3. bölüm / 3
Doğa'nın ÇocuklarıSıradan Hayata Karışan Sihir - Part 2
Bölümler 3Şu an: Sıradan Hayata Karışan Sihir - Part 2
- 1 Tanıtım.768 kelime
- 2 Sıradan Hayata Karışan Sihir - Part 13.718 kelime
- 3 Sıradan Hayata Karışan Sihir - Part 23.324 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elieen, üzerindeki çamurdan ve yorgunluktan kurtulmak için banyoya girmişti. O sırada April, kendi dolabından Elieen için uygun birkaç kıyafet seçmekle meşguldü. Giysileri düzenlerken bir yandan da düşüncelere daldı; Elieen'ın ürkek ve merak dolu bakışları, ona ilk geldiği günleri hatırlatmıştı. April da buraya ilk geldiğinde Elieen gibi merak dolu gözlerle bakmıştı her yere. Sevimli ve neşe dolu bir karaktere sahip olan April, etrafına daima umut saçan biriydi. Yine de bu neşeli tavırların ardında derin bir hüznün saklandığını kimse düşünmezdi.
Bu büyük bina, sadece bir okul ya da eğitim alanı değildi; aynı zamanda buradaki genç cadı ve büyücüler için bir yuva işlevi görüyordu. Gençler, bireysel evlerde yaşamak yerine özel odalara sahipti. Çoğu odada, birkaç kişi bir arada kalırdı ve bu durum güçlü dostlukların temelini oluştururdu. April ve Aria, bu odalardan birini paylaşıyordu. Odada bir de boş bir yatak vardı ki bu yatak, bugünden itibaren Elieen'ın olacaktı.
April, aşağıda çocukların Bay Frey'e anlattıklarını düşündü. Elieen'ın bir sis şeytanını yok ettiği anı duyduğunda hayrete düşmüştü. Bu inanılmaz güç, kızın sıradan bir geçmişe sahip olamayacağını açıkça belli ediyordu. Ancak April için bu gizemler, Elieen'a karşı hissettiği sıcaklığı ve ona yardım etme arzusunu azaltmıyordu.
April, hazırladığı kıyafetleri yatağın üzerine bıraktı. Yavaş adımlarla pencereye yöneldi ve dışarıdaki bahçeye baktı. Banyodan gelen su sesleri kesildiğinde, April yeniden kıyafetlere yönelip bir şeyin eksik olup olmadığını kontrol etti.
Alt katta oturan çocuklar hâlâ Elieen hakkında konuşmaya devam ediyordu. Aria, genç kızın kara büyücü olduğuna dair şüphelerinde ısrarcıydı. Bu konuda oldukça hassas olan Christopher, sonunda öfkelenerek elini masaya vurdu. "Kara büyücü olduğuna inanıyorsan git vücuduna bak ve bir kanıt bul!" diye çıkıştı. Aria kaşlarını çattı ve öfkeli bir sesle karşılık verdi: "İnandırmak istiyorsan kendin bak ve kanıt olmadığını söyle, kendi türünü benden daha iyi bilirsin."
Sözleri Christopher için hem sert hem de rahatsız ediciydi, ama Aria, söylediklerinin kırıcı olup olmamasını pek de umursamazdı. Soğuk bir ifadeyle, "Bu çeneni kapatacaksa bakarım," dedi Christopher ve masadan kalkıp merdivenlere yöneldi. Onun bu tavrı odadaki havayı daha da gerginleştirdi. Christopher'ın ardından Ares, Aria'yı azarlamaya başladı. Bu, Ares'in neredeyse her gün birkaç kez yaptığı bir şeydi; yıllardır değişmeyen bir döngüydü.
Bu sırada, üst katta Elieen, April'ın verdiği siyah etek ve beyaz bluzu giymiş, sevimli cadının dağılmış saçlarını taramasına izin veriyordu. Sıcak bir anı paylaşırken kapı çalındı. Kapının arkasındaki kişi Christopher'dı. Kapı açık olmasına rağmen, çocuk içeri girmekte tereddüt etti. Ancak April, "Gel, Chris," dediğinde birkaç adım attı ve kapının eşiğinde durdu. Gözleri doğrudan Elieen'a kilitlenmişti.
"Aşağıdakiler senin kara büyücü olup olmadığını merak ediyor," dedi, soğukkanlı ve doğrudan bir sesle. "Öğrenmeye geldim."
Elieen ne olup olmadığını bilmediği gibi bunu nasıl öğreneceğini de bilmiyordu Yatağın kenarından ağır adımlarla kalktı ve sessizliğiyle dikkat çeken çocuğun karşısında durdu. Gözleri, söylediklerinden çok daha fazlasını soruyordu; nasıl öğreneceğini, kim olduğunu ve bu çocukların bunu nasıl bilebileceğini öğrenmek istiyordu. Kendisi bile ne olduğunu bilmiyorken bu çocuklar Elieen'ın ne olduğunu nasıl öğrenecek aklı almıyordu. "Ben ne olduğumu bilmiyorum." dedi Elieen
April gözlerini kısarak Christopher'a baktı. "Bunu yapmak istediğine emin misin?" dedi, "İstersen ben bakabilirim." Christopher başını yavaşça iki yana salladı. "Aria Hanım inansın diye kendi gözlerimle kanıtlayacağım." dedi. Bunlar konuşulurken Elieen ne olacağı konusunda tamamen bilgisizdi. "Nasıl bakacaksın?" diye sordu.
Christopher ise cevap vermek yerine bir soru yöneltti, "Bedeninde hiç bu izlerden var mı?" Parmakları, boynundan başlayarak koluna doğru inen siyah izlerin üzerinde gezindi. Elieen, sorunun ne anlama geldiğini anlamaya çalışarak kaşlarını hafifçe çattı. "Dövme mi?" dedi, kafası karışmış bir şekilde. Christopher, Elieen'ın yanlış anlamasını düzeltmek için hızlıca yanıtladı, "Hayır, dövme değil. Lanet." Bu yeni kelime Elieen'ın zihninde daha fazla soru işareti oluşturdu. Gözleri, Christopher'ın yüzüne sabitlenmişti, hâlâ soru sorar gibi bakıyordu çocuğun gözlerine. Christopher elini kızın omzuna koyunca daha fazla uzatmamak adına "Müsaadenle." diyerek izin aldı.
Christopher, dikkatlice Elieen'ın ince yapılı kollarını ve boynunu inceledi. Ten rengi süt beyazıydı ve üzerinde hiçbir siyah desen yoktu. Gözleri Elieen'ın pembeleşmiş yanaklarına kaydı; tenini bozan tek iz, utangaç bir sıcaklıktan gelen o hafif pembelikti. Bu düşüncelerle bir an duraksadı, ardından yavaşça tek dizini kırıp yere çöktü. Elieen şaşkın bir şekilde onu izliyordu, ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Christopher bakışlarını bacaklarına çevirdi, vücudun geri kalanında da bir şey arıyormuş gibi dikkatle baktı. Hiçbir şey yoktu.
Bir süre sonra genç adam ayağa kalktı. April'a döndü ve hafifçe gülümseyerek, "Tamamdır," dedi. Elieen'ın bir kara büyücü olmadığını bilmek onu rahatlatmıştı. Son bir kez daha Elieen'ın yüzüne baktıktan sonra odadan çıktı.
Elieen ise ne olduğunu tam anlayamamıştı. Kafası karışmış bir şekilde yatağa oturdu. April yanına geldi, "Christopher hiçbir iz bulamadı." Dedi. "Kara büyücüler... onların vücutlarında siyah desenler olur. Christopher bu desenlere lanet izleri diyor."
"Lanet izleri mi?" diye fısıldadı Elieen. "Evet," diye devam etti April. "Bu desenler kara büyücülüğün işareti. Güçlerini bu izlerden alırlar ama bu güç bir lanetin bedeliyle gelir. Christopher, senin kara büyücü olmadığından emin olmak için kendi gözleriyle kontrol etti."
Elieen bir süre sessiz kaldı, sonra endişeyle sordu: "Peki ya Christopher? Onun vücudunda bu desenlerden var." Christopher'ın vücudundaki desenler açık bir şekilde ortadaydı, o zaman genç adam neden buradaydı?
April derin bir nefes aldı. Gözlerini Elieen'a dikti, "Christopher'ın durumu biraz farklı. Ama bunu sana anlatması gereken kişi ben değilim. O, zamanı geldiğinde sana her şeyi açıklayacaktır." diyerek konuyu kapattı.
Elieen'ın kafasında hâlâ sorular dolanıyordu ama üstelemedi. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Kara büyücülük, lanetler ve Christopher'ın gizemi... Bu dünyada çözmesi gereken çok fazla sır vardı. Burada ne arıyordu? Daha doğrusu neredeydi? Hâlâ bu soruların yanıtını bulamıyordu. Birkaç saat önce sıradan bir insandı; evde oturup kitap okuyan, yağmurlu günlerde cam kenarında kahve içen, kendi halinde biriydi. Şimdi ise büyücüler, kara büyücüler ve lanet izleri gibi akıl almaz kavramların içinde kaybolmuştu.
Hatırlayabildiği son şey, koşarken kendisini yakalayıp içine çeken mavi sisti. Sonrasında gözlerini açtığında, kendini bu dünyada bulmuştu. Burası tanıdığı dünyadan çok farklıydı. Gökyüzü daha koyu, hava daha yoğun ve her şey... her şey bir masalın, hatta belki de bir kâbusun parçası gibi görünüyordu. Ama bu bir masal değildi.
Zihnindeki düşünceler hızla akıp geçerken birden kendisine dokundu. Ellerini kollarında gezdirdi, saçlarına dokundu, hatta yüzünü hafifçe sıktı. Burası gerçekti. Gördüğü, hissettiği her şey tam anlamıyla gerçekti. Ama bir şey eksikti. Zihni bulanıktı, hatıraları sisin ardında kaybolmuş gibiydi. Nereden geldiğini, buraya nasıl geldiğini hatırlamaya çalıştıkça başı zonkluyor, her şey daha da karmaşıklaşıyordu.
"Elieen, iyi misin?" diye sordu April, yüzünde endişeli bir ifadeyle.
Elieen cevap veremedi. İyi değildi. Kalbine bir ağırlık çökmüş gibiydi, sanki hem bu dünyada hem de kendi içinde kaybolmuştu. Kendi ismini bile bir yabancıdan duyuyormuş gibi hissediyordu. Panikle April'a baktı. "Eve gitmek istiyorum..." diye fısıldadı, sesi titrekti.
April, Elieen'ın omzuna hafifçe dokundu, "Eminim Bay Frey sana yardımcı olacaktır." dedi sakin bir sesle. Ancak April'ın bu sözleri Elieen için pek bir anlam ifade etmiyordu. Bay Frey kimdi? Yardım etmek ne demekti?
Elieen, bir şeyleri hatırlamak için gözlerini kapattı. Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın, hiçbir şey netleşmiyordu. Çocukken oynadığı sokaklar, sevdiği yüzler, ona ait olması gereken anılar... Hepsi bir sisin ardına saklanmış gibiydi. Hatırlayabildiği tek şey, koşarken içine çekildiği mavi sisti. Ama o anı bile bir rüya gibi uzak ve bulanık hissediyordu artık. Ellerini şakaklarına bastırdı. Ama her şey daha da ağırlaşıyordu. Hatırlayamamak, kendi geçmişine yabancılaşmak... Bu, korkunç bir histi.
April, Elieen'ın başını çarptığı için bir şey hatırlamadığını düşünerek, "Buraya nasıl geldiğini bilmiyorsun, değil mi?" diye sordu nazik bir sesle.
Elieen başını salladı. "Bilmiyorum... Hiçbir şey bilmiyorum. Eve dönmek istiyorum ama..." Sesi boğuldu, gözleri sulandı. "Evimin neresi olduğunu bile hatırlayamıyorum."
April derin bir nefes aldı ve Elieen'a daha ciddi bir ifadeyle baktı. "Belki de şimdilik burada kalmalısın," dedi. "Bir şeyleri hatırlayana kadar, Bay Frey bir şeyler bulana kadar." April haklıydı. Elieen bu durumda beklemek dışında bir şey yapamazdı.
Aria ve Ares hâlâ masada oturuyorlardı. Merdivenlerden gelen adım sesleri duyulunca, ikisinin de bakışları bir anda aşağı inen Christopher'a çevrildi. Çocuğun yüzünde beliren tebessüm, salona adım atar atmaz yerini ciddi bir ifadeye bıraktı. Masadaki sessizlik kısa sürdü; Christopher, yanlarına otururken, iki gencin gözlerindeki soru işaretine yalnızca kısa ve keskin bir cevap verdi: "Değil." Aria konu hakkında daha fazla yorum yapmadı.
Çok geçmeden April ve Elieen da aşağı inmişti. Elieen gözlerini Christopher'dan kaçırıyordu, aynı zamanda en çok bu çocuğun yüzüne bakmak istiyordu. Christopher'ın da çok farkı yok gibiydi, sadece o gözlerini kaçırmayı tercih etmiyordu.
"Daha iyi misin?" diye sordu Ares, Elieen'a dikkatle bakarak. Genç kız başını olumlu anlamda salladı ama yüzündeki ifadeden hâlâ içinde kopan fırtınaların dinmediği belliydi. Susmak yerine bir şeyler öğrenme vakti geldiğini hissetti. Ares etrafına kısa bir bakış attı, sanki söze nasıl başlayacağını bilmiyormuş gibi. Derin bir nefes aldı ve anlatmaya koyuldu. "Biz burada yaşıyoruz," dedi sakince. "Gördüğün herkesin bir parçası büyücü. Ve... senin de bizden biri olduğunu düşünüyoruz." Sesi giderek daha da yumuşadı, hatta Elieen'a doğru hafifçe eğildi. "Gerçekten bir şey hatırlamıyor musun? Kafanı bir yere çarpmış olabilir misin?"
Ares'in sesindeki şefkat ve bakışlarındaki samimiyet, Elieen'ın içindeki korkuyu biraz olsun yatıştırıyordu. Ares güvenilir biriydi; onun kendisini korumak istediği her halinden belliydi. Ancak Elieen, nereden geldiğini açıklamaktan, zihninde kalan son anılarını anlatmaktan hâlâ çekiniyordu. Eğer gerçeği söylerse, hepsi onun delirdiğini düşünecekti. Aslında, belki de gerçekten delirmişti.
Kafasında dönüp duran bu düşüncelerle derin bir nefes aldı. Okuldan kaçtığını ve kendini burada bulduğunu söylemek bile ona inanılmaz derecede saçma geliyordu. Fakat bir şekilde, yaşadıklarını anlatması gerektiğini hissetti.
"Bir köydeydim," dedi, sesi alçak ve biraz titrek. "Hatta... iki farklı köy. Emin değilim. Ama ellerim... ellerim arasından alevler çıkmaya başladı." O an gözleri doldu ama ağlamadı, sadece cümlelerine devam etti. "Beni yakmak istediler. Ben de kaçtım. Sadece bu kadarını hatırlıyorum." Bu dünyaya ait anıları ancak bu kadardı. Sözleri odada bir an sessizliğe yol açtı. Ares, duyduklarını sindiriyor gibi başını hafifçe eğdi ve düşündü.
"Kesinlikle kafasını vurmuş," dedi Aria, küçümseyen bir tonda. Elieen'ın kaşları hafifçe çatılmıştı ama karşılık veremeden önce April devreye girdi ve Aria'yı susturdu. "Belki de yarı insandır," dedi April, sakin bir şekilde. "Bu yüzden insan köyünde doğup büyümüş olabilir."
İki erkek de April'ın yorumunu onaylarcasına başlarını salladı. Elieen şaşkınlıkla gözlerini kısıp sordu, "Böyle bir şey mümkün mü?" Bir cadının bir parçası nasıl insan olabilirdi aklı almıyordu. Ares başını aşağı yukarı salladı onu cevaplayarak. "April da yarı insan. Annesi büyücü, babası ise insan. Bu türlere 'melez' diyoruz. Büyü güçlerine sahip olurlar ama bir parçaları insan olduğu için güçleri sınırlıdır." Aria susmak bilmiyordu, "Yani en güçsüzlerdir, senin bir parçanın insan olmadığı da kesin." diyerek sivri dilini yine göstermiş, sözleri bu kez April'ı kırmıştı. Sevimli kız yaşıtları arasındaki gerçekten de en zayıf cadılardan biriydi. Christopher Aria'yı kolu arasında sıkıştırıp diğer eli ile ağzını kapattı, "Kız kardeşim yerinde konuşmayı pek bilmez." dedi Aria çırpınırken. Elieen ikisinin kardeş olduğunu bilmiyordu, aslında hiç de benzemiyorlardı. "Siz kardeş miydiniz?" diye sordu sesindeki şaşkınlığı gizlemeden. Bilgilendirme görevini üstlenen Ares cevap verdi ona. "Kısmen. Christopher buraya geldikten sonra Aria'nın ailesi tarafından büyütüldü." Her geçen saniye Christopher hakkında daha da meraklanıyordu Elieen.
Sıra büyü güçleri hakkında konuşmaya gelmişti. "April ve ben Kılıç Ustasıyız." dedi Ares. "Kılıç Ustaları büyü güçlerini parmaklarının arasından sızdırarak ellerindeki kılıçlara aktarır. Bu büyü, kılıcı sıradan bir silahtan çok daha fazlasına dönüştürür, kılıçlar her türlü yaratığın bedenine dokunabilir hâle gelir. Mesela sisten oluşan sis şeytanlarına..." April, Ares'in sözlerini tamamladı. "Bu tür yaratıklar çok zorlayıcıdır. Hava ve ışıkla birleşerek varlıklarını sürdüren varlıklardır. Kılıç Ustaları, onların vücutlarına dokunabilir çünkü büyü, bir anlamda onları somutlaştırmaya yarar. Bu sayede kılıç her şeyi kesebilir; sis, duman, rüzgar gibi soyut kavramları bile." Ares hafifçe gülümsedi. "Evet, öyle. Ama bu, çok hassas bir denge gerektirir. Sis şeytanları gibi soyut varlıklar, fiziksel dünyadan bağımsız oldukları için doğrudan kılıcın temasına girmeleri zor olabilir. Kılıçla bir bağ kurmak gerekir. Ve o bağ doğru bir şekilde kurulmazsa, ne yazık ki kılıç sadece havada savrulmuş olur."
Elieen anladım dercesine başını sallarken Ares, Aria'nın gözlerine baktı, sarışın ve huysuz kız sessizken daha çekilebilir oluyordu. "Aria, taşların gücünü büyüye çevirebiliyor. Doğada bulunan her taşın farklı bir yeteneği vardır ve Aria'nın onlara yalnızca dokunması yetiyor." Elieen, şimdi Aria'nın neden bu kadar çok aksesuar taşıdığını anlamıştı. Omzundan bile çeşitli taşlarla süslenmiş bir takı sarkıyordu. Ares devam etti, "Mesela pembe kuvars, şifa ve duygusal denge için kullanılır. Aria, bu taşı birisine dokundurarak fiziksel yaralarını iyileştirebilir veya zihnindeki çatışmaları yatıştırabilir. Ametist ise zihinsel netlik ve koruma sağlar; bu taşla birinin zihinsel odaklanmasını artırabilir ya da kötü enerjilerden korunmasına yardımcı olabilir." Elieen, şaşkınlık ve hayranlıkla Ares'in sözlerini dinlerken genç adam konuşmaya devam etti. "Ama Aria'nın gücü yalnızca taşlarla sınırlı değil. Toprak, su, hava ve ateş gibi temel elementleri de yönetebiliyor. Mesela toprak. Bir savaş sırasında düşmanlarının yolunu kesmek için yerden yükselen bir bariyer oluşturabilir. Ya da suyu, bir kalkan gibi kullanarak kendini saldırılardan koruyabilir."
Ares'in gözleri Christopher'a döndü. "Christopher'ın gücü bizden biraz farklı." dedi ve Elieen'ın da gözlerinin Christopher'a kaydığını fark etti. "Onun bizim gibi bir nesneye ihtiyacı yok. Eğer bir kılıç kullanmak isterse, onu zihninde yaratabilir. Taşlardan güç almak istese, dokunmasına bile gerek yok. Düşünmesi yeterli olur." Christopher, Ares'in açıklamalarını tamamlarcasına konuşmaya devam etti. Sesi her zamanki gibi sakin ama netti. "Kara büyücülerin ataları büyü konusunda çok ileri seviyedeydi," dedi. "Genetik mirasları sayesinde büyü yapmak bizim için bir içgüdü gibi. Düşünmeyi bilen her kara büyücü, tüm büyü türlerini kullanma potansiyeline sahiptir."
Elieen, bu açıklama karşısında büyülenmiş gibiydi. "Yani siz kara büyücüler doğuştan büyü yapabiliyorsunuz?" diye sordu. Christopher, hafif bir tebessümle başını salladı. "Teorik olarak evet. Ama bu o kadar basit değil. Büyüyü zihinde hayal etmek, özellikle de karmaşık büyüleri, düşündüğünden çok daha zordur." Ares, Christopher'ın açıklaması ardından söze girdi. "Büyü türleri genel olarak ikiye ayrılır: 'Doğal büyü' ve 'Kara büyü.' Doğal büyü, doğayla uyum içinde çalışan büyücüler tarafından yapılır. Bu büyücüler taşları, elementleri ve doğanın diğer unsurlarını kullanarak büyü yaparlar. Kara büyü ise daha çok bireyin kendi gücüne dayanır. Genetik bir miras olduğu için doğrudan kişinin özünden gelir. Ama kara büyüdeki bu bağımsızlık, kontrolsüz güç anlamına da gelebilir."
April işaret parmağını havaya kaldırarak araya girdi. "Doğal büyücüler genellikle bir sınırla doğarlar. Büyüleri taşlara, bitkilere ya da diğer doğa unsurlarına bağlıdır. Ama kara büyücülerde böyle bir sınır yoktur. Yeterince güçlü bir kara büyücü, dünyayı yerinden oynatabilir." Christopher, kolları arasında çırpınan Aria'ya hafifçe kaşlarını çattı ama bir şey demedi. Onun yerine Elieen'a döndü. "Ama bu güç, bir lanet gibidir," dedi. "Ne kadar fazla güç kullanırsan, o kadar çok kaybedersin. Bu yüzden kontrol ve denge en önemli şeydir."
Elieen, duydukları karşısında hem hayranlık hem de tedirginlik duyuyordu. Bu yeni dünyada güç kavramı, kendi bildiği her şeyden çok daha karmaşıktı ve tehlikelerle doluydu. Ama bir yandan da bu açıklamalar, içinde derin bir merak uyandırıyordu.
Masadaki herkes bitince Ares'in bakışları, köşede oturan üç gence kaydı. Gözleri bir an için duraksadı, ardından omuzlarını silkerek yeniden toparlandı. "Lena, John ve..." dedi, ancak cümlesini tamamlamadan durdu. Christopher'ın elini ağzından iterek konuşmayı devralan Aria, hafif alaycı bir tonla, "Mest." diye tamamladı. Ares yutkunup sözüne devam etti. "Onlar şeytan kanı taşıyorlar. Bu, biraz... karışık bir durum, ama eğer şeytan kanı taşıyorsan alevlerle bir hayli iyi iş çıkarırsın."
Elieen merakla masadaki üç gence döndü. Aria, her zamanki gibi sessizliği bozdu. "Yürek yakmayı da iyi bilirler." dedi, alaycı bir gülümsemeyle. Bu sözler Ares'in öfkesini daha da körükledi, ama bu kez Aria'ya cevap vermedi. Gergin bir şekilde sandalyeden kalktı ve yüzünü kapıya çevirdi. "Hava alacağım." dedi, sesinde titrek bir ton vardı. "Elieen, gelmek ister misin?" diye ekledi, bakışlarını genç kıza çevirerek. Elieen, ne olduğunu tam anlayamasa da Ares'in huzursuzluğunu hissedebiliyordu. Başını hafifçe sallayarak kabul etti ve beraber dışarı çıktılar. Geride kalan masada sessizlik hâkimdi, Christopher kaşlarını çatarak kız kardeşine baktı.
Gece serin ve sakindi. Havanın tazeliği, içerideki gerginliği dağıtacak kadar ferahlatıcıydı. Ay ışığı, ormanı hafifçe aydınlatıyor, yaprakların arasından süzülerek yere büyülü bir desen bırakıyordu. Ares, şelalenin döküldüğü ormanlık alana doğru yöneldi. Yavaş adımlarla ilerlerken Elieen, Ares'in bu kadar sessiz olmasını yadırgadı ama rahatsız etmemek için bir süre sessiz kaldı.
Şelaleye vardıklarında, ay ışığı suyun üzerinde bir gümüş yol gibi parlıyordu. Ares, suyun kenarına oturdu ve eline aldığı küçük bir taşı suya doğru fırlattı. Taş, suya çarparak birkaç kez sıçradı ve ardından derinlere gömüldü. Elieen, onun yanına oturup sessizce baktı. Ares'in düşüncelere daldığını görebiliyordu. Yüzündeki ifade, geçmişin yükünü hâlâ omuzlarında taşıyan birinin ifadesiydi. Derin bir nefes aldı ama bu nefes bile içindeki huzursuzluğu dindirememiş gibiydi.
Genç kız Ares'in gözünün altındaki izi başından beri fark etmişti, ama "Nasıl oldu?" diye sormaya cesaret edememişti. İçinde bir anlık bir dürtü hissetti; belki de şimdi, kimse yokken, sormalıydı. Ares'in, eline aldığı küçük taşları ağır hareketlerle suya doğru fırlattığını izledi. Sessizlik, yalnızca şelalenin gürültüsüyle bozuluyordu. Elieen derin bir nefes aldı ve cesaretini toplayarak sordu:
"Ares, gözünün altındaki iz... nasıl oldu?"
Ares başını kaldırdı, genç kızın yüzüne baktı. Bir süre sessiz kaldı, ardından gözlerini tekrar suya çevirdi. "Kaderin izi," dedi sakin bir sesle. Bu kısa cevap Elieen'ın merakını daha da artırdı. "Bilmek ister misin?" diye sorduğunda, Elieen tereddütsüz başını salladı.
Ares, kısa bir nefes aldı. Elindeki taşı bir süre avucunda çevirdi, sanki ne diyeceğini düşünüyordu. "Birkaç ay önceydi," diye başladı. Sesi, şelalenin sesiyle karışıp neredeyse fısıltı gibi çıkıyordu. "Savaştaydık. Bir darbe aldım ve sonra hatırladığım tek şey, bir uçurumdan aşağı düştüğümdü." Kurduğu cümleden sonra duraksamıştı, bir körün bile anlayabileceği kadar görünürdü hareketlerindeki donuklaşma. Elinde tuttuğu taş parmakları arasından kayıp düştüğünde konuşmaya devam etmesi gerektiğini hatırlamış gibiydi. "Gözlerimi açık tutacak kadar bile gücüm yoktu," dedi, sesi titriyordu. "Öleceğimi düşünüyordum. Rüzgârın sesi kulaklarımda yankılanıyordu, bir çığlık gibiydi. O savaş gördüğüm en büyük savaşlardan biriydi ve benim sonum olmak üzereydi."
Elieen, Ares'in sesindeki ağırlığı hissediyordu. Onu kesmeden dinlemeye devam etti.
"Mest..." diye devam etti Ares, "Ona hep hayran olmuşumdur. Şiir gibi konuşur, tek bir bakışıyla insanı büyüler." Ağzından çıkan isimle birlikte kıvrılan dudaklarıyla bir heyecanla kurduğu cümlelerin sonunda sesi azalmış, son hecesi neredeyse söylenmemişti. "Yani benim için öyle." Bir an durakladı, gözleri uzağa dalıp gitti. "Ama o gün Mest değişmişti. İçindeki iblis uyanmış gibiydi." Sesi sertleşti. "Savaşın ortasında beni uçurumdan itti. Kendini kurtarmak için beni feda etti." . "Gerisini hatırlamıyorum. Her şey zifiri karanlığa dönüştü." Sessizlik, şelalenin sesiyle doldu. Elieen, Ares'in ne hissettiğini anlayabiliyordu. Daha fazlasını sormadı. Bu kadarını bile anlatması yeterince zordu ama Ares sözlerine devam etti.
"Uyandığımda yanımda kızıl saçlı bir kadın vardı sadece." dedi ve gözlerini şelaleye çevirdi. "Sol gözümün altı dışında hiçbir yerim acımıyordu. O uçurumdan düşmeme rağmen hayatta kalmayı başardım, tamam... Ama nasıl oldu da sadece bir kesikle kurtuldum?" Bu soruyu Elieen'a sormamıştı, daha çok kendi zihnindeki çözülememiş bir bilmecenin içinde kaybolmuş gibiydi. "Lena kurtarmış beni. O gün sol gözümün altında bir dikiş iziyle yeniden doğdum. Kaderin izi tam o gün hayatıma girdi."
Tüm acısını tek bir cümleye sıkıştırır gibi; Elieen'a çevirdi yüzünü, genç kız gözlerini bile kırpmadan onu izliyor, dudaklarından çıkan, çıkacak hiçbir kelimeyi kaçırmıyordu. "Yani anlayacağın," dedi, sesindeki hüzün net bir şekilde duyuluyordu, "hayranı olduğum bir adam tarafından az kalsın öldürülüyordum. Bu canımı yakıyor."
Ares'in Mest'e olan hayranlığı karşısında Mest ona sadece yaralı bir yüz vermişti. Mest, onun zihninde hayranlık uyandıran bir figür olmaktan çıkmış, sadece yüzünde değil, kalbinin ve ruhunun derinlerinde kapanmayan bir yaraya dönüşmüştü. Sol gözünün altında taşıdığı iz, yalnızca bir fiziksel yara değil, aynı zamanda Mest'le arasındaki karmaşık ve derin bağın somut bir hatırasıydı. Ares, bu izden bir kusur diye söz ediyordu; ama bu kusur, onun hayatına anlam veren ve hikâyesini tamamlayan bir parça gibiydi. Ona yakışıyordu.
Elieen, bu acı yüklü hikâyenin ardından sessizce Ares'e yaklaştı. Gözlerinin ifadesinde hem merhamet hem de anlayış vardı. Yavaşça elini kaldırıp işaret parmağını, Ares'in sol gözünün altındaki yara izine dokundurdu. Dokunuşu hafifti, bir tüy kadar nazik ve geçiciydi. Parmak ucunu iz boyunca yavaşça gezdirdi, sanki dokunduğu yerden acıyı çekip almak istiyormuş gibi.
Ares, bu beklenmedik şefkat karşısında önce bir an sessiz kaldı, sonra dudaklarının köşesi hafifçe yukarı kıvrıldı. Elieen parmağını geri çektiğinde, oğlan ona minnettarlık dolu bir gülümsemeyle bakıyordu. O an, aralarındaki bağın hiç olmadığı kadar derinleştiğini hissettiler. Genç adam ilk defa birisin yanında yüzündeki yara izinden utanmıyordu.
Elieen, bu evrende sebepsiz yere kaybolmamıştı. Onun varlığı, bu dünyada bir anlam taşımak zorundaydı ve belki de bu anlam, Ares'i iyileştirmekti. Ares'in kalbindeki yaraları sarmak, ona tekrar güvenmeyi ve sevmeyi hatırlatmak... Genç kız ilk defa burada kalmak için bir sebebi içinde hissetti.
Y.N.
Bu bölüm ile beraber artık olaylara girmeye başlıyoruz. Yakında yeni karakterimiz ile de tanışacaksınız.
Umuyorum ki karakterleri artık az çok tanıdınız ve evrene dair fikirleriniz var. Büyüler, güçler konusunda anlamadığınız yerleri sorabilirsiniz, hatta özel post bile hazırlarız.
Şimdilik bu kadar.
Kitap ve karakterler ile ilgili daha fazla içerik görmek isterseniz sizi @doganincocuklariofficial isimli instagram hesabımda görmeyi çok isterim.
Eğer benimle, bu kitabın yazarı ile tanışmak isterseniz @senaysl7 isimli instagram hesabımda sizleri bekliyorum.
Şimdilik hoşça kalın! Yorumlarda görüşürüz.
Öpüyoruuum.
Bölüm etkileşimi
