8. bölüm · Ember Thorne/Lee Heesung
7

Sabah gözüme gelen ışık ve Inha'nin sesi ile uyanmıştım. 'Kalkın hadi. Antreman sahasında bizi bekliyorlar.' Bizi zorla da olsa uyandırmıştı. Giyinmemizi beklemişti. Sonra da ben ve Shu'nun saçlarını toplamıştı. 'Şimdi gidelim.' Ryu, onla konuşup yürüyordu arkada ise Shu ile ben. Sabah sabah nerden gelmişti bu antreman işi.
Aşağıda bizi bekleyenleri görünce gülmeden edemedim. Yorulmasın diye oturan Jake ve Seungmin, güreşen Heesung ve Sunghoon a bakıyordu. Bir yandan Sunghoon kaybetmek istiyor gibi duruyordu. Ama sonuç olarak o kazanmıştı. Heesung gülüp ona baktı. 'Kısaca paslanmışım. 100 yıl uzun süreymiş.' Güldü ve bana baktı. 'Günaydın leydiler.' Bize bakıp hafif eğildi. Bizde aynı şekilde eğildik. Bana bakıp gülümsedi.
'İdman yada antrenmandan sorumlu kişi benim. Nasılsınız bakalım?' Önümüze gelen Jay ile bir anlığına irkildim. 'İyiyiz. Teşekkürler.' Ryu sakin ama biraz yabancı bir şekilde konuştu. 'O zaman harika. Şimdi eğer Dallia ile çalışmak isteyen olursa onunla konuşabilirsiniz. Aslında Suhuhua yanlış bilmiyorsam bu işe yatkın gibisin. O yüzden seni Dallia'ya bırakıyorum yorulma istersen.' Shu kafasını salladı. 'Yine de antreman yapabilirim değil mi?'
'Tabiki.' Gülümsedi ve biraz ilerledik. 'Şimdi yakın dövüş seven ve az çok kılıç, hançer veya bıçak kullananınız var mı yada biliyor musunuz?'
'Ben yakın dövüşte iyiyim yada hançer de.' Ryujin konuştu. ''Bende kılıç kullanmayı biliyordum ama unutmuş olabilirim.'' Jay gülümsedi ve Shu'ya baktı. 'Ben ikisini de pek kullanan biri değilim.' Shu kibar bir şekilde söyledi. 'O zaman Ryujin sen benle ve arada o cadının yanına gitmen gerek. Hançer işinde maalesef ki yetenekli. Raylie sizi lordun yanına alalım o kılıç işinde en iyisi.' Bıyık altı gülüp Heesung'a baktı. Oda Jay'e kızgın bir şekilde bakıyordu. 'Ve Shuha sende şu çilli ile çalışabilirsi-' Yanından geçen ok ile sustu ve Inha'ya baktı. 'Arkandaki hedef yerini vurdum. Ha ama kafana istiyorsan söyle.' Yayı tekrar geri ve aynı yere ikinci kere attı. Sonra da gülümsedi. 'Manyak çilli!!' Yanına tekrar gelen ok ile sustu. 'Neyse Shuhua seni o tarafa gönderiyorum. Seni de Lord'un yanına. Sende benle geliyorsun.'
Heesung'un yanına geldiğim gibi gülümsedi. 'Demek kılıç kullanmayı biliyorsun.' Elindeki tahta kılıcı vermeden önce elindeki eldiveni uzattı. 'Buyur bunları giy biraz ısınıp başlarız.' Eldivenleri giydikten sonra onun yanına gittim. 'O zaman başlayabiliriz ilk önce yeteneklerini göreyim olur mu?'
O an fark ettim ki 6 yaşına kadar öğrendiğim tüm kılıç bilgileri yok olmuştu. 'O zaman sorun yok. Şimdi bir iki vuruş yapalım ne dersin? Sonra etrafı gezeriz.'
''Olur tabiki.'' Bana nasıl vuruş yapılacağını, duruşunu ve kılıcı nasıl kullanacağımı çok nazik bir şekilde anlatmaya başladı. Sonrada öğrendiğim kanısına varınca deneme yapmam için karşıma savaşmaya geçti. Ama yine de hata yapıyordum bu da her seferinde benim yere düşmemi sağlıyordu. Fazla zorlamadan durdu ve bana yaklaştı. Ardından bir elini sırtıma ve bir elinide koluma koydu. 'Duruşun biraz daha dik ve rakibin gözlerine kenetlenmiş olsun.' Kollarımı da düzeltti ve karşıma geçti. 'Şimdi gözünü hamlemden ayırma ve savurmaya çalış ama tehdit eder gibi bak anlaştık mı?'
''Anlaşıldı.'' Hamle yapacağı sıra ellerine dikkatle baktım ve sonrasında onu savurdum. 'Yaptın. Buda bir gelişme şu anlık giderek iyileşir. Şimdi devam et.' Aynı şekilde bana hamleler yapmaya başladı. Hamleler oldukça zorlaşıyordu ama yine de iyi ilerlediğimi söylemişti. En son hamlesine kılıcını yere düşürmeyi başarmıştım. Ona bakarken gözlerim bir an ayaklarına takıldı. Birbirine yakın ve dengesi çabuk bozulacak bir halde duruyordu. Bu işe yarardı çelme takmıştım ama sorun beni çekmiş olmasıydı.
Üstüne düşmüştüm. Bana baktı, kollarımdan destek alıp hafif dikleşti ve güldü. 'Bu taktik seni öldürebilir. Bende işe yaradı ama yine de dikkatli ol kılıç düşse bile hançer taşıyor olabilirler.' Ben ise çekilmeden hâlâ üstünde durduğumu fark etmiştim. Konuşması insanı kendine bağlıyordu. ''Ama yine de ise yaradı. Ve bundan sonra dikkat ederim.'' Gülümsemeye devam etti ve kalktı. 'Şimdi dinlen biraz.' Beni kaldırmak için eğildi ve sonra kulağıma yaklaştı. 'Bir daha dikkatli ol. Başka lord seni kucağına düşürmesin.' Beni ayağa kaldırdı ve gülümsedi. 'Şimdi gezebiliriz.'
İlk Ryu'nun yanına geldiğimizde. Jay ona taktik veriyordu. Sonrasında da kendi üstünde denemesini istiyordu. Ryu'da ona aynı şekilde gösterdiklerini yaptı. 'Hızlısın iyi bu. Şimdi Minho ile beraber bırakıyorum beraber çalışın izliycem.' Yanımıza geldi ve gülümsedi. 'Siz naptınız lordum?' Gülümsedi ve ikiliye bakmaya devam etti. 'Ryujin biraz daha çevik ol. Minho kolay yem korkma.' Minho sinirle Jay'e bakınca Ryujin onu düşürdü ve gülümseyip bana baktı. 'Demiştim. Aferim kirpi. Dinlen hadi.'
Heesung ve benle beraber gelmişti Jay'de. Son olarak Shu'nun ve Inha'nin yanına gelmiştik. 'Güzellik şimdi sadece yay germe öğrendin elin zamanla alışır ama deneme yapalım mı?' Shu kafasını salladı. 'Şimdi oku buraya yerleştireceğiz tamam mı? Sonra diğer elimiz ile yerini ayarlıyoruz. Gözünü hedeften ayırma.' Shu attığı zaman ok biraz olsun sağa gitti. 'Tekrar dene ve gözünle nereye gideceğini güzelce ayarlayalım. Duruşunu da dik tut.' Shu dediklerini yaptıktan sonra oku bıraktı ve tam ortadan olmasa bile hedefi vurmuştu. 'Pratik ile düzelir bu bile mükemmel.' Gülümsedi ve bana baktı. 'Kaplicaya gidelim burdan.' Evet anlamında ellerimi kaldırdım. ''Olur bence de.''

Ve sonuç olarak kaplıcaya gelmiştik. Hee-jo ve Dallia'da gelmişti. Inha ise hâlâ bize hizmet ediyordu. 'Inha gel hadi.' Kafasını salladı ve bir süre sonra o da yanımıza geldi. Suyun içine girerken fark etmiştim. Omuzunda çilleri ile iç içe geçmiş ay ve yıldızlar serpilmiş gibi duran bir dövmesi vardı. 'Çok güzel olmuş dövmen.' Ryu ona seslenince Inha'nin yanakları hafif kızardı ve gülümsedi. 'Teşekkürler. Bende çok seviyorum.' Gülümsedi ve kafasını rahatlamak için arkaya yasladı. 'Hepiniz harika iş çıkarttınız. Çalışmalarınız gözlemledim çok güzeldi.' Hee-jo güldü ve o da rahatça kafasını arkaya yasladı. ''Teşekkürler.'' Bende biraz olsun rahatlamak için kafamı arkama yasladım.
Odalara gitmeden Inha hepimizi yanına çağırdı ve onun odasına çıktık. Gelir gelmez hepimize bir kıyafet uzattı. Giyip geldiğimiz zaman bize mutlu bir halde baktı. 'Çok yakışmış mini etek sana Raylie.' Gülümsedi ve ensemdeki ıslak saçı topladı. 'Boynun ıslanmasın.'
Ardından Ryu'ya baktı. 'Senden kesinlikle tomboy havası alıyordum. Güzel olmuş. Hatta mükemmel olmuş sana.' Gülümsemeye devam etti. Shu ya baktı. 'Aynı olmuşsunuz ama sende de hoş duyuyor.' Onunda saçlarını topladı ve gülümsedi. Sonra da yatağa oturdu.
''Sen giyinmiyor musun merak ettim.'' Benle beraber Ryu ve Shu da onu kalkmak için zorlayınca kalktı ve giyinmeye gitti. Geldiğinde üstünde beyaz bir gömlek ve uzun bir kumaş pantolon vardı üstünde. 'Sen eski tip mi seviyorsun?' Kafasını salladı. 'Onun dışında boynumda olan izi daha doğrusu izleri saklamak için yapıyorum. Bazen dışarı çıkıp yiyecek almamız gerekiyor. O yüzden. '
'Bunun dışında müzisyen olduğu için. Şarkı söylemeye gidiyor. Bu yüzden de boynundaki izler gizli.' Kapıda duran Hee-Jo ve Dallia içeri geldiler. ''Sen şarkı mı söylüyorsun?'' Inha gülümsedi. 'Evet hatta haftaya beraber gidelim. Sizi de getirsinler.'' Gözüm bir anda ikiliye takıldı. Dallia nin üstünde kısa kot bir tulum vardı ve çiçek işlemeleri ile doluydu. Hee-jo ise kahverengi beyaz güzel bir etek gidiyordu. 'Hadi yemeğe. Ve Inha, lord Jay'i çağırdı onu alıp gelir misin?' Inha surat astı ama kafasını sallayıp odadan çıktı.

//Jay//
Üstümdeki kıyafetlerimi değiştirirken çalınan kapı ile durdum. Kesinlikle Inha gelmişti. Kapıyı sertçe vurma sesinden ve kanının kokusundan. Ses vermeyince kapıyı açtı ve beni süzdü. ''Ne o gözlerini alamadın.'' Göz devirdi. 'Aynada kendime bakıyorum. Ve üstüne bir şeyler giy.'
''Niye başka kızlar görmesin diye mi?'' Duvara yaslandi ve tekrar iç çekti. 'Göz zevkimi bozma diye.' Bana bakmaya devam etti. Gözlerini gözümden çekmedi. ''Saçların niye ıslak senin?''
'Kurutmayı unuttum.' İç çekti ve pencereye doğru baktı. 'Niye en güzel manzara senin odanda ki?' Disari bakmaya drvam etti. 'Zaten uyumuyorsun oda ne alaka?' Bana baktı vd pencereyi açtı. 'Onun dışında oda değişelim mi?' Bana baktı. Uzun süre boyunca bekledi. Ama ben cevap vermeyince sinirlenip bana baktı. 'Anlaşıldı konuşulmuyor bugün senle. Lord seni çağırmış duymuşsundur umarım.' Gülümsedi ama zoraki bir biçimde. Kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açacağı sıra kapıyı tuttum.
Tek sorun şu anda kapı ile aramda olmasıydı. Benim için aslında hava hoştu. Ama onun yüzünde ve sesinde belli olan bir sinir vardı. 'Jay bırak şu kapıyı.' Yavaşça kulağına eğildim. ''Hasta olacaksın ama Çilli. Pencereyi de açtın.'' Sinirlendiği her halinden belli oluyordu bana bakmak için döndü. Burun burunaydık. Durdu ve bir süre dudaklarıma baktı. Sonra yine gözleri bana döndü. 'Seni ilgilendirmiyor hasta olmam değil mi?' İç çekti. 'Aç şu kapıyı.'
''Hayır. Ve neden bana bakmıyorsun çilli. Hani vücudum göz zevkini bozuyordu?'' Diğer elimle çenesini tutup bana bakmasını sağladım. Kalp atışları yüksek sesliydi. Kendi de farkındaydı. ''Geldiğinden beri sadece beni sürüyorsun şimdi de dudaklarıma kitledin bakışlarını.'' Cevap vermedi. Boynuna yaklaştım ve durdum. ''Doğru kan bankası olarak doğdun değil mi? Bu yüzden bana bakman gerekiyor. Yada dişlerime bakıp ne zaman ısırır diye değil mi? Aslında ormanda kalsaydın diyor musun? Orda ölseydim diye.'' Gözleri dolmuştu. Sadece bakıyordu. O ilk gun bana bakıp korktuğu gibi. ''Şimdi de suskun kedi rolü sende mi?'' Elimi kapıdan çekmem ile beraber. Tokat atmış ve hızla kapıyı açmıştı.
'Hayır. Yüzüne konuşacak kimseyi bulamiyorum.' Sinirle ve dolu gözler ile kapıyı sertçe kapattı ve gitti. Sonradan fark ettim. Fazla ileri gitmiştim. Sinirle adım sesleri geliyordu. Duvara yaslandım ''Aferim Jay.'' Elimi saçımda gezdirdim ve üstümü giyip Heesung'un yanına gittim.
☆
'Bu surat ne? Nerde gemin battı?' Hoon kolunu omuzuma attı. İç çektim ve ona bakmaya devam ettim. ''Havamda değilim Sung. Sonra geç dalganı.'' Heesung bana baktı. 'Gerçekten noldu? Yüzün düşmüş bayağı.' Yanıma yaklaştı. 'İyi misin?'
''Sabah sabah... gereksiz konuştum.'' Heesung yanıma geldi ve yüzümdeki tokat izine baktı. 'O kıza karşı mı?' Heesung güldü. Hoon ise bana bakıp durdu. 'Naptın kıza? Kolay kolay sana bu kadar sinirlenmez.' İç çekip merdivenlere eğildim. ''Ağır konuştum. Saçma sapan şeyler diyip kırdım onu. Ve sanırım uzun süre konuşmayacak benle.''
'Sende üzüldün değil mi?' Heesung yanıma oturdu. 'Seni ilk gördüğüm zaman da beni kırmıştın. Hem gönül hem de kemik olarak. Gıcık. Ama yine de beni bırakmadın.' Heesung saçlarımı karıştırdı. 'Aslında onu sevdiğin her halinden belli. Şimdi asıl soru. Onu kendinen uzaklaştırmak mı istiyorsun yoksa onu sevip korumak mı?' Heesung gülümsedi. 'Biraz düşün bunu.' Kalktı ve Hoon'u yanına alıp yürümeye başladılar.
''Heesung...''. Bana baktı. ''Sanırım onu sevmek istiyorum. Ama şimdi nasil yapacağım bunu? Çıkmaza girdi herşey.'' Güldü. 'Onu en iyi tanıyan sensin sana kalmış. Ve kolum boşta kaldı gel hadi.' Gülümseyip yanına gittim ve beraber tüm sarayı gezdik.

Bu konuşmanın üzerinden yaklaşık üç gün geçmişti. Etrafta gezinirken avluda gelen sesler ile o tarafa döndüm. Gerçi kokuda kendine çekmişti beni. Bizim insan kızlar ile üç tane kuyruk kız kavga ediyordu. Gerçi tartışıyordu. Çilliyi görmem ile gülümsedim. 'Sorununuz benle değil mi?' Bizim insan kızları arkasına aldı. Sanırım manyak derken de haklıydım. Üç vampir kıza kafa tutuyordu. Kızlardan biri daha çok onun üstüne yürümeye başladı. 'Sen neden Jay'in kuyruğu gibisin? Yada köpeği mi desem? Onun dışında seni kurtardı diye seni seviyor falan mı sanıyorsun?'
''Asıl siz değil misiniz kuyruk gibi peşimde olan?'' Gülümsedim ve yavaşça Çilli'nin yanına geçtim. Bana hâlâ kızgın gözler ile bakıyordu. Gülümsedim. ''Lord Heesung size kızacak benden söylemesi. Fazla olay çıkarıyorsunuz. Ve son soru cevabı ise...''. Inha'yi omuzuma aldım ve gülümsedim. ''Evet onu seviyorum.''
Diğerlerine de bakmam ile saraya girdiler. Çilli ise hâlâ bağrıyordu ve sırtıma vurmaya devam ediyordu. 'Ya kime diyorum indirsene beni. YAAA! JAY!'. Omuzumdan indirdim ama onu tutmaya devam ettim. ''Benle gelecek misin peki?''
'Hayır.' Gitmek için uğraşırken iç çektim ve tekrar omuzuma aldım. Vurmaya bir süre devam etmedi. Sesizce koridorda yürürken odaya doğru yürüdüğümü anlamıştı. Sırtıma sertçe vurdu. İçeri girdiğimiz gibi kapıyı kilitledim. Ve omuzumdan indirdim onu.
'Neden burdayız? Senin oda sevgin korkunç.' Kafamı salladım. ''Öyle ama içinde sadece beyaz saçlı Çilli biri olunca.'' Bana boş boş bakmaya devam etti. 'Yeni oyunun bu mu?' İç çekti ve yatağa oturdu. 'Benim bünyem artık kaldırmıyor gerçekten.' Pencereden dışarı baktı. Önünde eğildiğim zaman hızla bana döndü. ''Özür dilerim o dediklerim her şey için. Biliyorum affedilmez. Ama özür dilerim.'' Bacağına sarıldığım zaman gülmeye başladı.
'Bir esmer şeytan bu hale gelir miydi? Cidden çok garip birisin. Biraz hızlı bir seçim gibi ama affettim.' Saçımı karıştırdı. 'Ama soruma düzgünce cevap ver. O kızlara dediğinde ciddi miydin?' Güldüm.
''Öyleydim. Inha seni seviyorum.'' Bir an durdu ve gözleri bana kitlendi. O sabit gözlerden korku göründüğü belliydi. 'Jay... Yapma nolur. Deme öyle.' Dolu gözleri ile bana baktı. 'Sevmiyorsun işte beni. Babam zaten başta reddetti. Annem seviyordu beni bi. Her gün gelip yanıma yatar hikaye yada şarkı söylerdi bana. Şimdi yok Jay. Bıraktılar beni.' Sesi iyice çatladı önce kırık ses kendini belli ediyordu. 'Sende sevmiyorsun beni. Gidersem diye korkudan tutuyorsun. Bende korkuyorum seni de kaybedersem. Artık kimsem kalmayacak diye. Jay. Duydun mu beni? Yalan söyleme bana. Kırdın diye böyle düzeltmeye çalışma. Bırakmak için diyorsun demi? Sende bırakacaksın beni. Nefret ediyorsun sende benden. Bırakacaksın sende beni.'
Bana vurmaya ve hıçkırarak ağlamaya devam etti. Vurması bittikten sonra oylece durup bana baktı. Bende ona sarildim. ''Inha bırakmıyorum seni. Sadece seviyorum her zaman sevecegim. O gün söylediğim saçmalıkları unut. Fazla ileri gittim. Ne diyorsan de haklısın. Ama seni sevmeyi bırakmam. O ormanda buldugum kızı gibi, şimdi bana vuran kızı, ağlayan kızı, durmadan benle dalga geçen kızı, konuşmaktan yorulmayan kızı, her zaman antreman yapan kızı, yanımda bazende olsun uyuyan kızı da seveceğim. Hatta şimdi bana korku ile karışık sevgi ile bakan kızı da sevicem. Ben seni seviyorum. Ve bırakmıyorum seni şimdi nasil sarıldiysam her zaman yapacağım bunu. Seni ve kendimi de senin için koruyacağım. Inha seviyorum seni.'
Gözleri bana bakarken tam anlamıyla yumuşadı ve bana sıkıca sarıldı. 'Bende seni seviyorum gıcık vampir.' Gülümsedi. Hatta kıkırdaması bile atmayan kalbimi mutlu etmişti.
Gece yanımda uyumuştu. Bu defa bayılarak değil de kendi isteği ile. Tüm gece onu izlemek rüya gibiydi. Sesizce horlaması yada bana dönüp sarılması. Her şeyi ile çok güzelsin Inha. Inham. Seni koruyacağım. Her ne pahasına olursa olsun.

2178 kelime...
Umarım bölümü sevmişsinizdir.
En sevdiğiniz yer?
En sevdiğiniz söz?
Kıyafetler

Raylie

Shuhua

Ryujin

Hee-jo

Inha
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın
