27. bölüm · Doğru Yol

27. Bölüm

yaren demirci

Kafamda şiddetli bir ağrı ile uyandım. Yerimden doğrulduğumda odamda olduğumu fark ettim. Üzerimdeki yorganı kaldırarak yavaşça yataktan kalktığımda üzerimdeki kıyafetler değişmişti. Saçlarım açıktı, omuzlarıma düşen saç tellerimin yüzüme temas etmesi ile irkildim. O an saçlarımın ıslak olduğunu fark ettim. Odamın kapısını açıp yavaşça merdivenlere doğru ilerledim. Aşağıya inerken Arran’ın sesini duydum.
“Orada tam olarak ne oldu?” Diye soruyordu.
“Dedim ya daha kaç defa anlatacağım? Yağız sinir krizi geçirdi pres makinesini çalıştırdı ve Can ezilerek öldü. Daha ne söylememi istiyorsun?” Dedi. Sesi anında tanımıştım, bu Oğuz’du. Ve Yağız’ın bir katil olduğunu söylüyordu.
“Neden beni beklemesini söylemedin?” Diye sordu Arran.
“Söyledim ama gözü dönmüştü, büyük ihtimalle beni duymadı da. Ben aslında bu tepkiyi senden bekliyordum yanlış kişiyi hedefe almışım sadece keşke seni değil de Yağız’ı yollasaydım Ferzin ile birlikte.” Dedi Oğuz. Merdivenlerden inip yanlarına gittiğimde Arran beni fark etmesi ile söyleyeceklerini yuttu. Yanıma yaklaşıp elini kolumun üze-rine yavaşça koydu. O yavaş dokunuş bile canımın acısı ile irkilmeme neden olurken canımın acıdığını görünce Arran elini hemen çekti.
“Sen niye kalktın yerinden?” Diye sordu. Ona baktığımda aynı benim saçlarım gibi siyah saçları ıslak ve nemli arasındaydı. Aramızda söz olmadan sadece birbirimize öylece baktık, konuşmadan anlaşırmış gibi.
“Size iyi akşamlar o zaman bana müsaade, seninle sonra konuşuruz zaten.” Dedi Oğuz Arran’a doğru ve tam yanımızdan geçip gidecekken ona seslendim.
“Daha demin Yağız diyordun. Benim arkadaşımın o anlattıklarını yapmış olma ihtimali yok.” Dedim Oğuz’a dönerek.
“Bu başka bir Yağız.” Dedi ve kısa bir sürelik duraksamadan sonra gözlerini kaçırarak, “bizim bölgeden.” Dedi.
“Ben buraya geldiğimden beri Yağız diye biri ile tanışmadım üstelik…” Dememle Arran sözümü kesti.
“Şu an sırası değil Ferzin, çok yorgunsun daha sonra uzun uzun konuşuruz bu konuları.” Dedi ve Oğuz’a kafası ile gitmesini işaret etti. Normalde tanıdığım Oğuz itiraz ederdi ama sanırım şu anda o da sırası olmadığını düşünüyordu. “Hey baksana, en son tam olarak ne hatırlıyorsun?” Diye sordu Arran. Ona doğru döndüm. En son hatırladığım Can’ın var olmayan biri ile konuştukları idi. Daha sonrası bulanıklaşıyordu ama ondan öncesini net bir şekilde hatırlıyordum. Arran’ın ve Aksu’nun arkamdan iş çevirmesi, tanıştığım o iki kardeş, hepsini hatırlıyordum ama sonrası yoktu. Ama ne kadarını Arran’a anlatabilirdim?
“Bilmiyorum, zihnim çok karışık ve başım da zonkluyor.” Dedim başımı ellerimin arasına koyarken.
“Sorun değil. Geçti artık güvendesin.” Dedi bana sarılırken. Ardından elini sırtıma yaslayarak yürümem için yönlendirme yapmaya başladı. “Gel odana çıkalım son birkaç günün zordu, dinlenmen lazım.” Dedi merdivenlerden çıkarken. Odamın kapısına geldiğimizde beni kapı eşiğinde bırakıp yatağıma gitti ve çarşafı düzelttikten sonra yanıma gelip elimden tuttu ve yatağa yatmama yardımcı oldu.
“Bu kadar yardım etmene gerek yok ben iyiyim.” Dedim hafif bir şekilde gülerek.
“Hayır bence var, senin için çok endişelendim ve tamamen iyi olduğunu görene kadar seni yalnız bırakmayacağım.” Dedi. Ben yatağa yatmışken yanıma oturdu ve kolunu omzuma atarak beni kendine çekti.
“Saçların niye ıslak senin? Beni bulduğunuzda yağmur mu yağıyordu?” Diye sordum merakla.
Beklediğimin aksine gülerek cevap verdi. “Hayır, şey seni bulduğumuzda hiç iyi gözükmüyordun ben de seni eve getirince banyo yaptırdım.” Dedi aşırı açık sözlü bir şekilde.
“Ne?” Dedim yüksek sesli bir şekilde. Aslında bu hem temiz kokmamı hem saçlarımın ıslak olmasını hem de üzerimdeki temiz kıyafetleri açıklıyordu ama Arran’ın beni o halde görmesi, bana banyo yaptırması ve üzerimi değiştiren kişinin Arran olması beni garip hissettirdi. Bu garip histen dolayı Arran’dan uzaklaşmaya başladım her ne kadar yatakta olduğumuz için çok uzaklaşamasam da vücudum gerildi. “Yani sen?” Dedim tereddütle.
Yüzünde hafif bir sırıtış belirdi. “Evet ben senin üzerini değiştirdim.” Dedi ve ayağa kalkıp odamın kapısını kapattı. “Ama merak etme sana karşı yanlış bir şey yapmadım.” Dedi tekrar yatağıma yaklaşırken. Üzerindeki siyah kazağının kıvrılan kollarını düzeltip yatağımın üzerine tekrar oturdu ve bana doğru yaklaştı. Bir elini uzatıp yanağımı nazikçe okşadı. Elini yavaşça saçlarıma götürdü bir tutam alıp saçıma dokunurken gözlerinin dudaklarıma kaydığını gördüm. Hareketleri karşısında donakaldım. Arran’ın ne yapacağını kestiremiyordum fakat hareket de edemiyordum. “Sakın korkma ben sana asla zarara vermem Ferzin. Sen benim yanımda güvendesin.” Dedikten sonra bana doğru yaklaştı ve dudaklarımdan öptü. Ben daha ne olduğunu anlayamadan beni kendine doğru çekti ve yanıma yattı.
“Bak bu…” Konuşmama izin vermeden eli ile ağzımı kapatarak beni susturdu.
“Şşş lütfen dur, şimdi bu konuşmayı yapmayalım. Sadece uyuyalım eğer konuşma yapacaksak bunu yarın yapalım.” Dedi ve tekrar dudaklarımdan öptü. Normalde olsa onunla çok sert kavga ederdim ama şu an yapamıyordum, ben de teslim oldum. Kendimi ona bıraktım. Kendimi ateşe bıraktım. Kendimi Arran Ateş’e bıraktım.