3. bölüm / 3
DÖNENCE2.Bölüm
Bölümler 3Şu an: 2.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2. Bölüm
ALPER
Helikopterden inmiş, esas duruşa geçip Albay Karaca’ya selam vermiştim.
“Yüzbaşı Alper Aktuğ. Ankara. Emredin Komutanım.”
Albay arkama kısa bir bakış atıp, “Hoş geldin Yüzbaşım.” demişti.
“Sağ olun Komutanım.” diyerek el sıkışmıştık. Askerlerim de bir adım öne çıkıp hazırolda Albaya tekmil vermişlerdi.
“Teğmen Enes Özdoğdu. Emredin Komutanım.”
“Astsubay Ceylin Kodak. Emredin Komutanım.”
Albay bizi karşıladıktan sonra hep beraber toplantı odasına gittik. Tim, odada hazır bir şekilde bizi bekliyordu. İçeri girdiğimizde astsubaylardan biri “Dikkat!” diye bağırınca hazır ola geçtiler. Albay “Rahat.” dedikten sonra herkes yerlerine geçip oturdu.
Albay bana bakıp, “Şahan Timi, Yüzbaşı Alper Aktuğ yeni tim komutanınız olarak bugün itibarıyla görevine başladı. Kendisi ile iyi anlaşacağınızdan şüphem yok.” dedi ve toplantı odasından çıktı.
Askerlere dönüp konuşmaya başladım.
“Hepinize merhaba arkadaşlar, ben Yüzbaşı Alper Aktuğ. Bugünden itibaren beraber görev yapacağız. Kendinizi rütbe sırasına göre tanıtabilirsiniz.” deyip sandalyelerden birine oturmuştum. Enes ve Ceylin de gelip yanıma oturmuşlardı.
Yaşı diğerlerine göre biraz daha büyük olan teğmen elini uzatıp,
“Teğmen Yavuz Aydoğan. 32 yaşındayım, timin keskin nişancısıyım Komutanım. Hoş geldiniz.” demişti. Başımı sallayıp yanında oturana bakmıştım.
“Astsubay Üstçavuş Hazan Türk. 25 yaşındayım, Tokatlıyım Komutanım.”
Ona da başımı sallayıp diğerleriyle tanışmaya geçmiştim.
“Astsubay Melih Keskin. 25 yaşındayım, İzmirliyim. Timin bomba imhacısıyım Komutanım.”
“Kıdemli Uzman Çavuş Kaan Şensoy. 22 yaşındayım, Antalyalıyım Komutanım. Time en son ben katıldım, çaylağınızım yani.” deyip gülmüştü. Ona da hafif tebessüm edip konuşmaya başladım.
Ceylin ve Enes’e dönüp kendilerini tanıtmaları için bir baş hareketi yaptım.
“Teğmen Enes Özdoğdu. İstanbulluyum. Ben de keskin nişancıyım.”
“Astsubay Ceylin Kodak. Gaziantepliyim ben de Komutanım.” demiş ve timdekilere küçük bir baş selamı vermişti.
Herkesle tanıştıktan sonra konuşmaya devam ettim.
“Fark etmişsinizdir, görev değişikliği emri biraz ani oldu. Hiçbiriniz hakkında bilgi toplayamadım öncesinden. Tayini çıkan komutanınız da hızlı gidince iletişim kuramadık.” demiş, hepsinde tek tek gözlerimi gezdirmiştim. Hepsi de beni onaylayan bakışlar attığında konuşmama devam etmiştim.
“Tim komutanınız gittikten sonra bir operasyona katılmışsınız sanırım, şehitlerimiz varmış. Tekrar başımız sağ olsun.” dedim.
Hep bir ağızdan “Vatan sağ olsun.” deyip birbirimize baktık.
Şahan timinde benden sonra en yüksek rütbeye sahip olan kişi Teğmen Yavuz’du. Ona dönüp,
“Teğmenim, biz gelmeden timin komutası sizdeydi anladığım kadarıyla.” demiştim.
Teğmen bana dönüp,
“Yok Komutanım, komutan yardımcısıydım ben. Komutanımız normalde karargâhtaydı fakat siz gelmeden önce ailevi bir sıkıntısı oldu. Albay’dan izin alıp çıktı kendileri.” dedi.
“Tamamdır, gelince onunla da tanışırız.” deyip ayağa kalktım. Benim kalkmamla hepsi ayaklanıp hazırol pozisyonuna geçmişlerdi.
“Bugün istirahattesiniz, yarından itibaren içtimayla birlikte başlayacağız. Tekrar hepimize hayırlı olsun.” deyip odadan çıktım.
ALZEM
Yarım saatlik yol bana bir gün gibi geliyordu. Her görevi çok rahat ve korkusuz bir şekilde halleden ben, konu kardeşim olunca ipleri elimde tutamayıp kontrolümü kaybediyordum. Sanki birisi kaburgalarıma baskı yapıyormuş da kalbim fırlayacakmış gibi geliyordu.
Sonunda Asel’in olduğu yere gelmiş, arabayı park edip hemen inmiştim. Telefonumu çıkarıp Asel’i aradım. Açtığında hemen konuşmaya başladım.
“Ablacım geldim, girişteyim. Neredesin?”
Dememle ortak alanda oturan kardeşimi gördüm. Telefonu kapatıp hızla yanına adımladım. Geldiğimi fark ettiğinde kafasını kaldırıp ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana bakıyordu.
Beni görmesiyle yüzünde bariz bir rahatlama oluşmuştu ama gözleri tekrar dolmaya başlamıştı. Hemen ayağa kalkıp bana sarıldığında ben de kardeşimi kollarımın arasına almıştım.
“Asel, ne oldu güzelim? Neyin var?”
Dememle Asel yüzünü omzuma gömmüş, hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu.
“Abla, götür beni nolur. Gidelim lütfen.” demişti.
Asel Hukuk 1. sınıf öğrencisiydi. Çocukluğundan beri hayali olan Gazi Üniversitesindeydi. Akademik başarısı yüksek olmasına rağmen çok zorlayıcı bir lise hayatı olmuştu. Yani o dönemlerde fazla hoptirik biriydi; aklı beş karış havada bir öğrencilik hayatı geçirmişti ki bunu bazen üniversite döneminde bile gösteriyordu.
“Asel, ne olduğunu anlatır mısın? Niye ağlıyorsun? Kim sıktı canını, söyle ablacım.”
Ağlayarak konuşmaya başladı.
“Abla, Oktay beni aldatıyormuş. Kandırıyormuş beni. Abla, götür beni buradan lütfen.”
Kardeşimin böyle ağlamasına kıyamıyordum. Elimde olsa Asel’i şu dünyadaki bütün kötülüklerden korumak istiyordum. Kardeşimin asla canı acısın istemiyordum.
Asel’i eve bırakmam lazımdı fakat Albay Karaca’dan bir saatliğine izin alabilmiştim. Yeni tim komutanı gelmişti ve timle daha organize bile olamamıştık. Zamanım yoktu; mecburen Asel’i de alıp karargâha geçecektim.
“Tamam ablacım, gidelim. Durmayalım burada. Sen de benimle beraber karargâha gel. Hem tek kalmamış olursun, tamam mı?” dedim.
Kafasını sallayıp “Tamam.” diye mırıldandı ve beraber çıkışa doğru yürümeye başladık.
…
Karargâha geldikten sonra Asel’i odama bırakmış, albayın yanına gidip geldiğime dair rapor vermiştim. Albay bir sıkıntı olup olmadığını sormuş, olmadığını söyledikten sonra selam verip odasından çıkmıştım.
Timin dinlenme odasına geçip içeri girmiştim. Benim geldiğimi fark edip ayaklanmaya kalkanlara ufak bir el hareketiyle oturmalarını söylemiştim.
Odaya göz gezdirirken yeni gelenleri fark etmiş ve onlara doğru adımlamıştım. Onlar da ayağa kalkıp tekmil vermişlerdi.
“Teğmen Enes Özdoğdu, İstanbul. Emredin komutanım.”
“Astsubay Ceylin Kodak, Gaziantep. Emredin komutanım.”
Ben de kendimi tanıtıp ikisiyle de el sıkıştım.
“Teğmen Alzem Tunalı. Hoş geldiniz arkadaşlar, memnun oldum.” dedim.
“Sağ olun komutanım.” diyerek rahata geçtiler.
Yeni gelenlerle beraber koyu bir sohbete dalmıştık. Time uyum sağlamakta zorlanacaklarını düşünmüyordum. Şimdiden iyi anlaşmışa benziyorlardı.
Yeni gelenlere dönüp, “Yüzbaşıyla tanışamadık. Odasında mı kendileri?” diye sordum.
Teğmen Enes bana dönüp, “Evrak işleri vardı komutanım. Albayın yanından çıktıktan sonra gelirim demişti.” dedi.
Başımla onaylayıp geri muhabbete döndüm. Tam o anda dinlenme odasının kapısı açıldı. Sırtım kapıya dönük olduğu için kimin geldiğini görmemiştim fakat Melih seri bir şekilde ayağa kalkıp “Dikkat!” çekince gelenin üst rütbeli biri olduğunu fark ettim.
Timle aynı anda ayaklanıp kapıya dönmüştük.
Kapıya dönüp gelen kişinin yüzünü görmemle içimden bir ürperti geçmesi bir olmuştu. Bir an ayaklarımın beni taşıyamayacağını düşünüp olduğum yerde sendelemiştim.
Ayaklarım benden bağımsız bir şekilde bir adım ileri giderken yıllardır içimi kor gibi yakan o isim dudaklarımdan dökülmüştü.
“Alper?”
“Alzem?” 2. Bölüm
ALPER
Helikopterden inmiş, esas duruşa geçip Albay Karaca’ya selam vermiştim.
“Yüzbaşı Alper Aktuğ. Ankara. Emredin Komutanım.”
Albay arkama kısa bir bakış atıp, “Hoş geldin Yüzbaşım.” demişti.
“Sağ olun Komutanım.” diyerek el sıkışmıştık. Askerlerim de bir adım öne çıkıp hazırolda Albaya selam vermişlerdi.
“Teğmen Enes Özdoğdu. Emredin Komutanım.”
“Astsubay Ceylin Kodak. Emredin Komutanım.”
Albay bizi karşıladıktan sonra hep beraber toplantı odasına gittik. Tim, odada hazır bir şekilde bizi bekliyordu. İçeri girdiğimizde astsubaylardan biri “Dikkat!” diye bağırınca hazır ola geçtiler. Albay “Rahat.” dedikten sonra herkes yerlerine geçip oturdu.
Albay bana bakıp, “Şahan Timi, Yüzbaşı Alper Aktuğ yeni tim komutanınız olarak bugün itibarıyla görevine başladı. Kendisi ile iyi anlaşacağınızdan şüphem yok.” dedi ve toplantı odasından çıktı.
Askerlere dönüp konuşmaya başladım.
“Hepinize merhaba arkadaşlar, ben Yüzbaşı Alper Aktuğ. Bugünden itibaren beraber görev yapacağız. Kendinizi rütbe sırasına göre tanıtabilirsiniz.” deyip sandalyelerden birine oturmuştum. Enes ve Ceylin de gelip yanıma oturmuşlardı.
Yaşı diğerlerine göre biraz daha büyük olan teğmen elini uzatıp,
“Teğmen Yavuz Aydoğan. 32 yaşındayım, timin keskin nişancısıyım Komutanım. Hoş geldiniz.” demişti. Başımı sallayıp yanında oturana bakmıştım.
“Astsubay Üstçavuş Hazan Türk. 25 yaşındayım, Tokatlıyım Komutanım.”
Ona da başımı sallayıp diğerleriyle tanışmaya geçmiştim.
“Astsubay Melih Keskin. 25 yaşındayım, İzmirliyim. Timin keskin nişancısıyım Komutanım.”
“Kıdemli Uzman Çavuş Kaan Şensoy. 22 yaşındayım, Antalyalıyım Komutanım. Time en son ben katıldım, çaylağınızım yani.” deyip gülmüştü. Ona da hafif tebessüm edip konuşmaya başladım.
Ceylin ve Enes’e dönüp kendilerini tanıtmaları için bir baş hareketi yaptım.
“Teğmen Enes Özdoğdu. İstanbulluyum. Ben de keskin nişancıyım.”
“Astsubay Ceylin Kodak. Gaziantepliyim ben de Komutanım.” demiş ve timdekilere küçük bir baş selamı vermişti.
Herkesle tanıştıktan sonra konuşmaya devam ettim.
“Fark etmişsinizdir, görev değişikliği emri biraz ani oldu. Hiçbiriniz hakkında bilgi toplayamadım öncesinden. Tayini çıkan komutanınız da hızlı gidince iletişim kuramadık.” demiş, hepsinde tek tek gözlerimi gezdirmiştim. Hepsi de beni onaylayan bakışlar attığında konuşmama devam etmiştim.
“Tim komutanınız gittikten sonra bir operasyona katılmışsınız sanırım, şehitlerimiz varmış. Tekrar başımız sağ olsun.” dedim.
Hep bir ağızdan “Vatan sağ olsun.” deyip birbirimize baktık.
Şahan timinde benden sonra en yüksek rütbeye sahip olan kişi Teğmen Yavuz’du. Ona dönüp,
“Teğmenim, biz gelmeden timin komutası sizdeydi anladığım kadarıyla.” demiştim.
Teğmen bana dönüp,
“Yok Komutanım, komutan yardımcısıydım ben. Komutanımız normalde karargâhtaydı fakat siz gelmeden önce ailevi bir sıkıntısı oldu. Albay’dan izin alıp çıktı kendileri.” dedi.
“Tamamdır, gelince onunla da tanışırız.” deyip ayağa kalktım. Benim kalkmamla hepsi ayaklanıp hazırol pozisyonuna geçmişlerdi.
“Bugün istirahattesiniz, yarından itibaren içtimayla birlikte başlayacağız. Tekrar hepimize hayırlı olsun.” deyip odadan çıktım.
ALZEM
Yarım saatlik yol bana bir gün gibi geliyordu. Her görevi çok rahat ve korkusuz bir şekilde halleden ben, konu kardeşim olunca ipleri elimde tutamayıp kontrolümü kaybediyordum. Sanki birisi kaburgalarıma baskı yapıyormuş da kalbim fırlayacakmış gibi geliyordu.
Sonunda Asel’in olduğu yere gelmiş, arabayı park edip hemen inmiştim. Telefonumu çıkarıp Asel’i aradım. Açtığında hemen konuşmaya başladım.
“Ablacım geldim, girişteyim. Neredesin?”
Dememle ortak alanda oturan kardeşimi gördüm. Telefonu kapatıp hızla yanına adımladım. Geldiğimi fark ettiğinde kafasını kaldırıp ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana bakıyordu.
Beni görmesiyle yüzünde bariz bir rahatlama oluşmuştu ama gözleri tekrar dolmaya başlamıştı. Hemen ayağa kalkıp bana sarıldığında ben de kardeşimi kollarımın arasına almıştım.
“Asel, ne oldu güzelim? Neyin var?”
Dememle Asel yüzünü omzuma gömmüş, hıçkırarak ağlamaya devam ediyordu.
“Abla, götür beni nolur. Gidelim lütfen.” demişti.
Asel Hukuk 1. sınıf öğrencisiydi. Çocukluğundan beri hayali olan Gazi Üniversitesindeydi. Akademik başarısı yüksek olmasına rağmen çok zorlayıcı bir lise hayatı olmuştu. Yani o dönemlerde fazla hoptirik biriydi; aklı beş karış havada bir öğrencilik hayatı geçirmişti ki bunu bazen üniversite döneminde bile gösteriyordu.
“Asel, ne olduğunu anlatır mısın? Niye ağlıyorsun? Kim sıktı canını, söyle ablacım.”
Ağlayarak konuşmaya başladı.
“Abla, Oktay beni aldatıyormuş. Kandırıyormuş beni. Abla, götür beni buradan lütfen.”
Kardeşimin böyle ağlamasına kıyamıyordum. Elimde olsa Asel’i şu dünyadaki bütün kötülüklerden korumak istiyordum. Kardeşimin asla canı acısın istemiyordum.
Asel’i eve bırakmam lazımdı fakat Albay Karaca’dan bir saatliğine izin alabilmiştim. Yeni tim komutanı gelmişti ve timle daha organize bile olamamıştık. Zamanım yoktu; mecburen Asel’i de alıp karargâha geçecektim.
“Tamam ablacım, gidelim. Durmayalım burada. Sen de benimle beraber karargâha gel. Hem tek kalmamış olursun, tamam mı?” dedim.
Kafasını sallayıp “Tamam.” diye mırıldandı ve beraber çıkışa doğru yürümeye başladık.
…
Karargâha geldikten sonra Asel’i odama bırakmış, albayın yanına gidip geldiğime dair rapor vermiştim. Albay bir sıkıntı olup olmadığını sormuş, olmadığını söyledikten sonra selam verip odasından çıkmıştım.
Timin dinlenme odasına geçip içeri girmiştim. Benim geldiğimi fark edip ayaklanmaya kalkanlara ufak bir el hareketiyle oturmalarını söylemiştim.
Odaya göz gezdirirken yeni gelenleri fark etmiş ve onlara doğru adımlamıştım. Onlar da ayağa kalkıp tekmil vermişlerdi.
“Teğmen Enes Özdoğdu, İstanbul. Emredin komutanım.”
“Astsubay Ceylin Kodak, Gaziantep. Emredin komutanım.”
Ben de kendimi tanıtıp ikisiyle de el sıkıştım.
“Teğmen Alzem Tunalı. Hoş geldiniz arkadaşlar, memnun oldum.” dedim.
“Sağ olun komutanım.” diyerek rahata geçtiler.
Yeni gelenlerle beraber koyu bir sohbete dalmıştık. Time uyum sağlamakta zorlanacaklarını düşünmüyordum. Şimdiden iyi anlaşmışa benziyorlardı.
Yeni gelenlere dönüp, “Yüzbaşıyla tanışamadık. Odasında mı kendileri?” diye sordum.
Teğmen Enes bana dönüp, “Evrak işleri vardı komutanım. Albayın yanından çıktıktan sonra gelirim demişti.” dedi.
Başımla onaylayıp geri muhabbete döndüm. Tam o anda dinlenme odasının kapısı açıldı. Sırtım kapıya dönük olduğu için kimin geldiğini görmemiştim fakat Melih seri bir şekilde ayağa kalkıp “Dikkat!” çekince gelenin üst rütbeli biri olduğunu fark ettim.
Timle aynı anda ayaklanıp kapıya dönmüştük.
Kapıya dönüp gelen kişinin yüzünü görmemle içimden bir ürperti geçmesi bir olmuştu. Bir an ayaklarımın beni taşıyamayacağını düşünüp olduğum yerde sendelemiştim.
Ayaklarım benden bağımsız bir şekilde bir adım ileri giderken yıllardır içimi kor gibi yakan o isim dudaklarımdan dökülmüştü.
“Alper?”
“Alzem?”
……………………………………………………….
evettt sizcee Asel ablasından korktuğu için yalan söyleyebilir mi yoksa gerçekten aldatıldığı için mi o kadar üzgündü tartışalım birazzz
evettt olaylar yavaş yavaş başlıyoorr bölümler kısa ama haftadan itibaren düzelicwk oy atmayı unutmayın🫶🏻🫶🏻🥹💋😻😘
Bölüm etkileşimi
