26. bölüm · Dük Cruel'in Anıları
[Rahip ve Rodos] Targus
...
Yol uzundu. Bazen başını sokacak yerleri yoktu bazen de yiyecek yemekleri.
Starve'ye vardıklarında yıpranmış bir çocuk gördüler, Rahip kömür gözlü çocuğa bakarken içindeki çatışmayı, acıyı görebiliyordu fakat zamanları yoktu. Çok geçmeden "Arşidük Cruel uyandı!" Haberleri etrafta yankılandı.
"Hızlı olsak iyi olur." Rodos yolculuk boyunca yorulmuştu ama seçtiği yoldan memnundu, bir kere bile pişman olmadı.
Rahipse Rodos'u peşinden sürüklediği için suçluluk hissediyordu fakat onun yardımı olmadan çoktan öleceğinden emindi, uzun yolculuklarında her şeyin yanı sıra şeytanı tanıdı, Ebedi Ay'ı öğrendi.
Gözlerine perde çekilmiş adam kalıntı için Obsidia'ya vardığında bölge Lordu Cruel'i gördü. Kesik iç sesi onunda kalıntıyı takip ettiğini söylüyordu.
Tepeye vardı, karanlıktı.
"Bugün gelen ikinci kişisin." dedi ruhlardan biri.
"Senin Rahib Morquis'in kutsamasına ihtiyacın yok genç. Bi onun kadar adanmışlığın var, eminim bu acın yakında bitecek." dedi diğeriyse.
Rahip tamamen yıkılmamıştı fakat onu takip eden Rodos için üzgündü.
"Kalıntıyı aldınız mı?" Rodos sorduğunda Rahip yüzüne bakmak istemedi. "Hayır, şanssızdık. Bugün bizden önce biri gelmiş." dedi. Sesi kaybolmuş gibiydi.
"Fakat yolculuğumuz yakında bitecekmiş öyle dendi." Rahip tahmin ettiğinin aksine hayal kırıklığına uğramamış Rodos'a şaşırıyordu. "Tam olarak ne söyledi?" Rodos yolculuğunun boşa olduğunu hiçbir zaman düşünmedi, aksine kendini bu yolculuğa adamış Rahip için endişeliydi.
"Anladım...O zaman bir eksiğimiz yok. Ruhlar bile senin adanmış hâlini görmüş." Rahip her şeyi anlattığında Rodos'un aklına tek bir soru takıldı.
"Diğer adam kimdi? Kalıntıyı aldıysa hedefimiz aynı olmalı." Yarı yarıya haklı bir teoriydi yine de emin olamazlardı fakat şekil değiştiricilerin kasabasında karşılaştıkları asil adam bunu doğruladı.
"Ben Cruel Starve."
Bu isim ve üzerindeki kutsama onların yol göstericisi oldu, ikisi de aynı şeyi düşünüyordu. "Gelecekteki ortağımız."
sonra tekrar ve tekrar kader onları karşılaştırdı. Rodos ve Rahip kaderlerindeki adamın yakut saçlı asil'in olduğunu anlamışlardı.
...
"Seraphine Düklüğüne geldik."
İkisi de onları neyin beklediğinden habersiz çarşının karanlık kesimlerine oradan bilgi localarına ulaştılar. "Prens Ay'dan bahsetmişti ama bir iz bile yok."
"Eminim yakında buluruz." Yıldızlar tekrar yükseldiğinde aradıkları boşluğu buldular, Seraphine malikanesine girdiler. "Aşağı inelim." Rodos önden ilerlerken zindan denemeyecek kadar büyük bir yol göründü. Karanlığı aydınlatan meşaleler büyüyle yanıyordu. Labirenti andıran yol yavaşca kararmaya başlarken önlerinde kalan kapıdan yoğun mana hissetti Rodos. "İçimde kötü bir his var. İlerde güçlü birini hissediyorum." Duvara dayandıklarında
"Starve efendisi kim olduğunu unutmuş gibi Prens Fleth, sizinle olan iş birliğini geri çekti. Üstüne kardeşinize desteğini açıkladı." dedi birisi.
"Dük illuster, sözlerinize dikkat edin. İlişkimiz efendi Bon üzerinden doğdu yine de her şeyi hatırladığı vakit bize dönecektir." dedi Felth.
"Efendi Bon'un bunu iyi karşılamayacağını sanıyorum, Kardeşinize düzenlenen suikast ve elfler ormanında dâhi tarikat üyelerini teker teker ortadan kaldırdı."
Kapının yanından onları izleyen Rodos ve Rahip Bon'un varlığıyla beraber sarsıldı. "Starve'yi artık ele alamayız. Fleth, Seraphine ordusuna fon sağla. Seraphine Starveliler'in kapısını kıracak." dedi Bon.
"Efendi Bon! Saraydan biri bölge savaşına etki edemez." Bon umrunda olmadığını belli edecek bir ifade takındı. Fleth ise tereddütle geri çekildi.
"O adam benimle çarpışmaz, ayrıca yeni uyanmış olması bir yana ordu toplayacak zamanı olmayacak." Kendinden emin şekilde "Tarikat da size katılacak." dedi.
"Rahip gidelim," diyemeden Rodos'un arkasında neredeyse iki katı biri belirdi. Geri çekilirken Rahibi yanına çekerek "Koş!" diye bağırdı. Rahip bir elinde mektubu yazarken Rodos arkasından koşuşturuyordu.
"Targus," Bon görmezden gelirken İlluster ve Fleth endişeliydi.
Rodos güvercinin dışarı çıktığını gördüğü an yenilenmiş kılıcını çekti. Karşısındaki güçlüydü, biliyordu ama bir ihtimal Rahibin gidebilmesi için şans yaratabileceğini düşündü.
Targus çamur koridorda bir esinti yarattı. İlk önce söndü daha sonra harladı meşaleler. Rodos hızlı ayak oyunlarıyla içeri kadar girdi, hafif adımlarla yükseldi, daha sonra Targus'un saldırılarını saptırdı. Omzuna derin bir kesik attığında Targus geri sendeledi. Rodos'un odağı artmış, Targus'un hareketlerini görebilmeye başladı. Kılıçları birbirine kenetlendi, kaba kuvvette kaybeden Rodos oldu. "Sen." dedi Targus.
"Bana uyum sağlıyorsun."
Rodos yavaşca savrulan kabzanın yörüngesini, kasların gevşeyip kasılmasını, nefes alış verişini, atan kalp ritmini görebilir oldu. Targus'un damarları belirginleştiğinde kutsamasını kullandı. "Bunu kullanmamı sağladığın için seninle gurur duyuyorum ama bu iş burda biter." Yaraları birer birer kapandığında Rahip göz önüne çekildi, ellerini birbirine sürterek."...Ve Tanrıça Penepole'ye dua ediyoruz."
Rodos'un etrafındaki akış Targus'a eşdeğerdi. Rahip mırıldanmalarına soğuk terler akıtarak devam ediyorken elleri beyazlaşacak kadar birbirine kenetlenmişti. "Tanrıçam, Rodos'u güçlendir, kutsamanı, hayatımı ona bahşet." Karşılarındaki adam Tarikat'ın ikinci üyesiydi. Rahip her şeyiyle kutsadı onu, Rodos 'un kılıcı sıkılaştı. Anormal derece artan güçü kaslarına yük bindiriyor, nefes alması zorlaşıyordu. Targus karşısında büyüyen güce tereddüt etti ve kararan ellerine baktı. Sendeledi, üzerine doğru yükselen Rodos'un arkasında parlayan Rahip gözüne çarptı. Dişlerini sıkarak onu hedefledi. Rüzgâr soğuk eserken Rahip, ses hızını aşan saldıraya karşılık veremezdi, darbeyi şiddetlice yedi. Buğlanmış gözü artık Rodos'u seçemezken içi Rodos'a yardım edememesine yanıyordu.
"Liunes!" Rahip arkasında neredeyse bilincini kaybetmiş uzanırken kutsama sarsıldı, kaslarına ağrı bindi. Rahib'in kutsaması tek bir an bozulurdu.
Targus boşluğu zafer bilip Rodos'un karnına tekme geçirdi, peşine kılıcını uzak bir noktaya fırlattı. "Yazık oldu."
...
Toprak, meşalelerle aydınlatılmış koridorda karanlık çöktü; Rahip üzerinden damlayan sıvıyla acıyla kıvrandı. Targus'un saldırısı vücudunu sapsert bıraktığında sürünerek önünde uzanan güzel çocuğa, Rodos'a, baktı.
Beyazlaşmış ve incelmiş ellerinin arasına çekti onu. Yanmış kaslarına parmaklarını geçirdi, bedenleri birbirini ısıtırken Liunes bir kez daha kutsamasını kaybetti.
"...Seraphine Lordu Ay'la beraber. Birinci Prens Fleth onlara fon sağlıyor... Starve'lilerin kapıları kırılacak ve Seraphineliler Ay'la beraber Starve Efendisini düşürecek. Efendi Cruel, onlar saldıracak her an hazır olun."
Mektup Cruel'in elinde büzüşürken ordu Cael'in komutasına girdi. "Starve şövalyeleri! Arsız Seraphineliler sizi, ailenizi en önemlisi efendiniz Cruel'i hedef almış; sebebsiz bir bölge savaşı başlatmıştır." Cael sınırın ıssız ve çorak bölgelerine ordusunu dağıtırken Cruel seraphine sınırına dayanmıştı bile.
Bayraklar yükseldi, çanlar çalındı. Yeri inleten at nalları "hurra!" sesleriyle seraphineliler'in kılıçlarıyla tokuştu. Üzerlerinde ağır zırhlar sallanırken Fleth'in askerleri starve ordusunu sardı.
Boş arazi lekelenmeye başladığında Cael hemen yanında Ed ve şekil değiştiricilerin savaşcıları ön saflarda yer aldı. Serahinelilerin üstün sayısı yavaşca dengelenirken sıra büyücülere geldi.
"Nişancılar!" Cael'in emriyle Starve'nin özel silahı makaralı yaylardan oklar uçuştu. Hedeflerini kaçırmayan askerler "Starve ordusunu hafife alıyorsunuz!" diye çığırarak onları ve efendilerini küçümseyen askerlere doğru ilerliyordu.
Starve'nin sadık ordunun düştüğünü sanan Seraphine ücretli askerleri arkalarına bakmadan kaçtılar. Kalabalığı yaran tanıdık bir cübbeli geldi.
Askerler sözde saray'ın emriyle atanmış Nox'un gelişiyle umuda kapıldılar. "Seni hatırlıyorum,"
Cael'in önünde dikilirken siyahların altında aydınlanan yüz Cael'i tiksindirdi.
Nox'un üzerindeki kokuşmuş kan ve çamur onun vahşiliğini göz önüne sürerken öncekinden daha yorgun ve çökmüş görünüyordu.
"Fış"
Cael vakit kaybetmeden başının üzerinde yuvarlanan bir kaya gibi kılıcını savurdu. Hızlı saptamalar onu bastırırken Nox elindeki uzun hançerle Cael'i kenetledi. İkisinin hızları eşdeğerken tecrübe ve kaba kuvvet konuşacaktı.
Hançeri etrafı biçermiş gibi çevirdi, savaş alanın kirli havası yükseldiğinde Nox yeni yeteneği rüzgaqr ruhunu kullanabilir hâle gelmişti. Etrafta bir toz bulutu sonrasında bulutta delik açan hava kesikleri Cael'i deşmek için gönderilmişti.
Cael, kılıcına hasar vercek kadar kuvvetli saldırıları ekseninde dönerek atlattı. İlk adımı attı ve kılıcı Nox'un boyun hizasındaydı. Fakat bir dalgalanma oldu, Cael geriye savruldu.
"Agh!" Cael'in nefesi kesilmiş, boğazında garip bir tatla acı hissediyordu göğsünde. Öksürüklerinin arasında Nox ona yaklaştı, hınzırça gülümsüyordu. Cael arka cebinde esteria'nın kolyesini avuçlarına aldı. Koştu ve Nox'dan uzaklaşırken kolyeyi boynuna geçirdi. Hissettiği acı azalırken bedeninin soğurduğu manayı hissedebiliyordu.
"Manayı etkisiz kılıyor." Cruel'in sözleri kulaklarında yankılanırken "Sanırım minnetimi arttırmalıyım." dedi kendince. Nox'un yansıttığı saldırıdan eser kalmamışken karşı atağa geçti, neredeyse uçacak gibi yükselirken bedeninde depolanan artık mana'dan destek aldı.
...
__________________________________
Özr dilerim arkadaşlar
Bende bu ikiliyi çok seviyordum fakat
Onlar kendilerini hikayeye sokup çıkmayı seçtiler.Daha eklerken ben bunları bu kadar seveceğimi tahmin etmemiştim. Ki zaten eklerken nasıl öldüklerini kararlaştırarak yazmaya başlamıştım😞😞
Çok koydu yazarken
"Liunes birkes daha gözlerini kaybetti" sözünü onları tanımayan anlamaz...
Tiktok: Meriiselly
