Emberwick kitap kapağı

1. bölüm / 2

Emberwick

1. Katil

Yazar: Zəhra Əhmədova

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1. Katil

Washington,2026,aralık ayı.

Telefonumun alarmının sesi odamı doldurduğunda gözlerimi yavaşça açtım. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen hava hala karanlıktı. Boğazım kurumuş ve yastıksız uyuduğum için boynum tutulmuştu. İnleyerek kafamı yorganın altından çıkardım ve sinir bozucu alarmın sesini kapattım. Elim acıyan boynumu ovuştururken diğer elimle yatağımın başucundaki komidinin üzerindeki lampayı yaktım ve su bardağını elime aldım. Gözlerim yarı kapalı bir şekilde sırtımı yatak başlığına yaslayıp bardağı dudaklarıma götürdüm ve kafama diktim. Ama içi boşmuş. Hayal kırıklığı ile bardağı sertçe geri yerine koydum ve yorganı üzerimden atarak ayağa kalktım.

Işığı açtığımda, büyük ve lüks odam gün yüzüne çıktı. Kocaman bir yatak. Yatağımın yanındaki büyük ve ışıklı makyaj masam en yeni çıkmış ve en pahalı makyaj malzemeleri,bakım ürünleri,parfümler ve takılarla doluydu. Odamın içindeki bir kapı bayno ve tuvalete ,diğer kapı ise giyinme odasına açılıyordu.

Bir süre orada,ayakta durup odamı inceledim. Çok sevdiğim ve değer verdiğim,evim gibi hissettiğim odamı. Neden şimdi öyle hissettirmiyordu? Neden çalışma masamın üzerindeki fotoğraf çerçeveleri yüzüstüneydi?

Bütün bu cevapsız soruları bir gün daha cevapsız bırakarak kapımı açtım ve boş bardak ile koridora çıktım. Merdivenlerden aşağı yönelerek mutfağa girdim. Annem çoktan uyanmış ve kahvaltı hazırlıyordu. Yemek işlerinde berbattı. Ama benim aç kalmamam için deniyordu. Yine ya erkenden uyanmıştı ya da hiç uyumamıştı. Göz altındaki morluklar ikinci seçeneğin daha mantıklı olduğunu söylüyordu.

Mutfaktan içeri girdiğimi gördüğünde kafasını kaldırdı ve solmuş yüzü bir anda parladı, ya da çok iyi rol yaptı. Ancak gözlerindeki şefkat asla rol değildi. "Günaydın,kızım." Diyerek bana kocaman bir gülümseme gönderdi. "Yine su mu içiyorsun?" Elimdeki boş bardağı fark edince kaşları endişe ile çatıldı. "Bu gece de altı kere su içmek için kalktın. Bu kadarı zararlı,kızım."

Onun uyarılarını görmezden gelerek musluğa yöneldim ve bardağı su ile doldurdum. Günlerdir su içmemiş birisi gibi suyu tek bir hamlede kana kana içtim. Annemin endişeli bakışlarını görmezden geldim.

"Bavulunu hazırladın mı?" Diye sordu,başka bir konuya geçerken. Arkamı musluğa dönüp kalçamı tezgaha yasladım ve kollarımı göğsümde birleştirdim. "Hayır." İfadesiz bir şekilde cevapladım. Annem derin bir iç çekti ve çoktan yaktığı krepi tavada diğer tarafına çevirdi.

"Yarın sabah erkenden yola çıkacağız. Sen de okuluna git ve çıkış işlemlerini yap. Arkadaşlarınla vedalaş." Diye iyimser olmaya çalışınca kaşlarım çatıldı. "Arkadaşlarım mı?" Diye çıkıştım. "Muhtemelen artık hepsi benim garip ya da korkunç biri olduğumu düşünüyordur." Diye suratımı buruşturarak homurdandım.

Annem bir kere daha derin bir iç çekip sabrını topladı. "Babanın ölmüş olması seni garip ya da korkunç biri yapmıyor." Diye keskin bir ses tonuyla, yaptığı işe ara verip tamamen bana dönerek konuştu.

Sözleri ile bakışlarım titredi. Nasıl bu kadar basit bir şeymiş gibi konuşurdu? Nasıl her şey bu kadar basitmiş ve kolaymış gibi davranırdı? İçimde öfkenin yükseldiğini hissettim."Babam öldüğü için değil," diye patladım. "O lanet yangından onun değil de benim canlı çıka bilmem yüzünden korkunç biriyim!" Elimdeki boş bardağı sertçe yere fırlattım ve paramparça oldu. Göğüsüm öfke ve efor ile hızla inip kalkıyordu. Yerdeki cam parçalarına baktım. Sonra camlardan daha paramparça olmuş anneme. Çok kısa bir sürede öfkem yerini hayal kırıklığı ve pişmanlığa bırakmıştı. Ne yaptığımı çok sonradan fark etmiş gibi,kendim bile şaşırmıştım.

Öfkem aslında ona değildi,öfkem hiç kimseye değildi. Öfkem çok yersizdi. "Özür dilerim..." Diye kısık bir sesle fısıldadım. Ona doğru küçük, tereddütlü bir adım attım. "Sana bağırmak istemedim...öfkem sana değil..." Boynumu yana eğerek ona bir adım daha yaklaştım. Gözleri dolmuş bir şekilde bana bakıyordu. Gözlerinde gördüğüm acıma duygusu o kadar belirgin di ki, yok olmak istedim. Annemin bile bana acımasını istemiyordum.

"Sorun değil,güzel kızım..." Şefkatle gülümsedi ve kolumdan nazikçe tutarak beni göğsüne çekip sıkıca sarıldı. Göğsüne sinerek ben de kollarımı ona doladım ve sıkıca sarıldım. "Okula gideceğim ve çıkış işlemlerini yapacağım." Diye mırıldandım,sesim boğuk çıkıyordu. "Sonrada gelip,bavulumu hazırlayacağım." Diye devam ettim küçük bir gülümseme ile. "Tabii ki,ilk önce senin tuzlu kreplerini yiyeceğim."

Alaycı sözlerim ile kıkırdadı ve eli ile sırtımı ovuşturdu. "Sana kedi maması yedirmediğime dua et." Sözleri ile ben de zoraki bir şekilde kıkırdarken hafifçe geri çekildim. Zoraki gülümsememi fark etti ve bu sefer o her zamanki sevgisi ve anlayışı ile gülümsedi. Yanaklarımı avuçlarına aldı. Başparmakları yüzümde nazikçe gezindi.

"Güzel kızım..." Diye başladı. "Bu hayatta bana kalan son şey sensin. Seni de kaybersem ne yaparım bilmiyorum...baban seni bana emanet edip gitti...ve sana söz veriyorum ki,ne olursa olsun,ne yaşanırsa yaşansın,her zaman senin yanında olacağım,seni bırakmayacağım."

İnce ve narin yüz hatlarının şu son bir kaç günde ne kadar solduğunu fakt ettim. Saçlarının canlılığı gitmişti. Parlak bakan gözleri artık griydi. Hep temiz ve güzel kokan annem artık yas kokuyordu. Annem yıkılmıştı.Gözlerim dolmaya başlarken daha yumuşak ve nazik bir ses tonuyla konuştu.

"Her şeyin senin için çok fazla olduğunu biliyorum. Ama ben kızımı da tanıyorum. Senin bunu da kaldırabileceğine adım kadar eminim. Bunun da üstesinden gelirsin,birlikte geliriz." Sözleriyle gurur ve umut hissettim. "Hadi,tekrar benim hiç bir şeyden vazgeçmeyen kızım ol..." Diye daha kararlı bir şekilde konuştu.

Bir süre sadece yüzüne baktım. Onun benim hayatımda ne kadar büyük bir rol oynadığını,onu çok sevdiğimi ve o olmazsa ayakta kalamayacağımı fark ettim. Gözyaşlarımı elimin tersi ile sildim ve hiç bir şey söylemeden sıkıca onu tekrar kucakladım.

Kollarından güç almış gibi geri çekildiğimde,"Geç kalacağım... kahvaltımı okulda yaparım." Diyerek yanağına kocaman ve sulu bir öpücük kondurup koşar adımlarla mutfaktan çıktım.

Merdivenleri ikişer ikişer çıkarak odama girdim. İlk önce banyoya girerek elimi yüzümü yıkayıp,dişlerimi fırçaladım ve günlük serumlarımı kullandım. Annem bunlar için yaşımın hala küçük olduğunu söylerdi ancak bu parlak cildi bütün bunlara borçluydum.

Banyodan çıkıp okul kıfeylerimi giyindim. Bordo deri ceketimi üzerime geçirdiğimde ve parfümümü sıktığımda artık hazırdım. Son olarak boy aynasında kendime baktım.

Uzun ve simsiyah saçlarım omuzlarımdan dökülüyordu. Anneminkine benzeyen narin yüz hatlarım,babamınkine benzeyen keskin ve yeşil gözlerimle tezat oluşturuyordu. Burnumun üzerinde belli olmayan küçük çillerim vardı. Bazen makyaj ile kapatırdım ama bu gün makyaj yapmak istememiştim. Güzelliğim ile hiç bir zaman bir sorunum olmamıştı. Güzel bir kızdım,bunu kabul ediyordum.

Aynada kendime son bir bakış attıktan sonra okul çantam yerine çıkış için gerekli olan bir kaç belgeyi yanıma aldım ve odamdan çıkıp merdivenleri indim. Annemin sesi hala mutfaktan geliyordu. Muhtemelen öğlen yapacağı yemeği internetten araştırıp öğrenmeye çalışıyordu. Onun bu hallerini hem eğlenceli buluyor,hem de onun için üzülüyordum.

Babam öldükten sonra,bütün mal varlığı da kendisi ile gitti. Vasiyetnamesinde mal varlığının neredeyse tamamını kimsesiz çocuklar için vakıflara yatırmamızı vasiyet etmişti. Küçük bir miktar ise bize bırakmıştı. Bunun için ona hiç kızgın değildim,hatta öyle bir adamın kızı olduğum için çok gurur duyuyordum.

Bu küçük miktar para ile bu şehirde yaşayamazdık. Aslında annem çalışıyordu ve başarılı bir avukattı. Ancak artık çalışmak istemediğini ve bu şehirden gitmek istediğini söylemişti. Bunu ben de istiyordum ve bu yüzden itiraz etmemiştim.

Küçük bir kasabaya taşınacaktık. Emberwick. Washington eyaletinin batı kıyısında yerleşen küçük bir kasaba. Sık sık yağmurlu,sisli ve sessiz bir kasaba.

Bahçeye çıktım ve yürüme mesafesinde olan okuluma doğru yürüdüm. Kışın ortasında,sabahın köründe hangi akılla sadece ceket ile dışarı çıkmıştım acaba diye homurdanarak yolu bitirdim. Çok üşümüştüm ve okul binası önümde yükselince güvenlikten geçip içeri adım attım. Koridora girdiğim gibi sanki bütün bakışlar bana dönmüş,herkes sessizleşmiş ve ortama bir ağırlık çökmüştü

Hiç bir bakışı umursamadan çenemi havaya kaldırarak koridoru geçtim. Kantin karşımda belirince içeri girmemle buradaki herkesin de bakışları bana döndü. Umursamadım. Dikkatin üzerimde olmasına alışkındım. Ancak bu dikkat bu sefer öyle değildi. İnsanların bakışları hayranlık dolu değil,tiksinti ve yadırgama doluydu. Ancak ben hiç bir zaman insanların fikirlerini önemseyen biri olmamıştım.

Kantinde yemek sırasında beklerken kollarımı göğsümde birleştirmiştim. Tam bu sırada arkamda iki tane kızın fısıldadığını duydum. Muhtemelen benim onları duymadığımı düşünüyorlardı. Göz ucuyla onlara baktım.

Uzun boylu olan kız diğerine eğilip,"Bu Eloven,değil mi?" Diye sordu kısık bir sesle. Daha kısa olan kız onayladı. "Babasını kaybedeli daha bir hafta oldu. Ancak hiç bir şey olmamış gibi okula gelmiş,baksana. Sana onun kalpsiz olduğunu söylemiştim." Kinaye ile devam etti kısa boylu kız. Diğer kız onu onaylayarak tekrar fısıldadı."Kendi canını kurtarabilmek için babasının canını feda ettiğini söylüyorlar. Yani o yangından canlı çıkması neredeyse bir mucize."

Arkamı dönüp onlara ağızlarının paylarını verebilirdim. Hatta bu dünyayı onlar için bir cehenneme çevire bilirdim. Ancak hiç birini yapmadım. Sadece omuzunun üzerinden ikisinede keskin bir bakış attım. Beni fark ettiklerinde ikiside gözlerini kaçırdı ve yerlerinde kıpırdandılar. Bakışlarımda her ne gördülerse bu onları geri adım atmaya mecbur etti. Bense hiç bir şey söylemeden önüme döndüm. Sıra bana gelmişti. Kendim için bir dilim çikolatalı kek ve elma suyu alıp boş bir masaya oturdum. Her zamanki arkadaşlarımla oturduğum masaya değil.

Çatalı keke batırıp ağzıma attım. Yanlız hissediyor muydum? Hayır,böylesi daha iyi geliyordu. Yakın arkadaşlarım sandığım insanlar benimle babamın cenazesinden sonra hiç konuşmamış beni hiç sormamışlardı. Kırılmış mıydım? Hayır. Belki de o kızın söylediği gibi gerçekten de bir kalbim yoktur. Üstelik böyle bir cümleyi ilk kez duymuyordum.

Kekimi bitirip elma suyunu içtiğimde der bir el yavaşça sağ omuzumu kavradı. Sakince kafamı kaldırıp yukarı baktığımda bana pis bir şekilde sırıtan Tristan'ı gördüm. Okulun futbol takımının başkanı. Tam bir zorba ve tam bir ego yığını. Pis gülümsemesini devam ettirken gevşek bir şekilde güldü. "Şuna da bakın,küçük katilimiz sonunda okula gelmeyi başarmış. Şansına küs amigo kız. Artık yeni bir amigo kız başkanı seçildi,çünkü tahtı boş bıraktın."

Sözleri ile avuçlarımın yandı ve gözlerim karardı. Midemdem yükselen bir öfke ve tiksinti dalgası ile öyle bir hışımla ayağa kalkıp öyle bir gözlerine baktım ki,şaşkınlıkla bir adım geriledi. Gözleri alev püskürten gözlerime bakıp korku ve kafa karışıklığı ile kocaman açıldı.

"Gözlerin..." Diye kekeledi. Sertçe yutkundu ve gözlerini bir kere açıp kapattı. "Eloven...gözlerin..." Diye devam etti. Kendini beğenmiş tavırları sönmüş yerine bariz bir korku bırakmıştı.

Neden bu kadar korktuğunu anlamamıştım. Bir adım daha atarak aramızdaki mesafeyi azalttım ancak o da bir adım geriledi. Kaşlarım çatıldı. "Abartma,Tristan,seni öldürecekmişim gibi davranıyorsun." Diye homurdandım. Bakışlarındaki korku hem tatminedici hem de rahatsızediciydi.

"Sen...sen hastasın..." Diye kekeledi. Artık sıkılmaya başlamıştım. Gözlerini bir kaç kez daha kırparak sanki bir şeyi doğru görüp görmediğini anlamaya çalışıyordu. Bir süre daha gözlerime baktıktan sonra arkasını döndü ve neredeyse koşar adımlarla arkasına bile bakmadan kantinden çıktı.

Şaşkın bir şekilde arkasından baktım. Daha ona hiç bir şey söylememiştim bile ve o korkmuştu. Korktuğu şey neydi? Gözlerim miydi onu bu kadar korkutan ve ürküten? Bana hasta diyecek kadar ne vardı gözlerimde? Yavaşça tekrar yerime oturdum. Arka cebimden küçük bir cep aynası çıkardım ve kendime baktım.

Gözlerim gayet normaldi,bir şey yoktu. Aynayı kapatıp tekrar cebime koydum ve adımlarımı müdürün odasına yönlendirdim. Ders zilig çaldığı ve her kes sınıflarında olduğu için koridor boştu. Uzun adımlarla geçtim ve müdürün odasına yaklaştıp kapıyı çaldım.

Otoriter ve sert bir kadın sesi,"Gir." Diye seslendi. Kapıyı açıp içeri adım attım. Müdür Bayan Veronica, gözlüklerinin üstünden bana baktı ve sessizce eliyle önündeki koltuğa oturmamı işret etti. Ellili yaşlarının başında olduğunu düşündüğüm,Bayan Veronica, sert yüz hatlarına sahip,otoriter bir kadındı. Saçları beyazlamış olmasına rağmen hala burada öğrencilerin kabusu olmaya devam ediyordu.

Evrak işlerinden başını kaldırıp bana baktı. "Annen okuldan çıkmak istediğini söyledi,ben de gerekli işlemleri yaptım. Evrakları getirdin mi?" Diye umursamaz bir ses tonuyla sordu. Evrakları ona uzatıp masasına bıraktım ve karşısındaki koltuğa oturdum. Sessizce evrakları inceledi. Bir kaç dakika sonra elinin bir hareketi ile beni kovar gibi kapıyı gösterdi.

Dişlerimi sıktım. "Bayan Veronica,en başarılı öğrenciniz bu gün okulunuzdan çıkışını yapıyor,bir veda etmek yok mu?" Kinayeli bir ses tonuyla sordu. Soruma saşırmadı çünkü bu hallerime zaten alışkındı.

"Senin gibi bir öğrenciyi kaybettiğim için gerçekten üzgünüm,Eloven..." Samimi tonu beni şaşırttı. Sesi gerçekten de üzülmüş gibi çıkıyordu. "Ama en iyisi buydu, okulumda bir katil barındıramam." Cümlesini tiksinti ile bitirince hiç saşırmamıştım.

Yavaşça zarif bir şekilde ayağa kalktım ve masasına yaklaştım. Artık olan olsun,zaten bu kadını bir kere daha görmeyeceğim diye düşündüm. Ellerimi masanın iki yanına yaslayıp üzerine eğildim. Cüretim ile gözleri kocaman açıldı.

"Eğer katil olsaydım," diye başladım. Tek tek kelimelerin üzerine basarak konuştum. "Şu an da sizin bu lanet okulunuzda değil de,bir hapishanede olurdum. Ayrıca,eğer bir katil olsaydım...ilk öldüreceğim kişi kesinlikle babam olmazdı..." Son cümleyi tam gözlerinin içine bakarak imayla söyledim. Sertçe yutkundu ve masasında geriye çekildi. "Beni tehdit mi ediyorsun?!" Diye öfke ve korku ile ayaklandı.

"Ne münasebet? Ben sadece alternatif geleceklerden bahsediyorum." Rahat bir şekilde cevapladım. Gözlerindeki korkuyu izlemek bana zevk veriyordu.

"Defol git okulumdan!" Diye öfke ile patladı ve işaret parmağı ile kapıyı gösterdi."Peki." Omuz silktim. Hiç bir şey olmamış gibi son kez öfkeden titreyen bedenine baktım ve yanından geçip gittim. Kapıyı kapatırken gözucuyla baktığımda titreyen eliyle su bardağını tutmuş ilacını içiyordu. Güzel. Diye düşünüdüm kendi kendime. Beni zorladığında neler olacağını ona göstermiştim.

Aslında bu sadece basit bir tehditti,hatta blöftü. Onun korkudan mı yoksa öfkeden mi bu hale geldiğini çözememiştim,ama pekte üstüne düşünmedim.

Adımlarım okul binasını terk edince son bir kez arkamı dönüp okula baktım. Burada yıllarım geçmişti. Her zaman örnek öğrenci, popüler kız,amigo kız takımının başkanı diye anılmıştım. Bir çok arkadaşım ve sosyal bir çevrem olmuştu. En güzel anılarımı burada,buradaki insanlarla yaşamıştım. Her ne kadar iyi dostluklar kuramasamda ,iyi arkadaşlarım olmuştu ve her biri en güzel anılarımda bana eşlik etmişlerdi. Ama sadece en güzel anılarımda. Düşük not aldığım için ağladığımda yanımda kimse olmamıştı, ya da amigo kız yarışında ikinci olduğum için kendimi tuvalete kilitlediğimde. Daha bir sürü şey. Evet mükemmelliyetçi biriydim, evet ilgi isteyen biriydim ve dikkatin hep benim üzerimde olmasını istiyordum. İstediğime ulaşmıştım da. Ancak bu süreçte gerçek ve derin bağlar kuramamıştım.Her şeye rağmen hiç pişman değildim. Çünkü bu da benim hayatımın bir bölümüydü. Ve ben her zaman yeni bölümlere açıktım. Yeni başlangıçlara, belki daha güzel bir hayata, belki yeni dostluklara ve belki de aşka...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

89okunma 20beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…