6. bölüm · Doğru Yol
6. Bölüm
Akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıktım. Yürürken dalgınlıktan olsa gerek yanlışlıkla ara sokaklardan birine girdim. Sokak karanlık ve tenhaydı, kısacası in cin top oynuyordu. Dar sokakta yürürken müzik dinliyordum. Tam soka-ğın sonuna doğru yaklaştım ki bağırma seslerine karışık küfür sesleri duymaya başladım, kulaklıklarımı çıkarttım. Yavaş ve sessiz adımlarla sesin geldiği yöne ilerledim. Dönemece geldiğim zaman sesler en üst seviyedeydi. Ses sağ taraftaki sokaktan geliyordu. Çöp kutularının arkasına saklanıp yere çöktüm. Sessizce duvarın arkasından baktım. Gördüğüm şey karşısında nutkum tutulmuştu, telefonumu çıkardım ve kayıt tuşuna bastım. Şu an burada yapılacak şeyler babamın işine yarayacak şeylerdi. Bir gurup mafyanın adamlarındanlardı ama arkaları dönüktü. Elebaşları gibi duran ve hiçbir şey yapmayan sadece dikilen bir çocuk vardı. Çocuk uzun boylu, siyah saçlı, siyah giyinen bir çocuktu elleri cebindeydi. Guruptakiler yirmili yaşlarda ya vardı ya da yoktular. Diğer çocuklar da kafasında siyah bir bez olan bir adamı dövüyorlardı. Adamın elleri bağlıydı. Etrafa bakındım. Hiç mobese yoktu.
‘Bu yüzden bu kadar rahatlar,’ diye içimden geçirdim. Elebaşları olduğunu düşündüğüm çocuk dövülmüş adama yaklaştı. O yaklaşınca diğerleri geri çekildi ve dövülen adamı tutular. Haklıydım bu çocuk bunların elebaşıydı. Çocuk bağırmaya başladı uzakta olmama rağmen sesleri duyuyordum.
“Seni kim yolladı orospu çocuğu?” Diye sordu. Ama adam cevap vermedi. Yüzüne bir yumruk daha attı. Ardından adamın kafasındaki bezi çıkardı. Bu adam Birol Am-ca'nın memurlarından biriydi. Tanımıyordum ama daha önce karakolda görmüştüm. İşine sadık bir polisti. İşi ve vatan için canını ortaya koyabilecek biriydi, bu tür tiplere de asla istediğini vermezdi, ağızı sıkı biriydi bunu biliyordum. Telefonumun ekranını yakınlaştırdım. Aslında uzak değildi ara-mızdaki mesafe ama yakın da sayılmazdı. İşimi yine de sağ-lama aldım. Memur beni fark etmişti. Videoya da çektiğimi anlamıştı. Kim olduğumu da biliyordu.
Emniyette babamı tanımayan adam yoktu, dolayısıyla be-ni de tanıyorlardı. Arada bir tek tük çıksa da bütün polisler ve jandarmalar hatta askerler bile beni tanırdı. Bu adam da tanımıştı. Ayrıca bildiği bir diğer şey de bu çocukların onu yaşatmayacağıydı. Bu yüzden şöyle bir şey yaptı.
Bağırarak söyle dedi, “Siz bir avuç çocuksunuz! Mafyacılık oynayan çocuklar! Ayrıca o Üç Göz müdür, Dörtgöz müdür adı her ne boksa bir gün gelecek kafasına sıkacağız! Bunu da babana ilet. Ellerimiz yakasında.”
Kafamda binlerce soru vardı. ‘Üç Göz mü? Bu çocuk Arran Ateş miydi?’ Memur işine sadık olduğunu kanıtlamıştı, “Kafasına sıkacağız.” Diyerek polis ihtimalini kafalarından silmişti. Artık onu gönderenin mafya veya bir benzeri olduğunu dü-şünüyorlardı. Bu da iyi haberdi. Başarılı da olmuştu. Arran Ateş olduğunu öğrendiğim çocuk yumruğunu sıktı ve kahka-ha atarak gülmeye başladı, ardından yumruğunu memurun yüzüne bir kez daha geçirdi. Ağzından kanlar fışkırırken yerler de kan gölü olmuştu. Arran Ateş ayağa kalktı, yanındaki çocuklara dönerek, “Bayılana kadar dövün, ardından kuytu bir yerde kafasına sıkın, ardından denize mi atıyorsu-nuz, ormana bir gömüyorsunuz bilmem, cesedi ortadan kaldırın.”
Olamaz! Memurun infaz emrini vermişti. Videoyu bitirdim sessizce ayağa kalktım, beni fark etmediklerini umarak hızlıca geldiğim yönden geri döndüm. Bir taksi çevirdim ve babamın evini tarif ettim, yolda babamı aradım. Telefonu açmadı ardından bir mesaj geldi.
Mesaj:
Ferzin: Baba çok kötü bir şey oldu. Ama buradan söyleye-mem eğer müsaitsen ve evdeysen yanına geliyorum.
Babam: Evet, evet müsait-tim tabi ki gelebilirsin. Ne oldu tatlım? Nasılsın?
Camı açtım derin derin nefes almaya başladım. Taksi durduğunda parasını ödedim ve arabadan indim. Evin kapı-sının önünde durduğum zaman daha sakindim. Kapıyı çaldım. Babam kapıyı açtı yüzü endişeliydi. İçeri girdim. Salona geçip oturdum, babam da peşimden geldi. Babamın bilgisayarını aldım, telefonumun şarj aletini aldım, bilgisayara bağladım, aktarım tuşuna bastım ve çektiğim videoyu indirdim. Bir tane boş bellek alıp oraya da videoyu yedekledim. Babam yüzüme boş boş bakıyordu çünkü onu aradığımda hüngür hüngür ağlıyordum, sesim korkudan titriyordu ama şu an... Çok sakindim bırak ağlamayı gözüm dolmuyordu bile. Babam yanıma oturdu, bilgisayardan videoyu başlattım, ayağa kalktım ve başımdan geçenleri anlatmaya başladım. Babam hem beni dinliyor hem de videoyu izliyordu. Sözlerim ve video bitince dili tutulmuş gibi baktı yüzüme. Durdu, durdu sinirli ve gururlu gibi yüzünde garip bir ifade vardı. Ama daha çok sinirliydi, bir şey demedi ayağa kalktı, telefonunu aldı ve içeri geçti, biri ile konuştu ama duyamadım.
En sonunda yanıma geldi sanki hiçbir şey olmamış gibi, “Seni eve bırakayım ben.” Dedi ne olduğunu gram anlamamıştım. Arabaya bindik yolda giderken hiçbir şey konuşmadık.
En sonunda dayanamadım, “Ayy yeter ya tepki vermeyecek misin? Baba ya Allah’ını seversen bir tepki ver!” Diye çıkıştım.
“Ne diyeyim kızım he? Mafya polis memurlarımızdan birine işkence ediyor ve ölüm emri veriyor. 17 yaşındaki kızım o sırada mafyayı videoya çekiyor ve yakalanmaktan kıl payı kurtuluyor.” Diye çıkıştı.
“Ama baba...” Dedim.
“Ne ama baba! Ha bir de videodaki çocuk Üç Göz'ün oğlu, yani o sevgili üvey babacığın ve oğlu daha ilk günlerden ortalığı karıştırmaya tam gaz devam ediyorlar! Senin ne işin var orada be kızım?” Dedi.
“İyi de ben yürüyüş yapıyordum öyle dalmışım. Yanlış sokağa girmişim, ben napayım? Sesler duyunca merak ettim.” Dedim.
“İyi halt yedin! Ya kızım, senin neyine ya! Sen önce bir okulunu bitirsene!” Diye söylendi. “Sanırım içime annem kaçtı, baba hatırlatırım aralarına ajan olarak giriyorum.” Dedim ve babam durakladı. Telefonumdan bir ses. Mesaj gelmişti. Ekrana baktım, mesajda annem yazıyordu. Mesaja tıkladım.
Annem: Neredesin? Seninle önemli bir şey konuşmam gerek.
Ferzin: Kapının önündeyim yukarı geliyorum birazdan konuşalım olur mu?
Annem: Olur tabii ki tatlım.
Telefonu kapattım. Babamla vedalaştım. Tam arabadan çıkarken babam, “Kendine dikkat et Ajan 1.” Dedi. Güldük ardından babam gitti. Ben de yukarı çıktım, kapının anahtarını çevirdim, içerden tek bir kişiye ait olmayacak şekilde sesler geliyordu. Dış kapının önünde duran şemsiyelerden birini elime aldım, kapının önüne birinin geldiğini duyunca hızla kapıyı açtım ve şemsiye ile karşımdaki adama vurmaya başladım.
“Bir dur, dur ya öf!” Dedi ve şemsiyeyi tutu ve şemsiyeyi kendine doğru çekti, nefesi yüzüme çarpıyordu. Kokusu ciğerlerime doldu. Hafif bir kahve kokusu vardı. Dudaklarımız birbirine o kadar yakındı ki. Kulağıma doğru yaklaştı, “Sakin ol güzellik fazla sinir, stres zararlıdır.” Dedi. Gülerek geri çekildi ve yüzünü görmemi sağladı. Arran Ateş'ti bu! İçeriden sesler gelmeye başlayınca kolumu da bıraktı. Salondan annem ve Üçgöz çıktı. Burada ne işleri vardı bu ikisinin? Yoksa videoya çektiğimi biliyorlar mıydı? Bana bir şey mi yapacaklardı yoksa?
“Niye burada dikiliyorsunuz? Gelsenize içeri oturalım, ikinizle konuşmamız gereken bir konu var ve geçen seferki karşılaşmadan sonra senin kendini güvende hissedebileceğin bir yer bu sefer daha iyi olur diye düşündük.” Dedi annem. Kafamı onaylar bir biçimde salladım. Ama aklımda bir soru vardı kızlar... Onlar neredeydiler? Annem içeri geçerken durdum, ben durunca Arran Ateş de durdu, anneme dönerek kızların nerede olduğunu sordum.
Annem de, “Odandalar, misafirlerimiz gelecek diye onları odana kapattım.” Dedi. Şaşkınlıkla salondan önce odama yöneldim ve kapıyı açtım, kapıyı açmamla üzerime atlamala-rı bir oldu. Mamalarını verdim ve su koydum, kıtlıktan çıkmış gibi hızlıca yemeklerini yemeye koyuldular. Ardından salona annemlerin yanına gittim, boş koltuğa oturdum. Yanıma Arran Ateş oturdu. Ses çıkarmadım.
Annem konuşmaya başladı, “Şimdi Ferzinciğim olaylı tanışmanızdan sonra sana biraz süre vermek istedik. Biz birbirimizi seviyoruz ve sizin de bunu anlamanızı bekliyoruz. Evlenmeye karar verdik ama birbirinizle inatlaşıp, didişirseniz, ters çıkarsanız bu iş olamaz. Biz sizin de iyi anlaşmanızı istiyoruz tabii, siz de bizi anlayın lütfen...” Dedi annem.
İçimden, ‘Sen babamın arkasından iş çevir, mafya ile sevgili ol, babamı kandır, babamın bütün çabalarını yok et, 5 yıl boyunca arkasından iş çevir, onu aldat sonra karşıma geçip “biz birbirimizi seviyoruz” de hah hayat ne güzel ya!’ Diyordum. İçimde fırtına koparken dışımda yaprak bile kı-pırdamıyordu.
Annem konuşmasını bitirince kafamı salladım ve konuş-maya başladım, “Bir gün hayatına yeni biri gireceğini tahmin ediyordum ama bu kadar erken olacağını tahmin etmemiştim. Yani biliyorum siz boşanalı iki yıl oluyor ama yine de bana kısa bir süre gibi geliyor ama sen mutlu olacaksan belki sıcak bakabilirim ama belki.” Cümlemi bitirdiğimde mutlu olmuş gibi görünüyordu. Bana tek bir soru sordu, “Fikrini ne değiştirdi?”
İçimden ‘Babam’diye geçirsem de “Yağız’la konuştum,” diye cevap verdim. Annem anladığını belirtmek adına kafasını salladı. Annemin müstakbel eşi bana dönüp, “Söylemek istediğin bir şey var mı peki?” diye sordu.
“Evet, kızlardan ayrılmak istemiyorum.”
“Anladım… Annen bana bir az senden bahsetti, seni ta-nımayı çok isterim ama merak etme alışkanlıklarına saygı gösterilecek, yani hiç endişelenme. Ve kızlara gelirsek tabii ki onlardan ayrılmayacaksın.” Gülümsüyordu.
‘Yapmacık’ dedim içimden.
“Yarın nikah tarihi almaya gideceğiz siz de gelmek ister misiniz?”
‘Atlı mı kovalıyor bunları, bu ne acele arkadaş?”’ dedim kendime. Arran’la aynı anda, “Arkadaşlarımla buluşacağım,” dedik. Yani farklı cümleler kurduk aynı sonuç olsa da. Arran’ın bakışları gidene kadar benim üzerimdeydi. Kapıdan çıkarken kulağıma eğilip, “Şu Yağız sevgilin mi?” diye sordu.
‘Bu çocuğun derdi ne ya? Dönüyor dolaşıyor aynı soruyu soruyor.’ Kapının önünde duran şemsiyelerden birini aldım anlamış olacak ki sustu ve gülerek geri çekildi. ‘Sorunlu!’
