce anneme olan bakışlarını ima ettim.
Şaşırmasını, terslemesini ve hatta kızmasını bekledim. Ancak o beni şaşırtarak alçak bir sesle keyifle kahkaha attı. Bu ise beni kızdırmaya yetti. Gözlerimi devirdim ve benim için açtığı kapıdan içeri girerek arabaya oturdum. Hala keyifli bir sırıtış yüzünde saklayarak kapımı kapattı ve arabanın etrafında dönerek sürücü koltuğuna oturup, motoru çalıştırdı.
"Ormanın hemen yanındaki evi aldınız, değil mi?" Diye sordu onaylamak istercesine. Annem bir mırıltı ile onayladı. "Hem okula yakın, hem merkezi bir yerde. Küçük ve eski bir ev, ama idare edeceğiz, değil mi, Eloven...?" Kafasını omuzunun üzerinden çevirip bana baktı.
Sıkıntıyla iç çektim. "Evet, hep idare ederiz zaten." Diye homurdandım. Kollarımı göğsümde birleştirerek kafamı arkaya yasladım ve kayıp giden yolu izledim.
Arabanın camına bir yağmur damlası düştü. Ardından bir tane daha ve aniden güçlü bir şekilde yağmur yağmaya başlamıştı. Damlaların sesi camlara vuruyor hem ürperdici hem de rahatlatıcı bir ses yayılıyordu. Öğlen saatleri olmasına rağmen, zaten karanlık olan kasaba daha da karanlığa gömüldü.
"Buranın ani yağmurları çok olur,alışın..." Diye mırıldandı Conrad. "Bu arada, bu gece sessizilik gecesi, haberiniz olsun." Gözlerini yoldan çekip ikimizin de üzerinde gezdirdi.
Herkesin susması gereken gece bu geceydi.
Bölüm etkileşimi
