2. bölüm / 2
EFZELHERŞEY YENİDEN
Bölümler 2Şu an: HERŞEY YENİDEN
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayat tam olarak bitti dediğin
yerden belkide yeniden başlıyordur
Şarkılar:
Sezen Aksu:Sitem
Model:Sarı Kurdeleler
BERKİNDEN
Artık ameliyatın üzerinden uzun zaman geçmişti. Kolumdaki saate bakıyor koridorda sağa sola dönüp duruyordum. Belgi abla arıyordu. Açtığımda
"Berkin Selin çıktımı ameliyatdan?" diye sordu
"Yok Belgi abla hala çıkmadı"
"Çıkar çıkmaz bana haber et tamammı? Selinin durumundan haberim olsun. Yanındanda pek ayrılma lütfen"
"Tamam sen merak etme" derken ameliyathaneden Selini çıkardılar. Seline yaklaşıp telefonda Belgi ablaya
"Belgi abla Selin ameliyatdan çıktı kapatmam lazım"
"Tamam iyimi bari?" diye sorduğunda
"Ne bileyim daha şimdi çıktı. Sonra ararım işte. Kapatıyorum şimdi"
Selinin yüzünü bağlamışdılar. Narkozun etkisinden dolayı hala uyuyordu. Odasına yerleştiriyordular. Doktorda ameliyatdan çıktıktan sonra yaklaşıp
"Nasıl geçti ameliyat doktor bey? Başarılı oldumu?"
"Operasyon son derecede başarılı geçti Berkin bey. Yüz naklini yaptık ve ses tellerindeki operasyonuda gerçekleştirdik"
"Ne zamana kadar tam olarak iyileşir?"
"Tam olarak aslında 3 aya kadar iyileşip ses telleri ve yüzüde oturduktan sonra bırakabiliriz"
"Anladım teşekkürler"
"Rica ederim"
Selinin odasına doğru gitdim. Odanın görünür camından baktım. Hala uyuyordu. Uyanmasını bekledim.
Koltukta oturup ellerimi başımın arkasına koyup, dizime doğru eğilip beklerken biraz geçtikten sonra hemşire gelip
"Selin hanım uyandı Berkin bey göre bilirsiniz"
Hemen kalkıp odaya girdim. Selin gözlerini açmışdı. Yanına yaklaşdım. Ses telindende ameliyat olduğu için bir müddet konuşamayacaktı. Ona bakıp "Yüz ameliyatını oldun. Aynı zamanda ses tellerindede operasyon olduğu için bir müddet konuşamayacaksın. Onun için kendini yorma lütfen. 3 aya kadar tam iyileştikten sonra hastaneden çıkacağız. Kimliğinde kısa süre sonra hazır olacak. Bu müddetde her zaman burada olacağım merak etme" deyip gülümsedim. Hoş ve hafif bir tebessümle ona bakıyordum.
"Tekrar geçmiş olsun o zaman. Ben şimdi çıkayımda rahatca dinlen. Burdayım hem biryere gitmiyorum" deyip dudaklarımı yukarı kaldırarak büzüp tebessüm etdim. Sonraysa arka arkaya yürüyerek odadan çıktım.
Her gün yanında oluyordum. İşim çıktığındaysa adamlarımı odasının kapısının önüne koyardım. Bir kaç güne Kimliğide hazır olmuşdu. Her gün daha çok iyileşiyordu. Yavaş yavaş konuşmayada başlıyordu.
EFZELDEN
Tam 3 ay geçti. Yavaş yavaş kendime geliyordum. Her gün Berkin yanıma geliyordu. Hep yanımda olurdu. Gelip sohbet ederdi, destek olurdu. Belgi hanım sık sık arardı,merak ederdi beni. Yani bu 3 ay boyunca 22 yıldır hiçbir zaman görmediğim şeyleri gördüm. Birilerinin yanımda durmasını, beni merak etmesini, koruyup kollamasını gördüm. O kadar güzel bir hismişki.
Artık kimse Selin diye çağırmıyordu beni. Belgi hanım,Berkin bana Efzel diyorlardı. Hastanenin sahibi Berkin olduğu için doktorları,hemşireleri bile tembih etmişdi bana Selin değil Efzel denilmesi için.
Artık o gün gelmişdi. Hastaneden çıkıyordum. Yüzümü ilk defa aynada görmeye cesaret etmişdim. Tamamen yüzümde,sesimde değişmişdi. Hastanede odada yatağımda otururken kapı çalındı ve Berkin kapının arkasından gülümseyip
"Merhaba Efzel hanım" dedi
Bende aynı tebessümle ayağa kalkıp
"Merhaba Berkin bey" diye kaşımı kaldırıp gülümsedim.
"Bu gün büyük gün Efzel. Artık hastanedende çıkıyorsun. Tamamen Efzel Ertem oldun"
"Ya gerçektende büyük gün. Başka biri olarak kaçdığım yere bambaşka biri olarak geri dönmeme az kaldı"
Tam bu sırada kapı çalınmaya başladı. Kapı açıldığında Berkinin adamları büyük bir aynayla içeri geçiyorlardı.
Aynada sade bir aynamı? Daha kendime bakamadan aynanın görünüşü dikkatimi çekti. Etrafı altındı galiba. Galibada değil resmen altındı. Pırlantaylada Efzel Ertem yazılmıştı üstüne. Berkine dönüp kaşlarımı kaldırarak ağzı açık vaziyetde
"Bu ne Berkin"
"Ayna" diye uzatdı
"Ayna olduğunu görüyorum" "Bu, bu nasıl bir ayna ya. Etrafı altın, üstü pırlanta yazılı. Dahada abartsaydın ya çok sade durmuş bu" diye alayla ellerimi belime koyarak söyledim
"Abartı? Pardon ama 3 ay sonra ilk defa aynaya bakıp, yüzünü göreceksin. Sade ve sıradan bir aynayla Efzele bakmana izin verirmiyim"
"Efzel Ertem" uzatarak dedi.
Gözlerimi kısıp alayla
"Hıı" dedim.
Oda gözlerini kısıp taklit ederek aynısını söyledi.
Sonraysa bana bakıp eliyle aynayı işaret ederek
"Ee artık o güzel yüzünüzü görün isterseniz" dedi
Hemşire yaklaşıp yüzümün sargısını açıyordu. Çok garip hiss ediyordum kendimi. Kalbim adeta yerinden çıkıyordu. Berkin bana bakıp başını hareket etdirerek, iyi olacak her şey diyordu sanki bana. Hemşire tamamen yüzümü açtı. Berkin gülümseyerek ve gözlerini ayırmadan bakıyordu. Baştan aşağı tebessümle bana bakıp
"Çok güzelsin Efzel hanım" diye aynayı işaret etdi eliyle
Aynaya bakmadan, gözlerimle yere bakıp aynaya yaklaşıyordum ama çok korkuyordum. Berkin elini omzuma koydu. Yaraladıkları omzuma dokunmuşdu eliyle. Acısının geçtiğini bildiği için dokunmuşdu. Destek anlamında yapmıştı biliyorum. Sonraysa elini çekip
"Bak gördünmü omzunun acısı yavaş yavaş geçdi. Şimdi aynada kendine bak, Efzele bak. Yavaş yavaş diğer acılarınında geçmesi için bak kendine, korkma ben burdayım, arkandayım. Artık aynada Selini görüp, vurulan yumrukların izlerini,morluklarını ve işkencelerin özetini görüp korkmana gerek yok. Çünkü artık orda Efzeli göreceksin"
Yavaş yavaş başımı kaldırıp aynaya bakıyordum. Berkin yaklaşıp bir eliyle çenemden yavaşca tutdu. Başımı yavaş yavaş kaldırdı. Artık cesaretimi topladım ve aynaya baktım.
Gerçektende Selin yoktu. Garip geliyordu bana. Başka bir kadın vardı. Ama o bendim. Gözlerinin içi hala aynı bakıyordu. Hala derin derin bakıyordu. Gözlerinin içine baktığında hala çok şey anlıyordun. Gözlerinin içinin yaşla dolmasına kadar aynıydı. Ama Efzeldi o.
Selinin yüzünde vurulan yumrukların morluğu olurdu. Dudağının kenarında atılan tokadın kanama izi olurdu hep. Ama Efzelde hiçbiri yoktu. Seline 5 saniye bile baktığımda işkencelerin özetini görür,gözümün önüne gelirdi. Ama Efzele baktığımda bunların hiç biri yoktu. Gözlerim nedensiz doluyordu. Ağlama isteği geliyordu içimden. Sevinçtenmidir üzüntüdenmidir bilemiyordum. Gözlerimi kendimden çekip tam arkamda duran Berkine baktım aynada. Yüzünde öylesine huzurlu bir gülümseme vardıki. İstemsizce gözümden yaşlar gelerek ona bakıp güldüm.
Arkamı döndüm. Berkin gözünü benden çekmeyerek eliyle adamlarına işaret etdiğinde valizi getirdiler. Valizi alıp dudaklarını kaldırarak
"Gidelim o zaman Efzel hanım. Sıkıldınız artık burdan" dediğinde göz yaşlarımı sildim. Berkin kapıya yaklaşıp açarak
"E artık sende hazırsan çıkalım artık burdan. Malum çok işimiz var" dedi.
Bende başımı kıpırdatarak onayladığımda ikimizde çıktık.
Arabada giderken
"Ne zaman dönüyoruz Türkiyeye?" diye sordum
"Silah eğitimlerini falan öğreteyimde 1,2 haftaya tam olarak gide biliriz" dediğinde tamam anlamında kafamı aşağı yukarı kıpırdattım. Berkin arabanın dikiz aynasından bana bakarak
"Silah sesinden korkmazsın dimi Efzel hanım?" deyip göz kırptı ve dudağının kenarını kaldırıp sırıtarak yola baktı. Bende
"Yo niye korkayım? Hem dediğim gibi ayak uydurursam boynuz kulağı geçer" diye cevap verdim.
Biraz sonra Berkin arabayı bir yerde durdurdu ve gülüp
"Hadi o zaman Efzel, bakalım görelim boynuz kulağı geçermi"
İkimizde arabadan indik. Sessiz ve güzel bir yerdi. Berkin "Önden buyurun" dedi. İçeri geçtik. Açık ve yeşillik bir alandı. Konforluydu hemde. Ben etrafa bakarken Berkin silahı eline alıp karşıdaki hedef tahtasına sıktı. Bir anda silah sesi gelince irkilip arkaya baktım. Berkin bir elinde silahla iki elinide kaldırıp hoş bir alayla
"Korkmayın Efzel hanım hedef tahtasına sıktım" dediğinde yanına geldim.
Berkin silahı tutup hedef tahtasına doğrultarak
"Bak Efzel hedefini vururken silahın sesinden korkmayacaksın"
"Zaten silahların, kurşunların gölgesinden gelmedimmi? Alışkınım zaten" diye gülümsedim
Sonraysa Berkin hedef tahtasından silahı çekmeyerek
"Silahı tutarken başparmağın açık bir biçimde kabzayı kavrayacaksın. İşaret parmağın tetik korkuluğunun üzerinde ileri uzatılmış bir şekilde olacak"
Dikkatle eline bakıyor dediklerini dinliyordum.
"İkinci elinle kavramaya geçmeden önce geri tepme kontrolünü sağlayabilmek için ön kolunla aynı hizada olması gerek. Diğer elini kabzaya eklerken, fiziksel referans noktan tetik korkuluğunun altı olacak."
Anlatmaya devam ediyordu. Eliylede aynı anda gösterip hedefe sıkmaya hazırlanıyordu. Tetiği çekti ve tahtaya sıktı. Tam isabet vurmuşdu.
Sonra silahı bana uzatdı.
"İstersen sende bir hedef vur"
Önce Berkine sonraysa silaha baktım. Silahı elime aldım. Yavaşca hedef tahtasının önüne yaklaştım. Berkin elimi tutup silahın kabzasına ve tetiğine yerleştirdi. Silahı tutduktan sonra
"Hadi dediğim gibi 3,2,1 vur"
Dediğinde derinden nefes alıp tetiği çektim. Kurşun isabet noktasının kenarındaki noktaya değmişti.
Berkin çenesini kaldırıp yavaşca alkışladı.
"İlk denemeye göre harikaydı" diye tebessüm etdi
Sevinerek Berkine yaklaşdım
"Ee gerçek bir atış ustasından öğreniyorum başka ne beklenirdi" diye kaşımı kaldırıp gülümsedim
"Böyle giderse yakında tam isabet noktasındanda vuracaksın. Hatta yakında kalbimden bile vurursun" diye alay edercesine güldüğünde kaşlarımı çatıp
"Haha çok komik" dedim.
Oda beni taklit ederek güldü. Bir kaç kezde Berkinle atış yaptıktan sonra geri dönmek için arabaya bindik.
Neredeyse hergün gelip atış yapardık. Silahı kendim tam olarak tutmayı öğrendikten sonra atış yapmakta zorlanmıyordum.
Berkin bana kendimi korumayı ve dövüşmeyide öğretiyordu. Yavaş yavaş o yöndede kendimi geliştiriyordum. Sadece Berkinle olduğumda değil oteldeki odamdada kendi başıma olurken Berkinin öğrettiği hareketlerle bazen duvara karşı bazende kendi kendime havaya yumruk, tekme atarak öğrenmeye çalışıyordum. İşte böyle böyle bunuda tamamen geliştiriyordum.
Ve nihayet.
Nihayetki artık yarın dönüyorduk. Nihayet derkende sadece oğlum için. En azından orada olduğumda düşük ihtimalle göre bilecektim.
Tanerin ve Fikretin önüne çıktığımda ellerim nasıl titremeyecek. Yaptıkları ve çektirdikleri gözlerimin önüne gelecek biliyorum. Kendime engel olamayıp bir hata yaparım diye o kadar çok korkuyordumki.
Amerikada geçirdiğimiz son geceydi. Odamdaydım. Yarın gidiyorduk burdan. Düşüncelere dalıyordum. Kalkıyordum, oturuyordum ama düşünmekten bir türlü kurtulamıyordum. Onların karşısına çıkarken kendime engel olmalıydım. Asla açık vermemeliydim.
Selin Fikretle Tanerin önünde durduğunda bile dizleri titriyorken Efzel nasıl onların karşısında dimdik duracakdı? Nasıl onların gözlerinin içine bakacaktı? Nasıl,...nasıl diye kafamdaki soruların içerisinde boğuluyordum.
Dikkatimi bir ses dağıttı. Müzik sesiydi. Müziği çok iyi biliyordum. Tanerin en çok dinlediği müzikdi. Yüksek sesle dinlerdi evde. Dövülüp,işkence edildikten sonra odamda duyardım hep bu sesleri. Gözümün önüne yaşadıklarım gelmeye başladı...
Güneyin yeni doğduğu zamanlardı. 3 günlükdü daha. Odamdaydım ve kucağımda sallayıp ağlamasını kesmeye çalışıyordum. Tanerin çalışma odasından her zaman dinlediği müziğin sesi geliyordu. Güneyde yüksek sesle ağladığı için susturamıyordum bir türlü.
Güneyin sesleri rahatsız etmişki Taner girdi içeri bir anda. Kapıyı içeri girip hızla çekti. Bağırarak
"Susturamıyormusun lan sen küçücük çocuğu? Sabahtan beri kafam gitti be şunun sesinden. Kesemiyormusun bunun sesini?" diye elini kaldırıp üzerime yürüdü.
Başımı diğer tarafa doğru eğip geri çekiliyordum.
"Susturamıyorumki bir türlü. Bir yeri ağrıyor belkide" diye cevap verdim kısık sesle.
Derin nefes alıp dişlerini sıkarak yavaş bir tonla
" Bir çocuğa bile bakamıyormusun sen?"
Sonra sesi yükselerek
"Ne işe yaramaz acizsin sen" diyerek sert bir tokat atmasıyla yatağa düştüm.
Hemen Güneyi oraya bıraktım. Sonraysa Taner saçımdan çekip kaldırıp duvara yasladı ve diğer eliyle çenemi sertce sıkıyordu.
Müziğin seside duyuluyordu. Sonraysa kızgın bir ifadeyle, nefretle yüzüme bakıp
" Bana bak Selin senin yerine bir köpeği alıp getirsen daha işe yarar. Daha el kadar çocuğun sesini bile kesemiyorsun." diyerek eliyle çenemden iterek başımı duvara vurdu.
Yere düştüğümde bacağımı ayağıyla eziyordu. Bir taraftan müzik sesi, bir taraftan Güneyin sesleri geliyordu.
Bacağımı dahada sertce ezerek
"Sustur şunu" diyerek ayağını yavaşca çekti.
Hem bacağımın ağrısından hemde başımın ağrısından hıçkırarak ağlıyordum. Sesler daha fazla rahatsız etmişdi onu galiba. Elini başına koyup iç çekti.
Sonra daha çok bağırarak
"Susun lan susun!! " Diyerek sertce beni tekmelemeye başladı.
"Dur yalvarırım dur nolur" diye ağlayarak diğer tarafa doğru süründüm. Tekmelemeyi kesip elini kaldırıp bana doğru eğilerek
" O pis ağlamanı kes sonra git şunu sustur. Bıktım artık senden" diyerek yavaşca elini indirdi. Sonrada kapıyı yine sertce çarpıp odadan çıktı.
Bacağımın ağrısından ve tekmelediği karnımın ağrısından ayağa bile kalkamıyordum. Başımda ağrıyordu. Diğer bacağımın üzeriyle sürünerek yatağa yaklaşıp zorla birazcık kalkıp Güneyi kucağıma aldım. Tanerin bağırma seslerinden korkup dahada çok ağlıyordu. Kendi ağlamamı bile kesemiyorken ve hıçkırıktan konuşamıyorken onu susturamıyordum daha.
Bunları hatırlayıp daldığımı fark ettiğimde bir anda gözlerimi kaçırıp titredim ve kendime gelmeye çalıştım. Müziğin sesi susmuyordu.
"Tamam Selin aman Efzel artık yeter korkma kendine gel" diyerek elimi kafama koyup derin nefes alıp sakinleşmeye çalışıyordum. Ama olmuyordu. Müziğin sesi hala geliyordu.
Gözlerimin önünden yaşadıklarım gitmiyordu. Tanerin ve müziğin sesleri yankılanıyordu kulaklarımda.
Ayağa kalkıp elimle başıma vurarak "Yeter sussun artık. Sussun şu müzik" diyordum.
Gözlerim doluyor kendimi kaybediyordum. Kafamın içi Tanerin bağırma sesleriyle doluydu. Vurduğu tekmelerin acısını hissetmeye başladım.
Karnımı tutup dizlerimin üzerine çöküp yere düştüm. Bağırmaya başladım acıyla. Sanki hala bana vuruyordu. Hala bana işkence ediyordu.
Daha fazla dayanamadım. Ağlayarak ayağa kalkıp odadan çıktım.
Nefes nefese yavaşca "Susmuyor,..Susmuyor" diye aksayarak yürümeye başladım.
Bir anda acıyla ve öfkeyle bağırıp "Sus artık Allahın cezası Sus!" dedim.
Kapının önünde duran Berkinin korumalarından biri yanıma gelip
"Efzel hanım iyimisiniz?" diye sordu.
Hala ağlayarak adımlarımı yavaşca hızlandırıyordum. "Sus,sus,...sus" sürekli ve durmadan söylüyordum bunu.
Koruma önüme geçip
"Berkin beyi çağırayımmı Efzel hanım? İyi görünmüyorsunuz"
Elimle diğer tarafa ittim onu. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama birtürlü duramıyordum. Lanet olası müzik susmak bilmiyordu.
BERKİNDEN
Oteldeki çalışma odamdaydım. Efzel şirkete geleceği için bazı dosya ve kağıtlar lazımdı. En yakın adamlarımdan biri olan, hemde yakın arkadaşım Leventle hallediyorduk işi.
Telefonum çalmaya başlamıştı. Telefonu açtığında Efzelin kapısının önüne koyduğum korumam
"Berkin bey Efzel hanım garipleşti. İyi görünmüyor"
Şaşkınlıkla "Nasıl? Nasıl garipleşti?"
"Bilmiyorum Berkin bey odanın çıkışındaki koridorda dönüp duruyor, iyi görünmüyor"
Kaşlarımı çatıp "Yanından ayrılma hemen geliyorum" deyip telefonu kapatıp ayağa kalktım.
Leventde benimle beraber ayağa kalkıp
"Aytunç, noluyor niye bir anda telaşlandın? Bir şeymi oldu?"
İç çekip hızlıca masanın yanından ayrılarak
"Bilmiyorumki, Efzel garipleşmiş dedi,birşeyler oldu dedi" deyip odadan çlktım, Leventde arkamdan hemen geldi.
Koridorda kendini kaybetmiş bir şekilde koşarak yürüyen Efzeli gördüğümde bir an şaşkınlıkla durup baktım ve hemen koşarak yanına gittim.
Kolundan yavaşca tutup telaşla
"Efzel noldu yine? Birşeymi oldu ha?" dediğimde kaşlarını kaldırarak alttan başını eğerek bana bakıp eliyle kenara itti beni
Çoğu insan toplanmışdı. İçlerinden biri,otelin görevli kadını
"Berkin bey durdurmaya çalıştık ama durmuyor. Yaklaşanı itiyor"
Tekrar yavaşca Efzele yaklaşıp önünü kesmeye çalışarak
"Efzel birşeymi oldu? Bak olduysa nolur söyle, sakinleş lütfen"
Birşeyler olmuştu, kendinde değildi, bembeyaz olmuştu.
Eliyle beni itmeye çalıştığlnda elini tutdum. Beni kenara itiyordu,çabalıyordu,çabaladıkca yavaşca sesi çıkarak ağlamaya başlıyordu. Daha fazla çabalayamayarak dizlerinin üstüne düşüyordu,bende onunla beraber yere çöktüm.
Öyle içten ağlıyorduki
"Susmuyor hala " diyerek elleriyle yere vuruyordu.
Şaşkınlıkla ona bakıp
"Ne susmuyor Efzel? Söyle susturayım" " Noluyor onu söyle, ne gerekiyorsa yapayım" dediğimde daha fazla ağlayarak ve kulağını tutarak
"Tanerin müziği bu,susmak bilmiyor" diye kekeleyerek bir seferde ağlayarak söyledi.
Kaşlarımı üzüntüyle çatıp ağzımı yavaşca araladım ve saçlarını gözyaşıyla ıslanmış yüzünden çektim.
Hemen arkamda duran Levente taraf dönüp kafamı kaldırıp sinir ve öfkeyle bağırarak
"Levent!" "Git şu sikik müzik neyle çalınıyorsa o aleti kır, kes şu lanet müziği" dediğimde hemen hızla koşarak gitti.
Efzele dönüp kulaklarını örtdüğü ellerinin üzerine ellerimi koyarak Levent müzik sesini kesene kadar elimden geleni yapmaya çalıştım. Öylesine içten ağlıyorduki kahroluyordum onu gördükçe.
Bazıları Efzele bakıp kendi arasında konuşuyordu.
Yandaki adamın yavaşca
"Deli galiba bu kadın" dediğini duyduğumda ona alttan bakıp kaşlarımı çattım. Sinirden gözümü kapatıp dişlerimi sıktım. Ellerimi Efzelden çekip yumruğumu sıktığımda ayağa kalkmaya başladım.
Adama hızla yaklaşıp bir elimle yakasını tutdum ve yavaşca sesimi kaldırarak
"Sen kime deli diyorsun lan piç?" Diyerek yumruğumu yüzüne yaklaştırdığımda yüzünü geriye çekerek kekeleyip
"Ben öyle demek istemedim Berkin bey yanlış anladınız" diye korkarak söyledi.
Yüzümü sinirle buruşturup yumruk atacakken Efzelin hıçkırıkla ağlamasını duyup arkaya dönüp Efzele baktım. Yumruğumu yavaşca indirip elimle adamın yakasından ittim ve adamlarıma bakıp alın bunu diye gözümle işaret ettim.
Efzelin tam yanına giderkende müziğin sesi durdu. Bir dizimin üzerine çöküp yavaşca Efzelin ellerini kulaklarından çekdim. Ona bakıp gülümseyerek yavaş bir tonla
"Bak müzik durdu" deyip bir elimle yanağındaki göz yaşını sildim.
Fısıltılı bir tonla konuşarak tebessüm edip
"Hadi kalkalım artık "
Kollarından tutup kaldırmaya başladım. Etraftakilere bakıp bağırarak
"Ne bakıyosunuz lan? Hadi uzayın" deyip Efzele tutundum
Efzeli odasına getirdim. Yavaşca yatağa oturup ellerini dizlerinin arasında birleştirip tekrar ağlamaya başladı. Yanına yaklaştığımda eliyle dur işareti yapıp başını eğerek
"Gelme Berkin, Gelme!, Git burdan" deyip ağlayarak sesini yükseltip "Git dedim git" t- yi uzatarak söyleyip başını dizlerinin arasına doğru eğip iç çekip ağlamaya devam etti.
Gözlerim dolu vaziyetde başımı yukarı kaldırıp yukarı bakarak içimden of çekip Efzele baktım. Sadece ağlıyordu,hiçbir şey söylemiyordu.
Yanına biraz yaklaştım. Elimle başına dokunacakken duraksadım ve dolmuş gözlerimi kaçırıp sessizce ağladım.
Yumruğumu sıkdım ve geri çekdim elimi.
Derinden nefes alıp yavaşca
"Efzel seni bu halde, burda yalnız bırakamam, nolur bana gitmemi söyleme"
Başını kaldırıp bana bakarak
"Git nolur git,yalvarıyorum sana bak. Yalnız kalmak istiyorum" diyerek iç çekip ağladı.
Ağlamaktan sırılsıklam olmuştu yüzü. Saçlarıda gözyaşlarıyla ıslanıp yüzüne değmişti. Yavaşca geri çekildim. Arkamı dönüp kapıya yaklaştım ve kapıyı açarken arkama dönüp Efzele baktım.
O kadar çok acı çekiyor, öylesine kederle ağlıyorduki göğsüm sıkışıyordu onu gördükce. Nefesim kesiliyordu ona baktıkca.
Kapıyı açıp odadan çıktım. Kapının önünde duran korumaya elimle git diye işaret etdim. Kapıya yaslanarak yere oturmaya başladım.
Gözyaşlarım akıyordu gözlerimden. Efzelin iç çekerek ağlamasını duyuyordum.
Başımı kapıya vurdum. Ağlamasını,seslerini duyup yine vurdum. Duydukca mahvoldum. Bir kadına nasıl yaşatmışlar bunca şeyi. Nasıl yapmışlar, nasıl kıymışlar ona. Tanere karşı Fikrete karşı içimde öylesine bir nefret ve kin vardıki.
İçeriden bağırma sesleri geliyordu. Cam kırılması sesi geldiğinde yavaşca ayağa kalktım. Efzel ağlayarak bağırıyordu. Daha fazla dayanamayıp kapıyı açıp içeri girdim.
Efzel etrafı dağıtıp bağırarak ağlıyordu.
Hemen yanına gidip
"Efzel yapma nolur hadi gel konuşalım biraz"
Elindeki bibloyu pencerenin camına atıp bağırarak
"Yeter! Yeter! Yeter" diye çığlık attı.
Kolundan tutup odadaki kanepeye oturtdum. Kanepenin önündeki masaya yaslandım ve Efzele bakıp
"Bak sakinleşene kadar burdayım. Hiç bir yere gitmeyeceğim. Hiç bir güç beni burdan çıkaramaz"
Efzel başını kaldırıp yüzünü hafif ekşiterek
"Bana neden bu kadar yardım ediyorsun? Herkes nefret ediyor benden sen neden etmiyorsun? Başına bela oldum, buraya kadar geldin yetmedi bide olay çıkarıyorum sık sık otelin içinde."
Sonraysa kısık sesle göz yaşı akıtarak "Bana yardım etmek zorunda değilsin" diyerek göz temasını kesmedi.
Ona bakıp hafif sesimi yükseltip
"Ne yapayım yüz üstümü bırakayım seni? Ha? O şerefsizlerden kaçtın bendemi şerefsizlik yapayım? Ben öyle biri değilim Efzel"
Ağlamasını kesmeyerek
"Ben onların karşısına nasıl çıkacağım? Daha onları hatırlatan şeyler bile olduğunda deliye dönüyorum, ne yapacağım ben? Onların karşısına nasıl geçeceğim?" Diye çaresizlikle söylediğinde elimle kolunu yavaşca sıkıp destek niyetiyle
"Aslanlar gibi çıkacaksın onların karşısına. Sana hiç bir şey yapamazlar Efzel. Benim yanımda.." deyip duraksadım ve devam ederek "Belgi ablanın yanında sana hiç kimse birşey yapamaz. Elmi uzattılar? Ellerini kırarım. Yan gözlemi baktılar? Gözlerini çıkarırım. Yalnış birşeymi söylediler? Dillerini keserim"
Efzel gözyaşını silip
"Benim için hayatını riske atmak zorunda değilsin Berkin, zaten yapamayacağım ben"
Sözünün üstüne hemen
"Yapacaksın" dedim
Oda bağırarak
"Yapamayacağım! Olmayacak! Ben buyum işte, zayıfım ben, darmadumanım ben. Şimdi yarın Türkiyeye döndüğümüzde gidip son kez oğlumu göreceğim sonrada..."
Lafını kesip
"Sonrası yok Efzel! Ne sonra!? ölmeyemi gideceksin? Ben seni bırakmam" diyerek hafifce sesimi yükselttim.
"Onlar şerefsizler, vicdansızlar. Bana yardım ederken sana birşey yaparlarsa ben bu vicdan azabıyla yaşamam Berkin" dedi masumca ve ciddi bir ifadeyle yüzüme bakarak
"Ben Berkin Aytunçum kızım unuttunmu? Türkiyenin en güçlü adamıyım. Sana yanlış yapsınlar saçlarının sayı kadar kurşun sıktırırım onlara. Sen benim için endişelenme"
"Ben yinede kendim için seni riske atmam, Onun için yarından sonra çık hayatımdan Berkin bey" diyerek bağırdı ciddi bir tonla.
"Çıkmayacağım lan! Ben bir kadını yarı yolda bırakmam. Bir şeyi yapıyorsam sonuna kadar devam ettiririm"
Koltuktan ayağa kalktığında bende kalktım onunla beraber.
İkimizde bağırarak konuşmaya başlıyorduk
"Gideceksin!"
"Gitmeyeceğim!"
"Gi-de-cek-sin" dedi bağırarak heceleyip
"Gitmem Efzel!"
"Gitmezsen şerefsizsin!" dedi bağırarak ve çenesi titreyerek
"Gidersem Şerefsizim!" Dedim bağırarak.
Birşey söylemeden ağzı açık ve gözlerini akı görünür şekilde açıp bana baktı.
Bende ciddi bir yüz ifadesiyle ona bakıyordum.
Çenesi titriyor ve gözleri dolarken gözlerini kırpmadan hala bakarken bir anda bana doğru yaklaşıp başını göğsüme yaslayarak sarılıp yavaş bir haykırıyla ağlamaya başladı.
Bana sarıldığında hemen karşılık vererek sıkıca sarıldım ve gözümü bir anlık kapattım
"Şimdiye kadar kimse beni korumadı. Sen neden koruyorsun beni?" dedi kısık sesle.
"Sana ne"
Bu sefer daha sıkı sarılıp daha yüksek bir haykırıyla ağladı. Ama acı dolu bir ağlamayla değildi.
Onu kendime benzetiyordum biraz. Çünkü ikimizinde çocukluğu daha doğmadan elimizden alınmıştı. Ne o,ne ben babamızın gözlerinde evladına karşı sevgi veya şevkat görememiştik. Yılların birikmişiyle dolup taşıyorduk.
Efzelden
Yavaşca Berkini bırakıyordum. Oda kollarını çekerek uzaklaşmaya başladı.
Gözyaşlarımı silip toparlanarak
"Buralarıda kırıp dağıttım ya biraz. Kırdım döktüm herşeyi"
"Ha birşey olmaz ya. Şimdi Levent söyler gelip hallederler buraları"
Başımı kıpırdatarak onaylayıp hafif gülümsedim.
Berkin
"Benim halledecek işlerim vardı. Ben gidip Leventle halledeyim. Yerlerde cam parçaları falan, zaten hem pencere camıda kırık. Bu odada kalma"
Sonra arkasını dönüp giderken
"Hangi odada kalayım?" diye sordum.
Başını çevirip bana bakarak
"Otel senin Efzel hanım, nerde istersen orda kal" diye gülümsedi.
Sonraysa odadan çıktı.
Geceyi başka bir odada kalmıştım.
Sabah olmuştu. Bugün geri dönüyorduk. Çok heyecanlıydım,bir o kadarda korkuyordum sanki. Ama kendime güvenmek istiyordum. Çünkü Selin olarak çıktığım ülkeye Efzel olarak geri dönüyordum. Başka bir isim,başka bir beden başka bir hayatla ayak basacaktım geldiğim yere.
Ayağa kalkıp giyinmeye başladım. Üstüme siyah etek pantolon ve kabarık kol beyaz gömlek giydim. Önü açık bilekten bağlamalı siyah ayakkabıda giyerek odadan çıktım.
Kapıyı açıp odanın karşısındaki duvara elleri cebinde bir şekilde yaslanan Berkini gördüm. Kapıyı yavaşca kapatıp şaşkınlıkla ona baktım.
"Günaydın Efzel hanım" diye sırıtarak söyledi
"Günaydın Berkin bey" diye bende alayla söyleyip sırıttım.
"Benimi bekliyordun burda"
"Bilmem bekliyormuydum?" Dediğinde bende Berkinin karşısındaki duvara yaslanıp
"Görünüşe göre bekliyormuşsunuz Berkin bey" diye gülümsedim
Dudağının kenarını kaldırarak yavaşca sesli bir şekilde sırıttı
"Ee koskoca Efzel Ertemi beklemeyeceğimde kimi bekleyeceğim" deyip güldü
"Koskoca Berkin Aytunçu bekletecek statüye gelmedim daha ama. E siz bu kadar güçlüykende daha o statüye gelmemde bir az zor"
Yaslandığı duvardan omzunu ayırarak bana yaklaşıp yavaşca
"Siz yeterki bu kadar güzel gülün beni bir ömür bekletsenizde olur Efzel hanım" diye fısıldayarak sırıttı ve göz kırptı.
Ona bakarak tebessüm etdim ve Berkine
"E bu gün büyük gün artık, geri dönüyoruz"
"Evet artık çoğu şey değişecek"
"Ne mesela"
"Düzen mesela, Merdenlerin zalimliklerini bitireceğiz. Bir çok masumun hayatını kurtarmaya çalışacağız. Onlara büyük bir darbe vuracağız"
"Umarım herşey istediğimiz gibi olur ve onlardan oğlumuda kurtara bilirim. Onu Merdenlerin kararmış zihinleri ve pisliklerinin içerisinde yaşatmak istemiyorum"
"Aynı zamanda yüzlerce,binlerce masumu eşya gibi alınıp satılmakdan kurtarıp özgürce yaşamasını sağlaya bilir ve ilaçla,uyuşturucuyla zehirlenen bir çok gencin hayatını kurtara biliriz"
"Ve aynı zamandada ben oğlumun gelecekte aklı erdiğinde annesinin zalim zihinlerin arasında ezilen bir kadın değil, güçlü ve zulme sessiz kalmayan bir kadın olarak hatırlamasını ve tanımasını istiyorum"
"Öylede olacak zaten. Çünkü sen sadece Efzel Ertem olarak güçlü değilsin, sen bir anne olarak tek bir saç telinle binlerce zinciri kırabilecek kadar cesur bir kadınsın"
"Sende en büyük riskleri göze alarak o kadının arkasında duran, dünyanın en güzel kalbine ve en güçlü ruhuna sahip bir adamsın"
Dediğimde yere bakarak gülümsedi ve
"Bir kadın çığlık atdığında ben kulaklarımı kapatıp duymazdan gelemem, Aytunç kitabında öyle madde yok"
Tebessüm etdim
"Biliyormusun ben babamdan ve Tanerden sonra tüm erkeklerin onlar gibi olduğuna inanmıştım. Tüm erkeklerden nefret ediyordum. Hepsinin zalim ve kötü ruhlara sahip olduğunu düşünüyordum. Güneyin erkek olduğunu öğrendiğimde bile ondan ilk önce nefret etmişdim biliyormusun? Büyüdüğünde onunda onlar gibi olacağını düşünüyordum"
"Peki onu nasıl sevmeye başladın"
Gözlerim dolarak yere baktım ve gözlerimden yaş akarak gülümseyip
"Ben dövülerek işkence gördüğümde çığlık attığım zaman ağladığını duyduğumda"
Burnumu çekip devam ederek
"Hayatımda ilk kez biri benim çığlıklarıma karşı ağlamıştı. Ondan sonra canımı bile verecek kadar sevmeye başladım onu"
Berkin acı bir tebessümle dudağının kenarıyla gülümseyip kısık sesle
"Aslan parçası işte, annesine benzemiş"
Dediğinde elimin tersiyle gözyaşımı sildim ve dişlerim görünür bir şekilde güldüm.
Sonraysa kaşlarımı kaldırıp yaslandığım yerden ayırılıp Berkine döndüm
"Gidelim artık"
Yaslandığı yerden bir anda ayrılarak ellerini cebinden çıkarıp eliyle buyurun işareti yaptı ve gözlerinin içiyle güldü.
Karşılık olarak başımı aşağı eğip yürüdüm.
Otelin biraz ötesinde koca meydanda duran uçağa yaklaşıp bindik. Çok garipti Selin Merden olarak geldiğim uçakla Efzel Ertem olarak geri dönüyorum. Herşeyi değiştirerek dönüyorum.
YAZARDAN
Efzel ülkeye döneceği için Belgi Ertem birçok tanıdığına, cemiyet alemine kızım Efzel gelecek diye duyurmuşdu.
Şimdiden şirkette hissesini ayırmış ve bölümünü yaratmışdı. Belgi herkese Efzeli küçükken evlatlık alıp yurtdışına okumaya gitmiş diye anlatmışdı.
Yağmur yağıyordu. Sokaklar yağmur damlalarıyla ıslanmışdı. Gök öyle bir gürlüyorduki kulaklarını tıkayası geliyordu insanın. Şimşek evlerin üzerine düşecekti neredeyse.
Sanki yağmur yerine Efzelin gözyaşları akıyordu gökten. Yıllarca görmezden gelinen gözyaşları insanların göğsünün üstüne dökülüyordu sanırsın...
Sanırdın Gök gürültüsü Efzelin çığlıklarıydı. Yılların bastırılmış seslerini gökler haykırıyordu. Duymazdan gelinen çığlık sesleri insanların kulaklarını batırıyordu.
Şimşek içinde barınan öfkesiydi o kadının. Her an birinin başına düşecek misali çakıyordu şimşek.
Yağmurun altında gülerek oynayan, ancak şimşek seslerini duyduğunda korkarak evlerine koşan çocuklar Efzelin yaşanmayan çocukluğuydu...
Bir anlamla ve manayla o şimşekler Efzelin korktuğu babasının sesleriydi ki Efzel korkarak kaçardı.
Yağmurun altında ıslanan ve şemsiyesini açan, ancak şimşek ile rüzgar yüzünden şemsiyesi düşen ve üzerindeki yağmur damlalarının birden dökülmesiyle dahada ıslanan, etekleri çamur olan kadınlar Efzeldi...
Babasından kurtulmak için açtığı şemsiyesi Tanerdi. Ancak dahada ıslandı başındaki rüzgarlar yüzünden...
Ancak onun etekleri sadece çamurlu değildi, kandı...
Bir az geçtikten sonra gökyüzünde doğan güneş Efzelin kendisiydi. Efzelin umuduydu,herşeyiydi. Efzel Ertemdi o güneş zaten...
Merden ailesi Selinin ölümünün ardından sanki birşey olmamış gibi devam ediyorlardı herşeye.
Güneye bakıcı tutmuşlardı. Selinin adı bile geçmiyordu evde. Kirli işlerine odaklanmışdılar herzamanki gibi. Belgi Ertemin yapacağı yatırımdan faydalanmışdılar bile. Yakında Berkin Aytunçla iş yapacakdılar. Ortaklık kuracakdılar onunla. Ülkenin en güçlü iş adamlarından biri o olduğu için onunla ortaklık kurmak hayalleri vardı. Ve yakındada bu gerçekleşiyordu.
Yurtdışına Merdenlerin gösterişiyle tır yola çıkmışdı. İçlerinde pazarlanan insanlar vardı.
Yedi kişiydiler, 4 kadın, 3 erkek köle gibi hizmetçilik için yola çıkmışdılar yurt dışına gitmek için.
Pazarlananların içinden bir kadın ayağa kalktı.
Sürdüğü rimeli gözünün kenarlarından akmış, simsiyah omuzlarına dökülen kısa saçları vardı. Siyah deri pantolon ve siyah atlet giymişti.
Diğerlerine bakıp güldü sırıtarak. Herkes şaşkınlıkla ona bakıyordu haliyle.
Derinden nefes alıp acı ve alayla
"Ne hale düştük değilmi?" Diye kendine ve diğerlerine baştan ayağa bakarak devam etti
"Mal gibi satıyor orospular bizi. Bundan daha fazla nasıl aşağılana biliriz" diye haykırdı öfkeyle.
İçlerinden sarı saçlı genç bir kız acıyla
"Ne yapalım? Gücümüzmü yetiyor o zalimlere?" Diye söyledi.
Ayağa kalkmış kadın
"Yetmezmi? Tabiki yetiyor" deyip sırıtarak arkasını dönüp elleriyle tıra vurmaya başladı.
Ardından tırın bagajının kenarında oturmuş bir erkekde eliyle tıra vurmaya başladı.
Tıra vuran kadın bağırarak
"Vurun sizde, Vurun!" Dedi.
Ardından sarı saçlı kız saçını yüzünden çekip ayağa kalkarak vurmaya başladı.
Birazdan hepsi tıra vuruyor,bağırıyordular. Tır yavaşca durduğunda hala vurmaya devam ediyordular. Tırın şoförü bagajın kapısını açıp içeri geçti.
"Ne yaptığınızı zannediyorsunuz lan siz" diye bağırdı.
Siyah ve kısa saçlı kadın ona dönüp
"Sizin gibi köpeklerin haksızlığına sesimizi çıkarıyoruz" dediğinde şoför kılıklı cani belindeki silahını çekip ona yaklaşmaya başladı.
Tam bu sırada bagajın kenarında oturan adam elindeki iğneyi şoförün boğazına vurdu.
Vurduğu gibide adam yere düştü. Sonraysa adamın silahını yerden alıp siyah saçlı kadına
"İyimisin Özlem" dediğinde kadın onaylayarak başını salladı.
Daha sonra şoför koltuğunun yanında olan koruma bagaja yaklaştığında silahı alan adam bagajın kenarında durup o içeri girdiği an tekme vurup yere yığdıktan sonra silahla ikisinede sıktı.
Bu sırada bagajdaki kızlardan bazıları kulaklarını tutup bağırdılar. Özlem parmağını dudağına yapıştırıp sus işareti yapıp onlara bakarak
"Biz size yardım ediyoruz. Sizi burdan kurtaracağız. Sakin olun o yüzden"
Özlem adama yaklaşıp
"Haber verip uzaklaşalım Aras" dedi
Aras yerden korumanın telefonunu cebinden alıp numara çevirerek telefonu kulağına koyup
"Tırı hallettik Berkin bey" diyerek konuştu.
Sonraysa tırın bagajından inip öne geçerek tırı sürüp geriye dönmeye başladı.
Özlem adamların bacağından sürüyerek bagajın kenarına sürükledi.
Sonraysa ellerini birbirine çırpıp temizleyerek derinden nefes verdi
"Bunlarıda yakarım ben" diye fısıldadığında diğerleri garipce ve korkarak bakmaya başladı.
Özlem garipce bakan insanları süzerek
"Ne? Ne öyle bakıyorsunuz? Ne yapayım yani gidip atayımmı ortalık yere?" Diye göz devirdi.
Sarı saçlı kız
"Kimsiniz siz? Bizi neden kurtardınız?" Dediğinde Özlem dudaklarını yalayıp iç çekerek kıza doğru çömeldi
"Ben Özlem. Tırı kullanan, bu orospuları öldürende Aras. Anladın?"
Sonraysa ayağa kalkıp
"Biz Berkin Aytunçun emrindeyiz. Sizi kurtarmamızı o söyledi"
Sonra tekrar kıza doğru eğilip fısıldayarak ama yüksek tonla
"Biz iyi insanlarız yani" i-yi uzatarak söyleyip "Bizden korkmayın yani" diyerek sırıttı.
Sarı saçlı kız Özleme dönüp elini uzatarak
"Bende Dicle. Çok memnun oldum" diyerek samimi bir şekilde gülümsedi.
Özlem Diclenin uzattığı eline bakıp süzerek göz devirdi. Sonraysa iç çekerek
"Gereksiz samimiyetden nefret ederim. Anladın?" Diye soğuk ve alaycı bir ifadeyle konuştu.
Dicle elini geri çevirip başını aşağı eğerek salladı.
EFZELDEN
Uzun yolculuktan sonra ülkeye döndük. Uçak yere indiğinde hazırlanıyorduk. Uçaktan indiğimizde Belgi hanım arabasının önünde kollarını göğsünde birleştirerek bekliyordu bizi. Biz iner inmez bize doğru geldi.
Bende ona doğru yaklaştığımda sarıldık.
Bana bakıp
"Çok güzel olmuşsun Efzel" dediğinde gülümseyerek
"Teşekkürler" dedim.
Belgi hanım Berkinle selamlaştıktan sonra bana
"Buraya kadar geldik Efzel, şimdi Merdenlerin içine sızmaya geldi sıra" diye hafif tebessümle söylediğinde iç çektim. Ama cesaretle
"Yapacağım, bundan emin olun. Artık acımak ve korkmak yok" dediğimde başını yavaşca sallayıp onaylayarak göz kırptı.
Sonraysa
"Ee şimdi eve gidelim o zaman" diye arkasını dönerken Berkin boğazını temizleyip
"Size iyi geceler o zaman, bende gideyim. Yarın görüşürüz"
Belgi hanım başını sallayarak onayladı. Bende Berkine bakıp gülümseyerek "Güle güle o zaman" dedim.
Belgi hanımla arabaya binip onun evine geçtik.
Kapıdan girdiğimde Belgi hanıma
"Diğer evinde yandı benim yüzümden" diye güldüm.
Oda gülerek "Evet yandı. Pek umursamam ya öyle şeyleri. Hem işin sonunda Merdenler yanacak, onun için pek umrumda değil"
"Biz yurtdışına gittiğimizden sonra onları gördünmü peki?" Diye sordum
"Hm gördüm, senin cenazene gitmiştim, o zaman gördüm" diye kahkaha atarak güldüğünde bende eşlik ettim gülerek.
Sonra özlem dolu bir ifadeyle
"Güney peki, Güney nasıl? İyimi?" Diye iç çektim.
"İyi, iyi. Gördüm orda zaten. Biraz ağlıyordu,mızmızlanıyordu. Bakıcı tutmuşlar hem onun için. Merak etme onu" diye elini koluma koyup gülümsedi umut vererek.
"Ee açmısın? Uzun yol geldin zaten"
"Yok, pek aç değilim aslında"
"E yorgun değilsen o zaman istersen kahve içelim. Hem biraz konuşuruz, malum iki gün sonra Merdenlerle iş görüşmesi olacak"
"Olur" diye hafif gülümsedim.
İkimizde oturduğumuzda Belgi hanım bana bakıp
"Bak Efzel, benim üvey kızımsın. Seni öyle tanıtacağız herkese. Küçükken yurt dışına okumak için gönderdik seni. İşletme okudun bu arada" diye gözlerini belertti. "Bana anne diyeceksin. Şimdiden söyle alış, tamammı?" Dediğinde başımı salladım. "Berkinle ortaklığımız var şirkette. Ertem holdingle Aytunç holdingi. Bizimkisi bildiğin gibi Ertem. 2 gün sonra olan Merdenlerle iş görüşmesine Berkin ve sen gideceksin"
"Anladım Belg.." "anne" diye söylediğimde başını yavaşca sallayarak gözünü belertti.
Sonraysa kanepenin yanındaki çekmeceyi açıp içindeki telefonu alıp bana uzatarak
"Bu senin. İçinde ben, Berkin dahil herkesin numarası var"
Telefonu alıp öylesine baktıktan sonra teşekkür anlamında başımı salladım.
"Ha bu arada tarzına falanda bir el gezdirelim senin"
"Böyle kötümü"
"Ee yani, Efzel Ertem gibi bir kadının tarzıda dikkat çekici olmalı" diye kaşlarını kaldırarak güldü
"Nasıl olmalı"
"Biraz daha şık, dikkat çekici mümkünsede pek spor giyme kızım"
Kızım dediğinde biraz garip hissettim. Kendide garip olmuşki donup kalmıştı bana bakarak.
Sonra kendine gelerek ayağa kalkdı
"Sende yorgunsuz zaten. Bende seni çok tuttum. Benim yukarıda çalışma odamda işlerim var biraz, sende istersen dinlen"
"Birazdan çıkarım yukarı bende. Sana kolay gelsin" diye gülümsedim.
Oda tebessüm ederek bana doğru yaklaşıp elini omzuma koyup destekleyerek
"Herşey çok güzel olacak Efzel, sen yeterki cesur ol"
Bende omzuma koyduğu elinin üstüne elimi koyarak
"Teşekkür ederim. İyiki varsın" diye ona bakarak gülümsedim hafifce.
Oda gözlerini kırpıp tebessüm ederek yukarı kalktı.
YAZARDAN
Berkin Aytunçun birçok işlerinin başına koyduğu ve emrinde olan yakın adamları vardı. Aytunç kadrosuydu bir isimle. Hepsi Berkin Aytunça sadık ve yakındı. Birbirlerinden başka kimseye güvenmezlerdi.
Hepsini Berkin Aytunç almıştı kendi acı hayatlarından. Kendi gücünün ve soyadının gölgesinin altında korumuştu her birini. Sonrasında hiçbiri Aytunçu bırakmamışdılar. Sonuna kadar Aytunç kadroya sadık kalmış, birbiriyle öylesine yakın olmuştularki içlerinden birisi için canlarını ortaya koyacakdılar.
Özlem Güngör
23 yaşında silah atışında mükemmel ve dövüş sanatlarında üstüne yoktur. Duygularıyla pek hareket etmeyi sevmiyor. Aklıyla hareket etmeyi seçen, zeki ve güzel bir kadındır. Soğuk ve samimi olmayan bir görünüme sahiptir. Siyah, omuzlarına dökülen kısa saçları olan uzun boylu bir görünüşü var. Siyahdan başka renk giymeyi sevmez, şirkette aktif rolü olan biridir. Herkesle samimiyet kurmaz, Aytunç kadrosunun dışından başkasınada güvenmez. Yetimhanede kız kardeşiyle büyümüştü. Sonrasında yetimhanede olan yangında kız kardeşini kaybetmiş, kendiside bir süre sonra sokaklara düşmüştü. Ondan sonrada 17 yaşındayken sokakta kendisine dokunmak isteyen adamı bıçaklayıp yaraladığı için karakola düşmüşdü. 20 yaşında karaciğer hastalığı olduğu için ameliyat parasıda yok diye ölüme terk edilmiş sonrasında yolda bayılıp düştüğünde Berkin Aytunçla yolları kesişmiş, ameliyat etdirilmiş ve daha sonrasında Berkin Aytunçun şirketinde çalışmıştı. Sonralarındaysa canını bile ortaya koyacak kadar, silah arkadaşlığına kadar yürümüş dostluğa gelmiş ve Aytunç kadrosundaki ilk kişilerden biridir.
Aras Öğüt
24 yaşında güçlü ve bokscudur. Merhametli, karizmatik ve zeki bir adamdır. Herkesle samimi olmaz ama soğuk biride değildir. Şirket içerisinde olmayı sevmez. Pek uğramaz şirkete. Daha çok operasyon ve aksiyon zamanlarında kendini ortaya çıkarır ama çoğu zamanda kadroyla beraber olur. 19 yaşındayken mafyaya bulaşmış ve onlar için para karşılığında boksculuk yapmış ve ilk defa kaybettiğinde çok para kaybedildiği için öldürülmek için aranmışdır. Mafyadan kaçarkende eski arkadaşı Levente sığınmış ve sonrasında Berkin Aytunçla karşılaşıp mafyadan kurtulmuşdur. Daha sonrasında en güvendiği adamlardan biri olmuştur.
Hazan Boztaş
20 yaşında zeki bir kadındır. Bilgisayar ve matematik dehasıdır. Dövüşmeyi pek bilmez, zekası ve hackleme becerisiyle Berkin Aytunça çoğu zaman yardımcı olmuştur. Kadronun bir sözle aklıdır. Eskiden güçlü iş adamlarından biri olan Muzaffer Boztaşın kızıdır. Babası ve abisi mal varlığını ve gücünü kaybedip mafya tarafından öldürüldükten sonra önceden babası tarafından güvenildiği için Berkin Aytunça emanet edilmişdir. Sonrasında Berkin Aytunç sayesinde babasının intikamını almış ve onun yanında durmuştur. Özlemle yakın arkadaştır ama pek kafaları birbirine uymaz. Samimi ve tatlı bir kızdır. Uzun kızıl saçları olan ve renkli bir karaktere sahiptir.
Levent Baskın
26 yaşında kararlı,zeki herkesle arkadaşlık kurmayan yetenekli bir adamdır. Berkin Aytunçun yakın arkadaşı ve aynı zamandada çocukluk arkadaşıdır. Yanından hiç ayrılmaz. Her zaman şık ve takım giyinir. Berkin 16 yaşında iş dünyasına atıldığında onu hep desteklemişdir. Sonraysa şirkete gelmiş ve aynı zamanda neredeyse Berkin Aytunçun koruması gibide olmuştur.
Kendilerine özel mekanları vardı. Büyükdü ve depo gibiydi. Ama şık ve gösterişli biryerdi Sadece onlarındı. Sık sık burada olurdular. Birlikte takılırdılar. Özlem, Hazan, Aras, Levent burada biryere gelirdiler. Tüm işlerini burada çözerdiler herzaman.
Berkinde uzun zaman sonra gelmişti buraya. Yurt dışından döner dönmez Leventide alıp gelmişdi.
Özlem herzamanki gibi silah atışı yapıyor, Aras boks torbası eşliğinde dövüş hareketleri ediyordu. Hazanda her zaman yaptığı gibi bilgisayar ve kitapların başındaydı.
Berkin ve Levent içeri girdiğinde hepsi toparlanıp biryere oturdular. Berkin içeri girip
"Merhabalar görmeyeli nabersiniz çocuklar"
Aras gülümseyerek
"Biz iyiyiz Aytunç, sen ne yaptın? Geldimi Efzel Ertem?"
Berkin başını sallayarak derin nefes çekip
"Geldi. Belgi ablanın evine geçti"
"E her şey bundan sonra başlıyor daha. En zor ve en riskli zamanlar ileride" diye Hazan ağzını büzerek, kaşını kaldırıp nefes çekti
"Doğru. Hepimiz için en zor zamanlar ileride zaten. Merdenler çökmeden ne iş dünyası ne de masum insanların hiçbirisi rahat olmayacak"
"İçtenmi başlayacağız çökertmeye yoksa dışdan yani iş alanındanmı darbe vurup çökerteceğiz?" Diye Özlem sordu
Berkin saçını eliyle karıştırarak ağız dolusu nefes verip koltuğa oturdu
"İçlerine sızıp çökerteceğiz. Çünkü iş dünyasından darbe vursak bile karanlık işleri gizlide kaldığı müddetce hep devam edecekler. Böylece ilerledikce insan pazarlamasını, madde satışını hep ilerletecekler. Onun için içten darbe vurmak gerekiyor"
"İçten darbeyide Efzel Ertem vuracak o halde dimi?" diye Hazan kararlı ve soğuk bir ifadeyle gözlüğünü masaya koydu.
Berkin dudaklarını yalayıp başını salladı.
"Hiçkimse Merdenlerin pisliklerini bilmiyorsa, bilenlerde suikast ve bin türlü yolla öldürülüyorsa Belgi Ertem nerden bilmiş onların işlerini?" Diye Aras sordu merakla
"Belgi ablanın kocası Kerim Kara onlardan,merdenlerden biriymiş. Onların ortağıymış bir sözle. Belgi abla bunu öğrendiğinde Kerim Kara onda olan tüm bilgileri yok etmişdi. Sonrasındaysa intihar ederek öldü. Belgi ablada işin peşine düşüp evlerinin içine kendi emrine tabi olan yardımcı yerleştirdi. Kirli işlerini çok gizli ve dikkatli yaptıkları için hiçbir delil yakalayamamış ama Seline yani Efzele yaşatdıkları çekmiş dikkatini. Böylece hem o kadını kurtarıp hemde yanımıza çekip Merdenleri bitirecekdik" diye Berkin sözünü bitirdi.
"Şevket Özsoy. Şevket Özsoy Fikret Merdenle yakınmış bayağı. Aylar önce ölmüştü intihar süsüyle. Merdenler yapmış olabilir. Oğlu Gürkan Özsoy geçti şirketinin başına, eğer onlardan biriyse onlara ortaklık ediyorsa işimize yaraya bilir" diye Özlem gözlerini kısıp düşünerek söyledi.
Levent "Ya onlardan değilse? O zaman?"
"O zaman daha çok işimize yarar" diye Berkin Hazana dönüp gözlerini belerterek söyledi.
Berkin ayağa kalkdı ve Hazana doğru bakıp
"Hakkında araştır iyice. Ne öğrene bilirsen bana söyle"
Hazan başını sallayıp onaylayarak
"Merak Etme" dedi.
Berkin daha sonra Aras ve Özleme dönüp
"Tırla gelenleri yerleştirdinizmi? İyilermi?"
"Evet iyiler. Dediğin gibi hepsine ev ayarlayıp korunaklı halde yerleştirdik" diye Özlem cevap verdi.
Aras kaşlarını kaldırıp
"Merdenler çoktan duymuştur tırdakilerin adrese ulaşmadığını"
Berkin sırıtarak
"Arıyorlardır hatta onları. En çokda bizi" diye dudağını kıvırarak güldü.
Sonraysa diğerleride sırıtarak kahkaha attılar.
Biraz sonra Berkin Levente gözüylü işaret vererek
"Biz gidelim o zaman Levent. Halledecek işlerimde var. Malum yarın çok saygılı Merden ailesiyle iş görüşmemiz var"
Diğerleride ayağa kalkdılar.
Aras
"İyi geceler o zaman Aytunç" dediğinde hepsi tekrarla "iyi geceler" dedi.
Aras Berkin giderken arkasından bağırarak
"Operasyon ne zaman Aytunç?" Dedi
"Yakında şampiyon, yakında" diye Berkinde cevap verdi.
EFZELDEN
Sabaha kadar uyuyamamıştım. Pencereden dışarı bakarak düşünüyordum sürekli. Akşam saat sekizde merdenlerin evine gidecektik iş görüşmesi için. Özellikle ben eve gitmek istemiştim. Hem korkuyla hemde sabırsızlıkla bekliyordum akşam saat sekizi.
Belgi teyze ve Berkin iş görüşmesi için o eve gitmeye sıcak bakmamışlardı, ama ben istedim o eve gitmeyi. O eve gidip korkumla yüzleşmek istiyordum Efzel Ertem olarak.
İçimdeki his korkumuydu, cesaretmiydi bilmiyordum. Ama hem kalbim korkudan yerinden çıkacaktı onların yüzünü göreceğim için, hemde sabırsızlanmaktan ayaklarım yerden kesiliyordu o evde bıraktığım Selinle yüzleşmek için.
Bir tarafdanda Güneyi özlüyordum. Çok özlüyordum onu. Kokusunu,herşeyini özlüyordum. Durduk yere gözlerim doluyordu o aklıma geldiğinde. Gerçi hiç aklımdan çıkmıyorduda. Onu canavarların arasında yalnız bırakmıştım. Yalnızdı o küçücük canıyla o canavarların arasında. Kalbim sıkışıyordu bazen o aklıma geldiğinde. O kadar özlüyordumki onu, saatlerce koklayıp öpsem yinede özlemim dinmezdi. Ama bazı fedakarlıklar büyük vuslatlara sebepkardı. Sırf bunun için dayanıyordum. Onu oradan en sonunda kurtarıp ikimiz içinde yeni bir hayat kurmak için. Sadece o vardı benim için. Onun için yaşıyordum ve onun için ölmeyede hazırdım.
Tüm bunları düşünürken kendimi titretip kendime gelmeye çalıştım.
Bu gün ilk kez Ertem şirketine gidip işlerin başına geçecektim. Onun için üstümü giyinip aşağı indim. Belgi teyze Efzel Ertem tarzı için kıyafet dolabımı tamamen değiştirmişdi. Üzerime siyah kalem etek elbise ve aynı renk ayakkabı giymiştim.
Aşağı indiğimde Belgi teyze kahvaltı masasında oturmuşdu
"Günaydın Efzel, hadi gel kahvaltı et sonra çık"
"Yok ben yemeyeceğim. Ben çıkayım ya, size afiyet olsun" diye gülümseyip çıktım.
Kapıya çıktığımda şoför bana yaklaşıp anahtar uzattı. Şaşkınlıkla bakıp
"Bu ne?"
Diye sorduğumda elindeki notu vererek biraz ötede duran arabayı gösterdi.
"Aa bu benimmi?" Diye kaşlarımı çatıp sorduğumda elimdeki notu okudum
"Efzel hanıma küçük bir hediye" altındanda Berkin Aytunç yazılmıştı.
Küçük bir hediye hemde. Küçükmü? Bu adam beni delirtmek istiyordu galiba.
Doğru koskoca Berkin Aytunç için küçük bir hediyeydi ama benim için küçükmüydüki? Mahcuptum zaten yeterince ona karşı. Başına bela olmuştum hemde yeteri kadar.
Belgi teyzenin verdiği telefonu çantamdan alıp Berkini aradım
"Alo" diye telefonu açtığında yavaşca geldüm.
Tekrar "Alo?" Dediğinde kaşımın birini kaldırarak ciddi bir ifadeyle konuşup
"Alo Berkin benim Efzel" dediğimde gülerek
"Aa Efzel hanım sizmiydiniz? numaranızı şimdi yazıyorum telefona" diye kahkaha atarak güldü.
"Ha-ha-ha çok komik"
"Hemde koca harflerle yazacağım o güzel adını Efzel Ertem diye" alayla sırıtdı.
Bende kıkırdayarak yavaşca gülüşümü gizleyip sesimi yükseltdim
"Berkin bu ne?"
"Ne nedir? "
"Araba nedir diyorum araba,sabah kalktığımda yine benden habersiz birşeyler yapılmış ya" diye fısıltılı bir sesle kızdım
"Off arabayımı diyorsun? Kızım sadece bir araba ya ne büyüttün Allah Allah be"
"Sadece bir arabamı? Ya Berkin ben araba istemedimki. Ben mahcup oluyorum böyle, yapma böyle şeyler ya" dediğimde
"Ya ne mahcupluğu kızım ya keyfine bak işte ne güzel araba sür gitsin"
"Ha söylemesi çok kolaydı zaten" diye yavaşca dedim "Bak uyarıyorum seni, yapma bir daha tamammı?"
Berkin derinden iç çekip " Öff tamam tamam bakarız"
"Ne bakarız ya! Berkin" diye i-yi uzattım
"Kızım car car car ne konuştun be. Hem sen şirketine gitmeyecekmisin arabayı yeni görüp aradığına göre hala evdesin anlaşılan"
"Senin yüzünden hala evdeyim ben. Arabayı istemiyorum hem gelip aldırırsın, kabul edemem böyle şeyi"
"Off Efzel off, güle güle kullan hadi, hoşcakal" diye bıkmışcasına telefonu kapattı.
"Şuna bak ya, birde utanmadan kapatıyor yüzüme telefonu, salak" diye kendi kendime söylendim
Arabaya baktım öylesine. Gidip en pahalılarından almış birde. Elimde tutduğum arabanın anahtarına bakıp derinden nefes çekip kaşlarımı kaldırıp arabaya doğru gidip bindim.
Şirketin konumunu telefondan açıp ona bakarak gitmeye başladım arabayla.
Şirkete vardığımda arabadan indim.
Arabadan indiğim an şık giyimli bir kadın bana yaklaşıp
"Merhabalar Efzel hanımcığım Merhabalar" diye samimi bir şekilde gülümsedi
Şaşkın ifadeyle yavaşca kekeleyip
"Me-merhaba" dedim
"Buyurun sizi odanıza götüreyim, Ben bu arada asistanınız Hande. Beni Belgi hanım sizin için seçti. Size yardımcı olacağım ne gerekiyorsa" diye ben yürürken yanımdan geldi.
"Teşekkür ederim" diye başımı sallayarak gülümsedim
Odama götürdüğünde odamın kapısını açıp eliyle göstererek
"Burası sizin odanız Efzel hanım, Siz geçin ben bazı dosyaları getirip size yardımcı olacağım"
Masanın karşısındaki koltuğuma oturup öylesine çekmeceleri açıp kapatıp etrafa göz gezdirdim.
Elinde dosyalarla gelip önüme koyup "Bunları inceleyip rakamları gözlemleyeceksiniz. Hepsi yerinde zaten, son defa bilgisayarada geçirdiğimde zaten tamam olacak. Ben size zaten öğreteceğim gerekenleri hiç merak etmeyin" diye kağıtları açıp imzalamam gereken yerleri gösterdi. İmzaladığımda gülümseyip kağıtları götürdü ve
"Birşeye ihtiyacınız ve soracak birşeyiniz olursa ben yan odadayım Efzel hanım"
Dediğinde tebessüm etdim
"Tamam anladım, sağol Hande "
Böyle böyle şirkette gezinip kağıtlarla falan uğraştıktan sonra saat 6 da Belgi teyze aradı. Handede yanımdaydı
"Efendim anne" diye açtım telefonu.
"Ha Efzel, Nasıl geçti şirkette ilk günün?"
"İyi, iyi geçti. Merak etme"
"İyi madem,saat sekize az kaldı eve gel hazırlan hadi yavaş yavaş artık istersen hem. Ben geçeceğim şimdi şirkete"
"Tamam bir kaç kağıt var onları imzalayım hemen geliyorum" diye cevap verdim tebessümle
Handeye dönüp
"Hande sen bana akşam imzaların atılacağı kağıtları ver ben götüreceğim"
Hande başını sallayarak
"Hemen" deyip arkasını döndü
Kağıtları getirdikten sonra şirketten ayrılıp arabaya binip eve gittim.
Eve geçtikten sonra yukarı çıkarken Belgi teyze
"Hoşgeldin Efzel, Nasıl oldu ilk gün? Çok yorulmadın değilmi?"
"Hoşbulduk, yok çok yorucu geçmedi zaten ilk gün olduğu için"
Gülümseyerek
"Ben çıkıyorum şimdi. Senin kıyafetlerini odana bıraktı yardımcın. Onu giyersin gidince. Kuaförde geldiğinde hazırlanırsın"
"Anladım Belgi teyze" diye tebessüm etdiğimde kapıdan çıkıp gitti.
Saat 18:30 da kuaför eve gelip saçımı makyajımı yapmışdı.
Daha sonra yatağımın üzerindeki kıyafeti aldım. Siyah tulum ve siyah renk stiletto topukluydu.
Bunları giyip aynanın karşısına geçtim. Kendime bakıyordum. Yüzüme baktıkca gözlerimi kaçırıyordum. Bakamıyordum yine kendime, gözlerim doluyordu ağlama isteyi geliyordu içimden.
Daha sona derinden nefes alıp aynaya baktım. 5 e kadar saymaya başladım. 5 e kadar her rakamı söyledikce her birinde gözlerim dahada doluyor sesim dahada titriyordu. 5 dediğimde istemsizce gözlerimi kırptım ve gözümden yaş süzüldü.
Yüzümde hiç bir morluk,hiç bir şey yoktu ama bakamıyordum...
Daha sonra aynanın karşısından çekildim. Yatağın yanındaki koltuğun üzerinden çantamı aldım ve içerisinde peçeteyi çıkarıp yavaşca gözlerimin yaşını sildim.
Evden çıkdım ve şoförün arabasıyla gittim.
Yolda kalbim yerinden fırlayacakdı az kalsın. Korkumuydu heyecanmıydı anlamış değildim. Kalbimi tutup derin derin nefes almaya başladım.
Şoför dikiz aynasından bana bakıp
"Efzel hanım? İyimisiniz?" Diye telaşla kaşlarını çatarak sordu.
Bir elimi göğsüme koyup şoföre doğru elimi uzatarak
"Su varmı?"
Hemen arabanın önünden suyu alıp bana uzatıp
"Buyurun efendim" diye dikiz aynasından telaşla bakmaya başladı.
Suyu alıp kapağını elim titreyerek açıp içmeye başladım. 2 yudum içip elim titreyerek kapağını bağlamaya çalışdım.
Şoför önden elini uzatıp
"Bana verin efendim" dedi
Suyu ona verdim ve iç çektim. Suyu alıp önden yavaşca başını bana doğru çevirerek
"İyimisiniz? Belgi hanımı arayayımmı? İsterseniz geri dönelim"
Hemen kekeleyerek yavaşca
"Yok yok! dönmeyelim geri. Arama annemide gerek yok iyiyim ben" diye nefes çektim derinden.
Kendimi toparlamaya çalıştım. İçimden "Korkma,iyi olacak herşey" diyerek defalarca tekrarladım.
Merden villasının önüne gelmiştik. Araba durduğunda ilk önce arabanın içindeyken eve baktım. Gözümün önüne en kötü işkencelerim geldi. Kafamdan kaynar sular döküldü sanki.
Çığlık seslerim kulaklarımda yankılandı.
Birden kendimi titreterek derince bir nefes alıp arabanın kapısını açıp arabadan indim.
Bu sırada Berkinin arabasıda gelmişti. Onu gördüğümde içim rahatlamıştı.
Arabadan inip bana baktı. Herzamanki gibi çok şık ve yakışıklı gözüküyordu.
Daha sonra yaklaşarak yanıma gelip
"Mükemmel olmuşsunuz Efzel hanım" diye fısıldayıp sırıttı.
"Sizde öyle Berkin bey" diye taklit ederek aynı şekilde güldüm.
Fikret, Taner ve İdil kapıda bekliyordular. Güneyde İdilin kucağındaydı.
Berkin onlara bakıp yavaşca fısıldayarak
"Hadi" dedi.
Eve doğru yürüyüp evin önündeki merdiveni çıktık ve onlara yaklaştık.
Berkin ilk önce Fikretle el sıkışdı
"Hoşgeldiniz Berkin bey" diye Fikret samimiyetle gülümsedi.
Berkinde ciddi bir ifadeyle dudağının kenarıyla gülümseyip
"Hoşbulduk" dedi.
Taner Berkine dönüp elini uzattığında bu sırada Fikret bana yaklaşıp elini uzatdı
"Sizde hoşgeldiniz Efzel hanım" diye gülümsedi samimiyetle
Elini sıkıp ne kadar başardıysam elimden geldiği kadar samimi bir şekilde tebessüm etdim. Ama dizlerim titriyordu sanki. Belli etmemeye çalışıyordum
Taner
"Hoşgeldiniz" dediğinde elimde olmayarak soğuk bir ifadeyle bakıp daha sonra dudağımı kaldırarak gülümsemeye çalıştım.
Güney İdilin kucağındaydı. Ona döndüğümde
"Hoşgeld.." diyen İdilin lafını keserek istemsizce Güneye doğru eğilip tüm samimiyetimle ve içden gelen bir gülümsememle
"Canım benim nasılsın? "
diyerek elinden tutdum ve dudağıma yaklaştırıp öptüm.
Bu sırada kimseyi aldırış etmeyerek Güneye bakıp gülümseyerek onunla konuşuyordum.
Tam bu sırada bana bakılan garip bakışları anladığı için Berkin gizlice ve yavaşca koluma dokundu ve boğazını temizledi uyarmak için.
Güneyden gözümü ayırıp etrafa bakdım ve duruşumu düzeltdim.
Tanere bakıp sahte bir gülümsemeyle hafif kekeleyip
"Oğlunuz galiba, çok tatlı Allah bağışlasın" dedim
Tanerde tebessümle
"Teşekkürker, darısı sizin başınıza" dediğinde kafamdan kurşun yedim sanki. Donup kalmıştım yerimde.
Kendimi düzeltip boğazımı temizleyerek
"Te-teşekkür ederim" dedim.
Daha sonra Fikret evi gösterip
"Hadi buyurun o zaman eve geçelim" dedi
Eve girip yemek masasına geçtik.
Fikret
"Ee Berkin bey işler nasıl gidiyor? Amerikadaki iş yeriniz tamamlandımı?" Diye sordu
Berkin
"İyi gidiyor. Evet tamamlandı, 3 ay önce falanda zaten hazır oldu" diye cevapladı.
"İyi"diye Berkine bakıp gözlerinin içiyle gülümsedi.
"Anneniz Belgi hanım nasıl Efzel hanım" diye Taner sordu bana
Gözlerimi kaçırarak ona bakıp
"İyi çok sağolun" diye soğuk ifadeyle dudaklarımı kaldırıp gülümsedim
Biraz iş konuşulduktan sonra küçük ve kısa bir sessizlik çöktü.
Kendimi durduramayarak Fikret ve Tanere dönüp
"Selin hanımın ölümünü duydum, O kadar çok üzüldümki anlatamam. Hemde bizim evde olmuş, Başınız sağolsun" diye gizli bir alayla kaşlarımı kaldırıp üzüntü bildirdim.
Berkin laf ağzımdan çıktığı an kaşlarını kaldırıp bana baktı şaşkınlıkla.
Taner boğazını temizleyip başını salladı
"Sağolun teşekkürler. Evet yangında öldü. Bizde kendimize zor geldik" dediğinde kaşlarımı indirdim ve şaşkınlıkla ve hafif öfkeyle bakıp iç çekdim.
Biranda öfkeyle masanın üzerindeki bardağı alıp Tanerin kafasına vurdum.
"Ne yalan söylüyorsun lan, ne üzüntüsü? Sizde bana üzülecek vicdanmı var" diye bağırdım
Kendimi yavaşca silkeledim ve gözümün önüne öfke yüzünden gelen halüsinasyon tipli düşünceyi sildim.
Daha sonra Tanere bakıp hafifce gülümsedim çenemi kaldırıp ağzımı büzerek.
Güneyi uyutmak için çıkarmışdılar odasına. Uzun zaman olmuştu odasına çıkalı.
Kanepeye geçip iş konuşurken biraz sonra
"Şey ben lavaboya gide bilirmiyim?" dedim
Berkin elindeki kağıtları masaya bırakıp öylesine baktı bana.
Fikret
"Tabiki, yardımcımız sizi götürsün" deyip "Defne" diye çağırdı hizmetci kadını.
Defne geldiğinde ayağa kalkıp başımı yavaşca salladım ve ordan uzaklaştık.
Yukarı çıktığımızda
"Seni Belgi Ertem yerleştirmişdi dimi buraya"
Bana bakıp fısıldayarak parmağını dudağına yapıştırıp
"Şş duyacaklar" diye telaşla cevap verdi
"Onun için beni yaraladıklarında ilk sen koşuyordun" diye tebessüm ettim.
Bir şey demeden yürüdü
"Güneyin odasında biri varmı?" Diye sorduğumda kaşlarını çatıp
"Niye sordun?"
"Onu belkide son kez görmem gerek"
"Ne yapmak istiyorsun sen? Seni orda görürlerse biteriz" dediğinde kolundan tutup durdurdum
"Görmeyecekler, hem zaten bu evede onu görmek için geldim. Belkide uzun zaman göremeyeceğim bir daha, ben onu görmeliyim" diye kaşlarımı kaldırıp yalvarırcasına baktım ona
Biraz durup bana bakdı
"Odanın karşısında durup beklersem şüphelenirler. Hemen görüp çıkın oradan tamammı?" Diye kaşlarını çatarak söyledi.
Ona bakıp gözlerimi kırparak onayladım.
Daha sonra Güneyin odasının koridoruna baktım. Kimse yoktu. Yavaşca kapıyı açıp odaya girdim.
Güney uyuyuyordu. Gözlerim dolarak beşiğine yaklaşıp
"Annem" m-yi uzatıp burnumu çekdim
Başından öptüm gözlerimden yaş süzülerek.
"Herşeyi senin için yapıyorum" diye fısıldadım.
Öpüp kokluyordum sürekli. Başını okşuyor gözümden akan yaşlarımı siliyordum.
"Çok özledim seni oğlum" diye ağlamaya başladım yavaşca ve kısık sesle.
Ağlayarak elimle yanağını okşuyordum. Elini tutup kokusunu içime çekiyordum. Daha sonra üstünü düzeltip, örtdüm.
Göz yaşımı silip burnumu çekdim ve arkamı döndüm.
Tam bu sırada bana uzatılan silahı gördüm. Gözlerimi belertip şaşkınlıkla ve korkuyla bakdım silaha ve silahı bana doğrultana.
"Burda ne işin var?" Diye kaşlarını çatıp sordu.
Fikretin adamıydı. Buraya girdiğimi birine söylese kıyamet kopardı.
Off herşeyi berbad edecektim. Söylemeye birşeyde bulamıyordum.
"Ona neden oğlum dedin, nasıl herşeyi onun için yapıyorsun, kimsin sen?" diye şaşkınlıkla ve öfkeyle sesini kaldırdı.
"Ben şeyy öylesine.." sözümü kesip
"Fikret bey bilecek neyin ne olduğunu" diye kolumdan tutup
"Yürü " dedi.
Kolumu çekip beni götürmesini engellerken beşiğin yanına düştüm silahı bana dahada doğrulttuğunda gözlerimi kapatıp elimin tersiyle başımı örtüp
"Yapma nolur" dedim
Silahı dahada doğrultuyordu bana. Çok korkuyordum. Bembeyaz olmuştum korkudan. O ise silahla bana daha çok yaklaşıyordu...
Bölüm sonu arkadaşlar)
Acaba Efzel kurtula bilecekmi ordan?
Gelecek bölümde neler olacak?
Merdenleri neler bekliyor?
Efzel ve Berkinin başına neler gelecek?
Aksiyon doruklarda olacak o belliii
2 yıldır üzerinde uğraştığım ve kafamda dönen hikayeyi yazılara döktüm umarım beğeniyorsunuzdur)
Diğer bölümü bekleyin yakında geliyorrr
Bölüm etkileşimi
