Efnan Mokita kitap kapağı

1. bölüm / 2

Perdeleri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Perdeleri

Şarkı:Didomido ve Ersin Güler Akan- Arka bahçe

(MEKTUP)
(Geleceğin raflarından;
KALK,
VE
Perdeyi arala...)
LUCAS DAN BELLA YA;
♤Bu satırlar ilk ve son bella perde den gelen ışık içeriye derin bir sıcaklık katıyor göz kapakların gözlerini örtmüş dudakların ise sesizleşmiş. Kokun hala aynı bella yanımdasın dizlerimde dağılan saçların uzuyor kesmek istemiyorum fakat kısa saç seviyorsun diye elimi e bir bıçak aldım. Bu çok zor bella çok umarım bir gün satırları okursun...

MARSEL
♡tekrar o uykudasın korkuyorum yine hayal dünyandasın uyan...
Yalvarırım uyan...

ARDEN
♧ Uyan küçük aptal canım sıkılıyor sensiz bu ikisi çooookkk ciddi gereksiz cümleler kurmayacağım. utangaç bir çilli olmadan olmuyor. Ne vardı bizim gibi olsan...

"Bella bir ölümlüydü..."
(BAŞLANGIÇ)
Gökyüzünün mavisi deniz e renk verirken kumsal ın tane tane toprakları parmak uçlarımdaydı. Saçlarım rüzgâr ın esintisiyle beraber kestane den rengini alan gözlerim koyulaşmaya başlamışken kararan gözlerimin önünde ki kısacık saçlarım tutam tutam esintiye kapılıyordu. Gözlerimin buğusu ufuk çizgisinde oyalanırken "Nefha." Tanıdık gelen ses yüzümde ki rüzgâr a karşı olan aptal gülümsememin silinmesine neden olması yetmezmiş gibi affalamam ile beraber dudaklarım dan "sen" döküldü sadece hissiz tını gözlerime yansırken karşımda dimdik duran adam ın kırmızıya aldanan gözleri gözlerime bakarken gitmeye yeltendiğim gibi kolumu kavrayan eli ile beraber "bırak dokunma bana!" Ani tepkimi ben bile beklemezken hayalkırıklığı ile gözlerime bakıyordu. "Lütfen dinle" önceki hayatımızda ki dünyamızda bir çok kişinin korktuğu gözler şimdi gitmem den korkuyordu. Acıyla gülümseyen dudaklarım alaylı bi sesle "HANGİ YALANI HANGİ İHANET İN SEBEBİNİ DİNLEYEYİM!" Yüksek çıkan sesim sahilde yankılanırken baştan aşağı süzdüğü vücudum da oyalanan gözleri gözlerimle bir hayli buluşurken dudaklar susmuşttu. Ezbere bildiğim vücudu , gözleri konuşuyor haykırıyordu fakat nafile hiçbir yalan ı duymak istemeyen kullaklarımda ki çınlama ile beraber kararan gözlerim, dengemi kaybetmemem lazımdı. "Geri dönelim baş-" diyemeden kelimeleri ağzına gerı tıkmam bir oldu. "Sakın," dedim yutkundu.
"Aklından bile geçirme git, kendi dönemine git ve bir Varis olarak ailenin anlaşma sağladığı krallığın prensesi ile evlen bir insan ile değil. Bunu ne kendine ne de bana yapma. Ben ne yakılıp küllerimi senin tutmanı istiyorum ne de vampirlerin soyunu devam ettirmek için tanımadığım ve bir daha görmeyeceğim birinden çocuk yapmayı istemiyorum. Ben ölmek istemiyorum Lucas." Kelimeler dudaklarımdan izinsiz ve acımasızca ayrılıyordu. Son kez elimi tutan elinin ardından kül olmasına şahit oldum uçup gitmişti. Yolları ayrılan iki aptaldık artık , kendi benliğinde boğulan iki aptaldık.
(GEÇMİŞİN SİSLİ PERDESİ)
-İLAHİ BAKIŞ AÇISI-
Bütün bir halk genişçe bir meydanda toplanmıştı. Haykırışlar içersinde halkın acımasızlığı sesine yansıyordu. Buraya gelebilmek için işinden kovulanlar ,bebeğini aç bırakanlar, herkes nefretin haykırışları meydanın tam ortasında muhafızların çekiştirdiği dev kayanın gölgesinde kalmış toz pembe diz kapağında biten balon kolu elbisesiyle upuzun saçları rüzgarda dans eden bir kadınaydı. Üzerindekiler hunharca halk arasında sapık olarak bilinen bir adam tarafından tecavüz e uğrayarak çıkartıldı belki de saatlerce bir çok erkek tarafından cinsel istismar a uğruyordu. Acı haykırışları, inlemelerinin tek sebebi bütün bunların beş yaşında ki kızının önünde olmasıydı küçük kızı annesi son kez giydirmiş ve kendi ölümüne hazırlamıştı. Küçük kızın bukle bukle saçları halk tarafından ölüm sebebiydi. Annesinin ona son aldığı kırmızı sandaletleri ve annesinin en sevdiği meyve olan kirazlı tokaları ve kat kat korseli kırpkırmızı elbisesiyle prensesler gibiydi. Annesinin haykırması onun küçük gözlerinde yaş a dönüşüyordu. İnsanların başında olan kral ın muhafıza eğilip birşeyler söylemesinin ardından küçük kızın bedenindeki elbise yi bir hamlede çıkardılar soğuk bir suyun içinde çırılçıplattı. Annesinin kezzap ile yanan ,eriyen vücudu gözleri önündeydi.
Anne yanıyordu.
Kızı donuyordu.
Ve
Bütün bunlar şen kahkahalar ile izleniyordu.
Annenin etrafında ki ateş çemberi nin yanmasıyla beraber büyük kaya kadının bedenini paramparça etmişti.
Minik kız sudan çıkartıldı.
Annesini yakan ateşin sıcağına yakındı annesinin kanı parmak uçlarına değiyordu. Soğuk rüzgâr minik ıslak bedenine çarpıyordu. O kız annesinden akan kan ı kiraz suyu sanıp mutlu olucak kadar safttı. Minik kız annesinin kanına gülümserken gözyaşları annesinin kanındaydı. Bütün halk dan sevinç haykırışları rüzgâr a karışırken, titreyen dizleriyle elinde sürüklediği bataniyeyi ile torunun çıplak bedenine sardı. Son nefesini kızının kanında verdi.
(MODERN DÜNYA ☆2026)
Sesizlikle aralanan perdenin ardından sırlar insanlara göz kırpıyordu. Kimisi sesizce ağlıyordu. Bir diğer perdenin arkasında ki çığlıklar ın sesi kulağı acıtırken bir diğer tarafta ki perde nin ardında ise kavga sesleri yükseliyordu. Her camın bir perdesi vardı her perdenin ardında ki ışık teker teker sönerken kalplerinde ki ışıkları ise bir bir yanıyordu.
Öyle böyle
Uzandığım yatakdan bir hızla kalktığımda bacaklarımı kolarımı hissetmiyordum. Gözlerimin kararmasının ardından dudaklarımdan tiz bir çığlık oda nın dört duvarında yankılanıyordu. Vücudum kül oluyordu aylar sonra kısacık saçlarım ellerim parmaklarım teker teker kül oluyordu gitmek istemiyordum. Görmek istemiyordum.
☆☆☆

Şarkı:Selin Geçit ve Erol Evgin : Bir'de bana sor

(MOKİTA+Varis lerin sarayı☆1787)
Yüksek keman sesi bütün salonda hüküm sürerken ayin seslerı yankı yapıyordu üzerimde siyah ve kırmızı katlara sahip olan elbise nin beli dar ve korseliydi işlemeleriyle bir çok kişininkine benziyordu.
Bu bir varis in düğünüydü.
Küçük adımlar ile salonun ortasına doğru ilerlerken keman sesleri bir anlığına susmuştu. Desenleri ile salona renk katan uzun kırmızı halının üzerinde ki çiftin ağır istemsiz adımlarıyla karşılaşttım. Ağır ağır başımı kaldırıp prens Lucas ve prenses Lara nın zerafeti ile göz göze geldim.
Evleniyordu.
Yanında ki altın sarısı saçlar dalgalanıyordu.
O evleniyordu.
Yanında ki yeşil gözler parlıyordu.
O evleniyordu.
Siyah dalgalı saçları özenle yapılmıştı.
O evleniyordu.
Sesizce istemsizce, evleniyordu.
Neden ağır dı omuzlarımda ki yük neden bu kadar ağırdı. Ben istemiştim evlenmesini ben istemiştim.
Ne işim vardı bu topraklarda gitmem lazımdı burdan düşmanlar buradaydı onların soyunu tanımadığım kişiler tarafından devam ettiremezdim.
Insaların olduğu yere mi gidecekttim. Annem gibi yakarlardı beni modern dünya da yakarak düzleştirdiğim kısa kahkülü saçlarım bu dünyada bukle halini geri almıştı. Cadı deniyordu kıvırcık saçlı insanlara.
komik.
Hızlı adımlar ile elimi yüzüme siper ederek halkın arasından çıkmaya çalışırken bedenimi sarsan muhafız "CADI!" adlı haykırışı senfoni seslerini susturup şaşkınlıkla ağızdan kaçan kelimelere yerini sunmuştu. "Hayır hayır bir yanlış anlaşılma." Titreyen sesim oldukça geçmişten geliyordu.
Ben annem gibi olmak istemiyordum.
Halkdan bir kadının sesi kulaklarımı doldurdu."MAlORY NİN KIZI !" bu cümlelerin ardın Lucas ın baskın sesi herkes in fısıltılarını susturdu. "Tek bir kelime daha etmeyeceksiniz!" Lucas varis beni görmüşttü. Bu dünyada olduğumu artık biliyordu. MOKİTA topraklarına ayak bastığımı artık biliyordu. Lara hiddetle Lucas bakarak halk toprak yeşili gözlerini çevirdi. "Eşimin kusuruna bakmayın muhafız bir" gözleri bende kilitli kaldı birbirimizi çok iyi tanıyorduk. "Cadı yı yakaladı." Ardından gerçeği bilmesine rağmen alaylı bir gülümseme ile "hemde Mallory nin kızı-" acımayan gözleri bedenimdeyken Lucas sert bir dile "Kes sesini!" Onun Lara ya karşı kulandığı sözün ardından krallık mensupları ayaklandı.
O orospu çocuğu da oradaydı.
"YETER !" bu ses ona aitdi. Lara nın babası "Ona da" dedi beni kasdederken "annesine yaptığımızı yapacağız bu kadar kabul edilemez bir olay ne de olsa."pat diye söylediği sözlerin ardından Lucas hiddetle "sakın!" Sözlerine devam etti. "Ona benden habersiz kimse yaklaşmayacak zindan a götürün geliyorum." Kesin emri ile beraber iki muhafızın kollarımdan tutması bir oldu.
(Yaklaşık bir saat sonra -zindan)
Soğuktu.
İliklerime kadar soğuğu hissediyordum.
Muhafızın gitmeden önce söyledikleri zihnimde bir film şeridi halini almıştı. Kalitesi düşük bir filmdi eski bir kamera ile çekilmiştti.
"Burası babanın mahseniydi." Muhafızın acımasız sesi kulaklarımı hala dolduruyordu. Annem yanarken babam üşüyordu ve Lucas bunların hepsini biliyordu. Beni soğuk bir suya ittiklerinde annemin yanan bedeni gözlerimin önündeydi.
Beni bir mahsene hapsettiklerinde ise sadece bir his olarak babamın acısı tenimdeydi. Babam hep güçlüydü onlara karşı koymuştur belki dedi kalbim fakat nafile altı biledim yedi yaşlarındayken...
(...)
Kırmızı sandaletlerim yırlıtmışttı. Elbisem tozlar içersindeydi. Annem hep temiz olayım isterdi. Dere ye doğru yavaş yavaş dudaklarımda annemin beni uyutuğu o melodi durmadan dönüp duruyordu. Annem kiraz sularıyla beraber melek olmuştu. Dedemin ise hep dinlediğim kalbi artık atmıyordu. Yataktan kalkmıyordu. Yemek de yemiyordu, su bile içmiyordu. Gözleri açık bir şekilde tavana bakıyordu. Nefes sesleride yoktu. Oysaki onun nefes sesleri bana huzur veriyordu. Kötü kokuyordu ve sanki çürüyordu. Hata geçen onu çiçeklerle süsledim ki kötü kokmasın .
Elbisemi annemin yaptığı gibi suya koydum ve öfeledim durdum elbisem temiz olmuşken su kırmızı olmuştu. Akar suyun yönün de bir adam uzanmıştı. Her yeri yaraydı. Parmakları kesilmiştti. Ayaklarına giren bir çubuk karnından çıkıyordu. Elbisemi bir kenara koyup adam a doğru koşttum.
O benim babamdı.
Teni buz kesmiştti.
Hızla onu tuttum ağırdı fakat sürükledim ve kasabadan uzak olan evimize götürdün babamda geldi dede babamda geldi.
O geldiyse annemde gelir.
O geldiyse annem de gelir mutlu oluruz.
O geldi dedem burda annem de gelicek.
Gelecekti.
Gelecekmiydi dede?
Gelecekmiydi baba?
Kan kokuyordu.
Babalar ve anneler kan mı kokardı?
(...)
Babam ölmüştü.
Ben ise geldi sanmışttım.
Dedem ölmüştü.
Ben ise hep yanımda sandım.
Annem gözlerimin önünde ölmüştü.
Ben ise gözlerimden akan yaşla annem kiraz suyu sevdiği için kanın kiraz suyu olduğuna inandım.
Bundan önce bu dünyadayken ise özgür ve hür olduğuma inandım.
Gözyaşlarım yanaklarımdan dudaklarıma doğru ilerlerken dudaklarım acıyla inledi "anne kiraz kokan saçlarım artık kısacık kan kokuyor..." benim sesimdi ama geçmişin tozlu raflarından , derinlerden geliyordu.
Karanlıktı,
Korkuyordum.
Soğuktu,
Üşüyordum.
Ve
Sıcaktı bedenime bir kezzap dökmüşlerdi sanki yanıyordum.
Sertçe açılan kapı sesinin ardından pek de uzakta olmayan o tadınıdık güven veren ses kulaklaeıma doldu.
"ONU ORAYA KOYMAK HANGİNİZİN FİKRİYDİ!" gür sesi her yerde yankı yapıyordu. Karşısındaki adamın sesi gelmiyordu. Ondan korkuyorlardı.o kötü biri değildi ki ne değişmişti.
Tabi ya o evliydi.
Evlenmişti.
Kan kokusunun artmasıyla beraber demir kapı açıldı.
Tanıdık siması, kırmızıya dönük kahve gözleri herşeyiyle ve bütün gerçekliğiyle karşımdaydı.
Ben ondan korkuyordum.
Korkuyormuydum?
Korkuyorsun.
İçimde ki ses haykırırken dudaklarım susmuştu.titreyen bedenim durmuştu. Gözlerim onun bedenindeydi.
"Geri gitmek istiyorum." Acıyla dudaklarım sızladı.
"Hayır, hayır,hayır" dedi hızla dizlerinin üzerine çökerek elerimi bir hızla tuttuktan sonra avuçlarının içine aldı.
Üşüdüğümü biliyordu.
"Burdasın," nefes i kesilir gibi oldu. İnanamıyormuş gibi saçlarımın buklelerime parmak uçlarıyla dokunurken,
gözleriyle izin aldı.
Gözletimle izin verdim.
"Burdasın ve bur da kal." Ellerimi kalbine götürdü. "Tam burda kal güzel kokulum ,burda kal " kalbine ellerimle bastırırken "izin ver," dedi büyük bir istekle "izin ver ki sarılayım, izin ver ki "dedi saçlarıma dokunmak için ellerini uzatırken tekrardan gözleriyle izin aldı.
Gözlerimle izin verdim.
Dudaklarım kitlenmişti o varken gözlerim konuşuyordu. O yokken ise çığlıklarım susmuyordu.
"Yasaların hiçbiri umrumda değil bella "
Eski günlerdeki gibi Bella demişti.
"Olmuyor," dudaklarımdan istemsiz çıkan sesin ardından gözleri dudaklarıma kaydı. Belki kurumuş belki de kiraz a dönük olan rengindeydi. Bilemiyordum fakat karşımda ki adam hayranlıkla izliyordu her bir cümlem ezberindeydi.
Ondan herkes korkuyordu.
O ise gitmem den korkuyordu.
Büzülen dudaklarım dan dolan gözlerime doğru tırmandı kahveye dönük kırmızı görleri "olur." Dedi istediğim herşeyi yapabilecek bir adam dan korkan bir aptaldım.
"Korkuyorum Lucas annem gibi olmaktan korkuyorum." Bu onun da yutkunmasına sebep olmuştu. Bu onun omuzlarında ne kadar ağırdı ki.
"O burada yok! "
"Uyan"
Zihnim tekrardan konuşmaya başlamasıyla zihnimdekine,
"O burada." Dedim Lucas karşımda benden bir cevap beklerken ben zihnimdeki kişiyle uğraşıyordum.
"SEN BİR HASTASIN!"
"BEN BIR HASTA DEĞİLİM YAŞADIKLARIMI KAĞIDA DÖKÜYORUM."
"APTAL "
"KES ŞUNU!"
Susmuştu. Beni deli edip edip gidiyordu.
Kim olduğunu çözememişttim. Fakat ondan onlardan nefret ediyordum. Yaşadığım hayat bembeyaz dört duvar arasındaydı fakat Lucas da vardı. Ben inanıyorum onun varlığını hissediyorum bedenime değmesine gerek yok ki.
"Olmayacaksın,"dedi gözlerime bakarken ve devam etti "annen gibi." Annem gibi olmayacaktım.
O demişti ya olmazdım.
o dedi olmam.
O dedi.
Sonrası yoktu ya da vardı bilmiyorum fakat derin bir karanlık dan ibaret olduğunu biliyordum. Rengarenk şatolar yoktu derin karanlığın ardından konuşmalar kalmıştı.
Neredeyim ben?
"Sesiz ol uyudu." Dedi bir kadın sesi.
Ardından
"Acı çekiyor."dedi bir adam sonrasında bir acı hissettim. Boğazımı yakan ,
Hayır hayır yine buradaydım.
Yok
Yok olamaz !
Tanrım...
"BIRAKIN BENİ BAĞLAMAYIN BEN HASTA DEĞİLİM. LUCAS !" Tiz çıkan çığlıklarımın ardından tekrardan o yatağa bağlandım. Uzun bir süre yine Lucas ı göremeyecekttim.
Nefes alış verişlerim kontrol dışı olurken Lucas ı gördüm normal dünyadaydık.
o ve ben.
Gülümserken koluma serum u özenle takan doktor ile göz göze geldim.
"O burada Defne beni almaya geldi." Sevinçle dudaklarımdan ayrılan sözler Defne doktoru bozguna uğratmışttı. Yüzünde ki şaşkın ifadeyi Yok ederek. Sakince "Nerede? O yani Lucas."
Hızla cevap verdim.
"Yanımda "
Doktorun başı hemen yanı başıma döndü gözlerin de boşluk vardı.
"Eminmisin Nefha ?"şüpheci bakışlar altındayken yanımda li sıcaklığın olmadığı ima ediliyordu.
(...)

(MEKTUP)
(GELECEĞİN KİRLİ RAFLARINDAN;)
LUCAS IN BELLASINA;
♤son olmadı bella uyanmıyorsun.
Gözlerin in rengini özledim. Merak dolu gözlerin zihnimden siliniyor, her anın tozlanıyor...

(...)
Gözlerimi kapattım.
Bir anlığına dünya sustu. Ne makinelerin düzenli vızıltısı vardı... ne de içimde kopan o uğultu. Her şey sessizleşmişti, ama bu sessizlik bir huzur değil, içime işleyen bir boşluktu. Derin, karanlık, görünmez bir boşluk.
Her nefes, geçmişin gölgelerini yüzüme çarpıyor, her titreme, zihnimi paramparça ediyordu.
Soğuk.
İliklerime kadar işleyen, kemiklerime yapışan tanıdık keskin soğuk. Ellerim, bileklerim... her yerim buz kesmiş, taşların sertliğiyle birleşmiş bir gerçeklik gibi. Gözlerimi açtım. Beyaz tavan yoktu. Yerine, nemden kararmış taşlar, rutubet kokusu ve küf kokusuyla birleşmiş karanlık duvarlar vardı. Her nefes, ciğerlerimde bir ağırlık yaratıyor; parmak uçlarımın altındaki sert zemin sinir uçlarımı titretip beni gerçekliğe çiviliyordu.
Hastane gitmişti. Ben gitmiştim. Ya da... hiç orada olmamıştım.
Nefesim titredi. Boğazımda hâlâ serumun metalimsi tadı vardı. Ama bileklerimdeki bağlar yoktu. Onun yerine, tenime değen demirin soğukluğu vardı. Zindan. Yine. Her taş, geçmişin gölgelerini fısıldıyor; her yankı, bir hatırlatma gibiydi.
Kalbim hızlandı. Göğsüm sanki içerden parçalanıyordu.
"Geç kaldın."
Ses. Onun sesi. Başımı kaldırdım. Oradaydı.
Lucas.
Gölgelerin arasından süzülüyordu, siyahın içinde bile seçilebilen keskin hatlarıyla, gözlerindeki kırmızıya çalan derinlik... sanki karanlığın kendisi ona yol veriyordu. Bana bakıyordu. Ama bu sefer... farklıydı.
Gözlerinde tanıdığım acı vardı, evet. Ama altında başka bir şey daha saklıydı. Suçluluk mu? Korku mu? Belki ikisi birden.
Her bakışı, her duruşu, içimde eski yaraları deşiyordu.
Bir adım attı. Taş zeminde yankılanan sesi kulaklarımda büyüyordu; kalbime her adımıyla kazınıyordu.
"Elini ver."
Sesi fısıltı gibi değildi, emir gibi de değil. Sanki kaybetmekten korkan birinin son isteği gibiydi. Elimi uzattım. Parmaklarımız birleştiği anda bir elektrik çarpması gibi yayıldı bir his. Sıcaklığı gerçekti. Ama bir yandan geçmişin gölgeleri hâlâ omuzlarımı ezercesine üzerimdeydi.
"Geçmişin acılarını taşıyorsun, ama artık yalnız değilsin," dedi.
"Birlikte üstesinden gelebiliriz."
Ama ya yetmezse? İçimdeki ses çığlık çığlığa bağırıyordu: Ya kaybedersek? Ya o da giderse?
O anda fark ettim ki seçim sadece bir seçenek değildi. Geçmişin karanlığı ve modern dünyanın boğucu gerçekliği arasında sıkışmıştım. Lucas bana tutunmamı istiyordu, ama ben hâlâ korkuyordum.
"Beni bırakma," fısıldadım. Bu kez kelimelerim, geçmişin gölgelerine karşı bir direniş gibiydi.
Lucas diz çökerek önümde durdu. Gözlerime baktı, ellerini kalbime bastırdı.
"Bütün acıların, bütün korkuların... senin bir parçasın. Ama bu seni yok etmez. Bırak, ben yanındayım."
Bir süre sessizlik çöktü. İkimiz de nefes nefese kalmıştık. Ama bu sessizlik, taş zindanın soğukluğu ve beyaz odanın steril sessizliği arasında bir köprü gibiydi. Lucas'ın sıcak elleri, geçmişin gölgelerine karşı tek gerçeklikti.
Ve sonra... geçmişin en karanlık anıları tekrar canlandı.
Annemin kanını kiraz suyu sanıp mutlu olduğum çocukluğum, babamın donuk bakışı, dedemin sessiz öfkesi... Hepsi zihnimde tekrar tekrar yankılandı. Gözlerim doldu, ama Lucas oradaydı. Beni bırakmıyordu.
"Geçmişi değiştiremeyiz," dedi.
"Ama onun yükünü paylaşabilirim. Bırak, birlikte taşıyalım."
Bu sözler, içimde hem umut hem acı yarattı. Geçmiş, sadece acı değil; geçmiş, beni ben yapan her şeydi. Ve Lucas... Lucas, bu geçmişle yüzleşebileceğim tek kişiydi.
Birden zindan taşlarının soğukluğu, beyaz odanın boğucu sessizliği ve modern dünyanın karmaşası arasında bir köprü oluştu. Ben... Nefha... artık seçim yapmalıydım. Geçmişin gölgeleriyle mi kalacak, yoksa Lucas'ın ellerine mi tutunacaktım?
Gözlerimi kapattım. İçimdeki çığlıklar, acı ve korku... hepsi bir araya gelmişti. Ama bir ses diğerlerinin üstüne çıktı: Lucas'ın sesi.
"Beni bırakma. Buradayım. Sadece buradayım."
O anda anladım ki... gerçek seçim, geçmişin acısıyla değil, geleceğin umutla şekillenmesiydi.
Ama bir an geldi... geçmiş, bütün ağırlığıyla üzerime çöktü. Zindanın taşları, annemin kanı, babamın sessizliği, dedemin bakışları... hepsi aynı anda, aynı derinlikte. İçimde bir çatlak açıldı. Ağlamak istedim, bağırmak istedim, kaçmak istedim... ama Lucas oradaydı.
Onun gözlerinde gördüğüm korku, benim içimdeki acıyı katladı.
"Bırakma beni," dedim, sesim titreyerek.
"Artık yalnız değilim. Ama ya... ya kaybedersem?"
Lucas başını salladı, ama bir gülümseme belirdi yüzünde.
"Kaybetmek yok, Nefha. Ben buradayım. Seninle birlikteyim."
Ve o an... içimde bir umut filizlendi. Ama aynı anda, geçmişin gölgeleri hâlâ üzerimdeydi. Ben... Nefha... hem geçmişin hem de geleceğin arasında sıkışmıştım.Gözlerimi tekrar açtığımda... her şey farklıydı. Zindan taşlarının soğukluğu yoktu, beyaz odanın steril sessizliği de. Etrafımı çevreleyen sadece Lucas'ın varlığıydı. Ama bir tuhaflık vardı: geçmişin gölgeleri, kanlı hatıralar, annemin bakışı... hiçbir şey aklımda yoktu. Hepsi silinmiş gibiydi. Sanki o korkunç anılar, zihnimden birer birer silinmiş, yerine bulanık bir boşluk bırakmıştı.
Lucas yanımdaydı. Omuzları dik, gözleri kararlı, elleri hazır... ama bu sefer sadece beni bekliyordu.
"Her şey yolunda," dedi. Sesi, önceki sertliğinden çok daha yumuşak, ama hâlâ her kelimesi bir güven duvarı örüyordu. "Buradayım. Kimse sana dokunamaz."
Bedenim hâlâ titriyordu. Bir yanım hâlâ soğuk taş zeminde kalmış, diğer yanım beyaz odada boğulmuş gibiydi. Ama Lucas'ın varlığı, o iki dünya arasındaki dengeyi sağlıyordu. Elimi tuttu. Sıcaklığı gerçekti. Bu basit dokunuş, tüm içsel fırtınamı biraz olsun yatıştırdı.
"Kimse zarar veremez," dedi tekrar. "Seni korumak için buradayım. Sadece bana güven."
Ama güvenmek... o kadar kolay değildi. Kendimi hatırlamıyordum; acılarımı unutmuş olabilirdim, ama korkularımı asla. Her an, "Ya tekrar kaybedersem?" diye soruyordum. Lucas bunu hissedebiliyordu.
"Biliyorum, korkuyorsun," dedi. Gözleri derinlikli ve kırmızıya çalıyor, ama bir o kadar da sıcak bir merhamet yayıyordu. "Ama artık yalnız değilsin. Beni hatırlamak zorunda değilsin. Sadece bana güvenmen yeterli."
İçimde garip bir sakinlik hissettim. Hatırlamamak... belki de bir lütuftu. Acılarımı tekrar hatırlamak zorunda değildim. Ama yine de zihnimde boşluklar vardı; Lucas'ı tanıyor ama geçmişimizi bilmiyordum. Bu belirsizlik, bir yandan korkutucu, bir yandan da koruyucuydı.
Lucas, ellerimi bırakmadan ayağa kalktı. Omuzlarımı kaplayan peleriniyle, beni saran karanlık ve güveni birleştirmişti.
"İleri gitmemiz lazım," dedi. "Beni takip et. Kimse seni görmeden buradan çıkacağız."
Adımlarımız sessizdi. Lucas önde, ben arkada... her taş, her köşe, her gölge dikkatle taranıyordu. Bir an bile korumasız kalmak istemiyordu. Her hareketi, her bakışı bir uyarıydı; en ufak bir tehdit, onun keskin bakışlarıyla yok olacaktı.
"Beni... neden bu kadar koruyorsun?" diye fısıldadım. Sesim titriyordu, ama Lucas başını hafifçe yana eğdi.
"Çünkü sen... benim sorumluluğumdasın," dedi. "Ve ben sorumluluklarımı bırakmam. Kimseye... hiç kimseye seni teslim etmem."
Sesi o kadar kesindi ki, kelimeler kalbime saplandı. Koruma, öfke ve bir yandan da istemsiz bir şefkat... hepsi bir aradaydı. Beni ne kadar önemsediğini hissedebiliyordum. Ama hâlâ zihnimde soru işaretleri vardı. "Ama kim, Lucas?" diyordum sessizce. "Kimden korunuyorum?"
Lucas bir köşeye yaklaşırken durdu, sessizce etrafı dinledi. Gözlerindeki kırmızı parıltı, sadece karanlığa değil, olası bir tehdide de odaklanmıştı.
"Geçmişin izleri... hala peşimizde olabilir," dedi. "Ama endişelenme. Senin geçmişin, şu an önemli değil. Önemli olan sadece şimdi ve burası."
"Ama ben... hatırlamıyorum," dedim. "Hatırlamamam... iyi mi, kötü mü?"
Lucas derin bir nefes aldı, gözleri kısa bir an için uzaklara kaydı. "Bazen unutmak, yaşamak için bir şanstır. Ama unuttuğun her şey... yine de seni şekillendirmiştir. Bunu hissedebilirsin."
O an... bedenime bir sıcaklık yayıldı. Lucas'ın varlığı, zihnimdeki boşlukları dolduruyor, acıları bastırıyor, korkularımı sessizleştiriyordu. Artık geçmişin zincirleri üzerimde değildi; sadece Lucas vardı ve onun koruyucu gölgesi.
"Beni bırakma," dedim tekrar. Bu kez sessiz bir yalvarış değil, sakin bir istekti. "Sadece yanında ol."
Lucas başını salladı. "Her zaman yanındayım," dedi. "Ve seni korumak... hayatımın anlamı."
O andan itibaren, Zindan mı, beyaz oda mı, geçmiş mi, geleceğin belirsizliği mi... hiçbirinin önemi kalmamıştı. İçimde tek bir gerçek vardı: Lucas. Ve onun koruması, güveni ve varlığı... her şeyin ötesinde, bana ait bir limandı.
Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Bu kez korku değil, huzur vardı. Ama hâlâ bir gerilim... çünkü dışarıda neler olacağını bilmiyorduk. Ama Lucas yanımdaydı. Ve o yanımda olduğu sürece, kimse bana zarar veremezdi.
(Birkaç saat sonra Marsel in kulübesi)

Yıllara dayanan bir dostlukları olduğunu söyleyen Lucas ,Marsel ve Arden ile beraber Marsel in ormanın derinliklerinde olan kulübe tarzı evinde yarım saattirli derin ardı arkası olmayan bir sohbet içindeydik.
Marsel in tarzı burada ki kimsede görmediğim tarzdandı. Geniş baya geniş altı farklı kumşlar ile bütünleşmiş aynı zamanda üzerinde yeşil in hangi tonu olduğunu bile bilmediğim tek kolu düşük bir uzun kolu gidiyordu dağınık kızın bukle bukle saçları harika görünüyordu. Arden ise Lucas ile aynıydı.
Onlar beni tanıyordu...
Fakat ben geçmişimde kaybolandım.
Lucas ın omzumda ki kolu beni iyice yanına çekiştirince başımı kaldırıp gözlerine baktım.
Burun burunaydık resmen Utançla geri önüme döndüğümde Arden "Tek değişmeyen şey utangaçlığın sanırım kaçak." Alaylı cümlesi bi o kadarda acıydı ki pek de umrumda değildi acısı, gülümseyerek "utangaç falan değilim." Konuyu kapatması için gözlerimi Marsel e diktim bal rengi gözleri gülümserken "Neyse ," diyerek söze girdi. "Ne yapalım?" Soruyu ortaya atar atmaz Lucas "uyuyalım." Deyince Arden Lucas ın kafasını vurarak "lan mal bi oyun falan der insan uyumak ne ?" Şakasını soru gibi yönelyince Lucas ciddiyetle " iki gözünü kapatıp ,"durdu ve gözlerini kapattı. Ardından dizime uzanarak "uzanıp rüya alemine gitmek." Gülerek dizlerimde yatan adam a baktım o ise dudaklarımda ki gülüşe bakıyordu. Marsel de bize katıldığında "olamaz biraz dinlenelim " Ardından bal rengi gözleri kahve gözlerime karıştı "seninle konuşacağımız çok şey var..." aklımda merakı uyandırmışttı. 'R' yi uzun uzun söylemişti aptal kız tatlıydı. Yakın hissetiriyordu...
"Uyanmıyor..." uzun konuşmadan sadece bunu duydum içimde ki ses tekrardan bedenimi rehin alıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…