13. bölüm · Eksik Bırakılan
13.BÖLÜM
Elim havada kaldı.
Ayaz’ın uzattığı el ile aramızda sadece birkaç santim vardı ama o mesafe sanki kilometrelerce gibiydi.
Arkadan gelen ayak sesleri yaklaşırken zaman garipleşti. Her şey ağır çekime girmiş gibi.
“Lara…” dedi Ayaz bu kez daha yumuşak. “Şimdi değilse, hiç değil.”
Yutkundum.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefesimi bile duyamıyordum.
“Ben…” dedim ama devamı gelmedi.
Çünkü kafamın içinde tek bir cümle dönüyordu:
Ya gerçekten beni götürürlerse?
Gözlerim adamın üzerine kaydı. Soğuktu. Sabırlıydı. Sanki acelem yok, nasıl olsa geleceksin der gibi bakıyordu.
Sonra tekrar Ayaz’a baktım.
O ise ilk kez… korkuyor gibi değildi.
Ama endişeliydi.
Benim için.
Bu farkı fark ettiğim an içimde bir şey kırıldı.
Bir adım attım.
Sonra bir adım daha.
Ve Ayaz’ın elini tuttum.
Parmaklarımız birleştiği an, Ayaz gözlerini kapattı. Sanki rahatlamış gibi kısa bir nefes verdi.
“Tamam,” dedi.
Ama o “tamam” bir rahatlık değildi.
Bir başlangıçtı.
“Kaçıyoruz,” dedi.
Bu kez beni çekerek değil… birlikte hareket ederek koşmaya başladık.
Arkamızdan bir ses geldi:
“Onu uzaklaştırmayın!”
Koşarken Ayaz bana eğildi.
“Ne olursa olsun bırakma,” dedi.
“Beni mi?” diye bağırdım nefes nefese.
“Evet.”
“Bu nasıl bir cevap?!” dedim ama o anda dönüp bakamadım bile.
Sokağın sonunda bir motosiklet vardı.
Ayaz ona doğru koştu.
“Bunu mu planlıyordun?!” dedim.
“Planlamıyordum!” diye bağırdı. “Bulduğum tek çıkış bu!”
Motosiklete atladığında bana uzandı.
“Gel!”
Hiç düşünmeden bindim.
Motor çalıştığı anda arkamızda bir çığlık duyuldu.
Ve sonra hızlandık.
Rüzgâr yüzümü kesiyordu.
Şehir ışıkları bulanık bir çizgiye dönüşmüştü.
Kollarım istemsizce Ayaz’ın beline sarıldı.
Bunu fark ettiğinde kısa bir an başını hafifçe çevirdi.
“İyi misin?” diye bağırdı.
“Buna İYİ denmez!” diye karşılık verdim.
Ama sesimde panik kadar… başka bir şey daha vardı.
Güven.
Bunu fark etmek bile beni korkuttu.
Bir süre sonra şehirden uzaklaştık.
Boş, loş bir yola girdik.
Ayaz motoru durdurdu.
Sessizlik…
Bir anda çöktü.
Sadece nefeslerimiz vardı.
İnip birkaç adım uzaklaştım.
“Şimdi açıklayacaksın,” dedim. “Her şeyi.”
Ayaz kaskını çıkardı. Saçları dağılmıştı. Yüzü yorgundu.
Ama gözleri hâlâ netti.
“Burası güvenli değil,” dedi.
“Ben de güvenli hissetmiyorum zaten!” dedim sinirle. “Birisi beni kovalıyor, sen ortadan kayboluyorsun, sonra ortaya çıkıp ‘beni seç’ diyorsun!”
Ayaz sustu.
Bir an sadece beni izledi.
Sonra çok sakin bir sesle:
“Beni seç demek… onlardan yana geçme demek değildi.”
“Ne demek o?”
Bir adım yaklaştı.
“Beni seç demek… hayatta kalmayı seç demekti.”
Bu cümle içime oturdu.
“Sen neden bu kadar önemliyim?” dedim daha yavaş bir sesle.
Ayaz gözlerini kaçırdı.
İlk kez.
“Bunu sana söylemek… daha zor olacak,” dedi.
O an rüzgâr daha da sert esti.
Sanki dünya bile dinliyordu.
“Denemeyi bırak,” dedim. “Artık neysen söyle.”
Ayaz bir süre sustu.
Sonra cebinden küçük bir şey çıkardı.
Aynı fotoğraf.
Benim çocuk halim.
Ama bu sefer farklıydı.
Arkasında başka bir şey daha vardı.
Bir sembol.
Yuvarlak bir işaret.
İç içe geçmiş çizgiler…
“Bu ne?” dedim.
“Bu…” dedi Ayaz. “Seninle başlayan şey.”
Kalbim sıkıştı.
“Ben hiçbir şey başlatmadım.”
Ayaz başını salladı.
“Biliyorum.”
Sonra bana baktı.
“Sen başlatmadın… ama seni bunun içine koydular.”
“Kim?!”
Ayaz bir an durdu.
Ve sonunda söyledi:
“Benim kaçtığım insanlar.”
Bir sessizlik daha.
Bu sefer daha ağır.
“Beni neden istiyorlar?” diye fısıldadım.
Ayaz gözlerimin içine baktı.
Ve ilk kez gerçekten net konuştu:
“Çünkü sen… kilit değilsin sadece.”
Bir an durdu.
“Sen, kilidi açan şeysin.”
O an dünyam bir kez daha kaydı.
“Ne kilidi?” dedim.
Ayaz cevap vermedi.
Ama uzaktan bir ses duyuldu.
Motor sesi.
Yaklaşıyordu.
Ayaz hemen başını kaldırdı.
“Bizi buldular.”
Ben panikledim.
“Nasıl?!”
Ayaz motoru işaret etti.
“Çünkü bu… onların motoru.”
Kalbim düştü.
“Sen ciddi misin?!”
Ayaz elimi tuttu.
Ama bu sefer kaçmak için değil.
Sabit durmak için.
“Dinle,” dedi hızlıca. “Şimdi bir şansımız var.”
“Ne şansı?!”
Ayaz gözlerime baktı.
“Gerçeği öğrenme şansı.”
Motor sesi iyice yaklaştı.
Far ışığı üzerimize vurdu.
Ve o anda…
Ayaz beni kendine çekti.
“Hazır ol,” dedi.
“Ne için?!”
Ayaz cevap vermedi.
Sadece fısıldadı:
“Artık saklanma bitti.”
Ve ışık tam üzerimize geldiğinde…
her şey tekrar değişmek üzereydi.
