1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Lil'in Efsaneleri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm

İmiskinin Ruhu

Kimsenin bakmayı akıl etmediği bir yerde, medeniyetten uzakta sadece birkaç kişinin yaşadığı Fransa'nın ormanlarından birinde, ölü ağaç kabuğunun dibinde kalmış, üzerini kuru yapraklar örtmüş, kırmızı pullarla kaplı bir yumurta vardı.

Orada olduğunu bilseler, herkes ejderha olması için dua ederdi bu yumurtanın... Ama boşunaydı o umutlar; çünkü kırılmasına dakikalar kala, beyaz renkli çatlaklar kabuğunda yayılıyordu. Sonunda iki parçaya ayrıldığında herkesin nefesini tutacağı bir manzara vardı: boşluk.

Görünmeyen bir ruh yavaşça olduğu bölgeden ayrıldı. Tek bir içgüdü ile hareket ediyordu: "Bir beden bul."

Bu sırada yeni anne baba olmuş bir çift henüz birkaç aylık bebeklerine huzurla bakıyorlardı. Sessiz bir öğleden sonra evdelerdi. Akıllarında gündelik bir sorun bile yoktu o sırada. Her şey, olması gerektiği gibiydi.

İmiskinin ruhu yavaşça süzüldü ve bebeğin bedenine kendini davet ettirdi. Onun ruhunun yanında bir ikiz oldu, birbirlerine karıştılar. Ufaklığın ten rengi hızla yayılan bir hastalık gibi değişmişti, saçları koyu bir kızıla dönmüştü. Uyuyan bebek, bir an bile kıpırdamadı bunlar olurken. Birden birkaç aylık bebekten beklenmeyen bir anilikle gözlerini açtı. Eskiden rengi belirsiz gözleri kan kırmızısı şekilde ailesine bakıyordu. Saniyeler önceki çocukla aynı kişi değildi artık.

Kısa sürede bebeklik reflekslerini geri kazandı. Gözleri güzel bir gök mavisi olurken ufak yumruklarını gülümseyerek ailesine salladı. Kanı onların kanıydı hâlâ.

Bu çift ejderhaydı ve bebeklerinin bir imiskine dönüşümünüm gözlerinin önünde yaşanmış olması onları dehşete düşürmüştü. Onu hemen şimdi boğmaları veya bıçaklamaları gerektiğini biliyorlardı ama farklı bir ruhla da olsa yavru onların yavrusuydu.

Onun yerine bebeği uzaklaştırmaya karar verdiler.

Adam, yavrusunu ağlayan eşinin kucağından aldı ve anında uzaklaşmaya başladı. Uzun süre yol aldıktan sonra ise artık dayanamadığı bir noktada durdu. Çocuğu yere bıraktı ve bebeğin ağlamaya başlamasıyla geldiğinden daha hızlı şekilde uzaklaşmaya başladı. Üstün bir gücün kendini yok edebileceğini düşünmüştü. Eve dönerken terk ettiği kızının açlıktan ölmesi için dua ediyordu içten içe.

Ancak duaları kabul olmadı. Kız, o bölgede seyahat eden bir buz ejderhası ailesine sesini duyurmayı başardı. Özellikle kimsesiz çocuklar ve büyülü canlıların yavruları için eğitim ve barınma vakfı yürüten bu aile, onu gördüklerinde şefkat ve acımadan başka bir şey hissetmemişti. Bebeği ona bir yuva bulabilecekleri düşüncesiyle aldılar. Böylesine güzel bir varlığın ormanda öylece terk edilmiş olmasına inanamadılar.

Bebek çok güzeldi. Bildikleri tüm iyi sıfatları hak ediyorlardı. Gözlerini bile ayırmakta zorlanırken onu evlerine almaları kaçınılmazdı.

Ailenin James adında dört yaşında bir oğulları vardı. James, onu kardeşi gibi sevip koruyordu. Hatta gerçek kardeş olsalar bu kadar yakın olmazlardı. Ona rüyasında gördüğü ismi verdi: Aesa. Her sabah ilk iş onu öpmeye koştu, her gece yatmadan en son onu öptü. O kadar ki ailesi onun ruhani ejderha bağı kurduğunu düşündüler ama James, Aesa'nın en uçlardaki duygularını hissetmediği için bu düşünce rafa kaldırıldı.

İlk başta, yaklaşık iki yıl, Aesa ilk ailesini kaybetmesini sağlayan hiçbir şeyi onlara göstermedi. Ta ki bir gün gördüğü kabusla çığlık çığlığa ağlayarak tüm evi başına toplayana kadar.

Annesini kaybettiğini gördüğü rüyaya ağlıyordu. Teselliyle kollarını annesine uzatmıştı ama karşısındaki kişilerin tek yaptığı hayatlarının en büyük şokuyla öylece dikilmekti. Kıpkırmızı gözler, çocuklara gece masallarında anlattıkları canavarın tam karşılarında olduğunu söylüyordu.

Sonra James koşup kardeşine sarıldı. O gözler onun için hiçbir şey ifade etmemişti. Aesa sustu ve ona sokuldu sadece. Anne babaları ise tüm geceyi birlikte uyuyan kardeşlerin başında, sessizce ne yapmaları gerektiğini düşünerek geçirdiler ancak herhangi bir sözlü karara varamadılar. Hatta tek kelime bile etmediler.

Aesa'yı daha az dışarı çıkarır oldular, ona söyleyecekleri her negatif şeyde korktular, istediğini yapmamaya çekindiler, James ile her birbirlerine dokunduklarında irkildiler. Ama her gülümsediğinde kalpleri eridi. Her anne baba dediğinde bakmalarına engel olamadılar. Koşa koşa geldiğinde ilk onlar sarılmak istediler. Giderek tereddütleri azaldı ve sonunda bu kırmızı gerçek ailedeki herkesin konuşmadan sakladığı bir sır oldu.

Evde havada uçuşan oyuncaklar ve kıyafetler oluyordu, kimse görmesin diye perdeleri hep kapalıydı. Aesa'nın daha onlar söylemeden düşüncelerini duyması artık alıştıkları iletişim biçimi olmuştu. Yalanın kokusunu alan kıza klasik çocuk bahaneleri sökmüyordu. Geceleri gördüğü her rüya artık dikkate değer görülüyordu. Ancak çoğu anlamsızdı, Aesa'nın rüyasında gördüğü güzel bir öğleden sonrası ödünü patlatlatırken bir ateş ejderhasının ilgisi kendisine güvende hissetmesini sağlıyordu. Artık anlam aramıyor, onu ne iyi hissettiriyorsa buna dikkat ediyorlardı.

James'in yaşı gelirken anne ve babaları okula gidip gitmemesi konusunda fikir ayrılığına düşmüştü. Babası Lucian bir eğitimci olarak kesinlikle kendi vakıflarının okuluna gitmesi gerektiğini düşünürken anneleri küçük olduğundan büyülü dünyadan bir çocuğa Aesa'nın imiskin olduğunu söyleyebileceğini düşünüyordu. James ise sırrı saklayabileceği konusunda kendisinden emin olsa da kardeşinden ayrılmak istemediğinden sesini çıkarmamıştı. Babaları karısına ruhen bağlıydı ve kadın zaten hasta olduğunda onu iyice üzmemek için evde eğitimi kabul etmişti. James ile babası masada tarih, matematik, edebiyat, fen ve büyülü kültürler çalışırken Aesa ile annesi Nylia bir köşede masal okuyup film izliyordu.

Nylia hastalığı yüzünden işi bırakmışken eşi de onu yalnız bırakmamak için gitmiyordu. Tüm aile evde birlikte oldukları vaktin tadını çıkarmaya çalışıyorlardı.

Ama mutlu günlerin sayısı giderek azalıyordu çünkü annelerinin hastalığı ilerliyor, kadının yataktan çıkmasını zorlaştırıyordu. Babaları bağlı olduğu kadının yanından ayrılmıyor bu durumda çocuklarını geri plana atıyordu. Vakıftan arkadaşları ve komşuları sık sık uğrasalar da James onları kardeşi ile yüz yüze getirmekten hoşlanmıyor, onunla ilgilenmeyi tamamen kendi sorumluluğu olarak görüyordu.

"Birden bire olan bir şey değil." diye ejderhaların ruh bağını anlatıyordu yalnız oldukları bir gün. Odalarında yerde oturuyorlardı. "Sevgiyi sağlayan şey bağ değil. Bağlı olduğun için sevmiyorsun, sevdiğin için bağlanıyorsun. Birini seversin. Sonra daha çok seversin. O kadar çok seversin ki sonunda bağlanırsın. O kişi çok mutlu olduğunda, zarar gördüğünde sen de hissetmeye başlarsın. Ama sana yeni şeyler vermez. Mesela babam, bağlı olmasaydı da şu an ne yapıyorsa onu yapardı. Bağ sadece-" Daha çok acı çekmesine neden oluyor diyecekti ki kapı açıldı, babaları mor göz altlarıyla içeriye girdi. Donuk bir şekilde "Anneniz sizi görmek istiyor." dedi.

Birbirlerinin elini tutup ayağa kalktılar, koridorun sonundaki odaya girip annelerinin yatağının yanında durdular. Kadın oğlunun elini tuttu. O ejderha dilinde bir şeyler söylerken James göz yaşı döküyordu. Aesa, ejderha dili bilmiyordu ama tüm konuşmayı anlayabilmişti. Kulaklarında değil, doğrudan kafasının içinde duymuştu. Annesi ölüyordu.

"Seni iyileştirebilirim." dedi. Yapamaz mıydı? Canavar şifası diyorlardı bu yeteneğine. Kendi bedeni daha kolay iyileşirdi, öldürmesi daha zordu. Avlanan imiskinlerin daha uzun süre hayatta kalmak için geliştirdiği bir yetenekti.

Nylia güldü. "Baban da aynı şeyi önerdi ama hayır." Bedeli vardı. O yeteneği başka biri için kullanmak, hasarı da kendine almak demekti. "Bu bir yara değil hastalık. İmiskin bedenin seni koruyamaz. Hayatını benim için vermeni istemiyorum."

Aesa ağlayarak annesine sarıldı. "Görmüştüm..." dedi. "Görmüştüm ama inanmak istemedim, sadece kötü bir rüya olmasını istedim."

James babasının içeri girdiğini gördü. Soğuk olmamasına rağmen tüylerinin ürpermesi tamamen içindeki hayvanın içgüdüsüydü. İstemese de Aesa'yı çekiştirdi "Gidelim..." diye mırıldandı. Babasının bu dilek için olabileceği ısrarcılık seviyesinden korkuyordu. Ne kadar ileri giderdi?

Aesa'yı kucaklayıp koşar adım aşağı indi. Panikle çocuk odasına girip kapıyı kapadı ve tüm gücünü tek bir alana yönlendirdi. Odadaki kapı tamamen buzla kaplandığında geri çekildi. Babaları onları bu uğurda kovalar mıydı, bilmiyordu. Önlem alıyordu. Bu buz onu tutar mıydı onu da bilmiyordu. Deniyordu.

Arkasını döndüğünde Aesa korkan mavi gözleriyle ona bakıyordu "Ne oluyor?" diye sordu sesi James'in tahmin ettiğinden çok daha kontrollü çıkmıştı. Ağlıyor olmasını hiç değilse sesinin titremesini bekliyordu. Aesa'nın bu tepkileri vermeyeceğini biliyordu oysa, sadece onun yapamadıklarını yapmasını istemişti.

Kızın gözleri kanlı bir kırmızıya dönerken James zihninde tanıdık şekilde birinin dolaştığını hissetti. Bu his geldiği gibi çabucak kaybolup Aesa'nın gözleri tekrar mavi olduğunda daha yumuşak bir şekilde bakıyordu. "Babam benden nefret mi ediyor?" diye sormuştu.

"HAYIR, hayır, sadece..." Öncelikleri farklı, diye düşündü. Söylemedi ama Aesa duydu.

Aesa sarılmak için yaklaştığında abisi geri çekildi, ilk ve son geri çekilişi olacaktı. Artık hep onun yanında olması gerekiyordu, bunu istiyordu. "Üşürsün." dedi ve karamsar, korkmuş bir ses tonuyla ekledi. "Ne kadar süre burada kalacağımızı bilmiyoruz."

Saatlerce orada kaldılar. James Aesa'nın bir şeyleri dile getirmediği için mutluydu çünkü ne yapacaklarını bilmiyordu.

Tanıdık birine gitmesi gerekirdi. Evden çıkması, birini araması... Ama başkalarına kaçmalarının nedenini nasıl açıklayacağını bilmemişti. Bunun için kendine kızıyordu. On iki yaşında bir çocuğun taşıyabileceğinden fazlasını yüklenmişti. Babaları içeri girmeye kalkar diye buz üzerindeki odağını canlı tutuyordu ama Lucian gelip onlara ulaşmayı denememişti.

James onun küfürlerini ejder kulaklarıyla duyuyor, Aesa ise onun zihnini okuyordu. İlk ağlayacak gibi olduysa da sonra kendini tutup habersiz görünmeyi başarmıştı. Abisini üzmek istemiyordu. Bilmiyorlardı ama önlerindeki onlarca seneki ilişkilerini şimdiye kadar birlikte oldukları sekiz seneleri değil de o odada sessizce geçirdikleri, yalnız oldukları birkaç saat inşa ediyordu.

Yüksek bir sesle ikisi de irkildi.

James bir an bocalamasının ardından ayağa kalktı ve pencerenin yanına gitti. Camı açıp elini kardeşine uzatarak "Gel." dedi. Ayaklarını pervaza dayayıp sağlam olduğundan emin olduktan sonra vücudunu dışarı sarkıtmıştı. Aesa da yanına gelip aynısını yaptı. Yere söyle bir baktı, düşseler yaralanmazlardı ama kesinlikle canları acırdı.

James "Jimnastik barında yaptığımızdan farkı yok" dedi, kendini ikna ederek korkmamaya çalışıyordu. Kendini tutup çatıya çekti. Ayaklarını odanın içinde sallayarak ivme aldı ve dama çıktı. Sonrada uzanıp Aesa'yı çıkardı. "Dibe gidip beni orda bekle, tamam mı?" Aesa kafasını sallayıp daha gerilere süründü. Abisi o yerine geçene kadar bekledi sonra tekrar odaya döndü, tekrar hata yapmamaya çalışıyordu. Bu kez kapını buzlarını çözdü. Dışarı çıkıp sessiz adımlarla ilerledi. Kanın metalik kokusunu alıyordu. Ne olduğunu tahmin etmek istemiyordu.

Annesinin yattığı odanın kapısı kapalıydı, sessizce açıp içeri bakındı. Babasının intihar ettiğini görünce çığlığı boğazına kaçmıştı.

Gözleri kapalı şekilde odadan dışarı kaçtı.

Etrafa bakınarak evin ortasında öylece kalakalmıştı. Elleri titriyor, kontrolsüzce ağlıyordu. Telefon çalıp da yerinde sıçradığı ana kadar orada çaresiz şekilde durmaya devam etmişti.

Telefona ne yaptığını pek de bilmeden çekildi ve sonrasında halasının aramasını cevapladı. Sonrasını anımsayışı da uzun zaman önce okuduğu bir kitapta olanları hatırlaması gibiydi.

İspanya'daki halaları ilk fırsatta yanlarına geldikten sonra anne ve babalarını komşularının da yardımıyla denizi gören, evden uzak bir yere gömdüler. Sevilen insanlardı, vakıftaki arkadaşları hatta bazı öğrencileri bile gelmişti.

James kardeşinin gereğinden fazla şey görmemesi için özen göstermişti, bir an yanından ayrılmıyor, ayrılamıyordu. İkisi yan yana karşılarındaki mezar taşındaki izlere çökmüş gözlerle bakıyorlardı.

"Nylia ve Lucian Fountaine
Yalnızca kandan değil, kalpten pek çok çocuğun anne babası oldular."

Aesa komşunun ördüğü örgüsüyle oynarken giydiklerine baktı. Babasının hediye ettiği düz simsiyah bir uzun kollu elbiseydi. Annesi çok kızmıştı o gün cenaze elbisesine benzediği için. "Ejderha olarak ölmeliydiler." dediğini duydu yanındaki kadının. Aesa'yı görünce telaşla toparlanmaya çalışarak "Cesurca yani..." diye eklemişti. Aesa kafasını salladı 'insan olduğumu sanıyorlar' diye düşündü. Acaba imiskin yanında durduğunu bilseler ne yaparlardı? Çığlık atarlar mıydı? Korkup kaçarlar mıydı? Öldürür müydüler onu omzunu sıvazlayanlar?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18