4. bölüm / 4
Dünle Bugün Arasında ( Dörtyol )Hazırlık
Bölümler 4Şu an: Hazırlık
- 1 Sahne Işıkları2.186 kelime
- 2 Sahne Heycanı841 kelime
- 3 İLK ELEME2.464 kelime
- 4 Hazırlık1.160 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah sekizi biraz geçmişti.
Dışarıda yağmur hafif hafif atıştırıyordu. Ne bastırıyor ne de tamamen duruyordu. İnce ince yağan damlalar, rüzgârın etkisiyle sağa sola savruluyor, sabahın serinliğini daha keskin hissettiriyordu.
Bir elimde şemsiye, otobüs durağında bekliyordum. Şemsiyenin altına sığınmış olsam da rüzgâr yağmuru arada yüzüne taşıyordu. Omuzlarını silktim, çantasımı biraz daha sıkı kavradım.
Durakta birkaç öğrenci daha vardı. Kimisi telefonuna gömülmüş, kimisi yola boş boş bakıyordu.
Sabahın erken saatlerinde kimsenin konuşacak hâli yoktu. Ben de susuyordum. Sessizlik işime geliyordu.
Gözlerim, yağmurdan koyulaşan asfalta takıldı. Dün gece olanlar istemsizce aklımdan geçti ama düşüncelerini hemen bastırdım. Şimdi zamanı değildi. Okula gitmem gerekiyordu. Her zamanki gibi.
Otobüs gecikmişti.
saate kısa bir bakış attım, ardından tekrar yola çevirdim gözlerimi. İçinden derin bir nefes verdim.
Yağmur biraz daha hızlandı.
Tam zamanıydı.
uzaktan otobüsün silueti göründü. Farları yağmurun arasından parlayarak durağa doğru yaklaşıyordu. Durakta oturan herkes ayaklanmıştı.Bir adım öne çıktım.
Yeni bir gün başlıyordu.
Ve o günün neler getireceğini bilmiyordum.
Otobüs tam önümde durdu ve kapısı iki tarafa açıldı.
Zorla önüme geçmeye çalışan iki yaşlı teyzeye yol verdim. Normalde yapmayaçağım bir şeydi .
Çünkü otobüse binerken öyle çelik ve güçlülerken otobüste yer yoksa bir o kadar taâkatsiz, tatlı teyzelere dönüşüyorlardı.
Gözlerine kestirdikleri gençlere ajitasyon yaparak yerlerini almaya çalışıyor, başaramazlarsa bağırarak üste çıkmaya çalışıyorlardı.
Bugün onlarla uğraşacak psikolojide değildim.
Tutunma koluna tutunarak yolu izleye çalıştım. Ağaçlar hızla yanımızdan geçip gidiyordu. Yağmur damlaları cama çarpıyor ve süzülerek kayıp gidiyordu.
Düşünmemek için elimden geleni yapmaya çalışmıştım ama olmadı.
Kafamda ki sesleri susturmayı başaramamıştım.
Herkesin elbet çok istediği bir hayali vardır.
Bu benim gibi iyi bir geleçek olabilir yada masalsı bir aşk, iyi bir eş, bir oda dolusu çikolata, tek boynuzlu bir at...
Saçma veya gerçekçi herkesin hayalleri vardır. Bunları gerçekleştirmek için elinden geleni yapmaya çalışır.
Bazıları gerçekleşir bazıları hayal dünyasında içinde var olan küçük çocukla yaşamaya devam eder.
Benim hayalim iyi bir geleçekti. Kendi çizdiğim yolda ilerleyerek hedefime ulaşmaktı.
Ama bazen yoluna engeller çıkabiliyordu. Bu engeller bazen yapamayacağını düşündüğün düşüncelerin, bazen arkadaşların, yakınların yada daha yakınların ailen olabiliyordu.
Küçüklüğümden beri hep şarkıçı olmak istiyordum. Şarkıcılık kariyerimde ilerlemek istiyor, sahnelere cıkmak istiyordum ama maalesef ailemin planladığı yolda yürüyordum.
İstemeyerek olsa da ilerliyordum.
Herşey annemin benim için ön gördüğü gelecekten ibaretti ve bende bir kukla gibi onun isteklerine itaat etmeliydim.
Ben yoktum.
Gece yoktu.
Bir kukla vardı.
Omzumun sarsılmasıyla düşüncelerimden koptum.
Omzuma dokunanın kim olduğuna bakmak için etrafıma bakındım.
Arda' idi.
' Kızım otobüse bindiğin andan beri sana bakıyorum beni görmen için ama bir türlü gözünü camdan ayırıp etrafına bakmadın".
Omzuma dokundu.
Ona baktım.
Arda kaşlarını hafifçe çattı.
“Gece… iyi misin?”Omuz silktim.
“İyiyim ya.”
Sesim düz çıkmıştı. Fazla düz.
Arda başını yana eğdi, gözlerini kısmış bana bakıyordu.
“Yok, değilsin.”
Gözlerimi kaçırıp tekrar cama çevirdim.Yağmur hâlâ aynı kararlılıkla camı dövüyordu.
“Sabah sabah sorguya mı çektin beni?” dedim, hafif bir gülümseme eklemeye çalışarak.
Arda iç çekti.
“Sen konuşmayınca ben mecbur kalıyorum.”
Cevap vermedim.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sadece motorun uğultusu ve cama vuran yağmurun sesi vardı.
“Dün bir şey mi oldu?” diye sordu bu sefer daha yumuşak bir sesle.
Boğazım düğümlendi.
Oldu.
Ama söyleyemezdim.
Söylersem…
Arda kendini suçlardı.
Ömür’ü, Can’ı… herkesi suçlardı. Ve ben bunu istemiyordum.
Başımı iki yana salladım.
“Yok ya, sadece uykusuzum.”
Arda bir süre daha baktı bana. Sanki yalan söylediğimi biliyordu ama üstüne gitmemeyi seçti.
“Tamam,” dedi sonunda.
“Ama bir şey olursa… anlatırsın, tamam mı?”
Kısa bir an duraksadım.
Anlatamazdım.
Ama başımı salladım.
“Tamam.”
Otobüs yavaşlamaya başladı.
Fren sesiyle birlikte herkes hafifçe öne savruldu
.
“Bizim durak,” dedi Arda.
Tutunma demirinden destek alarak ilerledik. Kapıya yaklaşırken içimde tuhaf bir sıkışma vardı. Söylemek isteyip de söyleyemediğim her şey boğazıma takılmıştı.
Kapı açıldı.
Soğuk hava yüzüme çarptı.
Bir adım attım dışarı.
“Bu arada,” dedim aniden, Arda’ya dönüp,
“matematik ödevini yaptın mı?”
Arda kaşlarını kaldırdı.
“Cidden konu bu mu şimdi?”
Omuz silktim.
“Önemli bir konu.”
Hafifçe gülümsedi.
“Yaptım. İstersen kopya veririm.”
“Sağ ol, kurtarıcım ama bende yaptım.” dedim.
Yan yana yürümeye başladık.
Konu kapanmıştı.
Ama içimdeki hiçbir şey bitmemişti.
☆☆☆
Kafe her zamanki gibiydi.
Işıklar loş, ortam sıcak… ama bu sefer sahneden müzik yükselmiyordu.
Çalışmışmak için çık çık kafeye gelmiştik.
Calışmış, yorulmuştuk.
Şimdi sadece… masada oturuyorduk.
Can gitarını sandalyeye yaslamıştı.
Ömür cajonun üstüne dirseklerini koymuş, boş boş masaya bakıyordu.
Arda ise her zamanki gibi sandalyeye yayılmış, ortamın enerjisini tek başına yükseltmeye hazırdı.
Ben… sessizliğimi koruyordum.
“Yarışmada birinci olunca röportajda ne diyeceksin Gece?” dedi Arda, sırıtarak.
“‘Ben zaten biliyordum’ falan mı?”
Ardanın sorusu üzerine ona baktım.
Gözlerimi devirdim.
“Hayal kurmaya devam et,” dedim.
“Bak bak özgüvene bak,” diye güldü. “Ben kesin ‘Beni destekleyen herkese teşekkür ederim’ diyeceğim. Çok profesyonel.”
Ömür hafifçe güldü.
“Sen önce sahnede sözleri unutma da…”
Can da gülümseyerek başını salladı.
“Gerçekten ya, geçen provada neydi o?”
Arda hemen savunmaya geçti.
“Sanatsal bir doğaçlamaydı o.”
“Tabii,” dedim istemsizce gülerek.
Ama gülüşüm… yarımdı.
Can yine fark etmişti.
Her zaman fark ederdi.
“Gece,” dedi biraz daha dikkatli bakarak, “iyi misin?”
Şimdiye kadar onlardan hiç bir şey gizlememiş, her şeyimi anlatmıştım. Ama dün yaşananları anlatamazdım.
Biliyorum kendilerini suçlayacaklardı. Kafede yarışmanın ilk turunu geçmenin şerefine kutlama yapmak onların fikriydi.
Kötü bir şey yapmamamışlardı. Ve bu yüzdende olanlardan kendilerini sorunlu tutmalarını istemiyordum.
“İyiyim,” dedim hızlıca.
Fazla hızlı.
Ömür kaşlarını hafifçe çattı.
“Emin misin?” gözlerimin içine bakıyordu. Sanki ağzımdan dökülmeyenleri gözlerimden okumaya çalışıyordu.
Gözlerimi kaçırdım.
“Evet ya,” dedim, omuz silkip. “Sadece biraz yorgunum.”
Bir an sessizlik oldu.
Can ve Ömür birbirine baktı. Kendi aralarında tartışıyorlardı.
Sanki bir şey söylemek istiyorlardı… ama söylemediler.
Ailemin baskılarını, benim onlar gibi başarılı olmam için beni ne kadar sıktıklarının onlarda farkındaydı.
Ama bir şey soyleyemiyorladı. Çünkü ailem benim kötülüğümü istemiyordu.
Ailevi mesele olduğunu anladılar.
Yine hepsi anladı ama üstüme gelmediler.
Bir anda masanın neşesi giti yerine sessizlik aldı.
Ama cokta uzun sürmedi; Arda o sessizliği bozdu.
“Tamam o zaman,” dedi ellerini masaya vurup, “konu değiştiriyorum.”
Bize tek tek bakıp sırıttı.
“Yarışmayı kazanırsak… ilk kazandığımız parayla ne yapıyoruz?”
Hiç düşünmemiştim. Ne kazanmayı nede kazanırsam o parayla ne yapacağımı...
Ömür hemen atladı.
“Uyuyorum.”
Can güldü.
“Cidden mantıklı.”
Arda bana döndü.
“Gece? Sen?”Bir an düşündüm.
Gerçekten düşündüm.
Sonra hafifçe gülümsedim.
O para ile ne yapacağımız hiç önemli değildi. Yarışmadan sonrada asla ayrılmamamız önemliydi.
Yine hep birlikte olmamız önemliydi.
“Hiçbir şey,” dedim. “Sadece… böyle otururuz yine.”
Arda kaşlarını kaldırdı.
“Vizyon akıyor.”
Güldüm.
Gözlerim duvarda ki saate takıldı. Okul çıkışı çalışmak için kafeye gelmiştik.
Dershaneye gitme saatim yaklaşmıştı. Toparlamaya başladım. Çantamdan cüzdanımı çıkarmıştım ki Can'ın elime vurması ile ona baktım.
Kaşlarını çatmış, bana bakıyordu.
" Ne yapıyorsun?"
" Hesabı ödeyeceğim"
Ona ilginç bir şey söylemişim gibi baktı. Erkekler ve kadınlara hesap ödetmem kaprisleri.
" Saçmalama bir limonata bir bir dilim pasta değil mi ben öderim".
Gözleri ile bana öyle bir bakıyordu ki tersi bir şey söylersem beni parçalayaçaktı.
Cüzdanımı tekrar çantama koydum. Ceketimi ve çantamı elime alıp ayağa kalktım.
Normalde durur Can ile inatlaşır hesabı öderdim ama zamanım yoktu.
"Tamam en beyefendi sensin. Bu seferlik öde diğer sefere ben ödeyeceğim".
'Aynen, aynen' bakışını yolladı.
Arda ile ömüre döndüm.
"Ben, kaçar. Dershanem beni bekler millet".
El salladım.
" Dikkatli ol" diye seslendi Ömür arkamdan .
Onu onaylamak için arkamı dönmüştüm ki bir bedene çarpmamla yere kapaklanmam bir oldu.
Bölüm sonu
Bölüm etkileşimi
